00:25 19 Eylül 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Muhalefet, Suriye meselesi dışında iktidara ciddi seçenek oluşturacak, bir politika ortaya koyabilmiş değil’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 20
    Abone ol

    Doç. Barış Doster’e göre, Erdoğan’ın beka söylemi ve dış politikayı içe malzeme etmesi ilk kez işe yaramadı. Doster 23 Haziran seçimin galibi İmamoğlu’nun artık Türkiye’de önemli bir politik aktörü olduğunu söyledi. Doster, Erdoğan’ın ABD ve AB’yle sıkışmışlığı S-400/F-35 krizi üzerinden aşma çabalarının ekonomik krize çarpacağını belirtti.

    AK Parti Genel Başkanı ve  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümet, 31 Mart’ta iptal ettirilmesinin yolunu açarak 23 Haziran’da tekrarlattığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminden sandıkta ilk kez ağır bir yenilgiye uğrayarak çıkarken, dünyanın gözü Türkiye’ye çevrildi. Uluslararası medya ve kamuoyunda Türkiye’nin etrafındaki krizlerin sayısının arttığı bir ortamda zayıflamış bir Erdoğan hükümetinin geleceğine dair tartışmalar gündeme otururdu. İstanbul seçimlerinin sonuçları ve Türkiye’nin ekonomik kriz ve dış politikada ‘yakıcı’ meselelerle karşı karşıya olduğu bir ortamda olası adımları Marmara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Barış Doster ile konuştuk.

    ‘EKREM İMAMOĞLU ÖNEMLİ BİR POLİTİK AKTÖRDÜR’

    Doç. Dr. Barış Doster, Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul seçimlerinden aldığı farklı sonuçla birlikte artık Türkiye’de önemli bir politik aktör konumuna geldiği görüşünde. 23 Haziran tekrar seçimini İstanbul seçimi olmadığını dile getirirken, “Buna yerel seçim diyemeyiz, çünkü iktidar bunu yerel seçim olmaktan baştan itibaren çıkarttı” diyen Doster, İstanbul’un üretimi, tüketimi, nüfusu, tarihsel ve toplumsal, siyasal ve kültürel ağırlığı ile Türkiye’yi bire bir yansıtmasına dikkat çekti. Erdoğan’ın da siyasi yürüyüşünü İstanbul Büyükşehir Belediyesinden başlattığını anımsatan Doster, 23 Haziran’ın artçı şoklarının Türkiye siyasetini etkileyeceğini vurguladı:

    “31 Mart belediye seçimleri özelinde yenilenen İstanbul seçimleri Türk siyasal hayatında da Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi özelinde de iktidar blokunun Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kendi geleceğinde de çok etkili sonuçlar bırakacaktır. Ekrem İmamoğlu önemli bir politik aktördür. Söylemi, beden dili, çok farklı etnik ve mezhepsel hassasiyetleri duyarlıkları olan insanlara ulaşabilmesi başka başka politik geleneklerden gelen ve belki de kolay kolay bir araya gelmesi mümkün olmayan insanları bu seçim kampanyasında bir araya getirmesi ve dün itibariyle de 800 bin oy farkla yüzde 9’luk bir dilimle seçimi açık ara kazanması artık Türk siyasal hayatında da Adalet ve Kalkınma Partisi’nde de Cumhuriyet Halk Partisi’nde de önemli değişimler yaratacaktır. Buna bir yerel seçim diyemeyiz, buna bir İstanbul seçimi de diyemeyiz. Yerel seçim diyemeyiz çünkü bunu bir yerel seçim olmaktan başından beri iktidar çıkardı. 31 Mart öncesindeki beka söylemiyle ötekileştirici, düşmanlaştırıcı, şeytanlaştırıcı yaklaşımlarla bunu bir yerel seçim olmaktan bizzat iktidarın kendisi çıkarmıştı. Dahası bu bir İstanbul seçimi de değil. Çünkü İstanbul üretimi ile, tüketimi ile, nüfusu ile, tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel ağırlığı ile önemli bir şehir. İstanbul bu özelliklerinden dolayı Türkiye’yi birebir yansıtan bir şehir. Dahası İstanbul herkes için çok önemli olduğu gibi bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi kişisel tarihinde de kendisinin Türkiye’ye tanıttığı 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul belediye başkanlı olarak kendi siyasal rüştünü başlattığı bir şehir. Zaten Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kadroların büyük bir bölümü İstanbul Büyükşehir Belediyesi kökenli olduğu gibi kendileri kendilerini bir başlangıcında belediyecilik hareketi olarak niteliyorlar. O yüzden bu ne bir yerel seçimdi ne de sadece bir İstanbul seçimiydi. Bu ikisinden dolayı önümüzdeki dönemde 23 Haziran’ın artçı şokları bütün siyasal partileri etkileyecektir.

    ‘AKP İÇ SİYASETİ DIŞ SİYASETLE O KADAR İÇ İÇE SOKTU Kİ…’

    Ülkelerin iç ve dış siyasetlerinin birbirinin tamamlayıcısı olduğunu anlatırken, Erdoğan yönetiminin uzun süredir iç siyaset ile dış siyaseti sadece kendi tabanını tahkim etmeye yönelik olarak çok fazla iç içe soktuğunu söyleyen Doster, ancak 23 Haziran seçimlerinin artık bu stratejinin kullanım değeri kalmadığını ortaya koyduğu görüşünde. Bu stratejinin artık iktidar partisinin seçmeninde de eski inandırıcılığını yitirdiğini belirten Doster, diğer yandan Türkiye’nin etrafında Doğu Akdeniz’den Yunanistan’a ve Suriye’ye uzanan krizlere vurgu yaptı. Erdoğan’ın içerideki sıkışmışlığını ABD ile S-400-F35 krizi üzerinden aşmaya çalıştığını kaydeden Doster, ekonomik krizin de Ankara’ya kendi gerçekliğini dayatacağı görüşünü aktardı:

    “Önümüzdeki süreçte hem iktidarın bu seçimlerden ne kadar ders aldığına koşut olarak hem de Türkiye’nin dış politika gündemini o denli etkiliyor ki dış politikada içte alınan dersten ne ölçüde çıkarımlar elde edilebileceğine koşut olarak bu soruyu daha iyi yanıtlayabiliriz. Biz hep şunu söyleriz, dış politika iç politikanın devamıdır. Lider içeride ne kadar güçlü ise halkını, kamuoyunu ne denli arkasına almış ise dış politikada da müzakere masasına o kadar kuvvetli oturur. Bu bir kuraldır, ancak iç politika dış politikanın o kadar devamı değildir. Bunun tersi o ölçü de geçerli değildir. Fakat son yıllarda Adalet ve Kalkınma Partisi iç siyaseti dış siyasetle o kadar iç içe soktu ki dış politikadaki bütün manevra alanı aslında içe dönük kendi tabanını tahkim etmeye dönük o denli yoğun kullandı ki bu hem dışarıda bir müddet sonra muhataplarımız tarafından çok ciddi alınmamaya başladı. Onlar da gördüler çünkü bütün bu söylemin aslında içeriye, parti tabanına dönük olduğunu. Dahası uzun süre bu söylem işi idare etse de taban da bir karşılık bulsa da artık çok iş yapmamaya başladı. İktidar partisinin kendi seçmenlerinde de eski inandırıcılığını yitirdi. Yani her tümceye ‘eyy İsrail, eyy Hollanda’ diye başlamak ama bunun devamını bir türlü getirememek. ‘Biz Ortadoğu’nun lideriyiz, İslam aleminin öncüsüyüz, bölgenin sözcüsüyüz’ diye tümce kurmak ama bunu altını bir türlü dolduramamak. Bu dışarıdan hiç mi hiç iş yapmadığı, hatta müstehzi gülüşlerle karşılandığı gibi içeride de artık son kullanma tarihinin dolduğu 23 Haziran seçimleriyle ortaya çıktı. Eğer bundan ders alınırsa başta Suriye meselesi olmak üzere Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı bloklaşmanın, bir yanda Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi yanlarına Mısır ve İsrail’i alıyorlar. Geri tarafta bunu Katar, ABD, AB destekliyor. Bütün bunlardan ders alınırsa, bu Türkiye’nin yararına olur. Ama yok eğer bütün bunlardan ders alınmaz ise, S-400, F-35 gerilimi üzerinden ABD-Rusya arasındaki sıkışmışlığı iktidar bir şekilde şimdiye kadar yaptığı manevralarla aşmayı denerse, bunun öyle orta vadede değil kısa vadede hayatta karşılık bulamayacağını göreceğiz. Bundan Türkiye’nin sadece dış politikası değil iç politikası da etkilenecek. Bundan sadece dış politikası değil aynı zamanda ekonomisi de çok yoğun şekilde etkilenecek. Çünkü üretemeye bir ekonomi dışsallık yaratamayan bir ekonomi, dış kaynağa bağımlı bir ekonomi yılsonuna kadar ödemesi gereken dış borçları kara kara düşünmekte olan bir ekonomi, işsizlik rakamları korkunç boyutlara ulaşmış bir ekonomi, dış borcu 500 milyar doları aşmış bir ekonomi doğal olarak dış siyasette müzakere masasında çok kuvvetli şekilde masaya oturan bir ekonomi değildir. Bu er ya da geç kendi gerçekliğini dayatır.”

    ‘TÜRKİYE’NİN ULUSLARARASI MESELELERDE ELİ ZAYIFLADI’

    Türkiye’nin en başta ABD ile İran arasındaki son kriz hali olmak üzere etrafındaki krizlerden en çok etkilenen ülke olduğuna dikkat çeken Doster, seçim sonrasında oluşan tabloda Türkiye yönetiminin uluslararası meselelerde elinin zayıfladığı görüşünü dile getirdi:

    “Bütün bu kritik başlıklar etkiler. Çünkü iktidar bloku uluslararası zirveleri dışarıda tutarsak eğer, uzunca bir zamandır batı başkentlerinde tek ikili görüşme yapamayan, ikili zirvelere katılamayan, kendisi doruk diplomasisini çok sevdiği halde uzunca bir zamandır batı başkentlerinde böylesi bir doruk diplomasisinden uzak tutulan bir görüntü veriyor. ABD, İran’la durumu kaçınılmaz olarak Türkiye’yi derinden sarsacaktır. Nasıl Irak ve Suriye’deki gelişmelerden en fazla etkilenen bölge ülkesi Türkiye’dir, İran-ABD geriliminden de Türkiye çok fazla etkilenecektir. ABD ve İran arasında çok büyük bir silahlı çatışma beklemiyorum. Hatta ABD’nin alttan alta İran ile müzakereye zorlamasını ama üst perdeden nükleer meseleyi bile masada tuttuğunu zikretmesini de herhangi bir askeri adım atmayacağının göstergesi olarak yorumluyorum. Çünkü İran’da pabuç pahalıdır. İran tarihsel benliğiyle ulusal kimliğiyle savaş deneyimli ordusuyla geniş ve engebeli zorlu coğrafyasıyla belli konularda misal nükleer, partiler, siyasetler üstü tutumu ile diplomatik belleği ile ciddiye alınması gereken bir devlettir. İran o anlamda bir Suriye, Irak değildir, ABD’de de bunun ayırdındadır. Fakat bölgedeki her türlü gelişmeden ki burada en sıcak olan Suriye başlığı Türkiye doğrudan etkilendiği için iktidar bundan sonra hem bölgedeki muhataplarıyla, komşu ülkelerdeki liderlerle hem de batıdaki muhataplarıyla bu konuları konuşmak istediği zaman artık masaya bütün Türkiye’yi temsilden uzak, karşısında ciddi bir rakip olan kendi müttefik partisinin seçtiklerini bile tam anlamıyla sandığa götürememiş dahası kendi tabanından geniş büyük fire vermiş bir iktidar pozisyonunda olacağından düne nazaran eli daha zayıftır uluslararası meselelerde.”

    ‘MUHALEFETİN DIŞ POLİTİKADA DA DAHA KAPSAMLI VE İKTİDAR SEÇENEĞİ OLUŞTURACAK SEÇENEKLERLE ORTAYA ÇIKMASI LAZIM’

    Türkiye’deki muhalefetin bugüne kadar dış politikada ortaya fazla bir söylem koyamadığını, sadece Suriye’de Esad ile artık doğrudan teması savunmakla yetindiğini anımsatan Doster, muhalefet için bunun ötesine geçerek NATO, AB ve diğer başlıklarda daha kapsamlı, orta ve uzun vadeli stratejilerle kamuoyunun önüne çıkması gerektiği değerlendirmesinde bulundu:

    “Muhalefet, Suriye meselesi dışında, NATO meselesinde, Avrupa Birliği ile ilişkilerde iktidara ciddi seçenek oluşturacak, şimdiye kadar bir politika, bir strateji, bir söylem ortaya koyabilmiş değil. Suriye meselesinde de Türkiye’de pek çok kesimin dillendirdiği üzere Esad ile Rusya ya da İran üzerinden artık doğrudan teması savunuyor. Hem bu 911 km sınıra sahip olduğumuz bir ülke ile kurmamız gerek bir ilişki hem Esad, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin meşrıu lideri hem de Türkiye’de kabaca 5 milyona yakın Suriyeli sığınmacı olduğundan bu Esad devre dışı bırakılarak ya da Şam’daki yönetim göz ardı edilerek çözülebilecek bir mesele değil. Sanırım bunu iktidar da anlamış olmalı ki el altından Şam rejimi ile temasta bulunduklarını, görüşmelerin alt düzeyde başladığını bizzat iktidarın sözcüleri de zikrediyorlar. Fakat öte yandan muhalefetin dış politikada daha kapsamlı, daha orta ve uzun vadeli stratejilerle kamuoyunun önüne çıkması gerekiyor. Çünkü Türkiye’de ister iç siyaset ister ekonomi ister tarım ister ithalat ihracat ister göç konuşalım, bunların hepsi o veya bu şekilde mutlaka dış politika ile çok yakından ilgili. Artık bu aşamadan sonra Türkiye’deki muhalefet partilerinin sadece Suriye meseleleriyle geçiştirmemeleri, Avrasya’dan Rusya’ya ilişkilere, Türk dünyasından Arap alemiyle münasebetlere, AB’den NATO’ya, Latin Amerika’dan Afrika’ya kadar ama coğrafi ama siyasi bütün konu başlıklarında artık Türk halkının önüne kendi yapacaklarına ilişkin kararlı tutarlı inandırıcı projeler vaatler söylemler politikalarla çıkmaları gerektiğini düşünüyorum. Eğer muhalefet partilerinin ciddi bir iktidar seçeneği olmak niyetleri var ise bu şart. Aksi halde Suriye meselesi başta olmak üzere bütün bu konu başlıklarında iktidarın zaten 17 yıllık bir metal yorgunluğu ve başarısızlıkları söz konusu. Buradan bir amiyane tabirle topu gole çeviririz, onların hatalarından yararlanırız şeklinde bir yaklaşım varsa, bu çok fazla kolaycı bir yaklaşım olur, inandırıcılıktan uzak olur ve en önemlisi ciddi bir iktidar seçeneği oluşturduklarına ilişkin iktidara hazır olduklarına ilişkin bir güven vermez bizlere.”

    ‘AKP’NİN GEÇMİŞ KARNESİNE BAKILDIĞINDA YENİ BİR AÇILIM SÜRECİ İHTİMAL DIŞI GÖRÜLMEMELİDİR’

    Doster 23 Haziran sonuçlarından hareketle Türkiye’de ABD’nin başını çektiği emperyalizmin iç işlerine daha fazla karışması ihtimali var. Bunun önlenmesi için Türkiye’nin kendi meselelerini çözmesi gerektiği görüşünü aktaran Doster’e göre, AK Parti’nin geçmiş karnesine bakıldığında yeni bir açılım süreci ihtimal dışı görülmemeli:

    “Suriye ve Irak’taki meseleyi ele aldığımızda ve ABD emperyalizminin bu ülkelere son toplamda niyeti fonda tutulduğunda Türkiye’nin kaçınılmaz olarak kendi içindeki meseleleri çözmesi gerekiyor. Bu bizim hak ettiğimiz, beklediğimiz bir şey. Yani 81 ilimizde 82 milyon yurttaşımızla binlerce yıllık kardeşlik kültürümüzü bizim pekiştirmemiz, kuvvetlendirmemiz lazım. Başarılı bir iç siyaset için de istikrarlı bir demokrasi için de, toplumsal huzur için de, refah için de üretim ekonomisi için de bu şart. Bu kotarılmazsa biz güçlü etkili nüfus sahibi bir bölgesel aktör de olamayız. Onun için de bu şart. Artı bu kotarılmazsa, biz yabancıların batı emperyalizminin iç işlerimize karışmasının da önüne geçemeyiz. Onun için de bu şart. Bu şart bunun pek çok sebebi var. Acaba bütün bu mektup üzerinden yapılan tartışmalar, ilaveten Irak Kürdistan Yönetimi lideri Barzani’nin Türkiye ziyareti. İlaveten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ahmet Kaya’nın ailesi isterse eğer Paris’ten mezarının Türkiye’ye getirilebileceğine ilişkin vaadi. Tüm bunlar sadece 23 Haziran seçimlerini kazanmaya mı yönelik yoksa onun ötesinde 24 Haziran’dan sonra Türkiye’nin gündemine yeni bir açılım süreci mi gelecek. Bunun üzerinde durmak lazım. Cumhur İttifakı’nın önemli bir aktörünün Milliyeti Hareket Partisi olması belki ilk aşamada ‘MHP orada oldukça bir açılım süreci yeniden gündeme gelmez’ şeklinde düşünenleri haklı çıkarabilir. Ama şu soru muhakkak fonda tutulmalıdır. Türkiye’de hele siyasette 24 saat önemli bir süredir ve iktidarın geçmiş karnesine baktığımızda yeni bir açılım süreci de çok da ihtimal dışı görülmemelidir. Suriye’deki gelişmeler, Rusya’nın etkisi, İran’ın nüfuzu, ABD’nin Irak’taki varlığı dikkate alındığında Türkiye’nin hem sıkışmış ekonomisi hem yalnızlaşmış diplomasisi hem de içeride seçimlerden dolayı fazlasıyla artmış olan toplumsal gerilimi maalesef fazlasıyla artmış olan bu gerilimi azaltmak için de iktidar bu yönde kimi hamleler yapabilir. Bunlar samimidir, değildir, Milliyetçi Hareket Partisi’nin direnciyle karşılaşır, karşılaşmaz bu ayrı. Ama iktidardan bu yönde adım geldiğini görmek bizleri çok da fazla şaşırtmamalıdır.”

    Etiketler:
    S-400, Rusya, ABD, Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım, CHP, AK Parti, Ekrem İmamoğlu
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın