20:53 09 Ağustos 2020
Canlı Yayın

    'ABD’nin projelerine eklemlenen bir Türkiye daha büyük zarar görecek'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 1721
    Abone ol

    Mehmet Ali Güller, Suriye politikasında başından beri yanlış içinde olan Türkiye’nin Soçi Mutabakatı’nı uygulamaması durumunda bundan tüm bölge ülkelerinin zarar göreceği görüşünde. ‘İdlib düğümünde ABD ve İsrail’in yararlanacağı bir çözüm modeli tercih edildi’ diyen Güller, ABD projelerine eklemlenen Türkiye’nin büyük zararlar göreceğini söyledi.

    Suriye ordusunun İdlib'in yüzde 90'ında etkili olan terör örgütü HTŞ (El Kaide) ve diğer cihatçı gruplara karşı operasyonları sürerken, 36 Türk askeri hava saldırı sonucu hayatını kaybetti. TSK ve MSB kaynaklarının bildirdiğine göre saldırıya ‘misliyle’ karşılık verildiği bildirilirken, sınır kapılarının sığınmacılara açılması Avrupa'da yeniden tartışmaları tetikledi.

    Rusya, Soçi gereği gözlem noktalarındaki Türk askerlerinin korunduğunu vurgularken, büyük can kaybına yol açan saldırının bu noktaların dışında teröristlerin bulunduğu bölgelerde gerçekleştiğini duyurmuş durumda.

    Gelişmelerin ardından Türkiye'nin talebiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İki liderin yüz yüze görüşmesi ihtimalinin bulunabileceği açıklandı. Erdoğan'ın ABD lideri Trump ile görüşmesi de dikkat çekti.

    İdlib'de son durumu, Türk dış politikasındaki kriz halini, ABD, AB ve Rusya Federasyonu ile ilişkileri Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mehmet Ali Güller ile konuştuk.

    ‘Türkiye’nin Suriye’de Esad’ı devirmek olarak belirlediği strateji başından yanlıştı’

    Mehmet Ali Güller, Türkiye’nin Suriye politikasında Rusya ile normalleşme gibi doğru taktik adımlar atmasına rağmen en başından belirlediği ‘Şam rejimini devirmek’ stratejisinin başından beri yanlış olduğunu ve sürecin bu yanlış etrafında dönüp durduğunu dile getirdi:

    ’’Suriye’deki durumun buraya geleceğini Türkiye'de hemen herkes gördü. Bu defalarca dile getirildi ve söylendi. Hakikaten sözün bittiği yer, fakat yine de durumu değerlendirmek, bu noktadan bile bir geri dönüş, bu noktadan bile bir çıkış kapısı aralamak üzere gelişmeleri analiz etmek, neticede bizim de gazeteci olarak işimiz, görevimiz. En baştan şunu söylemek lazım: Bu işin amentüsünde, stratejisinde, abecesinde, başlangıcında yanlışlık var. Temel mesele o, bir stratejik yanlış var. Dolayısıyla o strateji yanlış olduğu için de siz ilerleyen süreçte, kimi teorik olarak doğru taktikler üretseniz de -ki çoğu da yanlıştı- stratejideki yanlışlığı değiştiremiyorsunuz. Türkiye'nin 2011'den bu yana Suriye dış politikasındaki temel mesele bu. En başından itibaren Türkiye önüne Esad'ı devirme, ‘Şam Rejimi'ni yıkma gibi yanlış bir hedef koydu ve o hedefe göre bir strateji belirlediği için sonrasında yaptığı her şey, bu yanlışın etrafında döndü dolaştı. Rusya'yla normalleşme sürecinin başlamasıyla birlikte, kimi zaman yaptığı doğru taktik hamleler bile o stratejik yanlışlığı düzeltmeye yetmedi. Geldiğimiz yer de burasıdır maalesef.’’

    ‘İdlib düğümünde ABD ve İsrail’in yararlanacağı bir çözüm modeli tercih edildi’

    İdlib sorununun, AK Parti iktidarının ‘82. il Halep’ gibi dolaylı hedeflerinden geri adım atmamak uğruna büyüdüğüne dikkat çeken Güller, ABD ve İsrail’in yararlanacağını bir çözüm modelinin tercih edildiğine vurgu yaptı:

    ’’Peki o stratejik yanlışlıktan bugün AKP'nin dönme şansı var mı? Temel mesele bu. Yani bu stratejik yanlışlıktan dönerse bu iş direkten döner. Hepimizin beklentisi, kuşkusuz dönmesi ama AKP gibi iktidarların bu noktada çok geri adım atmak gibi durumlarının olmadığını da tarihsel olarak biliyoruz. Deyim yerindeyse, bu işin sonuna kadar götüren bir anlayışa sahipler. Umarım götürmezler. Nedir burada hedef? Hala o hedefi dolaylı olarak ifade ediyorlar: ‘82. il Halep’ diyorlar. Yani AKP önüne ‘82. il Halep’ hedefi olarak koyduğu zaman, Halep'i 82. il yapabilmek için de İdlib'den çıkmamak gerektiğini önüne koyduğu zaman, bu iş İdlib'de düğümleniyordu. İki yıldır olan da buydu, Soçi Mutabakatı'nın imzalanmasından bu yana İdlib bir düğüm olarak duruyordu. O düğümün çözülmesi, ya tamamen bu meseleyi bölge adına olumlu bir noktaya götürecekti ya da ABD'nin ve İsrail'in yararlandığı bir noktaya evrilecekti ve bugün geldiğimiz noktada ABD ve İsrail'in yararlanmasının zemininin oluştuğu bir çözüm modeli tercih edildi. Nedir o çözüm modeli? AKP hükümeti maalesef, İdlib'den vazgeçmek istemiyor. Yani tırnak içerisinde, en amiyane tabirle böyle koyabiliriz meseleyi; İdlib'den vazgeçmek, çıkmak istemiyor.’’

    ‘İdlib’den çıkmamanın görev olarak öne konulması durumunda Suriye ile çatışma kaçınılmaz’

    Türkiye’nin Astana’da işbirliği yaptığı ülkelere ve komşusu olan Suriye’yle karşıt bir pozisyona girerek İdlib’de kalmakta ısrarcı olduğunu belirten Güller, ‘İdlib’den çıkmamak’ hedefinin Suriye ile çatışmayı kaçınılmaz hale getirdiğini söyledi:

    ’’Yani en üst noktadan, Cumhurbaşkanlığı katından, tam da bu yönde açıklamalar daha geçen hafta yapıldı. Yani Türkiye Suriye'den ne zaman çıkacak diye bir soru sorulduğunda, öyle bir formülasyon yapıldı ki, ‘yani orada rejim değişecek, orada bizim istediğimiz türden bir rejim oluşacak, anayasaya yapılacak, seçim olacak’ gibi şeyler söylendi. Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamalar Suriye'den çıkmamanın formülü olması bakımından kritiktir. Bugünkü önemli noktaya gelmemizde biraz o bakışın devam etmesinin eseri olarak görebiliriz. Çünkü bu şu demek yani siz İdlib'den çıkmamayı önünüze bir görev olarak, hedef olarak koyduğunuz zaman bu sizi kaçınılmaz olarak Suriye'yle çatışma noktasına getirecektir. Bu kaçınılmaz. Yani neticede Suriye'de şöyle söylüyor, burası benim toprağım, ben burada egemenliğimi tesis etmek istiyorum. Türkiye'nin Astana platformunda birlikte çalıştığı Tahran yönetimi de, Moskova yönetimi de bu yönde düşünüyor. Dolayısıyla Türkiye burada işbirliği yaptığı kuvvetlerin görüşüne ters olarak hem de komşu hukukunun dışındaki bir pozisyona uygun olarak İdlib'de kalmakta ısrarcı oldu. Bu işin sıkıntılı yanı.’’

    ‘Mülteci sorunu Rusya koordinasyonunda Suriye ile çözülebilirdi’

    Suriye topraklarının teröristlerden arınmasının Türkiye’nin yararına olduğuna dikkati çeken Güller, haklı olarak işaret edilen mülteci sorununun Rusya’nın koordinasyonuyla Suriye ile çözülebileceğine vurgu yaptı:

    ’’Türkiye'nin de şöyle haklı argümanları var: ‘Buradan kaynaklanan bir mülteci sorunuyla karşılaşıyorum’ diyor. Doğru, ama bu sorunun çözümü, çatışma pahasına, İdlib'de kalmak değil ki. Bu sorunun çözümü kolay. Suriye'yle, hatta Rusya'nın da koordinasyonunda anlaşarak, gözlem noktalarını sizin kuzeye doğru çekmeniz, İdlib bölgesinde Suriye ordusu egemenlik tesis ettikçe, hatta ona yardımcı olarak, çünkü oranın Suriye ordusunun egemenliği oluşturması toplamda Türkiye'nin yararına. Suriye topraklarının terörist unsurlardan arınması Türkiye'nin yararına. Bu noktada hala şu yapılabilirdi iki hafta önce, yani gözlem noktalarının, güneyde olanları kuzeye çekilip, Rusya'nın koordinasyonunda Suriye devletiyle anlaşıp, mültecilerin sınıra dayanmasına karşın her 3 devlet burada bir tampon oluşturarak mülteci sorununu hayırlı bir şekilde, bölge yararına çözebilirlerdi. Fakat böyle çözmeyip, ısrarla Afrin'de kalmayı önünüze hedef koyduğunuz zaman bulduğunuz argümanların bir önemi kalmıyor. Netice itibariyle orası başka bir ülkenin toprağı. Siz başka bir ülkenin toprağında ben illa bulunacağım, burada kuvvet bulunduracağım derseniz bu kaçınılmaz çatışmaya götürecektir. Türkiye'nin buradan dönmesi gerekiyor. Bu noktadan çıkması gerekiyor.’’

    ‘Rusya ve Türkiye birbirlerine açık kapı bıraktı’

    Güller, son yaşananlara rağmen iki devletin birbirine açık kapı bıraktığını ve bunun felaket senaryosundan çıkış için büyük önem taşıdığına işaret etti:

    ’’Ben hala küçük de olsa bir umut olduğunu düşünüyorum. Yani Rusya bugün yaptığı açıklamalarda özet olarak şunu söyledi: ‘Rus Hava Kuvvetleri Türk askerlerinin vurulduğu alanda operasyon düzenlemedi’. Böyle diyerek bir açık kapı bırakmış oldular Ankara'ya. Ankara da benzer şekilde, çok açıktan, çok doğrudan, üst perdeden Rusya'yı hedef almayarak bir açık kapı bırakmış oldu. Bu felaket senaryosundan çıkış olasılığına kapı aralayan bir durum. Bundan Türkiye yararlanmalı. Bu zeminden Ankara ve Moskova yararlanmalı. Bunun hala şartları mevcut, nitekim Erdoğan ve Putin arasında yapılan görüşme ve buna yönelik yapılan açıklamalar, bir çıkış ihtimalinin olduğunu hala gösteriyor. Kremlin, İdlib durumunun normalleşmesi için ek tedbirler alınmasında anlaşıldı diyor. O ek tedbirler aslında daha önce de konuşulan konulardı, yani ilgili kurumlar arasında istişarenin yoğunlaştırılmasından tutun da Soçi Mutabakatı'nın hayata geçirilme aşamalarının ele alınması gibi. Bunlar zaten yapılmıştı. Olsun, ama yine de bu hala bir çıkış kapısı aralaması bakımından önemli.’’

    ‘Türkiye’nin Soçi Mutabakatı’nı uygulamaması, bölgenin zarar görmesine yol açar’

    Lavrov’un Lüksemburg’da yaptığı açıklamaların, Rus tarafının görüşlerini anlatması bakımından önemine değinen Güller, Türkiye’nin Soçi Mutabakatı’nı uygulamaması durumunda bundan tüm bölgenin etkileneceğini söyledi:

    ’’Burada, Lavrov'un mesajları çok önemli. Moskova'nın tavrını ve deyim yerindeyse şubat başından beri Erdoğan'ın Putin'e, Putin'in Erdoğan'a bir rest tersi uyguladığı, hangisinin önce geri adım atabileceği üzerine karşılıklı zorlamaları gibi sahnelenen bir mücadeleye dair Moskova'nın kendi kırmızı çizgilerini çiziyor. Şöyle diyor, birincisi İdlib'e ilişkin mutabakatlara bağlıyız diyor, böylece Ankara'yla işbirliğinden vazgeçmeyeceklerinin söylemiş oluyor. Bu güzel, iyi niyetli bir ifade. Diğer yandan Moskova ile Ankara arasındaki mutabakatlar tamamen uygulansaydı Türk askerlerinin ölmesi gibi trajedilerden kaçınmak mümkün olabilirdi diyerek Soçi Mutabakatı'na gönderme yapıyor. Rusya'ya verilen koordinatlarda Türk askerleriyle ilgili veriler yer almıyordu diyor. Türkiye İdlib'deki gerilimi azaltma bölgesindeki muhalifleri teröristlerden artık ayırmalı diyor ve Suriye ordusunun da İdlib'deki teröristlerle mücadele etme hakkına sahip olduğunu söylüyor. Dolayısıyla bugün geldiğimiz nokta şudur, İdlib'de HTŞ ve benzeri örgütlerin, bunlarla mücadelenin olması gerektiğini Moskova altını çize çize söylüyor. Dolayısıyla düğüm burası. Türkiye, ya Soçi Mutabakatı'na uygun olarak, zaten kendisinin de altına imza attığı şekilde, radikal unsurlarla ılımlı unsurları birbirinden ayırma meselesine yoğunlaşacak, ya da bu düğümün çözülmesi bu haliyle sıkıntılı olarak sürmeye ve bölgenin toplamda zarar görmesine devam edecek. Nitekim, Lavrov NATO konusunda da bir açıklama yapıp, özetle bu konu NATO'yu ilgilendirmiyor diyerek hala meselenin bölge içinde kalıp, bölgenin yararına çözülmesinin gerekliliğinin altını çiziyor. Ankara da buna benzer yaklaşıp, sorunun bölge içinde kalmasını, ABD'nin NATO'nun buralara çağrılıp, yeniden Suriye'nin -bir siyasi çözüm rotasına girmişken- askeri çözüm seçeneğine yeniden dönülmesini engelleyerek bu meseleyi komşuluk hukuku ve ilişkileri içerisinde Türkiye'nin de, Suriye'nin de, bölgenin de yararına çözme rotasına girmesi gerekiyor.’’

    ‘ABD, Türkiye’nin İran, Suriye ve hatta Rusya ile çatışmasının pususuna yatmış durumda’

    Bölge devletlerinin kendi aralarındaki mücadelenin yarattığı kaygan zeminden her zaman ABD’nin yararlandığına dikkati çeken Güller, ABD’nin projelerine eklemlenen bir Türkiye’nin büyük zarar göreceği görüşünde:

    ’’En baştan söyleyelim: NATO, Türkiye’nin yardımına koşmayacak. Bu bir tuzak olur Türkiye için. ABD ya da NATO buraya gelmeyecek, Türkiye'ye yardım etmeyecek. Türkiye burada ABD'nin desteğine güvenerek bölgeyle tamamen karşı karşıya bir pozisyon belirlerse hata yapar. Tersine ABD burada, Türkiye'nin İran'la, Suriye'yle, hatta Rusya'yla çatışmasının pususuna yatmış durumda. Böyle bir durumda da gelip Türkiye'ye askeri bir destek vermeyecektir. Bu bölgede, bu ülkeler, birbirlerinin enerjisini götürdükçe, birbirleriyle mücadele ettikçe, bundan İsrail'in güvenliğini teminat altına almaktan, kendi çıkarlarına uygun haritalar çizmeye kadar pek çok hedefin gerçekleştireceğini görmektedir. Ankara da, Şam da, Moskova da, Tahran da bu esası görerek, bundan ders çıkararak hareket etmeli. 1980'den beri, yani Irak'la İran'ın karşı karşıya getirildiği süreçlerden beri, ABD bu coğrafyada belli kuvvetler karşı karşıya geldikçe ortaya çıkan yumuşak kaygan zeminden hep yararlanmanın unsurlarını ortaya çıkardı kendince ve o unsurlar üzerinden de bölge üzerinde yeni aktörler yaratıp, yeni haritalar dizayn etmeye çalıştı. Şimdi bölge ülkeleri anlaşarak, ABD'nin yararlanmaya çalışacağı unsurları da ABD'nin elinden, kullanımından alıp onu bölgenin birliği içerisinde tutarak bu meseleyi hal yoluna sokmak zorunda. Aksi takdirde bölgede çıkabilecek bir kıvılcım ciddi bir yangına dönüşebilir. Maalesef elinde benzin bidonu ve çakmak taşıyanların da bulunduğu şu konjonktürde bu oldukça büyük bir risk taşıyor. Türkiye Batı'dan medet umma noktasına kesinlikle gelmemeli. 2015 sonrası girdiği bölge ülkeleriyle yakınlaşma, Moskova'yla işbirliği yapma sürecini devam ettirmeli. Washington'a yeniden dönen, yeniden ABD'nin, Atlantik'in projelerine eklemlenen bir Türkiye daha büyük bir zarar görecek.’’

    ‘Mülteci sorununun çözümü, onları vatanlarına kavuşturma eksenli bir hedefin konmasından geçiyor’

    Mehmet Ali Güller, son olarak AB’ye yapılan çağrıların anlamsızlığına işaret ederek, mülteci sorununun onları vatanlarına kavuşturarak çözülebileceğini savundu:

    ’’AB’ye yapılan bazı çağrılar doğru görünmüyor. Destek istediğiniz bir yere ‘şantaj yapıyor’ gibi görünürseniz bu bir sıkıntıdır. Kaldı ki bu konuda Avrupa'ya bir çağrı yapmanın hiçbir manası yok. Türkiye bu konuda Avrupa'ya defalarca çağrıda bulundu, bundan Türkiye'nin yararına bir sonuç çıkacağı yok. Avrupa Birliği, yani Almanya merkez olarak bu ülkeler, Türkiye'ye ‘iyi tamam sana şu kadar para verelim, sen bu mültecilerle ilgilen’ dediler hep. Bu bir çözüm değil. Bu meselenin çözümü Türkiye'deki Suriyelileri vatanlarına kavuşturmak şeklinde olabilir. Avrupa'ya göndermek ya da Türkiye'de tutmak ileride daha büyük sorunlara yol açacaktır. Türkiye, yol yakınken -hep bunu da söyledik- Suriyelileri vatanlarına kavuşturmak hedefiyle bu işi hal yoluna sokabilir. Öbürü ciddi sorundur. Bugün çok enteresan, Suriyeli bir delikanlının açıklaması vardı. Avrupa'ya gitmek istiyor çünkü ‘Türkiye artık çok kalabalık, çok Suriyeli var’ diyor. Türkiye'deki Suriyeli bile Türkiye'deki Suriyelilerin kalabalığından şikayet edip Avrupa'ya kaçmak istiyor. Bu tuhaf bir durum yani Türkiye'nin buradan çıkması da yine dönüp bölge ülkeleriyle anlaşmasından ve Suriyelileri vatanlarına kavuşturma eksenli bir hedef ortaya koymasından geçiyor.’’

    Etiketler:
    Sergey Lavrov, Vladimir Putin, Recep Tayyip Erdoğan, İsrail, Soçi Mutabakatı, TSK, Türkiye, ABD, İdlib, Suriye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın