20:00 09 Ağustos 2020
Canlı Yayın

    ‘İsrail'de siyaset aşırı sağa kayıyor, sol yok olma noktasında’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Selin Nasi'ye göre, İsrail iç siyasetinde bir yılda üç seçimi tetikleyen krizler ve Trump'ın 'Yüzyılın Anlaşması'nı eşliğinde Netanyahu yeniden kazansa da yolsuzluk davası eşliğinde koalisyon kurması kolay değil. İsrail’in de aşırı sağa kaydığını belirten Nasi, bölgesel konjonktürün artık iki devletli çözüme arka çıkamadığını söyledi.

    İsrail'de seçmenler 2 Mart'ta bir yıl bile dolmamışken üçüncü kez sandığa giderken, seçimleri Benyamin Netanyahu liderliğindeki sağcı Likud partisi ilk sırada tamamladı. Ancak Likud, 120 sandalyeden oluşan parlamentoda salt çoğunluğu sağlayamamış görünürken, koalisyon senaryoları şimdiden gündemde. Netanyahu'nun eylül seçimlerinde ana muhalefetteki Beny Gantz'ın Mavi-Beyaz koalisyonu karşısında gerideyken yeniden burun farkıyla öne çıkması dikkat çekerken, bunda Trump'ın ilan ettiği 'Yüzyılın Anlaşması'nın etkisi de merak konusu.

    İsrail seçimleri ve bölgesel denkleme etkilerini akademisyen, gazeteci ve yazar Selin Nasi ile konuştuk.

    ‘İsrail’de seçim sarmalını tetikleyen krizler'

    Selin Nasi, İsrail'de bir sene içerisinde üç seçim yapılmasına yol açan sürecin, İsrail iç siyasetindeki unsurların karşılıklı hamleleri olduğunu anımsattı. Seçim sarmalının aşırı sağcı Avigdor Lieberman'ın hükümetin Hamas karşısında zayıf kalmasını gerekçe göstererek tetiklediğini anımsatan Nasi, ardından da aşırı dinci partilerin ayrıcalıklı statülerini sarsan girişimlerle koalisyon tesisini engelleyerek yeni seçimlere yol açtıklarının altını çizdi. Nasi tüm bunların İsrail'de hızla sağa kaymış olan siyaset iklimi sayesinde yaşanabildiğine dikkat çekti:

    “Aslında seçimleri tetikleyen krizden başlamak faydalı olur. 2018 Kasım’ında koalisyon ortaklarından Evimiz İsrail Partisi lideri ve Savunma Bakanı Avigdor Liberman, hükümetin Hamas’a karşı zayıf davrandığı gerekçesiyle istifasını vermişti. Ama arka planda Haredi denilen Ortodoks Yahudilerin askere alınmasını öngören bir askerlik yasası üzerinden tartışmalar zaten koalisyonu sarsıyordu. Liberman, Moldova doğumlu, büyük bölümü de seçmenin Rus göçmenlerden oluşuyor, daha seküler ve milliyetçi bir tabanı var. Bu taban İsrail toplumundaki demografik sağa kayıştan rahatsız. Örneğin İsrail İstatistik Enstitüsü’ne göre şu anda toplumun yüzde 12’sini temsil ediyordu Ortodoks Yahudiler.  Yüksek doğum oranları sebebiyle 2065 yılında nüfusun yüzde 25’ini oluşturması tahmin ediliyor. Bu kesim hayatlarını din eğitimine adayarak iş gücüne katılmıyor ve devlet desteğiyle geçiniyor. Bu da toplumun diğer kesimlerinden ciddi tepki çekiyor. Liberman’ın seçmenleri de bu konuda baskı yapıyordu ve milliyetçi saiklerle parlamentodan bir yasa tasarısı geçirilmesini istiyorlardı. Bu tasarıya göre de bu yasada Ortodoks Yahudilerin askerden muaf olma ayrıcalığını kaldıracaktı. Tam da bu noktada ortakları aşırı sağ ve aşırı milliyetçi partilerden oluşan Netanyahu liderliğindeki bu koalisyon ortaklarına ultra Ortodoks iki parti Şas ve Tevrat Birliği Yahudiliği Partisi duruma itiraz ettiler, bu da bir seçim sarmalını tetikledi. Nisan’da seçimler oldu, hükümet kurulamadı, çünkü Liberman yine bu askerlik yasasında diretiyordu. Bu sefer Eylül’de yeniden seçimlere gittiler. Şimdi de İsrail en son 3.cü seçimleri geçtiğimiz hafta yaptı."

    'Netanyahu yine hükümet kuracak yeterliliğe tam ulaşamadı'

    Nasi, seçim sonuçlarına göre Netanyahu'nun Likud'unun hala hükümeti kuracak yeterli sayıya ulaşamadığını belirtirken, koalisyon çabalarının yine zorluklarla karşı karşıya olduğunu vurguladı:

    "Seçim sonuçlarına baktığımızda Likud partisi hala hükümeti kuracak yeterli sayıya ulaşabilmiş değil. Bu noktada İsrail seçim sisteminden bahsetmekte de yarar var. İsrail parlamentosu 120 sandalye ve hükümet kurmak için 61 sandalye gerekiyor. Bu da koalisyon hükümetlerinin kurulmasını teşvik eden bir sistem. Dolayısıyla seçim başarısını biz değerlendirirken yalnızca partinin aldığı oy oranına değil koalisyon hükümeti kurabilip kuramama gücüne göre de aslında başarısını değerlendirmek zorundayız. İlk etapta yayınlanan sonuçlara göre Likud’un daha fazla sandalyesi vardı, sonra bu oran gerileyerek 36 sandalyeye düştü. Şu anda toplamda koalisyon ortaklarıyla beraber 59 sandalyelik bir çoğunluğa sahip karşı kanat Mavi Beyaz İttifakı’nın kurabileceği merkez sağ partilerden oluşan koalisyona karşı. Bunun içerisinde sol partiler de var. Ama bu seçim sonuçlarının bize gösterdiği bir diğer gerçek de İsrail’de hakikaten siyasal spektrumda solun giderek kan kaybetmesi, neredeyse yok olma aşamasına kadar gerilemesi söz konusu. Siyaset aşırı sağa kayıyor ve bu gidişat ister istemez hem iç hem dış politikayı etkilemekte.”

    ‘İsrail ile Arapların seçimlere katılımı rekor derecesinde yükseldi’

    Nasi’ye göre, İsrailli Araplar ise seçimlere rekor katılım bir baskı gücü oluşturabilme şansını elde etti. Ancak bu durumun koalisyon tesisinde sağ kanat siyasetin koşullarının da etkisiyle karmaşık bir tablonun ortaya çıkmasını etkilemediğini belirten Nasi, sandalye eksiği olan Netanyahu’nun başbakanlığında kimsenin uzlaşmaya kolay kolay yanaşmayabileceğini ekledi. Nasi, Trump'ın 'Yüzyılın Anlaşması' planının da İsrail sürecini olumsuz etkilediğinin altını çizdi:

    “Son iki seçimdir özellikle bir yerde Netanyahu’nun kullanmış olduğu ırkçı ve ayrımcı söylemin yarattığı bir gerçeklik. İsrail ile Arapların oy verme oranları seçimlere katılımı rekor derecesinde yükselmiş durumda. Dört İsrailli Arap Partisi’nin koalisyonundan oluşan Birleşik Arap listesi, şu an parlamentoda üçüncü en büyük parti, muhalefet konumuna yükseldi. Bu seçim sonuçlarında da hala bu konumunu sürdürüyor. Hatta sandalye sayısını da iki sandalye yükseltmiş durumda. Geçen seçimlerde 13 iken şimdi 15 sandalye elde etmiş durumdalar. Neden daha evvel ki seçimde de koalisyon kurulamadı diye bakarsak koalisyon ortaklarının öne sürdükleri koşullar hakikaten bir açmaz yaratmakta. Mavi Beyaz İttifakı lideri Benny Gantz, Netanyahu’nun hakkında herhangi bir suçlama olan bir liderin başbakanlığında herhangi bir hükümet kurulmasını kabul etmeyeceğini söylüyor. Liberman’ın askerlik yasası konusunda bastırması söz konusu. ‘Bir ulusal birlik hükümeti kurmaya taraftarım ama Netanyahu içinde olacaksa, aşırı sağ partileri istemiyorum’ diyor. Öte taraftan Birleşik Arap listesi de Liberman gibi aşırı milliyetçi bir partinin olduğu bir koalisyona destek vermeyeceğini ifade ediyordu. Bir de buna ek olarak Eylül seçimlerinden sonra Mavi Beyaz İttifakı’nın Netanyahu’dan sıkılmış olan sağ seçmeni kazanabilmek için söylemini biraz sağa yönlendirmiş olması, sağa çekmiş olmasının bence birazcık bu seçimlerde oy kaybına neden olduğunu düşünüyorum. En azından bu sandalye sayısındaki gerileme bana bunu düşündürüyor. Bir şeyin aslı varken niye taklidine oy versinler. Çünkü kendisini geçen seçimlerde en azından dışarıdan da olsa Birleşik Arap listesi destekleyeceğini söylemişti. Hatta 92’den bu yana ilk defa bir İsrailli adayı başbakan adayı olarak göstermişti. Bu siyasi uzlaşma adına hakikaten sevindirici bir gelişmeydi. Ama daha sonra ABD Başkanı Trump, Yüzyılın Barış Planı’nı görüşmek üzere Netanyahu’yu Washington’a davet ettiğinde Netanyahu, Benny Gantz’ı da davet ettiriyor. Muhtemelen hesabı da şuydu: ABD Başkanı’nı karşısına almak istemeyeceği için Barış Planı ile ilgili daha ılımlı birtakım yorumlar yapacağını, bunun da seçimlerde olumsuz olarak geri dönebileceğini hesap ediyordu. Nitekim Gantz da seçimlerden sonra bölge ülkeleriyle beraber bu Barış Planı’nın uygulanıp uygulanmayacağını görüp ona göre yaparız gibi ucu açık bir beyanat vermişti. Ama reddetmemiş olması bu planı İsrail ile Araplardan ciddi de tepki çekmişti. O zaman acaba bu bir taktik miydi, gerçekten planı benimsemiş miydi diye konuşuldu. Ama şu anda seçim sonuçlarında gördüğümüzde biraz geri tepmiş gözüküyor. Ama şunu söyleyebiliriz, İsrail ile Araplar da seçime katılımları sayesinde aslında bir baskı gücü oluşturabilme şansını elde ettiler.”

    ‘Bölgesel konjonktür iki devletli çözüme arka çıkamıyor’

    İsrail’de bir yeni seçimin ekonomisini zora sokacağını söyleyen Nasi, bir an önce hükümet kurulması gerektiğini dile getirdi. İsrail içinde daha sol kanattan ve Gantz'ın Mavi-Beyaz ittfakından bazı vekillerin transferinin şimdiden konuşulduğunu aktaran Nasi, bu sayede Likud liderliğinde bir koalisyon olasılığının belirdiğini, birlik hükümetinin de bir alternatif olabileceğini söylerken, Netanyahu'nun akıbeti için ise 17 Mart'ta başlayacak davayı izlemek gerektiğinin altını çizdi:

    “Netanyahu’nun hükümet kurmak için sadece iki sandalyeye ihtiyacı var. Bu küçük bir rakam olarak görünse de aslında bir handikap. 11 ay içinde üçüncü kere seçime gidildi. Bir dördüncü seçim daha hem ekonomiyi zorlayacak hem de İsrail’in artık işler bir hükümete ihtiyacı var gerek bütçe konusunda kararların verilmesi lazım, ivedilikle atılması gereken birtakım adımlara, yani yönetime ihtiyaçları var. Dolayısıyla yeni bir seçimi engelleyebilmek için sağduyulu davranıp ya koalisyon yapmaya niyetli ortakların kendi aralarında bir ortak zeminde buluşabilmeleri lazım. Bu mümkün mü? Şöyle senaryolar dillendiriliyor. Daha sol kanattan veya eski Benny Gantz’ın Mavi Beyaz İttifakı içerisinden birtakım milletvekillerinin transfer dilebileceği konuşuluyor. Böyle bir milletvekili transferi olduğu takdirde hakikaten yine Likud partisi liderliğinde sağ bir koalisyon kurulabilir. Bu sefer Gantz ve Netanyahu eğer bir şekilde anlaşabilirlerse ki muhtemelen kuvvetli bir ihtimal Netanyhu’nun 17 Mart’ta başlayacak olan duruşma süreciyle de alakalı birtakım unsurları içerecektir, pazarlık konusunda. Belki de karşımıza bir birlik hükümeti de çıkabilir. Önümüzdeki bir hafta çok kritik, çünkü 10 Mart’a kadar hem seçim sonuçlarının açıklanması hem de hükümet kurma görevinin artık verilmesi gerekiyor. Netanyahu açısından da çok önemli, 17 Mart’ta davası başlayacak. İkna edebilecek mi, biraz zor Gantz’ı bu konuda ikna etmesi ama kendi partisi içerisinde de ayrıca tepkiler doğacaktır. Bir şekilde dokunulmazlık talebinde bulunabilir. Her ne kadar seçim öncesinde böyle bir talebi olmayacağını taahhüt etmiş olsa da siyaset böyle bir şey. Ayrıca yüksek mahkemenin kararlarını veto etme yetkisini de sağlayacak bir yasa tasarısı da geçirme planı olabilir. Açıkçası çok sıcak gelişmelere gebe, biz de burada izlemeye devam edeceğiz.

    ‘Bölgesel konjonktür maalesef iki devletli çözüme arka çıkamıyor’

    Nasi’ye göre 'bölgesel konjonktür iki devletli çözüme elverişli değil'. İsrail devletinde yaşayan hiçbir Yahudi'nin Trump'ın 'Barış Planı'nından büyük bir rahatsızlık duyacağını zannetmediğini belirten Nasi, Netanyahu'nun bir an önce Batı Şeria'nın ilhakı kararını uygulamaya geçmesinin 'sevinçle karşılanacağı' tespitinde bulundu. Netanyahu'nun konjonktürü çok iyi kullandığını ve onca yolsuzluk iddialarına rağmen bu seçim sonucunu çıkartabildiğini anımsatan Nasi, Körfez ülkelerinin de Filistin meselesinin savunucusu olmadığı bir ortamda Filistinlilerin kaderlerine terk edilmişliğine vurgu yaptı:

    "Dürüst konuşmak gerekirse İsrail devletinde yaşayan hiçbir Yahudi’nin Barış Planı’ndan çok büyük de bir rahatsızlık duyacağını zannetmiyorum. Dolayısıyla böyle bir planı seçim ertesi hemen yürürlüğe koyacağız beyanatı vermiş olması Netanyahu’nun, her ne kadar bunun bölge barışına zararını ve İsrail devleti içinde de daha farklı sorunlara yol açacağını bilseler bile din kitaplarında bu toprakları kendilerine vadedilmiş olarak gören, buna inanan insanlar için tabii ki sevinçle karşılanacak bir karar. O yüzden Netanyahu’ya bence Amerika Birleşik Devletleri müthiş bir destek çıkmış oldu, Barış Planı’nı bu şekilde zamanlama açısından da ilanıyla. Netanyahu da zaten kendi seçmenine ‘Ben bugüne kadar sizin en azından güvenlik sorunlarınızı en aza indirdim. Büyük savaşların çıkmasını engelledim, yeri geldi sorumluluk sahibi davandım. Bakın size vadettiğim taahhütlerimi de yerine getiriyorum. Ürdün vadisinde işgale devam edeceğiz’ gibi beyanatlar veriyor. Bunu nasıl bir siyasi getirisi olduğunu da bence sandalye sayısından anlıyoruz. Hakkında yolsuzluk, rüşvet ve güveni suiistimal etme suçlarından üç ayrı dosyadan dava açılıyor. Buna rağmen karşısındaki rakibi aradaki sandalye farkını açabilmiş değil. Bunu da herhalde durumu bu şekilde idare edebilmesinden dolayı Netanyahu’nun siyasi başarısı deyip hakkını teslim etmek gerek. Zaten ulus devlet yasasından bu yana tartışılan bir mesele. İsrail devleti demokratik bir devlet olarak mı devam edecek yoksa Yahudi kimliğini ön plana alarak daha farklı bir kimlikte mi devam edecek? Bu zaten şu anda tartışılıyor. En azından sivil toplumda daha liberal kesim bunu daha rahat bir şekilde dillendiriyor. Ama özellikle Barış Planı konusuna değinmek gerekirse, bunu zaten pek çok kereler başka platformlarda da tartışıyoruz. Bölgesel konjonktür maalesef iki devletli çözüme arka çıkamıyor. İran’a karşı iç hizalanmadan dolayı İran tehdidini daha öncelikli kabul eden Körfez ülkeleri eskisi kadar Filistin meselesini üst kısmında tutmadıklarından ötürü açıkçası bu konunun savunuculuğunu yapacak pek devlet kalmadı gibi. Dolayısıyla Filistinliler de kendi kaderlerine bir yerde terk edilmiş durumdalar. Sahadaki gerçeklik de yani yerleşim bölgelerinin de hızla artıyor olması iki devletli çözümü de çok fazla desteklemiyor. Şu anda tablo bu yönde.”

    Etiketler:
    Yüzyılın Anlaşması, Yüzyılın planı, Donald Trump, Benyamin Netanyahu, ABD, Filistin, İsrail
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın