19:00 13 Temmuz 2020
Canlı Yayın

    'Kapitalist sistem koronavirüs karşısında pes etti, 2008'den ezber reçeteler işe yaramaz'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    Çin’de başlayan koronavirüs salgını (2438)
    0 144
    Abone ol

    Mustafa Sönmez'e göre, kapitalist sistem koronavirüs karşısında 'pes etti'. ABD ve AB'nin 2008'den 'ezber' reçetelerinin işe yaramayacağını söyleyen Sönmez, sorunun kamu müdahalesini zorunlu kıldığını belirtti. Erdoğan'ın açıkladığı paketin de deva olmayacağını söyleyen Sönmez, "Çin'in rolünü alırız diye düşünüyorlar, işin farkında değiller" dedi.

    Küresel yeni tip koronavirüs (Covid-19) pandemisinden etkilenenlerin sayısı 200 bini aşarken, krizin sosyo-ekonomik hayata etkilerine karşı art arda önlem paketleri açıklanıyor.

    Dünya çapında havacılıktan hizmete pek çok sektör salgından ağır darbe alırken, ABD yönetimi yaklaşık 1 trilyon dolarlık, Almanya 550 milyar euro'luk, Britanya 350 milyar sterlinlik, Fransa 345 milyar euro'luk paketler açıkladı. Türkiye ise salgının etkilerini azaltmak için 'Ekonomik İstikrar Kalkanı' adı verilen 100 milyar TL'lik (yaklaşık 16 milyar dolar) bir paket ilan etti.

    Koronavirüs krizinin hem küresel ekonomi hem de Türkiye ekonomisine etkilerini iktisatçı-yazar Mustafa Sönmez ile konuştuk.

    '7.5 milyar nüfus tehdit altında'

    Mustafa Sönmez, dünyanın öngörülemez bir krizle karşı karşıya olduğunu görüşünde. 7.5 milyar nüfusun 'bilim-kurgu filmlerini' andıracak gelişmelere tanıklık ettiğini belirten Sönmez, krizin bitişinden sonra ortaya çıkacak enkazın da kolay kolay kestirilemeyeceğini ve bu yüzden önlem olarak ortaya atılmış adımların ne kadar derde deva olacağının bilinemeyeceğini dile getirdi:

    "Bir takım bilim kurgu filmlerindeki gibi görüyorum durumu. Uzaylılar dünyayı tehdit ederler. Dünya bir bütün olarak bir tehdit altındadır. Bu bilim kurgu filmlerine konu olan hadise gerçekten koronavirüs durumunda öyle gibi. Ne olduğunu anlayamadığımız, bizi ne kadar süre ne boyutta etkileyeceğini bilmediğimiz bir tehdit karşımızda. Bölgesel, sınıfsal değil topyekûn bir tehdit altındayız. 7.5 milyar nüfus tehdit altında hem de onların her tür ekonomileri ve toplumsal hayatları tehdit altında. Böyle bir şeyi şimdiye kadar yaşamadık. Dünya savaşları oldu, afetler oldu. Bunların en azından başlama ve bitme noktaları, derinlikleri, kapsadıkları yer belliydi. Bu öyle değil. Bu başlı başına hadiseyi bilinmez kılıyor ve biraz da endişe verici hale getiriyor. Bir doğal afet olsaydı, başladı bitti derdik. Bittikten sonra elde ne enkaz, yük var, buna bir hal çare bulalım derdik. Şimdi başlamış olan ama dibi gözükmeyen, nereye gittiği de bilinmeyen, baş etme yolları da üretilmemiş bir sorunla karşı karşıyayız. O nedenle bu konuda atılmış adımların işe yarayıp yaramayacağı, ne kadar derde derman olacağını bilmiyoruz. Bu insanlığın başına gelen ilk şey. O anlamda yepyeni bir şey ile karşı karşıya bütün dünya."

    ‘Küresel kapitalizm virüs karşısında pes etti, 2008 reçetelerinin işe yaraması zor’

    Sönmez küresel kapitalizmin bu virüsle baş edemez bir acizlik içine düştüğünü ve pes ettiğini belirtti. Krizin dünyada tesis edilmiş yapının sorgulanmasını gerektirdiğinin altını çizen Sönmez, parasal genişleme eşliğinde ortaya konulan 2008 krizine ait reçetelerin ise sadece kısa vadeli çözümler getireceğini vurguladı:

    "Yılda 90 trilyon dolar hasılat üreten, dünyaya mal, sermaye, kısmen iş gücü hareketiyle nüfuz etmiş olan küresel kapitalizm bu virüs karşısında pes etmiş durumda. Bu yapısıyla virüsle şu ana kadar baş edilebilmiş değil. Bu yapı nasıl bir yapıydı ki virüsle baş edemez halde bir aczi içinde. Nasıl oldu da bu kadar insanlık doğayı kontrol altına aldı, medeniyetler gelişti, teknoloji inanılmaz şeyler yapmaya başladı. Ama virüs ile bu yapısıyla baş edemiyor. Bu yapıyı kimse henüz sorgulamıyor ama sorgulanması lazım. Belki de virüs karşısında bu yapı ile durmak mümkün değil. Bu yapıyı değiştirmek gerekiyor belki. O nedenle küresel kapitalizm sorgulanmak durumunda; yapılarıyla, mücadele araçlarıyla, hiyerarşisiyle, koordinasyonsuzluk ve plansızlığıyla. Onun iman ettiği piyasa bir kere bu iş karşısında pes etmiş durumda. Plansızlık bir sinerji önüne geçmiş durumda. Uluslararası işbirlikleri, dayanışma, kaynakların kullanımında bu yapı aczi içinde iflas etmiş durumda. Hem insanlar zorunlu olarak sorgulayacak hem de bütün dünyada sorgulanacak. Yokmuş gibi bu yapı kendisini onaracak bazı ezberler uyguluyor. 2008-09 küresel krizinde başına gelen şeylere karşı uyguladığı reçeteleri yeni baştan gündeme getiriyor. Virüs meselesi karşısında insanlar bıçak gibi taleplerini kestiler. Şu an evimize gıda, temizlik ihtiyaçları dışında pek bir şey almıyoruz. Araba, ev almıyoruz, beyaz eşya, mobilya yenilemiyoruz, seyahate çıkmıyoruz. Bütün bunlar dünyada inanılmaz bir talep düşüşü yarattı. Bunu üreten firmalar birdenbire bu talep düşüşü karşısında çöktüler. Bunlar bir yandan devlete vergi vermek durumundalar, bir yandan bankalardan aldıkları kredileri çevirmek durumdalar, bir yandan da bünyelerindeki işçilere ücret ödemek durumundalar. Bu yükümlülükler karşısında şirketler kısa sürede ezildi. Ne zaman ayağa kalkacakları belli değil. Ama bunlar suyun üstünde kalsınlar diye Amerika’nın Fed, İngiltere ve Japonya’nın merkez bankası vs. bunlar tıpkı 2008-09 krizinde olduğu gibi bir genişlemeci para politikasına gittiler, yani paraya boğdular. Şirketleri su üstünde tutmak için ne gerekiyorsa bunu yaptılar. Kriz dönemindeki reçeteleri şu anda uyguluyorlar; bir yandan para bir yandan maliye politikalarıyla. Ezberleri bu. Bunu yapalım, belki işe yarar. Belki birkaç ay sonra virüs sona erer ya da bu sorunla baş edecek yol bulunabilir diye bunu yapıyorlar. Bundan geri duramazlar. Ama bu işe yarayacak mı onu bilmiyoruz.”

    ‘Sağlık sistemini özelleştirmişlerdi, şimdi kafalarını taşlara vuruyorlar’

    Diğer yandan 2008-09 krizinde Almanya'nın maliye politikalarına başvurmadığını anımsatan Sönmez, ancak bugün bütçe açığı verecek şekilde hazineyi açmak durumunda kaldıklarının altını çizdi. "Sağlık sistemlerini özelleştirip metalaştırdıkları için şimdi kafalarını taşlara vuruyorlar" diyen Sönmez, artık hayatın kamulaştırmaya zorladığını vurguladı. Sönmez'e göre, Keynesçi ekonomide stratejik olarak tanımlanan neoliberalizmde özelleştirilmiş her türlü mal ve hizmetin yeniden kamuya geçmesi eğiliminin ortaya çıktığını aktardı:

    “2008-09 krizinde, Almanya mesela hiç maliye politikalarına başvurmamıştı, bütçe açığı vermemek üzere durmuştu. Şimdi bütçe açığı vermek üzere hazinesini açıyor. Hibe şeklinde insanlara harcayacakları paralar verecekler, yeter ki talep olsun, bir harcama olsun. İç olmazsa yapabildiğimiz kadar şirketler suyun üzerinde kalsın. Bu mümkün olmayacak. O zaman şirketlere dediler ki, bu yapıları kamu mülkiyetine alalım. Bu doğrudan doğruya ezber bozucu bir şey. Virüs nereye götürüyor, paradigmaya neler empoze ediyor. 2008-09 krizinde bile çok fazla kamulaştırma olmadı. Birkaç bankaya yapmak zorunda kaldılar ama şimdi öyle değil. Öyle bir yere empoze ediyor ki sağlık sistemini özelleştirmişlerdi, metalaştırmışlardı. Şimdi kafalarını taşlara vuruyorlar. Sağlık sistemi özelleşmez. Tersine sağlığa daha çok harcama yapman, sağlık kapasitesi oluşturman gerekiyordu böyle durumlar için. Bunu akıl edemediler. Ama şimdi hayat zorluyor. İspanya’da bütün hastaneleri kamulaştırmak gibi bir yola gidiyor. Sağlık altyapısının probleme cevap vermediği, bir türlü organize olmadığı yerlerde buna gidilecek belki. Başta ulaşım havacılık sektörünün kamuya geçmesi çok mümkün. Bir yandan bir ihtiyaç var, stratejik bir sektör. Kapatılmasın diyemezsiniz. O nedenle eskiden Keynesçi ekonomide stratejik olarak tanımladığımız neoliberalizmde özelleştirilmiş olan her türlü mal ve hizmetin yeniden kamuya geçme ihtimali hızla artıyor. Bu bir zorunluluk. Bunları görmeye başlayabiliriz. Bütün bunlar farklı olarak ne ortaya çıkaracak? Küresel 2008-09 krizinde bile görmediğimiz farklı olarak daha çok kamu müdahalesi, kamunun zorunlu olarak birçok şeye daha çok girmesi, bunu getirecek.”

    ‘İç talep ve dış talebin aynı anda çöktüğü bir durum’

    Koronavirüs krizinin iiç ve dış talebi aynı anda durma noktasına getirdiğini anımsatan Sönmez, Türkiye'nin de olumsuz rüzgarlara açık bir coğrafyada bulunduğunu anımsattı. Sönmez’e göre Erdoğan yönetiminin virüs konusunda 'teğet geçti' tutumu ve açıkladığı tedbirler, durumun ciddiyetinin farkında olunmadığına işaret ediyor:

    “Türkiye’de dört bir yanımızda virüsün ağır sonuçlarını önceden duyduk. Hemen komşu İran’da mesela, en çok etkilenen ülkelerden biri olarak. Yanı sıra dünya haritasında Türkiye’ye baktığımızda her taraftan bu olumsuz rüzgara açık bir coğrafyadayız. O nedenle bize bulaşmışlığı tahminlerin çok daha üzerinde olabilir. Geçiş yolu üzerinde olan ve bu kadar etkilenme altında olan bir coğrafyanın, bugün tespit edilenlerin çok ötesinde bir şeye maruz kaldığını söylememiz mümkün. Bugüne kadar tespit edilen 191 (Gece itibarıyla 359) vaka deniyor. Dehşetli bir enkaz altından ancak çıkarılanların sayısı diye okumak lazım bunu. Bu kadar şeyin altında kalıyorsun veya enkazın altından ancak bu kadar tespit edilmiş vaziyette. Demek ki hala çıkması ve çıkarılması gereken çok vaka var. O nedenle bunun bir an önce tespit edilmesi gerekiyor. Bununla bir kere bir yüzleşmek gerekiyor. Bu sayı arttıkça bu gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor. Çünkü bu tespit yapılmadığı takdirde içimizde bulaşmakta olan bir özne durumunda. Dolayısıyla her şeyden önce bu testlerin daha hızlı yapılması, durumumuzun ne olduğunun ortaya çıkarılması lazım. Dün Cumhurbaşkanı’nın yaptığı gibi neredeyse teğet geçti bize diyecek bir tavır içerisinde, ama öyle değil. Şimdiye kadar bundan dolayı uğradığımız şeyler belki de buz dağının ucu."

    'Çin'in rolünü biz alırız diye düşünüyorlar, işin farkında değiller'

    Sönmez, bazı 'safdillerin' Cumhurbaşkanı'nı 'Çin'in rolünü biz alırız' diyerek inandırdıklarını ancak bunun doğru olmadığını söylerken, Türkiye'de zaten son iki senedir yaşanmakta olan krizle kırılganlaşmış ortama dikkat çekti:

    "Bazı safdiller var, Cumhurbaşkanı’nı da inandırıyorlar; Çin’in rolünü belki biz alırız gibi. Sanki buraya hiçbir ateş düşmemiş gibi işin farkında değiller. Oysa bu enkazın altında ne kadar insan kaldığı ortaya çıktığında bu virüsün ne kadar yayıldığı gerçeğiyle yüz yüze kalındığında kazın ayağının pek öyle olmadığı ortaya çıkacak. Türkiye bir de son 2 yıldır bir kriz yaşıyor. Bu krizde zaten yeterince kırılganlaşmış, barutunu tüketmiş bir ülke durumundaydı. Merkez Bankası’nın kaynaklarını kullandılar. Zor zamanlarda kullanılacak imkanları kullandılar. Şimdi böyle bir şeyler yüz yüze kaldıklarında, kullanacakları kaynak kalmadı. İç talep daralması artı belki ilk defa görülen dış talep daralması. İç talep ve dış talebin aynı anda çöktüğü bir durumla karşı karşıyayız. Turizm ve sivil havacılıktan başlayan bir çöküş var. Yayılmayı önlemek için hizmetler sektöründe işyerlerinin kapatılmasından kaynaklanan çok ciddi bir çöküş var. Sanayi sektöründe de kepenk indirilecek. Ne için üretiyorum diyecek otomobil üreticisi. Dışarıdan talep yok, içeriden talep yok, ben fabrikayı ne kadar açık tutabilirim ne kadar stokla çalışabilirim diyecek. Bu birçok sanayi sektörü için de geçerli hale geliyor. Zaten yüzde 14’ü bulmuş bir işsizliğin katlanarak artışını getirecek."

    ‘Bu tedbir paketleriyle hiçbir derde derman olunmaz’

    Açıklanan ekonomik tedbirlerin şirketler batmasın diye kaynak aktarımı ve vergi kolaylıklarına dayandığını; zaten iki yıldır krizden mustarip olan alt gelir gruplarına yahut işten atmalara karşı hiçbir koruma barındırmadığını söyleyen Sönmez, "Bunlar dostlar alışverişte görsün diye geçici rahatlamalar" ifadesini kullandı. Sönmez, paketin güven sağlamadığının piyasalara bakıldığında da görüldüğünü belirtirken, toplumda iktidara karşı koronavirüs kriziyle beraber derinleşen bir güvensizlik olduğunu da dile getirdi:

    “Burada önce Merkez Bankası sonra sarayın açıkladığı paketlerle hiçbir derde derman olunmaz. Burada açıklanan paketler, bankalar şirketlerin yakasından düşsünler diye onlara Merkez Bankası olarak ben kaynak enjekte edeceğim, şirketler batmasınlar diye bazı vergileri erteleyeceğim. Artık hiç çalışmayan turizm ve konut gibi sektörlere birtakım vergi kolaylıkları akıl etmişler. Akla ziyan şeyler. Bunların hiçbiri derde derman olmaz. Bunlar dostlar alışverişte görsün diye geçici rahatlamalar. Diyelim ki bankalar şirketlerin yakasından düştü. Sen de elindeki son barutu bankalara verdin. Bir müddet hem bankalar hem şirketler suyun üstünde kaldı. Ne kadar? Onlar da bilmiyorlar. Şu an bunu yapmamız gerekiyor, hadi yapalım diyorlar. Zaten iki yıldır krizde mağduriyet yaşayan alt gelir gruplarına dönük hiç ciddi bir tedbir yok. Burada kısmi çalışma birtakım işsizlik fonundan kaynak kullandırmak dışında düşünülmüş hiçbir şey yok. Çiftçilerin durumları, öğrencilerin harçları, hane halkının borcunun ne olacağı bunlarla ilgili hiçbir şey yok. Bundan sonra işsiz kalanlara herhangi bir şey yok. İşten atmalara karşı bir tedbir, koruma yok. Bu anlamda bir sosyal şemsiyeden yoksun. Adına kalkan deniyor ama bu kalkan kendi çevresindekilere. Rifat Hisarcıklıoğlu’na gülünce gülersin köftehor der gibi bir laf kullanıyor. Alt sınıflara, çalışan sınıflara dönük herhangi bir önlem yok. Bunun bir tedbirler paketi olması, biz de yaptık, dostlar alışverişte görsün diye. Esas korkulması gereken şey Türkiye zaten bu virüs krizine, bir krizden çıkmaya çalışırken yakalandı. Kırılganlıklar üst üste geliyor, güven vermiyorlar. Dünkü açıklamalar güven verseydi, dolar 6.52 idi az önce, doların ateşi düşerdi. Şu an Türkiye’nin risk primi, Rahip Brunson krizinde yaşadığımız risk priminin üstüne çıktı. Demek ki bu açıklanan paketler, toplumdan herhangi bir pozitif reaksiyon yok, bir güven yok, esas problem burada. Bu hükümete virüs kriziyle beraber derinleşen bir güvensizlik var. Bu güvensizlik içinde bu sorunla baş etmek iyice zorlaşıyor. Hem sağlık alanında hem ekonomi alanında zorlaşıyor.”

    Konu:
    Çin’de başlayan koronavirüs salgını (2438)
    Etiketler:
    Avrupa Birliği, kapitalizm, Çin, Kriz, Salgın, sağlık sistemi, Koronavirüs, ABD, Mustafa Sönmez
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın