08:45 01 Haziran 2020
Canlı Yayın

    'Gelişmiş Batı'nın temel kaygısı firmalarının batmaması ama sosyal devleti canlandırmak zorunda kaldılar'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 30
    Abone ol

    Doç. Burak Cop'a göre, koronavirüs karşısında neoliberal Almanya ve ABD bile sosyal devlete yöneldi. Uzmanların sokağa çıkma yasağı ikazlarına rağmen Erdoğan yönetiminin 'inşaatlar sürsün' diyerek sınıfsal tercihini ortaya koyduğunu belirten Cop, "Ekonomi durmasın diye insan hayatı riske atılmaya devam edilirse, daha büyük krize girilebilir" dedi.

    Dünya çapında 50 binden fazla insanın hayatını yitirdiği, 1 milyonu aşan vaka sayısına ulaşılan yeni tipte koronavirüs pandemisine karşı uluslararası seferberlik sürerken, ülkelerin aldıkları önlemler tartışılıyor. Gelişmiş Batılı ekonomiler milyarlarca dolarlık tedbirler paketleri açıklarken, tıbbi ekipman açığı yüzünden zorda. Türkiye'de ise Erdoğan yönetiminin açıkladığı önlem paketi yoğun eleştirilere neden oluyor.

    Gelişmeleri Bahçeşehir Üniversitesi'nden Doç. Dr. Burak Cop ile konuştuk.

    'Gelişmiş Batı'nın temel kaygısı firmalarının batması ama sosyal devleti canlandırmak zorunda kaldılar'

    Doç. Burak Cop'a göre devletlerin aldıkları veya almadıkları önlemler aslında siyasal tercihlerinin yansıması. Neoliberal kapitalizm düzenin 2008 krizinin sistemik bir değişikliğe yol açmadığını belirten Cop, koronavirüs kriziyle birlikte bunun sancılarının ise daha fazla hissedildiğini belirtti. Cop, dünya genelinde özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerin kurtarma paketlerinde temel kaygının firmalarının batmasını önlemek olduğunu vurgularken, yine de Almanya gibi ülkelerin muazzam kurtarma paketleriyle sosyal devleti de canlandırmak durumunda kaldığının altını çizdi. Cop, ABD'nin de 2.2 trilyon dolarlık bir paket açıklamasına karşılık bunun GSYH'sine oranının daha düşük kaldığını kaydetti:

    “Devletlerin aldıkları ve almadıkları önlemler aslında siyasal tercihlerin hepsinin birer yansıması. Dünyada neoliberal kapitalist düzen ve bunun finansallaşmış olmasının etkilerini hissetmeye devam ediyoruz. 2008’de başlayan küresel kriz dünya kapitalizminde sistemik bir değişikliği beraberinde getirmedi. Bunun sancılarını da bugün daha fazla yaşıyor olduğumuzu söyleyebiliriz. Dünyanın gelişmiş kapitalist ülkelerinin açıkladıkları kurtarma paketlerine baktığımızda temel kaygının firmaların batmasını önlemek olduğunu, şirketleri kurtarma perspektifinin ön planda olduğunu görüyoruz. Ama yine de saf bundan ibaret önlemler de yok. Ülkelerin bazılarında yurttaşlara gelir desteği, çalışanların korunması, serbest çalışanların da koruma altına alınması gibi sosyal demokratvari, sosyal devleti imgeleyen önlemler de alınıyor. Mesela Almanya’da muazzam bir kurtarma paketi açıkladı 750 milyar Euro değerinde. Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın yaklaşık dörtte biri kadar. Dünyada Almanya gibi büyük hacimde bir paket açıklayan ülke yok, oransal olarak. Amerika’nın paketi daha büyük, 2 trilyon dolar ama Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın yüzde 9’una denk geliyor. Almanya’nınki ise yüzde 25 civarında. İspanya, İngiltere gibi ülkeler kendi Gayri Safi Yurtiçi Hasılalarının yüzde 15’i kadar paketler açıkladılar."

    'Almanya ekonomisine bedellerini göze aldı, yıllar sonra ilk kez borçlanacaklar'

    Cop'a göre, gelişmiş kapitalist Batı ülkeleri içinde sosyal devlet önceliği öne çıkan ülke Almanya. Almanya'nın da neticede neoliberal mantığı devam ettirdiğini ancak serbest çalışanlar ve mülk sahibi olmayan kiracıları da korumaya çalıştığını belirten Cop, bunun Alman ekonomisine bedellerinin de göze alındığını vurguladı. Cop, Almanya'nın 2013'ten bu yana ilk kez borçlanacağını ve resesyon beklentisinin de açıkça dile getirildiğini belirtirken, sosyal politikalara başvuranların sağcı Hıristiyan Demokratlar olduğunu anımsattı:

    "Almanya’da da neticede neoliberal mantığın devam ettiğini ve işletmeleri korumak istediklerini görüyoruz, ama serbest çalışanları da koruyorlar. Özellikle güvencesiz konumda olan serbest çalışanların her birine 15 bin Euro’ya kadar doğrudan gelir desteği açıklandı. Ev sahiplerinin kirayı ödeyemeyen kiracıları evden çıkarmaya engel olacak önlemler alındı. Bunun Almanya ekonomisi üzerinde bedelleri olacak. Almanya, Avrupa Birliği’nin uzun zamandan beri en güçlü ekonomisi. 2013 yılından beri Almanya ilk defa borçlanmış olacak. Resesyon bekleniyor, burada yetkililer söylüyorlar. Trump’ın Amerika’sında bile yetkililer resesyon beklendiğini açıkça söyleyebiliyorlar. Türkiye’de birtakım yetkililerin ‘krizden fırsat çıkarabiliriz’ anlamına gelen akıllara ziyan açıklamalarına tanık olduk. Şimdiyse Almanya’da kabaca yüzde 3-5.5 arasında bir küçülme bekleniyor. Fakat Almanya’nın farkı şu. Fransa, ABD, İngiltere gibi ülkelerde de temel kaygı şirketleri korumak olmakla birlikte Almanya’da sosyal devlet uygulamasının biraz daha görünür olduğunu, paket kapsamında bunlara önem verildiğini görüyoruz. Neredeyse 2000’lerin başından beri Hristiyan demokratlar yönetiyor Almanya’yı. Angela Merkel, en uzun süre görev yapan Alman başbakanlardan biri oldu. Hristiyan demokratların Alman siyasetinde nasıl bu kadar hegemonik olduğunu da anlıyoruz. Bildiğimiz merkez sağ politikalardan farklı olarak yer yer sosyal devleti önceleyen politikalar da güdüyorlar.”

    ‘Adına ne denilirse denilsin Keynesyen politikaları pek çok ülke uygulayacak’

    Sosyal devletin s'sinin bile bulunmadığı ABD'nin de hacim olarak 2.2 trilyon dolar gibi güçlü bir paket açıklamasına karşın bunun GSYH'ye oranının o kadar yüksek olmadığını belirten Cop, yine aslan payının da holdinglere gideceğini vurguladı. Cop, ABD'de işsizliğin çok büyük oranda artmasının beklendiğini belirtirken, adına Keynesçi densin denmesin devletin öne çıktığı ekonomi tarzını pek çok ülkenin uygulayamak zorunda kalacağı görüşünü dile getirdi:

    “Amerika’nın tutumu ilginç. Hacim olarak en yüksek paketi açıkladı ama GSYH'ye oranladığınız zaman o denli yüksek değil. ABD gibi sosyal devletin s’sinin bile olmadığı, sosyal politikalardan bahsetmenin bile aşırı solcu hatta komünistlikle suçlanmayı beraberinde getirdiği bir ülkede her vatandaşa 1200 dolarlık çek vermek gibi bir karar alındı. Ama yine aslan payı holdinglere gidecek. Açıklanan muazzam paketteki en büyük pay büyük holdinglerin milyar dolarlık krediler sağlanmasına ayrılacak. ABD’de işsizliğin çok artması bekleniyor. Mayıs ayına kadar yüzde 13’e varabileceğine dair tahminler var. Türkiye’de zaten koronavirüs gelmeden önce zaten işsizlik aşağı yukarı bu oranlardaydı. Türk ekonomisi pek çok Batı ülkesinden farklı olarak halihazırda ekonomik kriz yaşarken bu salgına yakalandı. ABD’deki işsizlik tahmini zaten halihazırda bizde olan oranla aynı. Fransa Almanya kadar olmasa da büyük bir paket açıkladı, 345 milyar Euro. Bunun da büyük bir kısmı şirketlerin batmamaları için kredi sağlanmasını hedefliyor. Az gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler, 'yükselen pazar' denilen ülkeler bambaşka konular. Ama dünyanın belli başlı kapitalist ülkelerine bakıldığında yer yer sosyal devlet politikalarını da gözetmekle beraber, neoliberal mantığın, yani 'firmaları kurtaralım, ekonomi devam etsin, önceliği büyük holdinglerin kurtarılmasına verelim' mantığının sürdürüldüğünü biliyoruz. Keynesyen politikalar, iç talebi canlandırmak için kamu harcamaları yapılması. Zaten adı öyle konmadan pek çok ülke bunu yapacak gibi görünüyor. Almanya gibi iç talebin devam etmesi için borçlanmaya gidecekler. Mesela Türkiye için bile bahsedilen seçenekler ortada. Devlet para bassın, bütün bu maliyeti yüklensin diye. Enflasyonist politika öneren var, IMF’den borç alınması gerektiğini savunan var. Devletlerin borç yükünün artması beklenen bir şey. Bu borç yükünün artması hangi amaçla kullanılacak? Gerçekten iç talebi arttırmak ve çalışan emekçilerin alım gücünü destelemek için mi kullanılacak yoksa büyük oranda sermayeyi kollamak için mi kullanılacak, bunlar şu anda soru işareti.”

    ‘Koronavirüs krizi ABD'de sağlığı odak alan siyasi kampanyayı etkileyecek ama...'

    ABD'de bir sağlık sisteminin bulunmadığını belirtirken, Clinton döneminden bu yana Obama'nın da gündeme taşıdığı bazı girişimlerin Trump tarafından dejenere edildiğini anımsatan Cop, korona krizi sonrası sağlığı odak alan siyasi ajandanın güçlenmesini bekliyor. Ancak Cop, kapitalizmin otomatik olarak kendi kendini reforme edemeyeceğini de vurguladı:

    “Krizin görünür kıldığı bazı şeyler var. Amerika Birleşik Devletleri’nde kayda değer ulusal çapta bir sağlık güvence sistemi yok. Bill Clinton ilk başkanlık döneminde seçim vaatleri arasında olduğu için bir sağlık sigortası yasalaştırmak istemişti. Çünkü o zaman da 10 milyonlarca Amerikalı sigorta kapsamı dışındaydı. Kongre’de kendi partisinin senatörlerinden ve temsilcilerinden gelen direnişin de etkisiyle bunu çıkartamadı. Üzerinden kabaca 20 yıl geçti, Obama bunu başardı. Obamacare denilen sağlık sigortası devreye girdi. Bu da Trump tarafından dejenere edildi. Amerika’da sağlık sisteminin çökmüş olduğu bile diyemiyorum, ortada bir sistemin dahi olmadığı, milyonlarca Amerikalının bir güvenceden yoksun olduğu gerçeği çıplak bir şekilde ortaya çıktı. Kasım ayında ABD’de başkanlık seçimleri yapılacak. Demokrat Parti’nin başkan adayı henüz belli değil, kendi ön seçim süreçlerini yaşıyorlar. Yarıştaki adaylardan Bernie Sanders, ‘medicare for all’ yani herkes için sağlık hizmeti diye bir vaatle ortaya çıkıyor. Bütün bu gelişmeler söz gelimi böyle bir siyasal kampanyayı, ajandayı güçlendirecek gelişmeler. Ama otomatikman bunu beraberinde getireceğini söyleyemiyoruz. Dünyada ihtiyaç olan şeyin sosyal devlet, özellikle sağlık alanında kamucu politikalar olduğu çok net şekilde ortaya çıktı. Fakat bunun böyle ortaya çıkmış olması otomatikman bu yönde dünya kapitalizminin kendini reforme edeceği anlamına gelmeyebilir."

    ‘Büyük salgınlar kapitalizmin yapısında çok önemli bir değişiklik yaratmadı’

    1918'de ortaya çıkan İspanyol gribini örnek gösteren Cop, büyük salgınların kapitalist sistemin yapısında çok önemli değişikliklere neden olmadığını anımsattı. Salgın sonrası büyük değişiklik beklentilerini aceleci bulan Cop, koronavirüsün dünyada ihtiyaç olan şeyin kamucu politikalar olduğunu ortaya serdiğini de vurguladı:

    "100 yıl öncesine gidelim, 1918 İspanyol gribi, dünya çapındaki öldürücülük oranları koronavirüsün çok daha ötesindeydi. Ama 1918’deki bu büyük salgın uluslararası ilişkilerde, dünya siyasetinde, dünya kapitalizminin yapısında çok önemli bir değişikliği beraberinde getirmedi. Böyle bir salgından sonra bu tür büyük bir değişikliğin olması beklenmeyebilir. Burada determinist yorumlar yapılıyor, temenniler, tahminler birbirine karışıyor. İnsanlar istiyor ki, ben de kendi adıma söyleyeyim. Böyle daha sosyalizan politikaların ön plana çıkması, ABD’de olsun başka ülkelerde olsun demokratik sosyalizm denilen akımın güçlenmesini tercih ediyorum. Ama ne yazık ki otomatikman bugün böyle olacağını söyleyebileceğimiz pozisyonda değiliz.”

    ‘İnşaatlar sürsün dediğinizde sınıfsal bir tercihte bulunmuş oluyorsunuz’

    Türkiye’nin halihazırda bir ekonomik kriz yaşarken virüse yakalandığın, Erdoğan yönetiminin aldığı kararlarla ise sınıfsal tercihini ortaya koyduğunu belirten Cop, "Çok radikal tedbirlerle sokağa çıkma yasağı tedbirleri almadan hayat, ekonomi devam etsin, inşaatlar sürsün dediğiniz zaman aslında orada sınıfsal bir tercihte bulunmuş oluyorsunuz" dedi. Erdoğan yönetiminin zaten salgın öncesi Türkiye ekonomisinin kaynaklarına heba ettiği görüşünü dile getiren Cop, bu yüzden alınabilecek önlemlerin de alınamadığını vurguladı:

    “Halktan bağış toplanmasının korona ile mücadelede esaslı bir politika olarak ortaya koyan ülkelerin birkaç tanesini sayayım, Türkiye’nin durumunu oradan hesap edelim; Irak, Lübnan, Sri Lanka, Güney Afrika, Senegal... Türkiye’nin talihsizliği halihazırda bir ekonomik kriz yaşarken bu salgına yakalanmış olması. Bu salgın hemen bütün ülkelerde resesyona yol açacak. Ama Türk ekonomisi bu krize girerken zaten patinaj yapan bir araba gibiydi, şimdi daha da kötü bir durumda. Ya araba tamamen durdu duracak ya da geriye doğru gitmeye başlayacak. Burada çok temel sınıfsal tercihlerin olduğunu görüyoruz. Belki Türkiye’nin ekonomi kapasitesi çeşitli kaynaklarının tüketilmesinden ötürü, ihtiyaç akçesinden tutun da diğer kaynaklara kadar veya kaynakların israfı, büyük gösterişli lüzumsuz projelere akıtılması, adını koymak gerekirse halkın vergileriyle toplanan bütçenin bir avuç inşaat sermayesi temsilcisinin cebine gitmesi gibi bir ekonomik yapılanmadan ötürü belli ki hükümetin elinde çok fazla şey yok. Ama yapılabilecek her şeyin yapıldığından da emin değilim. Görüntüleri de görüyoruz, şantiyelerde inşaatlar hala devam ediyor. Kocaeli’nde bu kadar vaka çıkması, ölüm olmasının nedeni bir sanayi şehrinin olması. Dilovası'ndan Gebze’ye kadar İstanbul ile sıkı ilişki içinde olan bir yer. Çok radikal tedbirlerle sokağa çıkma yasağı tedbirleri almadan 'hayat, ekonomi devam etsin, inşaatlar sürsün' dediğiniz zaman aslında orada sınıfsal bir tercihte bulunmuş oluyorsunuz. Alınabilecek önlemler var. Madem acilen çok büyük bir kaynak yaratılmaya ihtiyaç duyuluyor. Bir servet vergisi getirilmesi düşünülebilir. Ama dünyada iktidarın sınıfsal pozisyonu itibariyle böyle bir şeyi düşünmesine imkan yok. Pek çok paralar harcanan köprü ve otoyollar var. Bunları inşa eden konsorsiyumlara geçiş garantisi veriliyor. Belli sayının altında araç geçerse hazineden oraya para aktarılıyor. Bu uygulama hala yürürlükte. Bunu askıya aldık gibi bir açıklama yapılmadı. Türkiye’de durum, gerçekten işimiz Allah’a kalmış durumda. Bu hükümetin bu konuda radikal adımlar atabilmesinden öte çok önemli kısıtlar var. İktidarın sınıfsal kompozisyonu, hangi sermaye gruplarıyla nasıl ilişkiler içinde olduğunu gördüğümüzde bu tür adımları atmasını beklemek maalesef fazla iyimserlik olur.”

    ‘Hükümetin salgınla mücadeleden ziyade siyasi sonuçlarını nasıl yöneteceği kaygıları var'

    Cop, Erdoğan yönetiminin ‘ekonomi durmasın’ diye radikal önlemler almadıkları sürece ülkeyi daha büyük bir krize sürükleyeceği kanaatinde. Cop’a göre, günü kurtarmaya yönelik adımlar atan AK Parti hükümetinin salgınla mücadeleden ziyade, siyasal sonuçları nasıl yöneteceği konusunda kaygıları mevcut:

    “'Biz topluma ne söylersek, toplumun neye inanmasını istersek, onu inandırırız' rahatlığı ve rehavetiyle edilen laflar ediliyor. Bunun böyle olmayacağını düşünüyorum. Toplumu bu kadar kolay manipüle etmek mümkün değil. Herkesi etkileyecek olan sağlık ve ekonomi krizi iç içe geçmişken ve bu iki kriz önümüzdeki ayları belirleyecekken, bunlardan ziyade deyim yerindeyse günü kurtarmaya yönelik açıklamalar gibi. Sanıyorum Türkiye’de iktidar salgınla etkin bir şekilde mücadele etmekten ziyade, siyasal sonuçlarını nasıl yönetiriz kaygısını yaşıyor. İki günden beri İçişleri Bakanı’nın CHP’li büyükşehir belediyelerle girmiş olduğu mücadele bize bunu gösteriyor. Daha önce açıklanan pakette öyle maddeler var ki iç hat uçuşlarda KDV indiriminden tutun da konut alımında kredi kolaylığı gibi salgından yakından uzaktan alakası olmayan önlemler açıklandı. Nisan ayına girdik, dişe dokunur ve vatandaştaki kaygı ve güvensizlik hissini ortadan kaldıracak bir politika demetiyle ortaya çıkmış değil hükümet. Burada sanıyorum ki salgınla dört başı mamur şekilde mücadele etmek için olanaklar kısıtlı, belli. Türk ekonomisinin geldiği nokta ortada. Ekstra kaynaklar yaratmak konusunda da bir irade eksikliği var. Çünkü en basitinden Türkiye’de bir avuç inşaat firması kamudan aldığı ihalelerle inanılmaz bir zenginleşme yaşadı. Diğer sektörlerde de bu tarz örnekler var. Bir avuç sermayedara sağlanan gelirlerin en azından bir kısmının geri döndürülmesi, bu yönde atılacak adımlar için de kayda değer bir politika geliştirilemediğini görüyoruz. Onu yapmıyoruz, bunu yapmıyoruz o zaman ne yapalım? Salgın sonrası olası siyasal yapılanmaya dair şimdiden adımlar atalım. CHP’li belediyeleri başarılı olmalarına engel olalım, herhalde bu düşünülüyor. Önemli olan kamuoyunu nasıl manipüle ettiğimiz nasıl biçimlendirdiğimizdir. Söylersek vatandaşımız buna inanır gibi bir kolaya kaçma, bir rehavet tutumu var diye tahmin ediyorum. Bazı doğru adımlar geç kalınsa da atılabilir de önümüzdeki günlerde, bilemiyoruz. Uzmanların ısrarla tekrarladığı, pandeminin Türkiye’deki merkezi İstanbul olduğu için bir sokağa çıkma yasağı sözgelimi. Sağlık Bakanı da buna karşı çıkmıyor en azından. Önümüzdeki günlerde bu tür adımlar atılabilir. Geç kalınmış olunsa da bazı doğru hamlelerin yapılması için hala vakit var. Geç olması güç olmasından iyidir diyelim. Ekonomi durmasın, tökezlemesin diye insan hayatını riske atmaya devam ettiğiniz müddetçe birkaç ay sonra ekonomi daha da büyük bir krize girebilir. Bugünü kurtarırken bir ay sonrasını daha da büyük bir krize sürüklemek gibi bir riskle karşı karşıyayız.”

    Etiketler:
    Rusya, Çin, Recep Tayyip Erdoğan, Donald Trump, Ekonomi, Almanya, ABD, Koronavirüs
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın