20:46 17 Mayıs 2021
Canlı Yayın

    ‘Lübnan, koronavirüs krizini iyi yönetse de ekonomik kriz yüzünden halk açlıktan ölmekten korkuyor’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Nalan Yazgan'a göre Lübnan'da Hizbullah üyesi Sağlık Bakanı koronavirüs krizini iyi yönetiyor ancak ekonomik krizin vurduğu ülkede halk salgından daha fazla açlıktan ölmekten kaygılı. Yazgan, Almanya'nın zaten askeri kanadını terör listesinde tuttuğu Hizbullah’ın faaliyetlerini yasaklamasının Lübnan hükümeti için kötü haber olduğu görüşünde.

    Mezhebe dayalı siyasi sistemi, ek vergileri, hayat pahalılığını ve son ABD yaptırımlarıyla ekonomik koşulları iyice bozulan Lübnan'da ekimde başlayan protesto hareketi ocak ayında Hasan Diyab liderliğinde yeni hükümet kurulmasıyla sonuçlanırken, şimdi de koronavirüs krizi sokakları hareketlendirdi. Koronavirüs kriziyle getirilen yasaklamalar ve hayatın durmasıyla kriz daha da derinleşirken, 'açlık devrimi' protestoları başlığı altında başkent Beyrut, kuzeyde Trablusşam gibi kentlerde yeniden protesto dalgası başlatıldı.

    Almanya da salgın günlerinde Lübnan siyasetini sıkıştıracak şekilde iktidar ortağı olan Hizbullah hareketinin siyasi kanadının faaliyetlerini de yasaklama kararı aldı.

    Lübnan'daki son gelişmeleri gazeteci Nalan Yazgan ile konuştuk.

    ‘Lübnan korona krizini yönetmede başarılı ülkelerden biri’

    Nalan Yazgan'a göre, Lübnan koronavirüs krizini yönetmede başarılı ülkelerden birisi. Lübnan'ın şubat sonunda okulları kapattığını, seferberlik ilan ederek kısıtlamaları iyi uyguladığını belirten Yazgan, ülkede asıl meselenin ekonomik kriz olduğunu vurguladı:

    “Kara, hava ve deniz sınırları şu anda kapalı hem Türkiye hem Lübnan’da. Lübnan’da ilk korona vakası 21 Şubat’ta görüldü, İran’dan gelen 45 yaşındaki bir kadında. Daha sonra ikinci vaka da aynı uçaktan birinde görüldü. Ama zaten uçak karantinaya alınmıştı. Lübnan başından beri bu korona krizini yönetmede başarılı ülkelerden biri diyebiliriz ki bu beklenmeyen bir şeydi. 28 Şubat’ta okulların kapatılması kararı alındı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından. Önce bir haftalığına kapanacağı söylendi, ben de çocukları alıp Türkiye’ye geldim, tatil yapalım diye. Özellikle Lübnan’da insanların genelde evleri dağda oluyor, bir de Beyrut’ta şehir merkezinde evleri oluyor. Buradaki insanlar Beyrut’tan küçük yerlere giderek oralara dağıtmaya başladılar. Salgın yayılmaya başlayınca bir haftalık okul kapatılma süresini bahar tatilinin bitimine yani Paskalya’dan sonraya 21 Nisan’a kadar uzattılar. Lübnan’da hem Katolik hem Ortodoks paskalyası kutlanıyor. Okullar 21 Nisan’da açılacak dediler. Biz de biraz daha İstanbul’da kalalım, okulun açılmasına yakın döneriz diye düşündük. Ama o sırada beklenmeyen gelişmeler oldu. Eşim işi dolayısıyla Beyrut’ta kaldı. Seferberlik ilan edildi 15’inde. Sınırlar kapatıldı hem orada hem burada. Biz de burada mahsur kaldık. Lübnan’da seferberlik ilan edildi ve sokağa çıkma kısıtlaması uzun zamandır devam ediyordu. Ama bu kısıtlamaya rağmen Lübnan lirasının değer kaybından ve açlıktan, bıçak kemiğe dayandığından dolayı artık sokaklara döküldüler."

    'Ekim devrimi diyorlardı artık açlık devrimi diyorlar'

    Lübnan'da ekimde başlayan protesto gösterilerine 'ekim devrimi' denilirken, koronavirüs kriziyle birlikte 'açlık devrimi' denilmeye başlandığını aktaran Yazgan, söylemin de "Korona bizi öldürmezse açlık öldürecek" olarak değiştiğini belirtti. Yazgan, insanların artık kaybedecek az şeyleri kaldığı için gösterilerin ikinci dalgasının da sert başladığını dile getirdi:

    "Pazar gece yarısından hemen önce sokaklara çıktılar ve protestolara başladılar. Yolları kapattılar. Hatta rastgele koronavirüs testleri yapılıyordu, semptom göstermeyen hastaları yakalamak için. Sağlık Bakanlığı pazartesi gününden itibaren bunu durdurdu. Çünkü yollar kapalıydı, ulaşım yine aksadı. Gösteriler pazartesi de devam etti. Gösterilerin en şiddetli geçtiği yer Trablusşam. Orada 26 yaşında bir gösterici polisin açtığı ateş sonucunda yaralandı, ertesi gün de vefat etti. Bunun üzerine insanlar yine galeyana gelerek sokaklara taştılar özellikle Trablusşam’da. Zaten halihazırda Beyrut’un güneyindeki Sayda şehrinde de Merkez Bankası ve diğer bankaların şubeleri, ATM’ler zaten ateşe veriliyordu. Nebatiye’de yine aynı şekilde yollar kapanıyordu. Trablusşam’dan bir sahil yolu var, boydan boya sura inen bir yol. Orayı kapatmışlar göstericiler. Orada güvenlik görevlileri çok sert müdahalelerde bulundu. Göstericiler de bu sefer eski ilk dalgaya ekim devrimi diyorlardı, 17 Ekim’de başladığı için ve ekimle devrim bir araya getirdikleri için. Şimdi bu ikinci dalga protestolara açlık devrimi diyorlar. Arkadaşlarımla konuştuğumda 5 gündür çocuğum aç diyor. ‘Korona beni öldürmezse açlık öldürecek’ deniliyor. ‘Koronadan korkmuyorum artık o bizim küçük tehlike diyor. Öncelik olarak biz yaşamımıza devam etmek istiyoruz. Yiyecek temin etmek istiyoruz’ diye insanların artık bir şey kaybedecek bir şeyleri de yok. O yüzden çok sert başladı göstericilerin bu ikinci dalgası.”

    ‘Sağlık Bakanı muhaliflerden bile övgü topladı ama ekonomik tablo vahim’

    Lübnan’daki hükümetin Hizbullah üyesi olan Sağlık Bakanı Hamad Hassan’ın salgınla mücadele sürecini iyi yönettiği görüşündeki Yazgan, muhalefetin bile kendisine övgülerde bulunduğunu kaydetti. Ancak ekonomik krizin de etkisiyle ülkede yoksulluğun yüzde 30'dan yüzde 50'lere çıktığını ve aslında gerçekte yüzde 75’lerle ifade edildiğini belirten Yazgan, hükümetin sabit kuru yönetemez hale geldiğini söyledi. Yazgan gündelik para kazanan geniş bir kesimin de koronavirüs kısıtlamaları yüzünden gerçekten açlığın eşiğinde olduklarını vurguladı:

    “Dünyada ekonomisi gayet iyi olan, pozitif büyümede olan ekonomiler bile şu anda korona nedeniyle oldukça zor durumda. 2021’den beklentiler azaldı. Ekonominin daralacağına dair veriler geliyor. Lübnan’da zaten halihazırda çok kötü bir kriz vardı. Büyük bir tıbbi malzeme eksikliği vardı, tedarik konusunda zaten sıkıntı çekiyordu. İthal edemediği için dolar rezervinin düşmesinden dolayı. Kronik hastalıkların tedavisine dair kullanılan çok basit ilaçlar bile temin edilemiyordu. Yurtdışına gidenler valiz dolusu tanıdıklarının sipariş ettikleri ilaçlarla dönüyordu. Sağlık Bakanı’nın kendisi de doktor, Hamad Hassan Lübnan’ın içinde bulunduğu mevcut durum da göz önünde bulundurulduğunda korona salgını sürecini çok iyi yönetti. Hatta muhaliflerden bile bu yönde övgü toplamayı başardı. Hizbullah’ın makamlarından biri, iki bakanı var zaten kabinede. En önemlisi kendisi. Hizbullah’ın bakanı olmasına rağmen diğer muhalifler de tebrik ettiler, süreci olumsuzluklara ve tedarik eksiklere rağmen iyi yönettiği konusunda. Ama bu protestolar esnasında salgında ikinci bir dalganın başlamasından da korkuluyor. O yüzden Lübnan’daki durum sıkıntılı. Bugün itibariyle Lübnan’da 721 vaka var. Şimdiye kadar 24 kişi öldü, iyileşenlerin sayısı ise 150. Bu eğriyi düzeltmede oldukça başarılı ilerliyor Lübnan. Umarım bu protestolardan sonra ikinci bir korona dalgası gelmez. Korona öncesi Lübnan’daki işsizlik yüzde 50’ydi, şu an çok yüksek bir rakam oldu. Ama sağlıklı bir data yok. Bazı ekonomist arkadaşlarımı da aradım son verileri almak için. Ama Lübnan’da bu konular hakkında sağlıklı bir data yok. Ama Dünya Bankası’nın tahminlerinden yola çıkarak Lübnan’da yoksulluk oranı korona öncesi yüzde 30’du, şimdi en az yüzde 50 olarak açıkladı bunu. Ama konuştuğum Lübnanlı ekonomistler bu oranın aslında yüzde 75 dolaylarında olduğunu düşünüyor. Kesin bir veri yok ama önlerindeki tabloya baktıklarında gördükleri bu. Bu oranın popülasyonun şu anda yardıma ihtiyacı olduğunu söylüyorlar. Lübnan’da asgari ücret 700 bin Lübnan lirası. 1500 Lübnan lirası eskiden 1 dolardan takas ediliyordu, sabit kur uygulanıyordu. Şu anda 4 bin liranın üzerinde 1 Amerikan doları. Kur uçuyor, yakında 10 bini görmesi an meselesi. Artık Lübnan sabit kuru yönetemeyecek hale geldi. Eskiden ekonomisi iyi olduğu için bankacılık sektörü Ortadoğu’nun en güçlüsüydü. Malum üretim yok turizm, bankacılık sektöründen gelir elde ediyordu. Dolayısıyla sabit kuru uygulayabiliyordu. Lübnan’da zaten sirkülasyonda dolar da var. Bakkaldan ekmek aldığınızda dolar ile ödeyebiliyorsunuz. Para üstünü Lübnan lirası olarak veriyor. Lübnan lirası ile alışveriş yaptığınızda para üstünü dolar olarak verebiliyorlardı. Ama rezervdeki dolarların azalması geçen yaz başladı, yeni bir durum değil. O zaman beri ülkede dolar kıtlığı baş gösterdi. Biz yabancı olduğumuz için bir süre daha bankadan dolar alabilmeyi başardık. Lübnanlı arkadaşlarımızla takas ediyorduk. Çünkü herkes biliyordu bu durumun yaşanacağını. Lübnan’daki fakirlik sınırı şu anda Dünya Bankası’nın verilerine göre 1 milyon 200 bin Lübnan lirası aylık olarak kabul ediliyor. Bu da yaklaşık 300 dolar. İnanılmaz pahalı bir ülke. Daha önce Paris’te yaşıyordum, Beyrut oradan da pahalı bir yer. 300 dolar aylıkla değil bir ailenin bir yetişkinin geçinmesi bile mümkün değil. İki kere yemeğe gitse zaten bir aylık para bitecek. İnanılmaz bir yokluk. Fakirler çok fakir, zenginler çok zengin. İnsanlar aylardır muhtaç. Sağlık Bakanı krizi çok iyi yönetti ama ekonomik olarak hiçbir yardım paketi sunulmadı. İnsanlara evden çıkmayacaksınız dendi. Ama günlük para kazanan insanlar sokağa çıkmadıkları için aç kaldılar, haftalardır aç insanlar. Devlet onlara bir yardımda bulunmadı ya da küçük ölçekli işletme sahiplerine bir yardım paketi sunulmadı. Hamra Caddesi, Beyrut’un en işlek caddesidir. Eski Beyrut’un Beyrut olduğu dönemlerde. Orada zaten korona krizinden önce en son Beyrut’tayken restoran ve kafelerin neredeyse yüzde 40’ı kapanmıştı. Zaten ekonomik krizden dolayı. Koronadan dolayı seferberlik ilan edildiği için zaten kapatmak zorunda kaldılar. Bunların yüzde kaçı tekrar açılır gerçekten bilmiyoruz. Çok az bir rakam olur.”

    ‘Almanya’nın kararı Lübnan’a büyük bir darbe oldu’

    Yazgan’a göre, bu kriz koşulları altında Almanya’nın Hizbullah’ın faaliyetlerini tamamıyla yasaklaması Lübnan’a darbe niteliği taşıyor. Dış müdahalelere açık bir ülke olan Lübnan’ın önceki krizlerde yardım elini uzatan Körfez'deki ülkelerden yine yardım beklediğini aktaran Yazgan, böyle bir sıcak para akışını sağlayacak yardımın gelmeyeceği görüşünde. Yazgan'a göre bunda Hizbullah olgusu ve gerek Lübnan içerisindeki mezhebi kapışmalar, gerekse uluslararası plandaki çekişmeler etkili:

    “Lübnan’a dış müdahaleler fazla oluyor. Lübnan her zaman şimdiye kadarki krizlerde ya Fransa ya Amerika ya Suudi Arabistan ya da Birleşik Arap Emirlikleri’nden aldığı parayla krizleri atlatmıştı. Yine böyle bir sıcak para nakit para akışı bekliyor. Bu para hala gelmedi ve gelecek gibi de gözükmüyor. Çünkü şu anda yeni hükümet Hizbullah destekli. Hristiyan Marunilerle Hizbullah’ın Şiilerin oluşturduğu bir hükümet. Onların çoğunlukta olduğu ve desteklediği bir hükümet. Başbakan mezhepsel paylaşmaya göre Sünni olması gerektiğinden Sünni. Ama Hasan Diyab, Sünni Başbakan olmasına rağmen Sünniler tarafından desteklenmeyen, Şiiler ve Hristiyanlar tarafından desteklenen bir başbakan. Zaten Trablusşam’daki gösterilerin ufak bir nedeni de buna dayandırılıyor. Trablusşam Sünnilerin kalesi, özellikle Hariri ailesinin. Oradaki Sünniler, ‘Biz Sünni’yiz, mezhebimize göre bizim de bir pay almamız ama o payımızı da bizi temsil etmeyen birisine verildi’ diyerek de hükümetin düşmesini istiyor. Bir sürü teoriler var ortada. Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım, ‘IMF’den yardım istemiyoruz’ dedi. Çünkü Lübnan artık bazı ülkelerden yardım alamaz hale geldi. Çünkü onlar da bazı taleplerde bulunuyorlar, şeffaflaşma ya da bazı yaptırımların olmasını yapacakları yardımla ilişkilendiriyorlar. Lübnan da bunu kabul etmiyor. Naim Kasım’ın açıklamasından sonra Hasan Nasrullah bir açıklama yaptı; ‘IMF’den yardıma karşı değiliz tamamen, gerekirse alabiliriz ama koşullu olmamalı. Yardıma iliştirilen yaptırımlar olamamalı’ dedi. 2 gün önce yine Naim Kasım, Lübnan lirasının değer kaybından dolayı Merkez Bankası’nı suçladı. Banka yönetiminin negatif performans gösterdiğini söyledi. Aynı şekilde Hizbullah onu suçladı ve Hizbullah’ın desteklediği Başbakan Hasan Diyab da Lübnan parasının değer kaybından Merkez Bankası Başkanı Riad Salameh’i sorumlu tuttu ve bunu özellikle yaptığını söyledi. Yeni hükümeti zor durumda bırakıp onu devirmek için yaptığını söyledi. Merkez Bankası Başkanı Riad Salameh, Amerika’nın desteklediği birisi. 1993’ten beri, 27 yıldır Lübnan Merkez Bankası’nın başında. Birçok kriz atlatmış. 2008’de bu kadar büyük olmasa da finansal bir kriz yaşanmıştı, onu atlatmış. Refik Hariri’nin suikastından sonra, 2006’da İsrail’in Lübnan’a saldırması, Suriye’deki savaşın özellikle ilk zamanlarında, Lübnan ile Suudi Arabistan arasındaki kriz Saad Hariri’nin 2017’de Riyad’dan istifa açıklama yapması, tüm bu siyasi ve ekonomik krizler esnasında ekonomik stabiliteyi koruyabilmesi sebebiyle Riad Salameh takdir kazanmıştı aslında. Ama 27 yıl boyunca Lübnan Merkez Bankası başkanı olup da yolsuzluğa karışmamak ya da yapılanlara göz yummasından dolayı tabii ki onun ismi de oldukça negatif şeylerle anılmaya başlandı. O da Hizbullah’ın onu devirip kendisi yerine başkasının geçmesini istediği için onu sorumlu tuttuğunu söylüyor, o da siyasileri sorumlu tutuyor. Bu sabah büyük bir darbe oldu Lübnan’a aslında. Çünkü Almanya’da kolay kolay derneklerin yasaklanması söz konusu değildir. Gerçi Almanya Hizbullah’ı ayrılmıştı siyasi ve askeri kanadını. Askeri kanadı 2013 yılında Avrupa Birliği tarafından zaten terör örgütü listesine alınmıştı. Ama siyasi kanat resmi bir ofisi olmasa da Almanya’da devam ediyordu. Yardım topluyordu, camilerde, derneklerde bir araya geliyorlardı. Ama bu sabah bir baskın oldu. Dernekler ve camilerde arama yapıldığı, göz altıların olduğu söylendi. Artık tamamen Hizbullah’ın siyasi örgütünün de terör örgütü olarak kabul edildiği haberi geldi. Bu da mevcut hükümet için kötü bir haber. Zaten ekonominin kötü olması, bundan da daha kötü şekilde etki edecek orası kesin. Muhtemelen kur uçmaya ve Lübnan lirası dolar karşısında değer kaybetmeye devam edecek.”

    Etiketler:
    Almanya, Koronavirüs, Ekonomik kriz, Protesto, Hizbullah, Lübnan, Ceyda Karan
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın