21:16 02 Temmuz 2020
Canlı Yayın

    ‘ABD’nin özgürlük ve demokrasi taşıyıcılığı sloganlarının inandırıcılığı kalmadı’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 21
    Abone ol

    Prof. Hasan Ünal'a göre, pandemi ABD’de var olan ırkçılık ve adaletsizliğe karşı tepkileri patlattı. Trump'ın kutuplaştırıcı bir lider olduğu ve yeniden seçilmek için 'kumar oynadığını' söyleyen Ünal, Demokratların etkisizliğine dikkat çekti. Ünal, ‘özgürlük ve demokrasi taşıyıcılığı’ sloganlarının da inandırıcılığının kalmadığını dile getirdi.

    ABD'deki Trump yönetiminin koronavirüs pandemisindeki yetersizliklerin ardından, George Floyd'un polis şiddetiyle öldürülmesinin sarsıntıları yaşanıyor. Pandemi yüzünden hayatını yitirenlerin çoğunu düşük gelirli siyahlar ve Latinler gibi azınlıklar oluştururken, 'özgür dünya' söyleminin altındaki eşitsizlikler bir kez daha gözler önüne serilmesinin üzerine 'Trump faktörü' bindi. ABD Başkanı sokağa çıkma yasaklarına rağmen dinmeyen gösterilere karşı orduyu devreye soktu.

    Bütün bunların 3 Kasım'daki başkanlık seçimlerine gidilen süreçte ABD siyasetine etkilerinin ne olacağını ve uluslararası etkilerini Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal ile konuştuk.

    ‘Siyahlara karşı polis şiddeti ve gösteriler yeni değil, bu sefer üzerine pandemi ve ekonomik kriz eklendi'

    Prof. Hasan Ünal, ABD’de siyahlara karşı polis şiddetinin yeni olmadığını, Obama döneminde de büyük olaylar yaşandığını anımsatırken, bu seferki patlamada pandeminin ortaya koyduğu hakikatlerin de etkili olduğu görüşünde. 108 binden fazla Amerikalının hayatını yitirdiği pandeminin en çok da alt sınıfları ve azınlıkları vurduğu rakamlara atıf yapan Ünal üzerine gelen işsizliğin durumu daha da hassas kıldığına dikkat çekti. Ancak Ünal'a göre, Trump yeniden seçilmek için ırkçılığı da kullanarak her şeyi yapabilecek bir kişilik:  

    ''George Floyd olayı ABD polisinin vatandaşlara yönelik ne ilk ne de son kötü muamelesi. Bu olaylarda çoğunlukla siyahlar polislerin elinde ölüyorlar. ABD’de polis bu konularda çok daha çekinmez bir şekilde davranabiliyor. İnternete baktığımızda çok sayıda benzeri olay olduğunu görüyoruz. Burada polisin genel yetkileri ve bu yetkileri kullanmada oluşturduğu, teamülleri ile ilgili ciddi bir sorun var. Çok sık tekrarlanan bu tür olaylarda siyah bir vatandaş polis saldırısı sonucu ölüyordu ve bunun ardından patlak veren olaylar genelde birkaç gün sürüyordu. Çünkü yağmaya dönüşüyor, dejenere oluyor, halkın gözünde düşüyor ve destekçiler azalıyor. Bir süre sonra olaylar yatışıyordu. Örneğin Obama döneminde zaten siyahi bir başkan denilse de olaylar oluyordu. Gerçi bu adamın sadece ‘dedesi siyah, bunun altı bembeyaz’ diye eleştirirler ama yine de bir şekilde etkili olurdu ve olaylar yatışırdı. Şimdi enteresan bir durum var. Bu olay ABD’deki ırkçılık ve adaletsizliği, en kötü zamanlardan birinde ortaya çıkaran bir olay. Daha kötü bir zamanlama olamazdı. Çünkü bütün dünya salgından. Bu salgının ortaya çıkardığı birkaç tane önemli husus oldu. Bunlardan birisi ABD’deki sağlık sisteminin çok kötü olduğu gerçeği. Parası olmayanın rahatlıkla ölüme terk edilebildiği ve bunun da ABD sosyal yapısı içinde normal görüldüğü anlaşıldı. İkinci şey ise bu pandemiden siyahlar ve Latinoların (yani Hispanik denenlerin) çok ciddi olarak etkilenmesi oldu. Birçok eyaletteki rakamlara baktığımızda bunu görürüz. Örneğin bir eyaletin nüfusunda siyah nüfus oranı yüzde 17. Ama ölenlerin içinde siyahların oranı yüzde 60-70. Latinolarla birlikte 70-80’e çıkıyor. Bu önemli bir tartışma konusu. Bu ölüm oranı tabii genetik olmayacağına göre, bunun ekonomik bir sebebi var. Bu insanlar çalışmak zorunda. Çıkıyorlar, çalışıyorlar. Çalışınca da virüsü kapıyorlar. Öldürülen George Floyd da yakın zamana kadar bir restorantta güvenlik görevlisi olarak çalışıyormuş. İki çocuğu varmış. 4 kişilik bir aile. Koronavirüsle birlikte işsiz kalanları 3 ile 4’le çarparsak 150-160 milyonluk bir nüfustan bahsediyoruz. Zaten bu nüfus arasında işsizlik çok yüksek oranlarda idi. Şimdi bunları hem hastalık vuruyor, hem işsizlik vuruyor. Son 2 ay içerisinde ABD’li milyarderlerin toplam servetleri son 10 güne kadar 434 milyar dolar artmış durumdaydı. Bu Türkiye’nin 1 yıllık milli gelirinin yüzde 60’ına tekabül ediyor. Bernie Sanders ‘ABD’li 400 milyarderin toplam servetinin 3 trilyon dolar’ olduğu şeklinde bir paylaşım yapmıştı. Yani Birleşik Krallığın toplam milli geliri kadar .Öte yandan öldürülen Floyd örneğinde olduğu gibi ortada işsiz, sosyal şartlardan pek faydalanamayan. İmkanların olduğunu bile bilmeyen, eğitim seviyesi çok düşük (ama kendi isteğiyle mi yoksa şartlar dolayısıyla mı) devam eden bir toplum var. ABD’deki ırkçılık şu veya bu şekilde belirgin. Aşılabilmiş değil. Minneapolis enteresan bir yer. Ben orada 1 hafta kaldım. Gittiğim sıradaki belediye başkanı nüfus oranları düşük olmasına rağmen siyahiydi. Heyet olarak onları ziyaret ettik. Irkçılık açısından uygun görünen bir yer değildi. Ekonomik şartlar zorladıkça ve göçler arttıkça ciddi bir ırkçılık oluşmuş orada. Bu ırkçılıkla baş edemiyorlar. ‘Yapısal bir ırkçılık yok’ diyorlar. ‘Siyahlar devlet başkanı, genelkurmay başkanı olabiliyor, daha ne istiyorsunuz’ deniliyor. Bu insanların neden gelir seviyesi düşük? Bunlara yönelik politikalarla insanların sistemin içine kazandırılması lazım. Beyazlar içinde de eşitsizliklerle boğuşan çok ciddi bir kitle var. Bütün bunlar böyle bir zamanda patlak verdi. Bu patlama sırasında ABD Başkanı olan Trump ise çok rahatlıkla ırkçılığı kullanarak önümüzdeki seçimleri kazanabilme konusunda her şeyi yapabilecek bir kişiye benziyor.’’

    ‘Trump’tan kutuplaşmayı teşvik ederek olayları manipüle etmesini beklememek yanlış olur’

    Prof. Ünal, ABD'de Trump’ın başkan seçildiğinden beri kutuplaşmayı teşvik ettiğini anımsatırken şu an devam protestoları manipüle etmemesinin hem kişiliğiyle hem de şartlarla uyumlu olmayacağı değerlendirmesini yaptı. Trump'ın bulunduğu pozisyona Amerikan derin devleti ve medya ile çatışa çatışa geldiğini anımsatan Ünal, diğer yandan Trump'ın ‘güçlü lider’ tutumunun büyük bir kumar olduğu değerlendirmesi yaptı:

    ''Trump’ın olaylara karşı takındığı ‘güçlü lider’ pozu aslında büyük bir kumar. Ama diğer yandan Trump bunlardan farklı bir siyaset izleyemez. Neden? Kişiliği böyle. Baştan beri ABD’de bir kutuplaşmayı teşvik ediyor zaten. Bunda da ısrarcı. Bugüne kadar ABD’de yapılanlarının neredeyse tamamının yanlış olduğu tezinden hareket ediyor. Aslında işin doğrusuna dikkatli bir analizle bakılırsa: ABD’nin şirketlere teslim edilmiş ekonomisi ve İsrail lobisi tatmin olsun diye uyguladığı Ortadoğu politikası, bu bölgelerde sokağa saçtığı milyar dolara baktığımızda Trump’ın söyledikleri yanlış değil. Ama bunların bir de uygulamaları var. Bu kısma geldiğinde Trump bambaşka birisi. Birleştirici bir tarafı yok. Ayrıştırıyor ve bunda mutlu. Bugüne kadar yapılanların yanlış olduğunu söylüyor. Bütün basını karşısına almış durumda. ‘Fake News’ diyor. İlginç şekilde bugüne kadar bu şekilde tutundu. ABD derin devletine karşı ciddi bir mücadelesi vardı ve ABD derin devletinin hazırladığı pek çok komployu aşarak geldi. Birtakım şeylerin de komplo olduğu anlaşıldı. Örneğin Rusya’nın seçimlere müdahale ettiği iddiası gibi şeyler çöktü. Ama bugün bu suçlamaların altının boş olduğunu anlayan kişi sayısı az. Ona rağmen Trump neredeyse ‘kelleyi veriyordu’. Onun açısından düşünürsek: ‘Trump bir dünya badireyi atlattı geldi, seçimleri kazanacaktı fakat bir salgın patlak verdi’. O yüzden tepkileri çok sertti. Bu ‘Çin virüsüdür’ dedi sonra DSÖ’ye saldırmaya başladı. Ama sürekli olarak bir şeyler söylemek zorundaydı. Çünkü beklemediği bir şeydi. Onun üzerine işsizlik geldi 40 milyonun üzerinde. Belki onu da aşacaktı ama ardından da bu olaylar patlak verdi. Bu olayları Trump’ın manipüle etmemesini beklemek hem Trump’ın kişiliğine aykırı hem de şartlarla uyumlu değil. Trump’ın avantajı ne yapmak istediğini bilmesi. Öbür taraf ise ne yapmak istediğini bilmiyor ve dağınık bir grup. Fakat öbür tarafın avantajı da şu bütün bu adaletsizliklerin geçim sıkıntılarının ırkçılığın hepsinin pandemiyle birlikte zirve yaptığı noktada olayların patlak vermiş olması. O yüzden beyazlar tarafından da ciddi oranda desteklendiği görüyoruz. Bütün bu yağmaya rağmen beyaz kesimden de ciddi miktarda destek alıyor bu hareketler’’.

    ‘Olaylara dair Demokratların ve başkan adayı Biden’ın ortaya koyduğu hiçbir şey yok’

    Protestolara dair, ABD kurumlarının bir çözüm öneremediğine dikkat çeken Ünal, muhalefetteki Demokratların ve başkan adayları Biden’ın tüm bunlara karşı ortaya bir şey koyamadığının altını çizdi:

    ’’Olaylarda Demokratların tavrına baktığımızda başkan adayı Joe Biden’ın hiçbir vizyonu olmayan bir adam olduğunu görüyoruz. ‘Eski ABD’yi temsil ediyor. ABD’nin parasının Afganistan’dan Suriye’ye, nereye harcandığının bilinmediği ama bölgeye kan kusturulduğu dönemin devamı niteliğinde Biden. Ortaya çok ciddi bir şey koyduğu yok. ‘Polisler neden göstericileri ayağından değil de kafasından vuruyor’ gibi şeyler söyleyebiliyor. Onun kafasındaki plana göre Trump’ın politikalarından rahatsız olan Cumhuriyetçi kesimin oylarını alabileceğini düşünüyordu. Çünkü zaten siyahlar onun için çantada keklikti. ABD’deki siyahlar, Latinolar Florida hariç bunlar çantada keklik gibiydi. Ancak şimdi ne diyeceğini bilemiyor. ABD’yi temsil eden insanlar ve kurumlara baktığınızda hiçbirisinin ciddi bir önerisi yok. ‘Burada ırkçılık var, ekonomik eşitsizlik var; şunları yapmak lazım’ diye ortaya çıkan kimse yok. Böyle bir sıkıntı söz konusu Böyle durumlarda genellikle olaylar zirve yapar’’.

    ‘ABD’nin ‘özgürlük, demokrasi’ sloganlarının inandırıcılığı kalmadı’

    Ünal, son olarak ABD’deki protestoculara karşı silah kullanmayı çözüm olarak gören bir başkanın varlığına dikkati çekerek, ABD’nin ‘özgürlük, demokrasi’ sloganlarının inandırıcılığının kalmadığını vurguladı:

    ’’Sokağa çıkanlara karşı kolaylıkla silah kullanmayı alternatif olarak gören bir başkan var. Öbür tarafta da son sorunlardan bunalmış ciddi bir halk kitlesi var. Polisin göstericilere silah kullanmasına bakarsak hakikaten ABD polisi bu konuda dünyanın en kötülerinden. ABD polisiyle bu konuda kolay kolay yarışacak bir şey yok. Bu yıllardır böyle. ABD polisinin bu denli yetkilerinin olması ve bunları kullanmasına izin verilmesi cidden Ortadoğu’yu habire ‘demokratikleştireceğim’ iddiasında olan bir ülke açısından yüz karası. Hong Kong’daki göstericiler ABD’nin neresine imrensinler? Bütün bunlar ortadayken Tiananmen Meydanı olaylarını gündeme getirirseniz ne olur? Bunu Pompeo yapabilir. O ilginç bir adam. Davranışları itibariyle çatacak adam arıyor. Ama ABD’nin o gücü yok artık. Bunu anlaması lazım. CIA’nın analizlerinde öyle görünüyordu belki ama öyle bir dünya yok artık. Şimdi bundan sonra ABD’nin bir defa ‘demokratikleştirme’, ‘özgürlükleri savunuculuğu’ gibi konularda dünya halklarının gözünde hiçbir kredibilitesi kalmadı. İlk defa ABD askerini, ABD’de görmüş oluyoruz. Gerçek yüzlerini bütün açılarıyla görüyoruz. Bunları söylerken ‘ABD’de basın özgürlüğü yok, özgürlük yok’ demiyorum. Belki de dünyanın basın özgürlüğü konusunda en ileri ülkesi. Ama ABD’nin ‘demokrasi, insan hakları’ adına bir şeyler yapıyormuş gibi dünyayı karıştırması bu sebeplerden değildi. Normal uluslararası çıkarları gerektirdiği için ya da bu çıkarları iyi hesaplayamadığı için böyleydi. Bundan sonra da ABD, bu bölgelerde bu tip işleri bu sloganlarla yapmakta zorlanacaktır. Geçenlerde İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, ABD’li mevkidaşı Pompeo’nun İran halkına yönelik yaptığı açıklamayı İran ile ABD yerlerini değiştirerek paylaşmıştı. ABD’nin inandırıcılığı kalmadı. Kendi halkına parası yokmuş gibi davranan ABD, bizim bölgemizde hala PKK’yı silahlandırıyor, YPG’ye para veriyor. Ne yaptığı belli olmayan bir ABD var karşımızda. Bunların altını çizmek lazım.’’

    Etiketler:
    Irkçılık, pandemi, George Floyd, Donald Trump, Çin, Rusya, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın