13:59 13 Temmuz 2020
Canlı Yayın

    'ABD'de ırkçılık yapısal ve sistemik, ama bu kez pandemi ve Trump ile birleşince mükemmel fırtına çıktı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 32
    Abone ol

    Prof. İlhan Uzgel, ABD’de siyahlara ayrımcılığın hep olduğunu ama bu kez pandemi ve Trump faktörüyle 'mükemmel fırtına' yarattığı görüşünde. Uzgel'e göre, Trump'ın orduyu devreye sokma hamlesi geri tepti. Trump'ın seçilirse ikinci döneminin daha otoriter olmasını öngören Uzgel, Erdoğan yönetimiyle ilişkilerin de ilk dönemden iyi olacağı görüşünde.

    ABD'de koronavirüs pandemisinin üzerine siyah Amerikalı George Floyd'un öldürülmesiyle patlak veren isyan bir türlü tam olarak teskin olmazken, Başkan Trump yüzünden Amerikan siyaseti alt üst olmuş durumda. Trump'ın orduyu Amerikan vatandaşlarına karşı sokağa sürmek istemesi, İsyan Yasası'nı gündeme taşıması siyaseti kızıştırdı. Sadece siyasiler de değil, eski generaller ve sonunda ABD Genelkurmay'ı da 'anayasaya bütün değerleriyle bağlı olunduğunu' vurgulayan bir açıklama yayınladı.

    Bu koşullarda protesto hareketinin 3 Kasım'daki başkanlık seçimi öncesinde nereye varacağı ve seçimleri nasıl etkileyeceği merak konusu.

    ABD'deki gelişmeleri Amerikan siyasetindeki tartışmalar ve Trump'ın hedeflerini Prof. İlhan Uzgel ile konuştuk

    ‘Yeni olan koronavirüs ve Trump sorunu, mükemmel fırtına oldu’

    Prof. İlhan Uzgel, ABD'de siyahlara yönelik ayrımcılığın uzun bir tarihi olduğunu ve yapısal ve sistematik bir karakter taşıdığını anımsatırken, son yaşananlarda yeni olanın Başkan Trump'ın tutumu ve gelişmelerin pandeminin üzerine gelmesi olduğunu vurguladı. Uzgel, art arda gelen unsurlarla ortaya İngilizce'de 'Perfect Storm' diye anılan 'kusursuz fırtınanın' çıktığını dile getirdi:

    ’’ABD’deki sorunların bir kısmı yapısal ve sistematik. Siyahlara, Afro-Amerikalılara yönelik ayrımcılık ABD’nin çözemediği ya da çözmek istemediği, tarihsel olarak bugünlere taşıdığı bir sorun. İkinci bir sorun ise Trump sorunu. Bu ikisinin kesiştiği bir noktada yer alıyoruz. Kesişince de bambaşka bir tablo çıktı ortaya. Normalde bu sorun, ABD’de kölelik tarihi neredeyse 200 yıl öncesine dayanıyor. Irk ayrımcılığının 100-150 yılı var. Yani bunlar yeni şeyler değil. Son protestolar da ABD’deki ilk siyah isyanı değil. Daha yoğun isyanlar da oldu. Fakat, şimdi başka bir şeyle birleşti. ABD tarihinde kölelik, ırk ayrımcılığı, siyahilerin protestosu, çekişmesi hepsi oldu ama bunlar hiç yabancı şeyler değildi. Ama Trump olmadı hiç. Şimdi koronavirüs pandemisi de ortaya çıktı. Farklı olan bu ikisinin Trump döneminde ortaya çıkması oldu. Hatta buna filmden ilham alarak The Perfect Storm oldu diyebiliriz. ‘Mükemmel fırtına’.’’

    ‘Asıl sorun, Trump’ın ırkçılığı da kullanarak seçim başarısı çıkarmak istemesi’

    Trump’ın Kasım ayındaki seçimler öncesi koronavirüs pandemisinin yarattığı sonuçlar yüzünden sıkıştığını belirten Uzgel, siyasi başarı için ırkçılığın kullanıldığına dikkat çekti:

    ''ABD sisteminde siyahlara yönelik bu tür vahşet sayılabilecek olaylar yaşanıyor: Özellikle güney eyaletlerinde. Ancak asıl problem, Trump’ın buradan bir seçim başarısı çıkarmak istemesi. Çünkü sıkıştı, koronavirüs işi bozdu. Ekonomik verileri bozdu. En güvendiği alan işsizlik rakamlarıydı. Normalleşme olsa bile  Kasım ayındaki seçimlere kadar ne kadarının işlerine dönebileceği belli değil. Trump, buradaki gerilimi tırmandırarak kendisine alan açmak istiyor. Bu bize akıl açısından uymayabilir. Mantık olarak ‘birleştirici olup seçime gider’ diyebiliriz. Ama Trump’ın oy aldığı bir kitle var. Demokratlardan oy alamayacağını biliyor. ABD tarihinin en sert kutuplaşma dönemi yaşanıyor. Trump ve karşıtları olarak toplumsal olarak, aileler olarak bölünmüş durumdalar. Trump’ı çok sevenler de var nefret edenler de var. Arası kalmadı. Dolayısıyla Trump, kendisine yakın kitleye yönelik olarak olumsuz faktörlerin üstünü kapatmak için, ABD tarihinin toplumunun temel özelliklerinden biri olan  (bunu dillendirmek sitemiyor kimse) ırkçılık meselesi üzerinden (‘ben beyazların hakkını savunuyorum’ mesajıyla) seçim kampanyası yürütmeye başladı. Sonrasındaki bütün eylemleri de buna yönelikti. İslamofobiyi de Latino karşıtlığını, siyah karşıtlığını da içeriyordu. Hakikaten siyahları çıldırtan şeyler yaptı. Bunların birikimi sonrasında büyük bir şey patlak verdi. Bütün ülkeye yayıldı. Ülke neredeyse kendi 1968’ini yaşar oldu. Trump buradan, siyasi başarı çıkarmaya çalışıyor. Esas derdi bu.’’

    ‘Orduyu devreye sokarak gerilimi büyütmek isteyen Trump, karşı konsensüsü kıramadı’

    Uzgel, ABD devlet kurumları içindeki tartışmalar, eski generaller ve son olarak Genelkurmay Başkanlığı'nın da dahil olduğu tartışmalara atıf yaparken, Trump’ın ülkedeki gerginliği daha da büyütmek için orduyu devreye sokmaya çalıştığı ancak bunun geri teptiği görüşünde.

    ''Trump, seçimler öncesi bu çatışmayı tırmandırmak istiyor. Orduyu sokarsa çatışma ve gerilim büyüyecek. Orduyu devreye sokarak, hem yanına çekmiş olacak hem de tepkileri arttıracak. Bu yağma görüntüleri Trump’ın lehine işliyor. Burada ortaya çıkan çatışma görüntüsü üzerinden, ‘ABD değerlerini, mülkü, düzen ve hukuku ben koruyorum’ mesajı vermek istiyor. Ama şu anda ordu buna direniyor. Oradaki Genelkurmay Başkanlığı da, Türkiye’deki gibi oldu. Genelkurmay Başkanı’nın koordinasyon görevi vardır orada da. Savunma Bakanı daha önemlidir. Genelkurmay Başkanı bir ‘memorandum’ yayınladı. Orada ‘ABD değerlerine bağlıyız’ dedi. Orada çoğulculuktan, demokrasiden, ifade özgürlüğünden söz etti. ABD Genelkurmay başkanının böyle şeylerden bahseden memorandum yayınlaması normal değil. Yani mesaj verdi, ‘biz buraya girmek istemiyoruz’ dedi. Savunma Bakanı da ‘orduyu kullanmak istemiyorum’ dedi. Trump, orduyu göstericilerin üzerine sürmek istiyordu. Geleneksel olarak orduyu savunanlar, ‘bizim askerlerimiz, bizim çocuklarımız’ diyenler hep sağ seçmen. Sağ seçmeni buradan konsolide etmek istiyor. Şu anda ABD sisteminde ordunun devreye sokulmaması yönünde konsensüs oluştu. Trump bunu kıramıyor. Ordu daha önce içeride kullanılmıştı. 1929 ekonomik bunalımından sonra ABD’de ayaklanmalar çıktı. Ünlü MacArthur, ayaklanma bastırmak için orduyu kullandı. Tabii o zaman bunalım daha ağırdı’’.

    ‘Trump, Amerikan hakim sınıflarıyla hareket eden bir lider ama söylemleri farklı. Seçilirse ikinci dönemi daha otoriter olacak’

    Trump’ın ABD'deki ‘elit karşıtlığı’ söylemlerini değerlendiren Uzgel, Amerikan hakim sınıflarıyla hareket eden bir lider olarak Trump’ın kitlesine uygun olarak farklı söylemler geliştirdiğini dile getirdi. ÖZellikle İncil şovu ve dinin kullanılması örneğine atıf yapan Uzgel, Trump'ın bu tutumunun kilise tarafından da memnuniyetsizlikle karşılandığına dikkat çekti. Trump'ın güney kuşağı ve muhafazakar tabanı temsiliyet gücünü anımsatan Uzgel'e göre tekrar seçilmesi halinde daha otoriter bir lider olacak:

    ’’Trump’ın ‘elit karşıtlığı’ meselesi ise şu an bütün dünyada böyle. Brezilya’da da bizde de böyle, Hindistan’da da böyle. Popülist sağ siyaset, kendisi halkın esas temsilcisi olarak görür. O zamana kadar gelen yönetimleri, halka yabancı elitler olarak tanımlar ve buradan oy toplamaya çalışır. Trump, Cumhuriyetçi bile değil. Onlara oy verdiği bile tahmin edilemiyor. Liberal, müteahhit, din ile (İncil ile poz verse de) de ilgisi de yok özel hayatından bildiğimiz kadarıyla. Hatta bu ortamda ABD’de kilise bile bölündü. Bu kutuplaşma bunu yaptı. Trump’ın İncil şovuna karşı ‘biz bunu savunmuyoruz’ dedi bazı kiliseler. Kiliseler ‘Bu şov Hristiyanlık ilkelerine uyan bir şey değildir, ‘dini siyasete alet etme’ dediler. Elit karşıtlığı da malum. Pelosi’yi diline çok dolar mesela. Seçim kampanyası boyunca da Trump, elitleri kastederek ‘bu bataklığı kurutacağız’ dedi. ‘Washington elitleri var, bunlar siyasete hakim ve kaynakları emiyorlar ve ben bu bataklığı temizleyeceğim’ dedi. Bu tamamen bir söylem ve hiç gerçekliği yok. Trump, doğrudan Amerikan hakim sınıflarıyla birlikte hareket eden bir lider tipidir ama politik söylemi farklı. Seslendiği kitle de en cahil denilebilecek kesim. Güney kuşağı, muhafazakar kuşağa da dayanır. Trump, onlar ne duymak istiyorsa, onlara ne hitap ediyorsa o dili kullanarak seslenen popülist bir liderdir. ABD’yi otoriterleşmeye götürüyor ve bu konuda endişe var. Liberaller bu konuda endişeli. Anaakım ABD’de daha fazla liberallerden oluşur. Trump, koronavirüs ve sonucundaki işsizlik olmasaydı yüzde yüz seçilecekti. Ancak şimdi işler bozuldu. O yüzdem bu protestoları kullanmak istiyor. Ama Eğer Kasım’da Trump seçilirse ikinci dönemi çok daha otoriter olacak.’’

    ‘ABD’de dış müdahale söylemi daha çok liberallere ait’

    Protestolar ekseninde dış müdahale tartışmalarına değinen Uzgel, bunun ABD'de Cumhuriyetçilerden çok Demokratların sahiplendiği bir tutum olduğunu anımmsattı. ‘Önce Amerika’ geleneğinin ise Amerikan sağının uzun süredir savunduğu bir gelenek olduğunu vurgulayan Uzgel, Trump’ın bunu bir başka noktaya getirdiği görüşünü aktardı. Ancak Uzgel, başka ülkelere müdahaleler ABD hegemonyasına yaradığı için bunları sona erdirmekten bahsetse dahi Trump'ın bunu aşabilmesi imkanı yok:

    ’’ABD’nin dış müdahale politikalarına dair tartışmaların aslında ABD siyasetine dair algılamalarımızla da ilgisi var. ABD’de dış müdahale daha çok liberallere ait görünür. Buna da liberal müdahalecilik diyorlar. Yani ABD sağı aslında ‘dışarıyla çok fazla ilgilenme, insani müdahale ile uğraşma bizimle ilgilen’ diyor. Trump da bunun temsilcidir. ‘Önce Amerika’ geleneği, ABD sağının uzun süredir savunduğu bir gelenektir. Böyle bir damar vardır. Trump bunu bir başka noktaya çekti. Trump’ın sürekli olarak kullandığı, güvenlik politikalarıyla ilgili açıklamalarına baktığımızda ‘askerleri geri çekeceğim’ dediğini görürüz. Kafamızda oturmayabilir çünkü sağcı bir lider. ‘Suriye’de ne yapıyoruz’ diyor? ‘Suudi Arabistan’da niye duruyoruz parasını ödeyin’ diyor. Demokrat kanat ise küresel sorunlara daha fazla müdahaleden yanadır. O yüzden öyle bir çelişki var gibi görünüyor. Sağ kanat ise, (Trump bunun daha uç noktasını temsil ediyor) ‘askerleri çekelim dünyayla ilgilenmeyelim. Bize ne dünyadan, kaynaklarımızı harcamayalım. Biz burada ABD’yi önceleyelim’ diyor. Aslına bakarsanız, liberallerin söylediği şey ABD’yi öncelememek değil. Daha az öncelemek için yapmıyorlar bunu. Bu müdahaleler ABD hegemonyasını devamına yaradığı için yapalım diyorlar. Bu ikisi arasında bakış açısı farklılığı var. Trump’ın bunu aşabilmesi imkanı yok. Öyle olsaydı, şimdiye kadar Suriye’de ABD askeri kalmaması gerekiyordu.’’

    ‘Trump, ABD’nin ‘insan hakları’ söylemini büyük ölçüde terk etti, ülke içinde bile terk ediliyor neredeyse’

    ABD’nin ‘insan hakları’ söylemlerinin ve Amerikan değerlerini diğer ülkelerde hakim kılma sloganlarının büyük ölçüde terk edildiğini anımsatan Uzgel, örneğin Washington'ın uzun süredir Türkiye'deki gelişmelere yahut Mısır'a dair suskunluğuna atıf yaptı:

    © REUTERS / CEDRIC HOHNSTADT ILLUSTRATION

    "ABD değerlerini her yerde hakim kılma’ söylemi Trump döneminde terk edildi. Söylem olarak da Trump’ın ilk Dışişleri Bakanı Tillerson bunu terk ettiklerini söyledi. ABD ‘insan hakları’ siyasetini, büyük ölçüde terk etti. Başka ülkeleri eleştirmeyi bıraktı. Trump döneminde zaten bu söylemi içeride terk ediyor neredeyse. Bırakın ‘demokrasi götürme’ söylemini, insan hakları konusunda bile eleştiri az. Türkiye’ye yönelik bile hiçbir şey yok. ABD’den hiç ses çıkmıyor. Eskiden daha çok ses gelirdi. Elçiden ses gelirdi, ABD’den ses gelirdi. Mevcut Dışişleri Bakanı Pompeo’yu Türkiye’ye ya da Mısır’ı eleştirirken duymadık hiç. ABD zaten bu siyaseti bıraktı. Bu Demokrat Parti siyasetiydi. Bush yönetimi bunu devraldı ve 2013’te bu siyasetten yavaş yavaş vazgeçilmeye başlandı. Trump ile beraberse kesintiye uğrandı. Kurumsal boyutu da var. ABD, BM’nin İnsan Hakları Komisyonu’ndan çekildi. Yani kurumsal yansıması oldu dış politikaya. ‘İnsan haklarıyla ilgilenmiyorum, kendi içimizde otoriterliğe gidiş var’. Dünyada şu anda en büyük ve güçlü ülkelerinin hepsi ya sağ otoriter ya da popülist rejimler tarafından yönetiliyor. ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Brezilya, Filipinler, Hindistan, Türkiye... Daha otoriter eğilimli daha sağ popülist bir siyasete doğru gittiler. Bunun gidişatı daha ne olur ucu açık bir konu. Trump da bunun ABD versiyonu.’’

    ‘Çin ile boğuşan ABD’nin Avrupa ile ilişkisi yeniden şekillenecek’

    Trump yönetiminin ABD'nin geleneksel müttefikleriyle ilişkilerini zedelediği de gündeme taşınırken, Prof. Uzgel Transatlantik bağların kopamayacağı biçim değiştirerek devam edeceği görüşünü dile getirdi. NATO ittifakında Soğuk Savaş'ta da sıkıntılar yaşandığını Fransa'nın askeri kanattan çıkışı örneğiyle anımsatan Uzgel, küresel siyasetin dönüştüğünü ve sorunlu alanlara rağmen Çin’in dünyadaki etkisini kırmaya çalışan ABD’nin Avrupa ile ilişkisinin yeniden şekilleneceğini vurguladı:

    ’’Transatlantik bağlar devam eder, biçim değiştirerek devam eder. ABD, Avrupa’yı kollardı eskiden. Daha liberal bir sistem olsun diye uğraşırdı. Bu Soğuk Savaş mantığıydı. Kendi pazarını açmıştı. Batı Avrupa ülkelerinin ekonomik gelişmesi ABD açısından önemliydi. Doğu Bloku ülkelerine karşı güçlü bir Batı avrupa’yı istiyordu. Soğuk Savaş’tan sonra dinamikler değişti. Clinton dönemi daha liberal olduğu için AB’yi destekledi. Ama küresel siyaset değişiyor. Makro olarak baktığımızda ABD’nin derdi Avrupa değil Çin. ABD, Çin ile boğuşuyor alttan alta. Bunu açık şekilde de söylüyor. Çin’i çevrelemeye ve zayıflatmaya çalışıyor. Dünyada etkisini kırmaya çalışıyor. Böyle bir ortamda ABD’nin Avrupa ile ilişkisi yeniden şekillenecek. Avrupa’nın pozisyonu önemli, ABD bu koşullarda Avrupa’yı tamamen gözden çıkarma imkanına sahip değil. Avrupa ile ABD arasında sorun olur mu? Sorun hep vardı. 1950’ler ve 60’larda De Gaulle döneminde ABD ile ilişkiler daha kötüydü. Fransa, NATO’nun askeri kanadından çıkmıştı. NATO’nun merkezini taşımak zorunda kaldılar Brüksel’e. O dönemden sonra ‘Meydan Okuyan Avrupa’ diye kitaplar yazıldığını görüyoruz. Dolayısıyla ilişki hiçbir zaman sorunsuz, rahat bir ilişki olmamıştır.’’

    ‘Trump seçilirse küreselleşmeci siyaset yerine tek tek devletçi siyaset öne geçecek’

    Diğer yandan Uzgel ABD’nin Trump yönetimi altında Avrupa’nın bir bütün olarak hareket etmesinden hoşlanmadığını da anımsattı. Uzgel'e göre, Trump yeniden seçilmesi halinde ABD sağının yükselmesiyle birlikte küreselleşmeci siyaset yerine tek tek devletçi siyaseti tercih edecek:

    ’’Trump seçilirse, ABD’de sağın yükselmesi ve AB projesinin zayıflaması için elinden geleni yapacaktır. ABD yönetimi, Trump altında Avrupa’nın bir bütün olarak hareket etmesini sevmiyor. Tek tek, kendisine daha yakın bir Avrupa’yı tercih ediyor. Muhtemelen Trump seçilirse dünyada küreselleşmeci siyaset terine, tek tek devletçi siyasetin öne geçtiğini göreceğiz. Dolayısıyla AB’nin işi daha zor olacak. Zaten şu anda da Trump ve ona yakın isimler, Avrupa’da ortak Avrupa fikrinin zayıflaması için, tekil milliyetçiliklerin ağırlık kazanması için ellerinden geleni yapıyorlar. Bunun Avrupa’daki temsilcisi şu anda İngiltere’de Boris Johnson, Macaristan’da Orban, İtalya’da Salvini, Fransa’da Le Pen. Zaten böyle bir ortam var, bu yükselişi canlandıracaklar. Trump kendi karşıtını Avrupa’da yaratmaya çalışacak. Bunu söyleyebilirim. Bu iyi bir şey mi? Dinleyenler karar versinler.’’

    ‘Türkiye’de hükümet, Trump ile devam etmek istiyor’

    İlhan Uzgel, Türkiye açısından Rusya ile ABD arasında denge politikalarının artık sonuna gelendiğini söylerken, Erdoğan yönetiminin Trump döneminde ilişkilerinin çok da kötü olmadığını ve onun yeniden seçilmesinin tercih edileceğini söyledi. Uzgel, Trump ikinci kez seçilirse ilişkilerin ilk dönemden de iyi olacağını öngördü:

    ’’Trump döneminde Türkiye-ABD ilişkileri çok kötü değil. En ciddi sorun S-400 meselesiydi. Onu da hükümet, halletti. Tahmin ettiğimiz gibi, aktive etmeyerek bu işin üstesinden gelmeye çalışıyorlar. Diğer yandan Rusya’ya da çok borçlular. Suriye’de başka türlü hareket etmeye imkan yoktu. Denge politikası izlemeye çalışıyorlardı ve bunun sonuna geliniyor. Bu hükümet Trump devam etsin istiyor. Çünkü izdüşümü gibi bir durum var ortada. Sağ siyaset, sağı ister. Obama, Erdoğan’dan memnun değildi. Uzun bir mülakatında ‘hayal kırıklığı’ demişti. Erdoğan da ondan memnun değildi. Trump ile devam etmek istiyorlar. Trump seçilirse de ilişkiler şimdiye kadar olduğundan, yani ilk dönemden daha iyi olacak. Türkiye’nin de ABD’nin desteğine ihtiyacı var. O da belirleyici bir unsur olacak.’’

    Etiketler:
    siyahlara şiddet, ABD ordusu, Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği, Nefret ve ayrımcılık suçu, Ayrımcılık, pandemi, Koronavirüs, Irkçılık, Donald Trump, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın