11:00 21 Eylül 2020
Canlı Yayın

    'BAE ile normalleşme İsrail'in hayalini kurduğu devlete katkı yapacak, İslam jeopolitiğini etkileyecek'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 12
    Abone ol

    Prof. Erol'a göre, BAE ile normalleşme İsrail'in hayalini kurduğu devlete katkı yaparken, İslam jeopolitiğini kendi içinde tartışma, çatışma ve istikrarsızlaştırmaya taşıyacak. Arap dünyasında liderliğe oynamak isteyenlerin Türkiye'yi kuşatma politikasında rol aldıklarını düşünen Erol, Türkiye'nin bölge halklarında ciddi karşılığı olduğu görüşünde.

    ABD Başkanı Donald Trump'ın 13 Ağustos'ta duyurduğu İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki normalleşme anlaşmasının yankıları sürüyor. Anlaşmanın başka Arap ülkelerinin de katılmasıyla genişleyeceği söylentileri ortaya çıkarken, en sert tepkileri Arap ülkesi olmayan İran ile Türkiye verdi.

    İran'ın İsrail ile kanlı bıçaklı hali ortadayken, dikkatler onyıllardır İsrail'le iyi ilişkileri bulunan ve 'Mavi Marmara' gibi meselelere rağmen ticari faaliyetleri sürekli katlanan Türkiye'ye çevrildi. Arap kamuoyunda Ankara'nın İsrail ile ilişkileri bulunurken Arapları eleştirmesi kınama konusu edildi. Gündeme bu bağlamda son olarak normalleşmenin ardından Rixos otellerinin İsrail turizm firmasıyla yaptığı paket anlaşması ile İsrailli turistleri BAE'ye THY ile taşıyacağı haberleri de düştü.

    İsrail ile BAE normalleşmesinin bölgeye etkileri ve jeopolitik yankılarını Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Başkanı ve Hacı Bayram Veli Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Mehmet Seyfettin Erol ile konuştuk.

    ‘İslam jeopolitiğini kendi içinde tartışma, çatışma ve istikrarsızlaştırmaya götürebilecek bir hamle'

    Prof. Mehmet Seyfettin Erol'a göre, İsrail ile BAE arasındaki anlaşma bölgedeki kırılmalara bakıldığında önem arz ediyor. Bu normalleşmenin Körfez ülkelerinin tutumunu yansıtması açısından önem taşıdığını belirten Erol, bu gelişmenin İslam jeopolitiğini bir anlamda kendi içerisinde bir tartışmaya belki de bir çatışmaya ve istikrarsızlaştırmaya daha da götürebilecek bir hamle olduğu görüşünü dile getirdi:

    “Bölgedeki jeopolitik kırılmalara bakıldığında bir önem arz ediyor, özellikle Körfez boyutuyla. Mısır, 1979’da Camp David sürecine çekilmek suretiyle orada Arap dünyası açısından da BAE ve Suudi Arabistan da dahil aforoz edilmişti. Ama bugün gelinen noktada Ürdün sonrası Birleşik Arap Emirlikleri’nin bir Körfez ülkesi olarak burada yer almış olması bence bundan sonraki süreci ‘Nasıl bir İsrail?’ sorusunun ve bu anlamda da Körfez ülkelerinin buna yönelik tutumunu yansıtması açısından önemli. İslam jeopolitiğini bir anlamda kendi içerisinde bir tartışmaya belki de bir çatışmaya ve istikrarsızlaştırmaya daha da götürebilecek bir hamle. Buradaki ayrışmalar önümüzdeki süreçte daha da keskinlik kazanacak gibi görünüyor. Dolayısıyla tarafların daha somut hal almaya başladığı ve bunun bu anlaşmayla birlikte bir anlamda deklare edildiği bir süreci yaşıyoruz. Öncesi itibariyle BAE, Suudi Arabistan ve İsrail boyutuyla zaten de-facto bir süreç söz konusu."

    'BAE ve Suudi Arabistan Filistinlileri İsrail'in inşa sürecine ikna rolünü üstlenmişti'

    Prof. Erol, BAE ve Suudi Arabistan'ın şu anda üstlendiği tutumun aslında çok şaşırtıcı olmadığını dile getirirken, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü sonrasında bu ülkelerin bölgede üstlendikleri rollere dikkat çekti. Özellikle İsrail devletinin kuruluş sürecindeki rollerinin Filistin halkını bu inşaya ikna etmek olduğunu söyleyen Erol, bu ülkelerin son dönemde de Arap Baharı eşliğinde Büyük Ortadoğu projesi olarak anılan ve İsrail'in hayalini kurduğu devlete katkı yapan bir sürecin parçası oldukları görüşünü dile getirdi:

    "Burada gerek Suudi Arabistan gerek BAE’nin şu anki ortaya koyduğu tutum çok da şaşırtıcı değil. Zira Osmanlı sonrası bölge sınırlarının, haritalarının yeniden şekillendiği bir durumda Suudi Arabistan’ın üstlendiği bir rol vardı. İsrail devletinin kuruluş sürecinde Filistin halkını bir anlamda ikna etmek ve onları rahatlatmaya yönelik ve bu anlamda İsrail devleti sürecinin inşasının kolayca orada gerçekleşmesine yönelik bir rol benimsemişti. Bugün de BAE boyutuyla ortaya çıkan tablo özellikle Arap Baharı ve sonrasında yaşanan Suriye iç savaşıyla birlikte hız kazanan Büyük İsrail projesinin, ki bu önceden Büyük Ortadoğu projesi olarak bizim bildiğimiz ön plana çıkan ama sonuçları itibariyle İsrail’in hayalini kurduğu devlete katkı yapan bir sürecin parçası. Dolayısıyla BAE, bugün oynadığı rol itibariyle İsrail’in bölgede daha güçlü bir pozisyon elde etmesine yönelik bir tablo ortaya koymuş vaziyette. Bunu da ilan etmiş bulunuyor.”

    ‘Arap dünyasında liderliğe oynamak isteyen ülkeler var’

    2013 senesi ve Türkiye'nin Mısır'da El Sisi'yi başa geçiren darbenin bir kırılma noktası olduğunu kaydeden Erol, ardından Türkiye'ye karşı ABD ve İsrail ile hareket eden bazı ülkelerin 'kuşatma politikası' izledikleri görüşünü dile getirdi. Erol bu sürece Arap milliyetçiliğini tekrar ayağa kaldırma ve liderliğe oynamak isteyen ülkelerin de bulunduğu Körfez'in de katıldığını belirtti. Ancak Erol'a göre bu bütün Arap ve İslam dünyasının Türkiye’ye karşı olduğu anlamına gelmediği görüşünde:

    “2013 kırılma noktası. O zaman Türkiye’nin Mısır’daki darbeye tutumu ve sonrasında yaşanan gelişmeler aslında büyük Ortadoğu projesi bağlamında ciddi bir kırılmaya ve bu noktada Türkiye’ye karşı bu coğrafyadaki bazı ülkelerin ABD ve İsrail ile birlikte hareket etme sürecini daha da hızlandırmış vaziyette. 2013’e kadar baktığımızda Türkiye’nin bu söylemine bağlı olarak izlediği ve coğrafyada karşılık gören bir politika vardı. Ne zaman Mısır askeri darbe gerçekleşti ve öncesinde de 2009’da ‘one minute’ krizi yaşandı. Orada İsrail’in kullandığı bir ifade vardı; ‘Bugünden itibaren Türkiye’yi kuşatma politikası izleyeceğiz’. Bunu Kafkaslardan başlattı, sonra Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ile bunu geliştirdi. 2013 sonrası da bu süreci Körfez ağırlıklı bu bölgenin dahil edilmeye çalışıldığını gördük. İsrail’in 2009’da başlattığı 2013 ile ciddi anlamda bir kırılmanın yaşandığı süreçte şu anda Körfez’de yaşanan gelişmeler tamamlayıcı nitelik taşıyor. 2013’te Türkiye’nin Büyük Ortadoğu’ya karşı pozisyon alması, Mısır’daki askeri darbeyi kabullenmemesi, arkasında İhvan üzerinden yaşanan gelişmeler Arap dünyasının bir kesimiyle Suudi Arabistan ve BAE’nin başını çektiği Körfez ağırlıklı bir kesim ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmiş vaziyette. Ama bu demek değildir ki bütün Arap ve İslam dünyası Türkiye’ye karşı, hayır."

    'Türkiye'nin hem Arap coğrafyasında hem İslam dünyasında ciddi anlamda bir karşılığı var'

    Erol, Türkiye'nin hem Arap coğrafyası hem İslam dünyasında bir dalga hareketi olarak halklar nezdinde ciddi anlamda karşılığı bulunduğunu savundu. Libya'daki aşiretlerin tavrına ve Suriye'ye atıf yapan Erol, Ankara'nın kuzeyinde Rusya, doğusunda İran ile geliştirdiği ilişkilerle önemli bir konum elde ettiği görüşünü dile getirdi. Erol, Ankara'nın İsrail ile ilişkilerindeki krizini ise siyasi boyutta tutmaya çalıştığını söyledi:

    "Bugün Katar, Umman ve diğerlerine, aynı şekilde Kuzey Afrika ülkelerine baktığımızda Türkiye’nin hem Arap coğrafyasında hem İslam dünyasında ciddi anlamda bir karşılığı var. Bir dalga hareketi olarak da adlandırdığımız coğrafyada halklar nezdinde Türkiye ciddi anlamda sahada karşılık buluyor. Bugün Libya’da Türkiye’nin elinin kuvvetli olmasındaki en önemli hususlardan bir tanesi bölge halkıdır. Bölge aşiretlerinin tavrı ortada. Benzer durum Suriye’de de kendini gösteriyor. Çok daha öncesi itibariyle de Irak’ta 2005’te 63 aşiret reisinin Türkiye’ye gönderdiği bir mektup var. Türkiye’nin özellikle son 15-20 yıl içerisinde aslında baba Hafız Esad’ın ölümüyle başlatılan bir süreçtir. Bu süreçle Türkiye’nin güneyine doğru yönelmesi ve bunu yaparken de süreç içerisinde kuzeyinde Rusya, doğusunda İran ile geliştirdiği ilişkiler burada oldukça önemli bir yere sahip. Hem Suriye hem Irak ve muhtemelen günlerde Libya boyutunda ve Katar krizinde Türkiye-İran boyutunu burada bu üç ülkenin oyun bozucu rolünü ve hamlelerini görüyoruz. Türkiye, İsrail ile olan ilişkilerdeki krizini siyasi boyutta tutmaya çalışıyor. Türkiye, İsrail’i tanıdığında Araplar Türkiye’ye de tepki göstermişti. İslam dünyasından bir Müslüman ülke, İsrail’i tanıdığında ciddi tepkiler konulmuştu. Türkiye’nin burada duruşunda bir sorun yok. Sorun, bazı Arap ülkeleri zaman içerisinde önce İran arkasından Türkiye’yi, ötekileştirdi, ki bu süreçte asıl onlar açısından İran’ın bir adım önüne çok net bir şekilde ifade etmese de getirdikleri öteki Türkiye. Dolayısıyla bugün Türkiye üzerinden Arap milliyetçiliğini tekrar ayağa kaldırma ve Arap dünyasının liderliğine oynamak isteyen ülkeler söz konusu. Bir ara Mısır denedi, olmadı. Suudi Arabistan hala buna uğraşıyor. Birleşik Arap Emirlikleri de… Bunların kendi işlerinde bile bir yekpare durum söz konusu değil.”

    ‘Türkiye yeri geldiğinde BAE ve Suudi Arabistan'ın ayrıştırıcı, bölücü ve istikrarsızlaştırıcı rolünü ön plana çıkartıyor…’

    ‘One minute’ krizinden sonra İsrail’in Türkiye’yi kuşatma politikası izlemeye başladığını söyleyen Erol, BAE ve Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunu, etkisini kırmaya yönelik adımlar attığını belirtti. Erol, Türkiye’nin zaten İsrail ile ilgili tutumu çok net olduğunu savunurken, Ankara'nın BAE ve yeri geldiğinde Suudi Arabistan’ın tutumunu ortaya koyarak İslam ya da Arap dünyası içerisinde bu iki ülkenin ayrıştırıcı, bölücü ve istikrarsızlaştırıcı rolünü ön plana çıkarttığı değerlendirmesini yaptı:

    “Türkiye’nin altını çizdiği husus; eğer siz en başından itibaren İsrail’e karşıysanız o zaman bu tavrınızın değişmesine neler neden oldu? Artı bu tavrınızın değişmesinde neden Türkiye’yi ‘bir düşman hedef ve öteki ülke’ olarak görüyorsunuz? Türkiye’nin burada BAE ve Suudi Arabistan ikilisine yaklaşımının temelinde İsrail’in bölgede izlediği politikalar ve bu anlamda İsrail’in Türkiye’ye yönelik kuşatma politikasının ötesinde BAE ve Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunu, etkisini kırmaya yönelik. Bu anlamda da İsrail ile geliştirmeye çalıştığı ilişkiler söz konusu. Türkiye’nin ortaya koyduğu itiraz bu nokta. Bugün BAE ve Suudi Arabistan’ın Suriye, Irak, Yemen, Libya, Katar’da dahil izlediği politikalara veya Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya yönelik birtakım politikalarına baktığınızda bunu net bir şekilde görebiliyorsunuz. Türkiye’nin zaten İsrail ile ilgili tutumu çok net. Türkiye, BAE ve yeri geldiğinde Suudi Arabistan’ın buradaki tutumunu ortaya koyarak İslam ya da Arap dünyası içerisinde bu iki ülkenin ayrıştırıcı, bölücü ve istikrarsızlaştırıcı rolünü ön plana çıkartıyor. Bunların Filistin dahil bu meselelerde aslında çok da samimi olmadığını ortaya koyuyor. Araplarla coğrafyadaki Arap yönetimleri karıştırmamak lazım. Bugün Osmanlı sonrası cetvelle çizilmiş tamamen iradesi çok daha farklı yerlere bağlı birtakım ülkelerden ve onların başlarına oturtulmuş liderlerden bahsediyoruz. Siyaseten bağımsız bir irade koyamayan bir coğrafya var Osmanlı sonrası. Bazı ülkeler bugün batı dünyasının içerisinde de içinde bulundukları bu ilişkiden ya da bu görünümden kurtulmaya çalışıyorlar. Almanya’nın kendisi bugün batı dünyası içerisinde Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı bir tavır koymuyor mu? Bugün batı dünyasından da bahsedebilmek çok mümkün değil. Çünkü onlar da kendi içlerinde ciddi anlamda bir bölünme ve ayrışmaya doğru gidiyor. Batının kendi içerisinde ABD ve Avrupa Birliği eksenli olan bu bölünmede AB de kendi içinde bir güç mücadelesine girmiş değil mi? Dolayısıyla bugün gerek batı dünyası gerek Türk İslam coğrafyası veya diğerleri açısından bakıldığında ciddi anlamda yeni bir yapılanmaya, inşa sürecine doğru gittiklerini ve bu süreçte kendi çıkarlarına, gerçeklerine ve bu anlamda ortak gelecek arayışlarına yönelik bir tutum sergilediklerini görüyoruz. Katar da bu anlamda düne göre artık kendi pozisyonunu kendi coğrafyasına ve kendi değerlerine yönelik olarak bana göre inşa etmek isteyen devletlerden. 2013 öncesinde Mısır’da bir Mursi vardı. Onunla birlikte bir Mısır devletinin halkının bir tutumu vardı. Ama bugün Sisi ile birlikte Mısır’daki bu değişim, halkın kendi tercihi ve değişimi olarak kabul edilebilir mi? Dolayısıyla siyaseten ve bölgedeki halklar bazındaki bu yaklaşımları çok net bir şekilde birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Bugün coğrafyada Arap Baharı şeklinde kendini gösteren bu kırılmalara, bu tür özellikle Ortadoğu, Akdeniz ve Kuzey Afrika merkezli süreçlere baktığımızda coğrafyadaki uyanmayı daha da artıracak nitelikte. Soğuk savaş sonrası yeni bir dünya yapılanması içerisindeyiz. Çok kutuplu bir dünyaya doğru gidiyoruz. Bu çok kutuplu dünya içerisinde kaygan bir zeminde birtakım kaypak ilişkiler var. Bunu çok net bir şekilde görmek lazım. Dolayısıyla bugün devletler bu realiteye uygun bir şekilde bir politika izliyor. Çok net şekilde bazı şeylerin adını da koyabilmek mümkün olmuyor.”

    Etiketler:
    Mavi Marmara, ANKASAM, Rixos Otel, Anlaşma, Türkiye, Normalleşme, BAE, İsrail, Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın