07:40 24 Eylül 2020
Canlı Yayın

    'Macron, Lübnan'da durumu fırsat bildi, mali yardım için reform şartı aslında Fransa'nın Akdeniz politikasına uyum'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 01
    Abone ol

    Dr. Atlıoğlu’na göre Beyrut faciası sonrası Cumhurbaşkanı Aoun'un tartışmaya açtığı mezhepçi sistemi kaldırmak için toplumda talep var, ama 'devrimci' dönüşüm gerek. Faciayı fırsat bilen Macron'a atıf yapan Atlıoğlu, Fransa liderinin mali destek için şart koştuğu reformun Lübnan'ın Akdeniz çıkarlarıyla örtüşen politikalar izlemesi olduğu görüşünde.

    Lübnan’da 4 Ağustos'taki Beyrut liman faciasının ardından siyaset arenası sarsılıyor. Bir yıla yakındır protestolarla sarsılan ülkede Hasan Diab'ın henüz yedi aylık teknokrat hükümeti sorumlu tutularak istifa ettirilirken, Lübnan koşullarında şaşırtıcı biçimde uzlaşma adayı olan eski büyükelçi Mustafa Edib liderliğinde jet hızıyla yeni hükümet kurulmasının yolu açıldı. Cumhurbaşkanı Mişel Aoun'un 'medeni devlet' vurgusuyla taifeci sistemin tasfiyesini içerecek bir laik yapıyı gündeme taşıması da ülkede tartışmaları tetikledi.

    Zorlu ekonomik koşullar ve siyasi kıskaçla karşı karşıya olan Lübnan, eski sömürge gücü Fransa'nın da ilgisini mazhar oldu. Fransa Cumhrubaşkanı Emmanuel Macron, Beyrut faciasının hemen ardından gerçekleştirdiği Lübnan ziyaretini tekrarlarken, Lübnan için ekim ortasında uluslararası bağışçılar konferansı düzenlemekten söz etti. Ancak bunu 'reform koşuluna' bağlaması Lübnan'a yönelik siyasi müdahaleleri de gündeme taşımış durumda.

    Gelişmeleri Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Dr. Yasin Atlıoğlu ile konuştuk.

    ‘Macron’un 100 yıl önceki sömürgeciliği andıran sözlerine neredeyse hiç tepki gelmedi’

    Dr. Yasin Atlıoğlu'na göre özellikle de Fransa lideri Macron, 4 Ağustos faciasını fırsata çevirerek aktif siyasit uygulamaya başladı. Lübnan'ın içinde bulunduğu zorlu koşullarda Macron'un 100 yıl önceki sömürgeciliği anıştıran söylemlerine Lübnan içinden fazla bir tepki gelmemesine dikkat çeken Atlıoğlu, Fransız liderin sürekli altını çizdiği 'reformun' da içeriğinin ne olduğunun belirsizliği soru işaretleri yaratıyor:

    “İlk önce Macron’un ziyaretini ve bunun olası sonuçlarını konuşmak gerekiyor. Lübnan’daki bu durumu kendisi için bir fırsat olarak görüp oldukça aktif bir siyaset izliyor son bir aydır. İstediklerini de yaptığını söyleyebiliriz. İyi planlanmış bir diplomatik ziyaret, ulusal Lübnan’ı birleştiren bir takım sembollere yaptığı vurgu ve hatta Macron’un ziyareti sırasında 1 aydır dile getirdiği 100 yıl önceki Fransız sömürgeciliğini andıran sözlere de hiç kimse tepki göstermedi. Bir genel kabullenme varmış gibi gözüküyor. Tabii bu kabullenme ne kadar sürer, onu bilemiyoruz. Geçici bir durum mudur, Lübnan’ın içinde bulunduğu şartlardan, dibe vurmuş bir devletin içindeki siyasetçilerin kabullenmesi midir, yoksa geçici bir durum mudur, bunu önümüzdeki süreçte göreceğiz. Macron’un ziyareti sırasındaki önemli vurgulardan biri, geldiğinde, gelmeden önce ve giderken sürekli vurguladığı reform yapılması. Macron’un reformdan kastettiği şey nedir? Bu büyük bir soru işareti."

    'Lübnan'ın temel sorunu mezhep siyasi sistemi ve hükümetsizlik'

    Lübnan'ın temel sorununun mezhepçi siyasi sisteme bağlı olarak sürekli gündeme gelen hükümetsizlik olduğunu anımsatan Atlıoğlu, Macron'un sözünü ettiği 'reformun' bu sistemin tasfiyesi mi olduğunun belirsizliğine dikkat çekti. Lübnan'ın IMF ile görüştüğü bir ortamda hükümetsiz kalmamasını olumsu sayan Atlıoğlu, ancak kurulacak yeni hükümetin de büyük ölçüde eski siyasetçiler ve siyasi güçlerin gölgesinde olacağının altını çizdi:

    "'Lübnan’ın temel problemi, Lübnan’daki bu istikrarsızlığın, hükümetin kurulamaması. Son 30 yıla baktığımızda bir hükümet ortalama 1 yıl bile görev yapamıyor. Böyle bir sıkıntı söz konusu. Bunun temelinde yatan şey; ülkedeki mezhepçi siyasal sistem. Tarihe bağlarsak, Osmanlı dönemine kadar gider ama kurumsal yapıya bürünmesi daha çok Fransızların manda döneminde şekilleniyor ve sonrasında devam ediyor. Macron acaba bu sistemin tamamen tasfiyesini mi öngördü ki bu siyasal sistemin içerisinde yer alan aslında insanların 1 yıldır sokaklarda protesto ettikleri bu siyasetçilerin tasfiyesini içeren bir reform mu kastetti? Yoksa bir takım ekonomik reformlarla bu ekonomik krizden dolayı Lübnan IMF’yle bir görüşme sürecine başladı. Acaba IMF’yle yapılacak bir anlaşma ve bunun sonucunda yine aynı kirlenmiş siyasetçilerin içinde yer aldığı, bir teknokrat hükümetten bahsediyoruz ama bu yeni başbakan ve kuracağı kabine büyük ölçüde eski siyasetçilerin ve siyasal güçlerin gölgesi altında görev yapacak. Bir önceki hükümetle şu an kurulan kabine arasında çok büyük bir fark göremiyorum ben. Belki kişisel olarak başbakanın ülkedeki bağlantıları ve geçmişi konusu bir takım farklılıklar vardır ama aslında iki kabinenin de aynı işlevi var.”

    ‘Fransa’nın amacı Akdeniz politikalarının çıkarlarıyla örtüşen ekonomik reformlar'

    Liman faciası sonrası istifa eden Hasan Diab hükümetiyle yeni kabine arasında fazla bir fark bulunmadığını ifade eden Atlıoğlu, Macron’un da Lübnan’da mevcut mezhepçi siyasal sistemle sorunu olmadığını anımsattı. Atlıoğlu'na göre, Fransa’nın amacının Lübnan’daki güç boşluğunu değerlendirip ülkesinin Doğu Akdeniz politikalarının çıkarlarıyla örtüşen ekonomik reformları Lübnan’da yaptırmak:

    “Hasan Diab hükümetinin ülkeyi kurtarmak için bir takım reformlar, içine düşürülen iktisadi krizden, sorunlardan kurtulmak için bir takım adımlar atması bekleniyordu. Sokağın baskısıyla istifa etti ve geçen ay Beyrut’ta yaşanan patlama büyük bir tepkiye de yol açtı. Sıra dışı bir olay bu. İnsanlar zaten sıkıntılarla yüzleşmek zorundaydı ve bu artık zirve noktaya çıkardı. Klasiktir bu Lübnan’da, çok sıkışıldığı zaman birileri kurban edilir. Bu hükümet de gittiği zaman sanki sorunlar çözülmüş gibi düşünüldü ama yeni kurulacak kabinenin de, ki bence Macron’un mezhepçi sistemle bir sıkıntısının olduğunu düşünmüyorum. Ziyaret sırasında sokaktaki insanlar ‘bizi bu siyasetçilerden kurtar’ tarzında bir takım söylemlerde bulundu ama Macron’u çok fazla bu ilgilendirmiyor diye düşünüyorum. Onun amacı, Lübnan’daki güç boşluğunu da değerlendirip, Fransa’nın Doğu Akdeniz politikasıyla birlikte düşünürseniz bir takım ekonomik reformlar, belki bunun uç noktası yeni bir seçim olur. Yapılacak ekonomik reformda IMF muhtemelen bir program önlerine koyacak, program içerisinde bir takım devlet giderlerinin kısıtlanması, belki bakanlıkların lağvedilmesi gibi önlemler olabilir. Memur maaşlar ve bunun gibi şeylerin kısıtlanması olabilir. Lübnan’daki bakanlıkların sayılarının azaltılması ve dolayısıyla bu Lübnan siyasetinde etkili olan siyasi partiler ve siyasetçilerin de önemli bir kazanç kapısı. Bakanlıkların sayısının azaltılması muhtemelen Lübnan’daki siyasetçilerin tepkisine yol açabilecektir diye düşünüyorum. Diğer taraftan, yeni bir seçim yapılırsa ne olur? Bugünkü en son yapılan seçimden önce seçim kanunu değiştirildi ama seçim kanunu tamamen mezhepçi sistemin uzantısı şeklinde ortaya çıkıyor. Lübnan’da her gün seçim yapın, değişen bir şey olmaz. Kabinenin yüzde 90’ı yine aynı kişilerden seçiliyor. Dolayısıyla değişen bir şey olmaz. Ama tabii, Macron tehdit de etti. ‘Bunları yapmazsanız dışarıdan gelecek yardımı keserim’ dedi ki Lübnan’a yardım konferansında toplanan bir para var. Onun verilmesi için yine reform yapılması gerektiği söz konusu. Artık ‘siyasetçiler de dahil bir takım yaptırımlar uygularım’ dedi. Macron bunu yapabilir mi acaba? Eğer Lübnanlı siyasetçiler bir takım adımlar atmazsa Macron yaptırımlar yoluyla batmış Lübnan’ı daha fazla sıkıştırır mı? Bunu yaparsa bugüne kadar yapmış olduğu bütün her şey çöpe atılır.”

    ‘Fransa’nın Ortadoğu politikası Amerika ve İngiltere’den farklı, Hizbullah’la görüşmesi normal’

    Atlıoğlu, uluslararası kamuoyunda tartışma yaratsa da Macron'un son Beyrut ziyaretinde Hizbullah parlamento grubunun başkanıyla görüşmesini doğal saymak gerektiği görüşünde. Fransa’nın Ortadoğu ve Lübnan politikasının ABD ve Britanya'dan farklı olduğunu anımsatan Atlıoğlu, Hizbullah'ın da Macron'un aktifliğie tepki vermemesinin nedeninin genel konjonktür ve Fransa'nın son dönemde İran'la daha dengeli ilişkilerinin rol oynamış olabileceğini dile getirdi:

    “Fransa’nın Lübnan veya Ortadoğu politikasına genel olarak bakarsanız, Amerika ve İngiltere’nin politikasından farklılık gösteriyor. Fransızlar daha önce de Hizbullah’ın askeri ve siyasi kanadını ayrı olarak değerlendiriyorlar. Siyasi kanatlarıyla bir temasları var. Bir Hizbullah yetkilisiyle görüşmekten çekinmiyorlar, Fransa için anormal bir durum değil. Denkleme Amerika, İsrail de giriyor ama Fransa’nın politikası bu. İran’a bakışına bakarsanız, İran’da da benzer bir tutum sergiliyor aslında. İran’la ilişkilerine baktığımızda Fransa’nın. Hizbullah’la iletişim kurması gayet normal bence. Hizbullah’ın tepki vermemesinin sebebi genel konjonktürle alakalı bir şey. Bir yıldır süren sokak gösterileri bütün siyasi gruplar gibi Hizbullah’ı da sıkıştırdı. Bu noktada başka bir söylemle ortaya çıkması muhtemelen hoş karşılanmazdı Lübnan’da. Hizbullah biraz da mevcut konjonktüre uyum sağlamak ve kendi çıkarları bağlamında kullanmayı iyi bilen bir örgüt. Bu Fransız müdahaleciliği, Macron çok açık ve sert bir biçimde ifade etti muhtemelen Hizbullah içinden de diğer gruplardan da tepki vardır ama ses çıkarılması için uygun bir durum değil. Fransa ve İran arasındakileri de düşündüğümüzde, İran-Fransa ilişkilerindeki olumlu durum Hizbullah’ın da çok fazla ses çıkarmamış olmasının bir nedeni olabilir.”

    ‘Mezhepçi sistemin değişmesi için toplumsal talep var ama...'

    Aoun'un ortaya attığı tartışmalara atfen, Lübnan’daki mezhepçi siyasal sistemin değişmesi konusunda aslında toplumsal bir talep olduğunu dile getiren Atlıoğlu, ancak bu gündemi yükseltecek bir siyasi yapı ve öncülüğün eksikliğinin altını çizdi. Atlıoğlu'na göre mezhepçi sistemin değişmesinin çok da olası değil çünkü en başta böylesi bir gelişme Lübnan'daki etkili siyasi güçlerin nüfuzunun azalması anlamına gelir:

    “Toplumsal olarak bir talep var bu konuda. Mevcut mezhepçi sistemin hem siyasi tarafının hem de toplumsal tarafının. Medeni kanun, miras, evlilikler gibi konular.. Bu konuda toplumdan ciddi bir talep var ki son bir yıllık gösterilerde mezhepçi sistemin direkt tasfiyesine yönelik çok az şey çıktı sokaklardan ama medeni kanunun yapılması, farklı dinlerden insanların evlenebilmesi gibi şeylere vurgu vardı. Dolayısıyla bir talep var aslında toplumdan sistemin tasfiyesine yönelik. Mişel Aoun niye bu zamanda ifade etti veya bu kendi kişiliği, geçmişiyle alakalı bir şey mi? Öncelikli olarak bu sorunu siyasetçiler de biliyor. Sistemin işlemediğini, mezhepçi sistemin tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini biliyorlar ama ifade etmeleri çok da kolay değil. Çoğu zaten bu mezhepçi sistemden beslendiği için kendi çıkarları ve geleneksel siyasi liderliğin kendi mezhepleriyle bir patronaj ilişkisi var. Bu ilişkiyi de bozmak istemiyorlar. Bir siyasi lider kendi mezhebinin temsilcisi gibi siyasetin içerisinde yer alıyor. Aoun geleneksel aileden gelen bir lider değil. Aoun iç savaş sırasında Lübnan ordusunun içinden çıkan ünlü, zengin, varlıklı bir Maruni ailenin çocuğu değil. Dolayısıyla bu belki de Aoun’un daha açık bir şekilde ifade etmesine sebebiyet vermiş olabilir. Ama diğer taraftan sokağın talebinin siyasetçileri sıkıştırdığını da belirtmek lazım. Bu sıkışıklığı aşmak için de bu söylemlerde bulunabilir. Sadece Aoun değil, Emel lideri Nebih Berri de benzer ifadeler kullandı. Emel’e baktığımızda daha seküler, Şii ama seküler bir yapıya sahip. Onun da geleneksel bağları yok ama zaim dediğimiz liderlerin yeni bir versiyonu gibi. O da ifade edebiliyor ama geleneksel liderler arasında bunu ifade etmek, mesela İlerici Sosyalist Partisi’nin lideri Velid Canbolat’ın da zaman zaman açıklamaları oldu ama bunun hep sınırı var. Çünkü ciddi manada böyle bir şey yapıldığında dini kurumları da düşünmek lazım. Seküler siyaset yürüten siyasetçilerin yanında bir de her mezhebin bir dini kurumu var. Mesela Aoun’un bu açıklamasına Maruni Kilisesi ne dedi? Acaba ne düşünüyor Maruni patrik? Macron’un ziyaretinden sonra şuanki Maruni Patrik, 2011’de seçildikten sonra çok ılımlı, zeki, diplomasiyi iyi bilen bir patrik izlenimi verdi bize. İsrail’e yaptığı ziyaretler, Suriye, Suudi Arabistan, Amerika’ya yaptığı ziyaretler.. Hep ılımlıydı ama Macron’un ziyaretinden sonra enteresan bir şekilde Hizbullah’ın silahsızlandırılmasından bahsetmeye başladı. Papa’nın Lübnan bayrağını öpmesi ve bir kardinali yollamış Beyrut’a. Vatikan da bu işin içine girmeye başladı ki bunun Fransız politikasıyla paralel olduğunu düşünebiliriz. Genelde Fransız politikası ve Roma beraber hareket ederler özellikle Lübnan konusunda. Aoun yarın öbür gün mezhepçi sistemin tasfiyesi konusunda bir girişimde bulunduğunda kimler bunu destekleyecek?"

    'Lübnan'da mezhepçi sistemin değişmesi için devrim tarzında bir şey olması gerekir'

    Lübnan'da iç savaş sonrasında da mezhep ayrımlarına dayalı sistemin değişmesinin gündeme taşındığını anımsatan Atlıoğlu, ancak ülkedeki bütün grupların buna itiraz etmesinin gerçekleşmesini engellediğini anımsattı. Atlıoğlu'na göre böylesi bir değişim için Lübnan'da devrim tarzında bir şeyin olması gerekir:

    "İç savaş sonrasında dönemin devlet başkanı böyle bir teklif getirmişti. Bütün gruplar karşı çıkmıştı ve destek de bulamamıştı. Çünkü dini kurumlar açısından da toplum üzerindeki otoritelerinin bir bakımdan kalkması manasına geliyor, devletin mezhepçi temellerinin ortadan kalkması. Bunun olabilmesi için devrim tarzında bir şeyin olması gerekiyor. Gerçekçi değil. Lübnan siyasetine baktığımızda bu olur mu? Bu siyasilerin tasfiye edilmesi çok kolay bir şey değil. Mevcut sistemin değişmesi çok mümkün değil. Dışarıdan çok yoğun bir baskı, Macron ya da başka devletlerin liderleri bunu yapar mı, onlar da çok istekli görünmüyor zaten. 2015 yılında başlayan sokak gösterilerinin karakterine baktığımızda, 2019 yılına, ikinci dalgaya baktığımızda toplumdan çok geniş bir kitle bu sistemin değişmesini istiyor. Bunu yapacak bir siyasi hareket çıkartamadılar. Böyle bir problem var. Küçük partiler bu talepleri sokaklarda dile getiriyorlar ama siyasi arenada, bir seçim olduğunda, geçen seçimde milletvekili sokmayı başardılar ama bu kirlenmiş politikacıların karşısına çıkabilecek bir siyasi lider ve örgüt çıkarmaları lazım. Mezheplerin üstünde, farklı mezheplerden oy alabilecek ama bu mezhepçi sistem değişmedikçe bu da çok zor.”

    Etiketler:
    Macron hükümeti, Emmanuel Macron, Fransa, Lübnan, Beyrut Limanı, Beyrut
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın