17:46 25 Kasım 2020
Canlı Yayın

    ‘ABD Türkiye'yi kolay gözden çıkaramaz ama Biden ile Trump döneminden daha zorlu bir süreç olur'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Fatih Yaşlı'ya göre, ABD, Biden başkanlığında da Türkiye'yi kolay gözden çıkartamaz. Ancak Türkiye'nin ekonomik bağımlılığına atıf yapan Yaşlı, Biden döneminin daha zorlu geçeceği görüşünde. Yaşlı, iktidarın dış politika krizlerini 'yedi düvelle savaş' temasıyla 1923 Cumhuriyeti'yle hesaplaşma ve yeni rejim inşası için kullandığı görüşünde.

    Türkiye dış politikasında kriz başlıklarına her gün bir yenisi ekleniyor. Suriye'nin İdlib vilayetinde El Kaide unsurlarının yeni hareketliliği üzerinden gerilim sürerken, Libya ve Doğu Akdeniz üzerinden Yunanistan'la NATO'nun devreye girmesine yol açan kriz hali devam ediyor. Ankara, Güney Kafkasya'da Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışmaların açık tarafı konumunda. Son olarak radikal İslamcı saldırıların sarstığı Avrupa ile 'İslamcılık' üzerinden de yeni bir cephe açılmış görünüyor. Hal böyleyken, ABD'deki başkanlık seçimlerinin sonuçları itibarıyla Ankara'nın gerilim dozu yüksek dış politika hattındaki etkileri tartışılıyor.

    Türk dış politikasının başlıklarını Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nden Dr. Fatih Yaşlı ile konuştuk.

    ‘Yedi düvele karşı savaş politikasının arkasında yeni Osmanlıcı rejim inşası var'

    Dr. Fatih Yaşlı'ya göre, Türk hükümetinin dış politikası ülke içinde attığı adımların önemli bir parçası ve içinden geçilen dönemde bunun zirve noktası yaşanıyor. Yaşlı, Dış politikanın hedefinin sadece seçimleri kazanmak değil 1923 Cumhuriyeti'yle hesaplaşmayı içeren unsurlar taşıdığı görüşünde. Erdoğan yönetiminin Suriye'de, Libya'da, Doğu Akdeniz'de ABD ve Rusya ile ittifak mı yoksa çatışma içinde mi olduğu belirsiz başlıklar yarattığını söyleyen Yaşlı, tüm bunların hamaset ve milliyetçilikten bağımsız olarak içeride inşa edilmeye çalışılan 'yedi düvele karşı savaş' politikasının yansıması olduğu değerlendirmesinde bulundu:

    © REUTERS / OFFICIAL KHAMENEI WEBSITE

    “Hem bizde hem dünyada aslında iç politika ve dış politika birbirinden ayrıştırabilir başlıklar değildir. Ama AKP döneminde özellikle dış politika içeride inşa etmeye çalıştığı rejimin bir parçası, aygıtı haline getirildi. Dış politikada atılan adımlar iç siyaseti dizayn etmenin ve AKP’nin kendi bekası adına attığı adımların bir parçası olarak kurgulandı. Şu an onun zirve noktasını yaşıyoruz. Yedi düvele karşı savaş iddiası sadece bir iddiadan ibaret değil, bir gerçekliğe tekabül ediyor. Dış politikasına baktığımızda neredeyse bütün komşularıyla kavgalı olan, bunun dışında bölgesinde ciddi sorun başlıklarının bir parçası haline gelen, ABD, Rusya ve AB ile farklı düzlemlerde kavgalar eden bir dış politika anlayışı var. Bunun gerisinde esas olarak iç politikanın olduğunu düşünüyorum. Sadece seçimleri kazanmak anlamında bir dış ve iç politika özdeşleşmesi değil bu kastettiğim. En başından beri AKP’nin dış politikasını yeni Osmanlıcılık olarak adlandırıyorduk. Bu sadece bir dış politika başlığı değildi. Esas olarak AKP, Türkiye’de 1923 Cumhuriyetiyle hesaplaşmayı amaçlayan, Cumhuriyetin anti tezi olarak Osmanlı İmparatorluğunu gösteren ve içeride kitleleri bir şekilde tutabilmek için Türk İslam sentezi ideolojisine uygun şekilde Osmanlı geçmişini güzelleyen ve topluma yeniden Osmanlı İmparatorluğunun diriltilebileceği üzerinden mesaj vermeye çalışan, bunun üzerinden kitlesini konsolide etmeye çalışan bir partiydi. İçerideki Osmanlı’yı yeniden diriltme, yeniden dünya gücü olma, yeniden cihan imparatorluğu olma iddialarının eninde sonunda somutlaştığı bazı başlıklar olması gerekiyordu. Bu başlıklardan biri önce Suriye oldu. Oradaki iç çatışmalara dahil olundu, rejim değiştirilmek istendi, Emevi caminde namaz kılınacağı iddia edildi. Ardından Libya geldi. Orada önce NATO’nun ne işi var diye soruldu. Sonrasında NATO’nun parçası olarak Kaddafi’nin devrilmesi operasyonuna dahil olundu. Şimdi de Libya’daki Serrac hükümetiyle yapılan münhasır ekonomik anlaşmasından sonra, yani Mavi Vatan söyleminin bir parçası olarak Doğu Akdeniz de denkleme dahil edildi. Böyle olunca kaçınılmaz olarak Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimiyle birtakım sorunlar baş göstermeye başladı hem Ege adaları meselesi, kıta sahanlığı hem Doğu Akdeniz meselesi üzerinden. Doğu Akdeniz’e müdahale etmek Libya’da Suriye’de oyuncu olmak demek aynı zamanda Amerika, Rusya ve Avrupa ile çeşitli başlıklarda hem bir yandan ittifak ilişkileri kurabilmek ama aynı zamanda kimi başlıklarda da karşı karşıya gelmek anlamına geliyordu. Gerçekten de öyle oldu. Şu an bakıldığında Suriye’de Amerika ile Türkiye ittifak içerisinde mi yoksa bir sürü çatışma mı var? Rusya ile ittifak içinde mi yoksa bir çatışma mı var? Libya’da aynı şey geçerli. Tüm bu başlıklarda yedi düvele karşı savaş söyleminin içeriğindeki hamasetten, milliyetçilikten bağımsız olarak söylüyorum, dış politikasının tümüyle diplomasiden uzak çatışmalı unsurlar üzerine inşa edilmesi anlamında gerçekten de bir yedi düvele karşı savaş politikasıyla karşı karşıyayız. Bunun gerisinde de AKP’nin inşa etmek istediği rejim var.”

    'Dış politika eninde sonunda ülkenin ekonomisiyle ilgili. Türkiye emperyalizme göbekten bağlı'

    Yaşlı, izlenen dış politikayı anlamak için jeopolitik değerlendirmenin yeterli olmadığını, ekonomi politik bakış açısından değerlendirmek gerektiğini vurguladı. Türkiye'nin, 500 milyar dolar civarında dış borcu, enerji bağımlılığı ve toplumsal fay hatlarıyla dış politikada atabileceği adımların sınırları bulunduğuna atıf yapan Yaşlı, Ankara'nın emperyalist hiyerarşideki 'bağımlı' konumuna dikkat çekti:

    “Dış politikayı basitçe jeopolitik üzerinden değerlendirmek ya da konjonktürel birtakım adımlar üzerinden değerlendirmek yerine her zaman ekonomi politik bakış açısından değerlendirmek daha sağlıklı sonuçlar verecektir bize. Ekonomi politik açısından bakıldığında, 500 milyar dolar civarında dış borcu olan bir ülke var. Petrole ve doğal gaza bağımlı bir ülke var. Yerli sanayisi gelişmemiş bir ülke var. Toplumsal fay hatları, hatta deprem kuşağı olması nedeniyle gerçek anlamda fay hatları her an kırılmaya hazır ve bunun için önlemler alamayan bir ülke var. Ekonomik krizle boğuşan bir ülke var. Tüm bunları bir araya getirdiğimizde dış politikada atabileceğiniz adımlar sınırlıdır. Çünkü eninde sonunda ihracat, ithalatınızla, finansman kaynaklarınızla, borcu aradığınız yerlerle bütün olarak ekonominizle aslında emperyalizme göbekten bağımlı bir ülkesiniz. Emperyalist hiyerarşinin alt sınırlarda yer alıyorsunuz. Elbette emperyalizm krizini kullanarak bu hiyerarşiyi değiştirmeye yönelik adımlar atıyor AKP. Ancak tüm bunların sınırlarını belirleyen şey ekonomi politiktir. Mutlaka buraya bakılması gerekir. Bu nedenle de zaman zaman geriye atılan adımlar kamuoyunda hiçbir zaman söylenmese de Suriye’de karakollardan, gözlem noktalarından çekilmeye de bakabilirsiniz ya da son İdlib operasyonunda Rusya’nın hava saldırısı sonrası yaşananlara da bakabilirsiniz. Tüm bunları topladığımızda gördüğümüz şey dış politikanın eninde sonunda ülkenin ekonomisiyle ilgili olduğudur. Sonra Türkiye’deki ekonomik krizin üzerinin örtülmesi anlamında da bu hamasetin giderek güçlendirildiğini görüyoruz."

    'Biden dönemi Erdoğan iktidarı açısından daha zorlu geçer'

    Yaşlı, Türkiye'nin tüm komşularıyla sorunlu hale getirildiği bir süreçte ABD'deki başkanlık seçiminin olası etkilerini de değerlendirdi. Yaşlı Trump ile Erdoğan'ın iyi anlaşmalarına rağmen Biden'ın seçilmesi halinde de ABD emperyalizminin Türkiye'yi kolay kolay gözden çıkartamayacağı görüşünde. Türkiye'nin yönetici sınıfının ABD seçimlerine göre kendi pozisyonunu her zaman yenilediğini anımsatan Yaşlı, Ankara'nın ABD'deki olası yeni dönemde de pazarlık masasına oturacağı öngörüsünde bulundu. Ancak Yaşlı'ya göre, olası Biden dönemi Erdoğan iktidarı açısından daha zorlu geçecek:

    "Amerika Birleşik Devletleri’nde belki de tarihin en ilginç seçimlerinden biri yapılıyor. Trump seçim sonuçlarını tanıyacak mı, seçime dışarıdan müdahale olacak mı, postayla gönderilecek oylar sayılacak mı, sonuçlar ne zaman açıklanacak, hukuki bir süreç mi izleyecek bunların hiçbirini bilmiyoruz. Ama Biden farklı bir şekilde seçimi kazanmaz ve oylar baş başa çıkarsa sürecin uzayabileceğini, bunun da Amerika içerisinde bir kaosu beraberinde dünya sisteminde bir karmaşayı tetikleyeceği söylenebilir. Trump ile Erdoğan gerçekten uzunca bir süre iyi anlaştılar. İkisi de popülist liderlerdi, bürokrasi ve geleneksel diplomatik ilişkileri bir kenara bırakarak ilişkileri sürdüren yöntem tercih eden politika çıkardı. Bu Erdoğan’a çeşitli avantajlar getirdi. S-400’lerin alınması karşılığında F-35 programından çıkarıldı. Ama gerçek anlamda bir ambargoyla, kuşatılmışlıkla karşı karşıya kalmadı Türkiye. Öte yandan Demokratlar sürekli Trump’ı bu konuda ikna etmeye çalıştılar, yaptırımların sıkılaştırılması, gerçek anlamda müeyyideler uygulanması anlamında. Trump bunları da kabul etmedi. Eğer Demokratlar gelirse, Biden seçilirse ne olacak? Her şeyden önce Amerikan emperyalizmi, Türkiye’yi kolay kolay gözden çıkarmaz. Yani köprüleri atmaz. Örneğin İran’a yaptığı gibi büyük bir ambargoyla sıkıştırmaz. Türkiye’de de yönetici sınıf her zaman Amerika’daki seçimlere göre kendi pozisyonunu yinelemiştir. Erdoğan da çeşitli kereler farklı seçimlerde kendi pozisyonunu Amerika’ya karşısında yenilemiştir. Biden ile de bir pazarlık masasına oturulacağını, çeşitli müzakereler yapılacağını görüyorum. Ama en özet haliyle elbette Biden dönemi muhtemelen Trump döneminden Türkiye, AKP iktidarı açısından daha zor geçecektir.”

    ‘Dış politikadaki kriz başlıkları bir yönetme, bir iktidar teknolojisi haline geldi'

    Yaşlı'ya göre, Suriye, Libya, Doğu Akdeniz, Avrupa ile krizlerde Türkiye'deki muhalefet partileri açık bir şekilde ‘Sizin izlediğiniz dış politika Türkiye’yi bu hale getirdi. Ulusal çıkarlarımızı temsil etmiyorsunuz’ demek yerine iktidarın attığı adımların arkasında hizalanıyor. Erdoğan'ın muhalefetin iktidarına anti-tez üretemediğinin farkında olarak sürekli dış politika aygıtlarını devreye soktuğunu anımsatan Yaşlı, muhalefetsizliğin Türkiye toplumunun milliyetçilik ve hamasetle kuşatılmasına yol açtığının altını çizdi. İktidarın dış politikada yarattığı kriz başlıklarının 'Türkiye'nin bekası' olarak sunulduğunu ve böylelikle ülkenin hakiki sorunlarının üzerinin örtüldüğünü belirten Yaşlı, "Bunun AKP tarafından bir yönetme, iktidar teknolojisi olduğunu düşünüyorum" dedi:

    “Bunun esas olarak milliyetçilikle ve devletin talibi olma iddiasıyla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Hem ana muhalefet partisi CHP hem de diğer muhalefet partileri, HDP’yi bir kenara bırakarak söyleyecek olursak, milliyetçilikten ve devletin sahibi olma iddiası üzerinden kendisini var eden partiler. Türkiye’de de zaten dış politika AKP öncesinde de AKP döneminde de bir ulusal sorun, bir milli çıkarlar üzerine kurulu anlayış olarak görüldü. Üniversitelerin uluslararası ilişkiler bölümünde de böyle anlatılır bu. ‘Dış politika sınıflar ve siyaset üstüdür, ulusal çıkarlar vardır, dünya uluslardan oluşur’. Bu paradigma yanlıştır. Nasıl ki iç politika birtakım sınıfsal başlıklar üzerine kuruluyorsa, iç politikada da attığınız adımları hangi sınıfı nasıl temsil ettiğiniz belirliyorsa, ekonomi politik belirliyorsa, dış politikayı da aynısı belirliyor. Bu açıdan çoğu zaman ulusal çıkarlar diye sunulan şeyler genel olarak devlet aklının çıkarlarıdır. Aynı şeyin gerçekleştiğini görüyoruz bugün de. Suriye, Libya, Doğu Akdeniz, Avrupa ile olan krizlerde muhalefet partileri açık bir şekilde ‘Sizin izlediğiniz dış politika Türkiye’yi bu hale getirdi. Ulusal çıkarlarımızı temsil etmiyorsunuz’ demek yerine iktidarın attığı adımların arkasında hizalanıyorlar. AKP iktidarı da bunu fark ettiği için iç politikada ne zaman sıkışsa dış politikada yeni bir kriz başlığı yaratıyor. O kriz başlığını Türkiye’nin beka sorunuymuş gibi sunuyor. Bunu çözebilecek tek parti ve liderin AKP ve Erdoğan olduğu iddiasını Türkiye toplumunun önüne getiriyor. O esnada muhalefet bu politikaya karşı aktif bir politika üretemiyor ve hizaya geçiyor. O sırada Türkiye toplumu bir kez daha milliyetçilik ve hamasetle kuşatılıyor. Biz gerçek sorunları, enflasyonu, işsizliği, inşa edilen rejimin karakterini, gerçek anlamda bir seçimin yapılıp yapılamayacağını konuşamaz hale geliyoruz. Bunun AKP tarafından bir yönetme, iktidar teknolojisi olduğunu düşünüyorum. Muhalefet de bu teknolojinin, stratejinin, taktiğin karşısında gerçek anlamda bir karşı çıkışı örgütleyemediği ve topluma anlatamadığı için her zaman bu anlamda mağlup olmaya mahkummuş gibi görünüyor. Zaten bunun sonuçlarını görüyoruz. Anketlere baktığımızda AKP-MHP blokunun oylarında düşüş var ama muhalefetin oylarında herhangi bir yükseliş yok. İnsanlar iktidardan memnuniyetsiz, ama kafalarında hala o iktidara alternatif olarak görebilecekleri bir muhalefet blokunu da göremiyorlar.”

    Etiketler:
    Joe Biden, Donald Trump, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın