18:10 18 Ocak 2021
Canlı Yayın

    ‘ABD'nin yeniden hegemonik rol oynaması için krizini atlatması gerek, restorasyonla küllerinden doğma kapasitesi var'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Prof. Tarık Oğuzlu’ya göre, Kongre baskını, ABD'nin yumuşak çekim gücüne dair erozyonu gösterdi. ABD'nin yeniden hegemonik rol oynaması için krizi atlatması gerektiğini belirten Oğuzlu, bu ülkenin restorasyonla küllerinden doğma kapasitesi olduğunu söyledi. Oğuzlu'ya göre Kongre baskını Biden ve ekibinin Türkiye'ye sempatiyle bakmasını sağlayabilir

    ABD'de seçilmiş başkan Joe Biden'ın 20 Ocak'ta yemin ederek görevi devralması için geri sayım başlarken, geçen hafta yaşanan Kongre baskınının yankıları sürüyor. Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump'ın seçim yenilgisini kabullenmeyerek taraftarlarını alenen teşvik etmesiyle Kongre'de yaşananlar ABD'nin dünyadaki görünümünü de derinden etkiledi.

    Kongre baskını ABD'nin Çin'in ekonomik yükselişi karşısında hegemonyasında kırılmalar yaşandığı bir dönemde gerçekleşti. ABD elitlerinin başka ülkelerinin yasama organlarına düzenlenen ve şiddetin kullanıldığı baskınları sevinçle karşılarken, kendi başkentinde karşılaştıkları bu görüntüleri 'suç olarak' değerlendirdiler. ABD gibi 'demokrasi' mefhumunun 'en büyük ihraç ürünü' olduğu bir memlekette böylesine bir manzaranın oluşması, '21'inci yüzyıl 20'inci yüzyıl gibi Amerikan yüzyılı olmayacak mı' sorularını derinleştirdi.

    Gelişmeleri Antalya Bilim Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ile konuştuk.

    ‘ABD'nin albenisine, yumuşak gücüne, çekim gücüne dair erezyonu ortaya serdi'

    Tarık Oğuzlu'ya göre, dünya çapındaki hegemonik gücünde kırılmalar yaşanmasına rağmen hala önde olan ABD'de Kongre baskınıyla son yaşananlar, Amerika’nın albenisine, yumuşak gücüne, çekim gücüne dair erozyonu ortaya serdi. Oğuzlu ABD'nin şu anda başkalarına örnek olabilme kapasitesinin bulunmadığı, çünkü ciddi bir liberal demokrasi krizi yaşadığını herkesin kabul etmesine dikkat çekti:

    “Bizim uluslararası ilişkiler alanında ülkelerin güç kapasitelerini tarif ederken kullandığımız bir şablon var. Askeri, ekonomik, ideolojik ve normatif kapasitelere bakarız. Askeri ve ekonomik anlamda Amerika hala açık ara önde aslında. Dünya ekonomisinde sahip olduğu payda çok ciddi bir azalma yok. Sadece Çin’in payında önemli bir artış var. Ama hala Amerika önde. İdeolojik ve normatif anlamda ise son yıllarda Çin’in yükselişine paralel olarak Amerikan tarzı liberal demokrasiyle Çin tarzı dijital otoriterlik modeli arasında bir sürtüşme yaşanıyordu açıkçası. Amerika’daki liberal demokrasinin ciddi bir kriz içerisinde olduğuna dair de ciddi kanaatler vardı. Bu sadece Amerika’ya özel bir durum da değildi, Avrupa ülkelerinde de böyleydi. Aşırı sağ ve solun yükselmesi, popülizmin yükselmesi, illiberal hareketlerin ivme kazanması. Bütün bunların üzerine 6 Ocak’taki baskın da ortaya çıkınca Amerika’nın albenisine, yumuşak gücüne, çekim gücüne dair bir erozyon durumu ortaya çıktı. Şu anda Amerika’nın başkalarına örnek olabilme kapasitesine sahip olmadığı, çünkü kendi içerisinde çok ciddi bir liberal demokrasi krizi yaşadığını herkes kabul ediyor."

    'ABD'nin krizine dostları ve hasımları farklı açılardan yaklaştı'

    ABD'nin krizine bakış açılarının farklı olmasına dikkat çeken Oğuzlu, Washington'ın küresel anlamda en önemli ortakları olan AB ülkeleri ile Asya'daki Japonya ve Avustralya gibi ülkelerin 'bu krizin atlatılacağı ve ABD'nin dünyaya liderlik pozisyonunda dönmesine ihtiyaç duyduklarını' beyan ettiklerini anımsattı. Oğuzlu buna karşılık, ABD'nin sürekli iç işlerine karıştığı Rusya, Çin ve ABD hegemonyasından hoşnut olmayan ülkelerin 'bize karışıyordunuz, artık kendinize bakın' tutumu takındıklarını vurguladı:

    "Şunu da söylemekte fayda var. Amerika’daki krize farklı aktörlerin farklı bakış açıları var. Asıl bence önemli nokta burası. Amerika’nın küresel anlamda en önemli ortaklarından olan Avrupa Birliği ülkeleri ve liberal demokrasiyle yönetilen Japonya, Avusturya gibi ülkeler bu olaylardan son derece üzüntü duymuşlar anlaşılan. Yani bu ülkelerin liderlerinin yaptığı açıklamalara bakarsak, AB Komisyonu’nun Başkanı, NATO Genel Sekreteri, birçok üst düzey Avrupalı siyasetçinin konuşmalarına bakarsak, şunu söylediklerini görüyoruz: ‘Amerika’nın yaşadığı anlık bir krizdir, Amerikalılar bunu atlatırlar. Bizim Amerika’nın tekrardan dünya siyasetine bir liderlik pozisyonunda dönmesine ihtiyacımız var. Çünkü bu liberal dünya düzeninden biz fayda görüyoruz. Amerika’yı geri istiyoruz. Bir an önce toparlansın Amerika’ yönünde mesajlar veriyorlar. Ama diğer taraftan Rusya, Çin gibi nispeten Amerika’nın hegemonyasında hoşnut olmayan ülkelerin liderlerinin mesajlarına baktığınızda sanki bir hoş olsun, canımıza değsin gibi açıklamalar var. ‘Bizim ülkelerimizde yapılan seçimlerin meşruiyetine karışıyordunuz ya gözlemci yollamak istiyordunuz ya, bazı kurallara uymadığımızda seçimlerin meşru olmadığını iddia ediyordunuz ya işte siz de artık kendinize bakın. İnsan hakları, demokrasi noktasında Sincan bölgesinde, Hong Kong’da hükümete karşı olduğunu iddia ettiğiniz hareketlerin yanında yer alıyordunuz ya işte o zaman sizin bu yaşadığınız nedir? O nedenle şimdi bizi daha iyi anlamanız gerekir’e çıkacak mesajlar veriyorlar. Aslında biraz da bıyık altından gülerek veriyorlar bu mesajları. Çünkü gerçekten hoşuna gitti bu liderlerin."

    'ABD'nin dünya siyasetinde yeniden hegemonik rol oynaması için bu krizi atlatması gerekir'

    Oğuzlu, Kongre baskınıyla yaşananlardan sonra bir ABD'li üst düzey liderin başka bir ülkenin içişlerinde liberalizm yahut demokrasi eksikliği olduğunu söyleyerek ortaya çıkması halinde sözünün ağırlığı olmayacağını da vurguladı. ABD destekli 'renkli devrim' süreçlerine atıf yapan Oğuzlu, ABD'nin başkalarına örnek olma potansiyeline sahip olmak istiyorsa tekrar içindeki yangını bastırması gerekeceği görüşünde. Oğuzlu, ABD'nin bu krizi atlamadan yeniden dünya siyasetinde hegemonik rolünü oynamasının mümkün olmadığını vurguladı:

    "Bundan sonra bir Amerikalı üst düzey lider başka bir ülkenin iç işlerinde bir liberalizm, demokrasi eksikliği var diye ortaya çıkarsa, büyük ihtimalle onun sözünün pek ağırlığı olmayacak. Onun bir altını çizmekte fayda var. Rusya’da renk devrimleri denen bir olgu yaşadı dünya son 15 senede. Rusların Putin’in ağzından hiç eksik olmayan bir söylem neydi, batı içimizi karıştırmak için her türlü yönteme başvuruyor. Bu renk devrimleri üzerinden meşruiyetimizi sorguluyor, hatta daha da öteye gidip bizi değiştirmek istiyor. Bu mevcut rejimleri de yok etmek istiyor tarzında söylemler görüyorduk. Bundan sonraki zaman diliminde biraz Amerika artık içine dönüp evindeki yangını bastırması gerekiyor. Başkalarına örnek olma potansiyeline sahip olmak istiyorsa tekrar, mesela çok önemli Amerikalı bir siyaset bilimci var o da yazmış, çok erken hüküm vermeyin, Amerika’nın yumuşak gücü daha ölmedi, Amerika bu krizi de atlatır şeklinde mesajlar veriyorlar ama ciddi bir restorasyon sürecine ihtiyacı var gözüküyor. Bu süreci başarmadan dünya siyasetinde hegemonik bir rol oynamaya kalkışması pek mümkün değilmiş gibi geliyor bana.”

    'ABD'nin Avrupa'dan farkları var. Tek bir liberal demokrasi reçetesi yok'

    ABD'de Kongre baskını sonrası sosyal medya devlerinin Trump ve tabanına getirdiği yasaklamalara Avrupa'dan özellikle Almanya ve Fransa'dan 'aşırı olduğu' eleştirileri gelirken, Prof Oğuzlu, bunun liberal demokrasinin farklı boyutlarına işaret ettiği görüşünde. "Tek bir liberal demokrasi reçetesi yok" diyen Oğuzlu, Avrupa'da da Nazileri andıran söylemlere ket vurulduğunu anımsattı. Oğuzlu, ABD örneğinde ise bütün sorunlarına rağmen sivil toplum ve yargısıyla siyasetiyle kurumsal sistemin refleks sergilediğinin görüldüğünü belirtti:

    “Tek bir liberal demokrasi reçetesi yok. Transatlantik ülkeler arasında farklı uygulamalar hep söz konusu olmuştur. Almanya’da da ırkçılık, aşırı sağ kokan partilerin mevcudiyeti uzun yıllar sorgulanmıştır. Partilerin Nazileri andıran söylemlerine ket vurulmuştur, hukuki engeller çıkartılmıştır. Hatta parti kapatmalar dahi olmuştur. Yani Avrupa siyaseti çok uzak değil, aşırılıkları cezalandırmaya ya da yasaklamaya dair trafikler söz konusu olduğunda. Ama bu Amerika örneğinde şunu görüyoruz. Amerika’nın ne kadar açık toplum diye tarif ettiğimiz, ünlü siyaset bilimci Karl Popper’ın sözleriyle söylersek en ideal örneği şu anda Amerika. İki tane teknoloji devi Amerikan Başkanı’nın sosyal medya hesaplarını süresiz kapatıyor. Bunu başka hangi ülkede görebilirsiniz, bir de böyle bakalım. Evet, kriz var. Kongre baskını karşısında polis gerekli önlemleri almadı. Irkçılık kokan şeyler var. Siyahlar yapmış olsaydı böyle bir kalkışmayı, herhalde Kongre’nin kapısına bile gelemezlerdi. Ama bütün bunlara rağmen biz neyi gördük? Trump’ın atadığı federal ve eyalet yargıçlarının seçimin iptali noktasında Trump’tan yana yer almadıklarını gördük. Kongre’deki Cumhuriyetçi Senatörlerin ve Temsilciler Meclisi üyelerinin Trump’ın görevden el çektirilmesi sürecine katkı vereceklerini söylediklerini gördük. Ondan sonra Başkan Yardımcısı Pence’in Trump’a karşı durabildiğini gördük. Ciddi anlamda Amerika’nın sivil toplum örgütlerinin 6 Ocak’ta yaşananlara tepki verdiklerini gördük. Amerika böyle bir yer."

    'ABD kendini krizlerden sonra restore edip küllerinden tekrar doğurma kapasitesine de sahip'

    Oğuzlu, aynı zamanda ABD'nin kendini krizlerden sonra restore edip küllerinden tekrar doğurma kapasitesine de sahip bir ulus olduğunu anımsattı. ABD'nin çelişkilerin bulunduğu bir toplam olduğunu anımsatan Oğuzlu, ırkçılığın kalesiyken bir siyahın başkan seçilebildiği, yerine göre can acıtıcı bir siyasetin yapılabildiği ABD'ye karşılık Avrupa'nın siyasetin kurallarını en temelinden düzenlemiş olmalarına dikkat çekti:

    "Amerika kendini krizlerden sonra restore edip küllerinden tekrar doğabilme kapasitesine sahip bir ulus gibi de. Bu lütfen yanlış anlaşılmasın, bir Amerikancılık yapıyor değiliz, bir gözlemde bulunuyoruz. Siyahi birini başkan seçti Amerika ki ırkçılığın kalesidir. Jamaika asıllı bir kadını başkan yardımcısı seçti bu ülke. Bütün bunlar da var Amerika’da. Siyasetin yapılış şekliyle ilgili ciddi bir fark var Avrupa ülkeleriyle Amerika arasında. Amerika’da çok şiddetli yerine göre kural tanımayan yerine göre acımasız yerine göre can acıtıcı bir siyaset yapılıyor. Güçlüysen, zenginsen, çok bağırıp sesini duyurabiliyorsan Amerikan siyasetinde etkili olursun. Fırsat eşitliği yok Amerikan siyasetinde. Ama Avrupa siyasetinde öyle bir şey yok. Avrupa Birliği’nin üzerinde oturduğu temel, kurallar. Her şeyi kurallarla düzenlemek. Siyaseti de düzenlemiş adamlar. O yüzden Macron ve Merkel’in çıkışlarını yapabilme ihtimallerini görüyorum. Her söz ne kadar marjinal de olsa acıtıcı ve incitici de olsa hukuk çerçevesinde kendini ifade edebilmeli ve yasakçı zihniyeti kendisi kötü.”

    ‘Kongre baskını, Biden ve ekibinin Türkiye’ye karşı sempatiyle bakmasını sağlayabilir’

    Oğuzlu’ya göre, ABD’nin yaşadığı Kongre baskını, Biden ve ekibinin Türkiye’ye karşı bakışını değiştirebilir, sempatiyle bakmasını sağlayabilir. Biden’ın koltuğuna oturmadan ‘darbe girişiminde’ bulunulan tek başkan olabileceğini söyleyen Oğuzlu’ya göre, bu ABD içerisinde Türkiye'ye dair iki farklı görüşün ortaya çıkmış görünüyor.

    “Bence değiştirme ihtimali var. Biden ve yönetimi, Türkiye’ye karşı daha bir sempatiyle bakabilir. ‘15 Temmuz’da sizin yaşadığınızı gördük ama arzu ettiğiniz tepkiyi vermedik. Siz de küstünüz, kıstınız, anti Amerikancılık arttı bu yüzden. Hatta bu darbeyi bizim kotardığımızı bile iddia ettiniz. Ama şimdi bizde de böyle bir olay oldu’ diyebilirler. Biden daha koltuğuna oturmadan neredeyse yerinden edilmek istenen tek başkan. Daha koltuğuna oturmadan ona karşı bir darbe yapılıyor. Böyle bir sempatiye kapılıp kurumların önemli olduğunu, seçilmiş iktidarların ancak seçimlerle el değiştirebileceğini anlama noktasında bir şey yaratmış olabilir yönetimde, bir sempati uyandırmış olabilir. Bu anlamda Türkiye üzerine konması muhtemel insan hakları, demokrasi eksikliği, otoriterleşme temelli itirazları biraz azaltabilir Amerika yönetimi. Bu sadece bir yorum, böyle olacağını iddia edemeyiz. Çünkü tam tersini söyleyen insanlar da var. Şundan dolayı söylüyor onlar da: Şu anda aslında tam zamanı. Neyin zamanı? Liberal demokrasinin liderliğini yapıp, bayraktarlığını yapmanın tam zamanı diyenler de var. Çünkü bu iki cephede sürdürülecek bir savaş diyor bu insanlar. Kendi içimizde bir liberal demokratik restorasyon istiyorsak, dışarıda da buna paralel bir yapı oluşturmaya çalışmalıyız. Biz geri çekersek kendimizi, gözümüzü kapatırsak dünyaya bu sefer illiberal otoriter rejimler, dijital otoriterlikler belki daha fazla zemin bulacaklar."

    'Biden demokrasi zirvesini ertelemek isteyebilir'

    Ancak Kongre baskını sonrasında Biden’ın sözünü ettiği ‘Demokrasi Zirve’sini’ hemen yapmak istemeyebileceğini ifade eden Oğuzlu, zirve için şartların olgunlaşmasını beklemek isteyecekleri görüşünde:

    "Biden demokrasi zirvesini toplamak istediğini söyledi ya seçim öncesinde yazdığı bir makalede. Ama toplamaması gerektiğini söyleyen insanlar da var. Daha da fazla ülkeyi karşımıza alırız, gereksiz bir kriz yaratırız, zaten biz sorunluyuz, artık ‘lekelendik’. Kimse bizi ciddiye almaz diye bir yaklaşım da var. Ama ikili bakmak lazım olaylara. Tam tersini söyleyenler de var. Tam zamanı bu zaman, o zaman bu zaman. Şimdi adım atmazsak, çekingen davranırsak daha sonra olabileceklerin önünü alamayız tarzında bir algı da var. Benim naçizane önerim, çok arzulu olmayacakları yönünde. Zirveyi toplamak noktasında ‘Hemen yapalım’ demeyeceklerdir ama 4 yıllık başkanlık süresi çerçevesinde belki 2. yılın sonunda bence böyle bir şeye teşebbüs edecekler. Çünkü bu Biden’ın seçim kampanyasının önemli bir unsuruydu ve Biden’ın vizyonunun da önemli bir unsuru. İlkesel bir durum da var burada. Günün birinde mutlaka yapacaktır ama şartların olgunlaşmasını bekleyeceklerdir.”

    Etiketler:
    15 Temmuz, Kongre, Darbe, Donald Trump, Türkiye, Joe Biden, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın