22:33 20 Eylül 2019
Canlı Yayın

    ‘Türkiye ve Rusya tarih boyunca ne zaman işbirliği yapsa Batı’nın bölgedeki hain planları bozulmuştur’

    © Sputnik / Elif Sudagezer
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 412
    Abone ol

    Atatürk'ün SSCB Kurucusu Lenin'e 1920'de yazdığı ve Kurtuluş Savaşı’nın seyrini değiştiren mektup "Denizdeki Kuvay-ı Milliye ve İnebolu" konulu bir panelle anıldı. Panelde Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Tarihçi Mehmet Perinçek, Rusya Büyükelçiliği Başkatibi Aleksandr Sotniçenko, eski milletvekili Kemal Anadol ve tarihçi Orhan Çekiç konuştu.

    Kastamonu'ya bağlı İnebolu ilçesi, tarihi önemde bir panele ev sahipliği yaptı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Kurucusu Vladimir Lenin'e 26 Nisan 1920'de yazdığı mektubun 99. yılında "Denizdeki Kuvay-ı Milliye ve İnebolu" konulu bir panel düzenlendi. Dolmabahçe ve Kastamonu Rotary kulüplerinin düzenlediği ve İnebolu Türk Ocağında gerçekleşen panelde, Emekli Amiral Cem Gürdeniz, Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçiliği Kültür Ataşesi Aleksandr Sotniçenko, 22'inci Dönem İzmir Milletvekili Kemal Anadol,  tarihçi Dr. Mehmet Perinçek ve tarihçi Dr. Orhan Çekiç konuşma yaptı.

    Rotary Kulübü
    "Denizdeki Kuvay-ı Milliye ve İnebolu" isimli panel İnebolu Türk Ocağı'nda gerçekleşti.

    ‘ATATÜRK-LENİN DOSTLUĞU TÜRK-SOVYET JEOPOLİTİK İŞBİRLİĞİNİ DOĞURDU’

    Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Atatürk’ün Lenin’e yazdığı mektubun önemine işaret ederek “Vurgulamam gerekir ki, 26 Nisan mektubu bugünkü varoluşumuzun başlangıcını oluşturmaktadır. Sovyet Devrimi ile Türk Kurtuluş Savaşı, tarihin o safhasında, emperyalizmin boğmak istediği iki kader arkadaşıydı. Atatürk ve Lenin, ya birlikte yok olacak ya da birlikte savaşacaklardı. Onlar birlikte savaştılar. Kurtuluş Savaşı’nın cephanesi ve silahlarının pek çoğu Karadeniz üzerinden geldi. Atatürk ve Lenin dostluğu Türk-Sovyet jeopolitik işbirliği sonucunu doğurdu. Her iki devlet aynı anda yürüttükleri emperyalizm karşıtı savaşı başardılar” dedi.

    ‘KARADENİZ’İN KURTULUŞ MÜCADELESİNDE HAYATİ ROLÜ VAR’

    Karadeniz’in Türkiye’nin mücadelesindeki önemine işaret eden Gürdeniz “Bu deniz olmasaydı, İstiklal Savaşı olmazdı. İşgalcilerle işbirliği yapmış Osmanlı donanmasını terk eden toplam 233 denizci, Kurtuluş Savaşı’nın kaderini değiştirdi. O dönem, bütün gemi, taka, kayık ve vasıtaları topladığınızda yalnızca 300 civarında bir envanter çıkıyor karşımıza. Hepsinin toplam taşıma kapasitesi sadece 7 bin 800 tondu. Buna karşılık Rusya’nın Batum, Tuapse ve Novorossiysk limanları üzerinden, İnebolu, Samsun ve Trabzon limanlarına ilk sevkiyat 1920’nin Eylül ayında Tuapse’den Trabzon’a başladı. 1922 Ağustos’una kadar toplam 300 bin ton silah malzemesi taşıdılar. General Karabekir’in 15. Kolordusu’nun doğudaki Ermeni zaferi sonrası, mevcut savaş malzemeleri de Batı cephelerine taşınmak üzere Doğu Karadeniz limanlarından deniz yoluyla İnebolu’ya getirildi” diye konuştu.

    ‘1921 TARİHLİ TÜRK-SOVYET DOSTLUK ANTLAŞMASI, TÜRKİYE’NİN BUGÜN AVRASYA’YA YÖNELMESİNİN TEMELİNİ ATMIŞTIR’

    “Karadeniz’in birleştiriciliği ile şekillenen Türk-Sovyet dostluğu jeopolitik bir sürpriz yarattı” diyen Gürdeniz “18 Mart 1921 tarihli Türk-Sovyet Dostluk Antlaşması ile, Sovyetlerin Sevr Antlaşması’nı reddetmesi ve Misak-ı Milli sınırlarımızı tanıması, Türkiye’nin Avrasya’ya yönelişinin kapısını 98 yıl önce aralamıştır. Bu anlaşma sayesinde Rusya’dan gelen cephaneler ile Kurtuluş Savaşımız mümkün olmuştur. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Suriye krizi, Akdeniz’e açılması istenen Kürt koridorunun Rus jeopolitiğine etkileri, Türk-Çin yakınlaşması, Türk-İran işbirliği ve Türk-Rus ekonomik işbirliği yepyeni bir Asya dönemini başlatmıştır. Bu dönem her iki ülkedeki mevcut iktidarların siyasi bir seçiminin sonucu olmaktan ziyade artık jeopolitik alandaki ölüm-kalım savaşının gerekli kıldığı işbirliğinin ve siyasi coğrafyanın bir sonucudur. Türk-Rus yakınlaşması iki önemli Avrasya devletinin güvenlik ve çıkarlarının karşılıklı olarak gözetilmesi sonucunu doğurmanın ve 21. yüzyıldaki güvenlik ve dış politikaların belirleyici ana eksenlerinden birisi olmalıdır” dedi.

    ‘TÜRKİYE RUSYA’YA, BATI AVRUPA’YA OLDUĞUNDAN DAHA YAKINDIR’

    Gürdeniz “Bu çerçevede Mustafa Kemal’in 4 Ocak 1922 tarihinde Lenin’e yazdığı mektubun şu bölümü geleceğe ışık tutmalıdır; ‘Türkler ve Rusların, tarihi yüzyıllarca süren kanlı savaşların gürültüsüyle doldurduktan sonra, bu kadar çabuk ve bu kadar bütünsel bir şekilde uzlaşmaları, öteki milletleri şaşkınlığa uğratmıştır. Pek çoğu bu dostluğun suni olduğu ve şartlar gereği sağlandığı zannına kapılmışlardır, hâlâ da bu inançtadırlar ya da öyle gözükmektedirler. Ancak, iki halkın ne ölçüde birbirleriyle anlaşmak ve birbirlerini sevmek için yaratıldıklarını ve geçmiş kavgaların yalnızca her ikisinde de yerleşmiş zalim iktidarların kışkırtmaları ile çıkmış olduğunu, son savaşta asker ve subayların birbirleriyle nasıl isteksizce savaştığını görmüş olanlar, birkaç sene önce oluşan yeni vaziyetin sürekli ve istikrarlı olduğunu söyleyeceklerdir. Türkiye Rusya’ya, Batı Avrupa’ya olduğundan çok daha yakındır.

    ‘SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE UNUTTURULAN TÜRK-RUS DOSTLUĞUNUN PEKİŞMESİNİ DİLERİM’

    İki devletin kapitalizm ve emperyalizme karşı mücadelesi de önemlidir. Türkiye hâlâ büyük devletlerin ve onların uydularının açık veya gizli azgın saldırılarına hedef olmaya devam ediyorsa, bunun nedeni, her şeyden önce mazlum sömürge halklarına örnek olarak kurtuluşa giden yolu göstermiş olmasıdır… Sizi temin ederim ki Sovyet Rusya’ya karşı doğrudan veya dolaylı olarak asla hiçbir anlaşmaya ve ittifaka dahil olmayacağız’ diyor Mustafa Kemal mektubunda. Atatürk-Lenin dostluğunun geleceğe ışık tutmasını, Soğuk Savaş döneminde Türk halkına unutturulan bu dostluğun temellerinin güçlendirilmeye devam edilmesini diliyorum” diye ekledi.

    ‘SOVYETLERDEN TÜRKİYE’YE 39 BİN TÜFEK, 63 MİLYON FİŞEK VE NİCE CEPHANE GELDİ’

    Rusya Federasyonu Büyükelçiliği Başkatibi ve Kültür Ataşesi Aleksandr Sotniçenko ise konuşmasına Atatürk’ün “Eğer Rusya'nın desteği olmasaydı yeni Türkiye'nin emperyalist istilacılar üzerindeki zaferi, kıyaslanmayacak kadar çok daha büyük kayıplarla kazanılabilirdi veya belki de zafer hiç mümkün olmazdı. Rusya, Türkiye'ye hem manevi, hem de maddi yardım göstermiş ve milletimizin bu yardımı unutması suç olur” sözlerini hatırlatarak başladı.

    19. yüzyılın Rus-Türk ilişkileri açısından benzersiz bir dönem oluşturduğuna işaret eden Sotniçenko “Doğrudan doğruya yapılan silahlı müdahale beklentisi karşısında ve fevkalade zor şartlar altında kalmış ülkelerimiz birbirlerine dostluk ellerini uzatmışlar. Sovyet resmi verilerine görei Sovyetlerin Türkiye’ye 39 bin tüfek, 327 makineli tüfek, 54 top, 63 milyon fişek, 147 bin top mermisi yardımı oldu. Türkiye’nin Doğu sınırlarında ise 1918 yılında eski Rus ordusunun bıraktığı askeri malzeme sevk edilmiştir. Sovyet hükümeti ayrıca Türkiye’ye çeşitli fabrikaların kurulmasında da yardım etmiştir. Bunun yanı sıra 1920 yılında, Türk tarafına vaad edilen 200 kilo külçe altın Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcilerine teslim edilmiştir. Sonra, General Frunze kimsesiz şehit ve gazi çocukları için bir yetimhanenin kurulması amacıyla Trabzon’da Türk makamlarına 100 bin altın ruble vermiştir. 3 Mayıs 1922 tarihinde Sovyet Rusya’nın Ankara temsilcisi Aralov’un 1921 Antlaşmasını imzalanması sırasında vaad edilen 10 milyon altın rublenin son birimi olan 3 buçuk milyon altın ruble Türk hükümetine teslim edilmiştir. Bundan sonra çok müzakere ve işbirlikleri daha oldu. Umarım bu işbirliği gelecekte de sürecek” dedi.

    ‘TÜRKİYE İLE RUSYA NE ZAMAN İTTİFAK KURSA BATI’NIN HAİN PLANLARI ENGELLENMİŞTİR’

    Tarihçi Dr. Mehmet Perinçek ise Batılı devletlerin tarihin her döneminde Türkiye-Rusya arasındaki ittifakı engellemeye dönük çaba içinde olduğunu hatırlatarak “Türkiye ile Rusya ne zaman savaşsalar bu, iki ülkenin de aleyhine olmuş ve milli çıkarlarını gerçekleştiremez duruma düşmüşlerdir. Batılı devletler ise Türkiye ile Rusya’nın arasındaki düşmanlığı kışkırtarak bölgedeki planlarını hayata geçirmişlerdir. Halbuki Türkiye ile Rusya ne zaman ittifak kuracak olsa bölgeye refah ve istikrar getirmişler ve Batı’nın bölgedeki hain planlarını da engelleyebilmişlerdir. Bunun belki de en önemli örneklerinden bir tanesi, Çanakkale Savaşı, Ekim Devrimi ve Kurtuluş Savaşı arasındaki denklemdir. Türkiye Çanakkale’de direnmiş ve İtilaf devletlerinin Çarlık Rusya’sına yardım etmesini engellemişler ve oradaki Ekim Devrimi’nin koşullarını oluşturmuşlardır. Ekim Devrimi ise Türkiye’nin Doğu cephesinde bir düşman olan Çarlık Rusyası’nı yıkmış, yerine dost olan Sovyet Rusyası’nın kurulmasını sağlamış ve bu da tabii, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı başarısının uluslararası koşullarını yaratmıştır” dedi.

    ‘ALTIN YARDIMI İNGİLİZ DESTEKLİ TAŞNAK ERMENİLERİ SEBEBİYLE DENİZDEN YAPILDI’

    Kurtuluş Savaşı’nın deniz cephesinin Türk-Rus işbirliğinin önemli bir örneği olduğuna işaret eden Perinçek “Sovyetlerden gelen altın yardımının hikayesi ilginçtir. Mustafa Kemal’in Moskova’ya gönderdiği Halil Paşa orada yaptığı görüşmelerle altın yardımı alır ve ilk Sovyet heyetiyle birlikte maceralı bir yoldan sonra Erzurum’a gelirler. Fakat kara yoluyla geldikleri için, yolda İngilizlerin desteklediği Taşnak Ermenileri vardır. Onlar da Türkiye’ye düşman olduklarından dolayı, az daha altınları kaptıracak bir duruma da düşerler. Bu yüzden Sovyet yardımlarının da deniz üzerinden getirilmesine karar verilir. Çünkü Taşnak Ermenistan’ı Kafkaslarda yolu kestiği ve tehlikeli olduğu için, yolun güvenli olmaması, diğer taraftan Erzurum’a ulaştıktan sonra bile onların batı cephesine, Ankara’ya getirilmesi yine dağlık araziden dolayı oldukça sorunlu olacaktır. Böylece Novorossiysk ve Tuapse limanları üzerinden Trabzon, İnebolu ve Samsun’a Sovyet yardımları aktarılmaya başlanır” diye anlattı.

    ‘KURTULUŞ SAVAŞI TÜRK-YUNAN DEĞİL TÜRK-İNGİLİZ SAVAŞIYDI’

    Toplantıda söz alan bir diğer isim  22. dönem İzmir Milletvekili Kemal Anadol ise “Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışından üç gün sonra, Lenin’e yazdığı 1920 tarihli mektupla başlayan gelişmelerin, Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanmasına yol açtığını söylemekle mübalağa etmiş sayılmayız” dedi.

    Anadol “Kurtuluş Savaşı gerçekte Türk-Yunan savaşı değil, Türk-İngiliz savaşıdır. İstanbul’u işgal eden müttefik ordularında bile müstemlekelerinden getirdikleri askerler vardı. İngiltere savaş yorgunuydu. Kamuoyu savaş karşıtlarının egemenliğindeydi. Bu nedenle bütçelerinde askeri harcamalarında dörtte üç kısıntı yapmak zorunda kalmışlardı. İngiltere, uzaktan kumanda ettiği askeri ve diplomatik politikası ile Anadolu’ya kendi yerine Yunan ordusunu çıkarmıştı. Sovyet Rusya’nın en büyük korkusu, güney sınırlarının İngiliz hakimiyetine girmesiydi. Bu nedenle Kuvayı Milliye’yi desteklemek, güçlendirmek zorundaydı. Ankara hükümetinin ise Mustafa Kemal Paşa’nın en başta gördüğü gibi, zafere ulaşmak için Sovyet yardımlarından başka seçeneği yoktu. Onun için bir Fransız bilim adamı ‘Ankara-Moskova ilişkileri aşk değil mantık evliliğidir’ demişti” diye konuştu.

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    İlgili konular:

    'Rusya ve Türkiye arasında sinema alanında yeni iş birlikleri oluşuyor'
    Suriye'de Rusya, Türkiye ve İran'ın yardımıyla esir takası yapıldı
    Rusya: Türkiye ile ilişkilerimiz her açıdan yükselişte, S-400 konusunda sağlam bir duruş sergiledi
    Rusya ile Türkiye ortak uçak ve helikopter teknolojisi geliştiriyor
    Atatürk'ün Lenin'e yazdığı mektubun 99. yılı: ‘Sovyet cephanelerinin indiği İnebolu olmasa, Türkiye olmazdı’
    Atatürk'ün Lenin'e yazdığı ve Kurtuluş Savaşı'nın seyrini değiştiren mektup panelle anılacak
    Etiketler:
    Ankara, cephane, ittifak, Kemal Anadol, Mehmet Perinçek, Cem Gürdeniz, Karadeniz, Avrasya, İnebolu, Kurtuluş Savaşı, Emperyalizm, dostluk, Osmanlı, SSCB, işbirliği, Batı, Vladimir Lenin, Mustafa Kemal Atatürk, Rusya, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın