18:01 16 Nisan 2021
Canlı Yayın
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 126
    Abone ol

    21 ilde faaliyet gösteren 347 sivil toplum örgütü, "Türkiye’nin ciddi bir hukuk reformuna ihtiyacı olduğu, başta ifade özgürlüğü olmak üzere toplantı ve gösteri hakkı, adil yargılanma hakkı, yargı bağımsızlığı gibi temel hak ve özgürlükler alanını genişletecek bir hukuk reformu bir zorunluluk haline gelmiştir" çağrısında bulundu.

    Aralarında Diyarbakır, Van, Erzurum, Mardin, Tuncel, Adıyaman, Şanlıurfa, Ağrı, Siirt, Bingöl’ün de bulunduğu 21 ilde faaliyet gösteren 347 sivil toplum örgütü, yaşanan hak ihlalleri ile ilgili ortak deklarasyon yayınladı. Barolar, sağlık örgütleri, kadın kurumları, sendikalar ve hak örgütlerinin de aralarında bulunduğu 347 sivil toplum örgütü hazırladıkları deklarasyonu Diyarbakır Koşuyolu Parkı’nda açıklamak istedi, ancak polis açıklamaya izin verilmedi. Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’ne geçen STK temsilcilerinin açıklamasına burada da izin verilmedi. STK temsilcileri engellemeye tepki göstererek oturma eylemi yaptı, ardından da deklarasyonu gazetecilerle paylaştı.

    ‘Ülkemiz adeta bir ‘sürekli OHAL’ rejimine dönüştürülmüştür’

    347 sivil toplum örgütünün altına imza attığı ortak deklarasyonda yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisi ile insanlığın bir kriz ile karşı karşıya olduğu belirtilerek, "Bu kriz hali, maalesef Türkiye’de de tüm yoğunluğu ve ağırlığı ile yaşanmaktadır. Darbe sonrası çıkarılan KHK’lar sonrasında yasa hükmü haline getirilmiş, ülkemiz adeta bir ‘sürekli OHAL’ rejimine dönüştürülmüştür. Hükümetin yargı üzerindeki vesayetinin sonucu olarak yargı, iktidarın kendisini 'sürdürülebilir' kılmasının bir aracı haline gelmiş, tarafsızlığını ve bağımsızlığını tümden yitirmiştir. Yargı mercileri arasındaki Anayasal ve yasal hiyerarşinin bile dikkate alınmadığı bu dönemde, bazı mahkemeler AYM ve AİHM kararlarını uygulamakta dahi imtina etmektedir. KHK’ler ile ihraç edilen binlerce kişinin hak arayışının sadece 4 idare mahkemesinin ve 11 kişilik OHAL komisyonunun insafına terk edilmesi yaşanan mağduriyeti daha da derinleştirmektedir" denildi.

     

    © Sputnik / Sertaç Kayar
    21 ilin 347 STK’sından ortak deklarasyon: Türkiye’nin ciddi bir hukuk reformuna ihtiyacı vardır

     

    ‘Binlerce kişi soruşturma ve kovuşturmalara uğramakta ve tutuklanmaktadır’

    Yaşanan soruşturmalara dikkat çekilen deklarasyonda şu ifadeler yer aldı:

    "Terör tanımının genişliği ve muğlaklığı, yargının muhalif sesleri susturma konusundaki araçsallığıyla birleşince binlerce kişi soruşturma ve kovuşturmalara uğramakta, kamu görevinden ihraç edilmekte ve tutuklanmaktadır. Nitekim her yıl inşa edilen cezaevlerine rağmen, cezaevlerinin büyük bir kısmında kapasitelerinin üstünde mahpus tutulmaktadır. 2020 Nisan’ında yürürlüğe giren yeni İnfaz Kanunu'nu da sorunu çözmek bir yana getirdiği eşitsiz infaz sistemi nedeniyle sorunları daha da ağırlaştırmıştır. Salgın gerekçesiyle mahpusların zaten kısıtlanmış olan hakları daha da kısıtlanmaktadır. Cezaevlerinde işkence ve kötü muamele, tecrit ve diğer hak ihlallerinde artışlar da bunu göstermektedir. Öyle ki infaz sistemi açısından aynı kategoride olan ve aynı yasal düzenlemeye tabi olan mahpuslar bile keyfi olarak farklı uygulamalarla karşılaşmaktadır. Bu keyfi ve yasaya aykırı uygulamalar nedeniyle mahpusların başlatmış olduğu açlık grevleri bir kez daha gündeme gelmiştir. Bu nedenle daha önceki tecrübeler ışığında hükümeti ulusal ve uluslararası mevzuata uymaya, cezaevlerindeki tecrit, işkence ve kötü muamele, haberleşme, gazete, radyo ve televizyondan yararlanma, sağlık hakkı, şartlı salıverilme hakkı gibi temel haklar konusunda önlem almaya çağırıyoruz."

    ‘Şiddet, toplumsal yaşamın bir parçası haline gelmektedir’

    Deklarasyonun devamında, "Kürt Meselesinin demokratik, barışçıl ve adil çözümüne karşı hükümetin geliştirdiği güvenlik odaklı defansif politikalar, halklarımızın daha fazla acı çekmesine ve yoksullaşmasına yol açmaktadır. Bir kısır döngüden ibaret olan bu politik tutum, sadece insan hakları ihlallerine yol açmakla kalmamakta; dış politika, ekonomi ve sosyal haklar konusunda da ağır tahribatlar yaratmaktadır. Politikaya hakim olan kutuplaştıran ve ayrıştırıcı dil, nihai olarak tüm toplum katmanlarına da nüfuz etmekte, şiddet, toplumsal yaşamın bir parçası haline gelmektedir" ifadeleri yer aldı.

    ‘Katılımcı ve çoğulcu bir anayasanın yapılmasına destek vereceğiz’

    Yeni anayasa tartışmalarına da dikkat çekilen deklarasyonda, "Bunların yanı sıra adil yargılanma hakkı, cezasızlık politikasındaki ısrar, kadın cinayetleri, tarihsel ve kültürel miras talanına yönelik tutum, çalışma hakkı, ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklere yönelik sistematik engellemelere ve ihlallere tanıklık etmekteyiz. Bu koşullar altında hükümetin vaat ettiği yargı reformu ve yeni anayasa tartışmalarının siyasal, sosyal ve ekonomik altyapısı yoktur. Nitekim yapılacak yeni anayasanın en az içeriği kadar önemli olan nokta, yapıldığı dönemin koşullarıyla da ilgilidir. Hatta çoğu zaman anayasanın yapılma sürecine ilişkin eleştiriler, anayasanın içeriğinin de önüne geçmektedir. Çünkü ‘toplumsal sözleşme’ olarak da adlandırılan anayasalar, geniş bir toplumsal katılım ve mutabakat sağlanırsa meşru ve kalıcı bir anayasa olacaktır. Toplumun bu denli kutuplaştırıldığı, medyanın tekelleştiği, sivil toplumun boğulmaya çalışıldığı, medya ve ifade özgürlüğünün tehdit altında olduğu, bir muhalefet partisi liderinin AİHM kararına rağmen hapiste tutulduğu, parti kapatmaların gündemde tutulduğu, kayyum atamalarının rutin bir idari uygulama haline geldiği, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının olmadığı bir dönemde, yeni bir anayasa yapmak mümkün olmadığı gibi yargı reformunun da bir inandırıcılığı ve toplumsal karşılığı bulunmamaktadır. Yeni anayasa için öncelikle siyasette daha yapıcı bir dil kullanmak, yanı sıra yargı bağımsızlığı, basın ve ifade özgürlüğü gibi temel meselelerde hızlıca iyileştirmeler yapılmalıdır. Bu ‘yol temizlikleri’ yapıldıktan sonra Türkiye’nin ihtiyacı olan demokratik, katılımcı ve çoğulcu bir anayasanın yapılmasına bizler de memnuniyetle destek ve katkı sunacağız" denildi.

     

    © Sputnik / Sertaç Kayar
    21 ilin 347 STK’sından ortak deklarasyon: Türkiye’nin ciddi bir hukuk reformuna ihtiyacı vardır

     

    ‘Türkiye’nin ciddi bir hukuk reformuna ihtiyacı vardır’

    Deklarasyonun sonunda şunlar kaydedildi:

    "Bizler emek ve meslek örgütleri olarak; Türkiye’nin ciddi bir hukuk reformuna ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, başta ifade özgürlüğü olmak üzere toplantı ve gösteri hakkı, adil yargılanma hakkı, yargı bağımsızlığı gibi temel hak ve özgürlükler alanını genişletecek bir hukuk reformu, toplumsal barış ve ekonomik gelişmişlik için bir zorunluluk haline gelmiştir. Yapılacak bir hukuk reformu sonrasında, yeni bir anayasa gündeme alınmalı, toplumsal sözleşme olan ve toplumun tüm kesimlerini kapsamı gereken anayasanın yapılması sürecine ülkedeki siyasi partiler, Barolar, meslek odaları ve STK’ların dahil edilmesi başta Kürt meselesinde demokratik ve kalıcı barışın sağlanması açısından bir tercih değil, zorunluluktur. Son olarak, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının bağlayıcılığı dikkate alınarak kararların derhal uygulanmasına, cezaevlerinde bulunan mahpusların sağlıklarının daha fazla tehlikeye girmemesi, açlık grevlerine yol açan koşulların ortadan kaldırılması için hükümet, Adalet Bakanlığı ve ilgili kurumları hak ihlallerinin sonlandırarak ve her türlü tecrit ve izolasyonun kaldırılmasına yönelik bir an önce adım atmaya davet ediyoruz."

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    Etiketler:
    OHAL, Kovid-19, Diyarbakır, Güneydoğu, Doğu, Deklarasyon, Çağrı, Yargı reformu, Türkiye, Sivil toplum örgütleri
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın