00:09 19 Ocak 2020
Canlı Yayın
    Türkiye
    URL'yi kısaltın
    0 79
    Abone ol

    Anayasa değişikliği referandumuna 20 günlük bir süre kaldığını kaydeden Başbakan Yıldırım, "Doğrusunu isterseniz ben, öyle kritik bir durum falan görmüyorum. Rahat bir şekilde ‘Evet’ ile sonuçlanacağına inanıyorum" dedi. Bahçeli, MHP'nin de kendileri gibi 'Evet' kampanyası yürüttüğünü, ancak ortak etkinlik yapmayacaklarını kaydetti.

    Çankaya Köşkü'nde medya temsilcileriyle bir araya gelen Başbakan Binali Yıldırım'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

    • 20 günlük bir süre var. 20 gün içerisinde mutlaka vatandaşın kararında, kararsızların kararında kesin bir sonuç ortaya çıkacak. Biz kampanya yapıyoruz, anketlerle ilgilenmiyoruz. Vatandaşla mümkün mertebe daha fazla bir araya gelmeye çalışıyoruz, getirdiğimiz bu değişikliği anlatıyoruz. ‘Hayır’ grubundakilerin yanlışlarını, bunların doğrusunun ne olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Doğrusunu isterseniz ben, öyle kritik bir durum falan görmüyorum. Rahat bir şekilde ‘Evet’ ile sonuçlanacağına inanıyorum.

    ‘YÜZDE 10 SEÇİM BARAJI KONUŞULUR, İNDİRİLEBİLİR BU SEÇİM BARAJI’

    • Siz, hem milletvekilisiniz, yerine göre denetleme tarafındasınız, yerine göre bakan olmanız dolayısıyla icra tarafındasınız. Bunda bir çelişki var, bu ortadan kalkıyor. Bir tercih yapıyor. Siz, icraatta yer alacaksanız, yasama, denetleme tarafında olmamanız lazım. İşin prensibi böyle. ‘Hem ondan vazgeçmeyeyim, hem ondan vazgeçmeyeyim’ diye bir sistem yok. Dolayısıyla herkes bir tercih yapacak. ‘Bakan mı olayım, yoksa milletvekilliğini mi tercih edeyim, hangi yön benim için faydalıdır?’ Öyle düşünecek. Bu doğru bir sistem. Milletvekilinin bakan olmaması veya bakan olunca milletvekilliğinin sona ermesi doğru bir sistem. İcra ile yasamanın birbirinden ayrılmış olması… ‘Bakanların, Meclis ile arasına duvar örülüyor.’ Nasıl oluyorsa? Yüzde 10 seçim barajı konuşulur, indirilebilir bu seçim barajı. Konuşulabilir. Çünkü bu cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde artık model değiştiği için parti gruplarından ziyade, milletvekilleri ön plana çıkıyor. Bu esnetilebilir, partilerle konuşmak lazım. Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu, bunu oturur konuşuruz. Bu, anayasa konusu değil, bir de onu karıştırıyorlar. Anayasa’da Seçim Kanunu ile ilgili bir baraj sınırlaması yok, ‘Kanunla düzenlenir’ diye bir atıf var.
    • Bu sistem zaten temsilde adaleti, yönetimde istikrarı getiriyor. Ayrıca bir şeye lüzum yok. Yüzde 50 artı 1 alınmadan iktidar olunmayacağı için, sandıkta iktidar oluştuğu için orada baraj yüksek tutularak… İstikrarı sağlamak amacıyla baraj yüksek tutulmadı mı? Şimdi artık bu istikrarı sandıkta vatandaş sağlıyor. Dolayısıyla birtakım barajlarla istikrarı garanti altına almak ihtiyacı ortadan kalkıyor. Bu yüzden barajla ilgili bir düzenleme yapılabilir. Temsilde adalet… ‘Baraj yüksek olunca temsilde adalet olmuyor.’ deniyordu, burada o sorun da ortadan kalkmış oluyor. Dolayısıyla her yönüyle Seçim Kanunu’nda böyle bir değişikliğe gidilebilir. Milletvekillerinin hangi usullerle seçileceği, hangi yöntem olacağı konusu da oturulup konuşulacak, bir partinin vereceği karar değil ama biz AK Parti olarak biz buna açığız. Oturup bütün partilerle konuşacağız, makul bir noktada buluşursak bu değişikliği de yaparız. Bu, yapılan cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin bir parçası değil, bunun dışında anayasa konusu olmadığı için hemen 16 Nisan’dan sonra oturup konuşalım bu işi, biz hazırız.

    ‘VAR KAFAMIZDA MODELLER’

    • (Kafanızda bir model var mı? Dar bölge sistemi oturup tartışacağınız bir şey mi? sorusuna üzerine) Var kafamızda modeller. Bunları muhataplarıyla konuşmadan bizim açıklamamız bir nezaketsizlik, dayatma olur. Bunun için oturup konuşuruz, her türlüsünü konuşuruz, açığız konuşmaya.
    • O yüzden 5 yıl boyunca çalışacağı ekibi seçme hakkı veriyor, işin özü bu. Siz bir yere bir yönetici atandınız, ekibinizi kendiniz kurmazsanız bu sefer başarısızlık olursa ne diyeceksiniz? ‘Ben buraya atandım, bu sorumluluk verildi ama ekip kurmama izin verilmedi. Onun için de sonuç böyle oldu.’ Bir mazeret alanı oluşuyor. Burada da onu ortadan kaldırıyoruz. Diyoruz ki ‘Tamam kardeşim, bu görevi millet sana verdi, istediğini bakan, istediğini müsteşar, istediğini üst düzey yönetici yap ama sonunda mazeretle gelme. ‘Bürokrasi böyleydi, şu şöyleydi, bu böyleydi’ diye mazeret üretme, iş üret. Sistemin özü, esası mazeretlere sığınmayı ortadan kaldırıyor ve 5 yıl boyunca kesintisiz hizmet etmeyi, icraat yapmayı, vaat edilen şeyleri yerine getirmeyi öngörüyor. Bu gayet doğal. Bunu da neyle yapıyor? Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapıyor. Cumhurbaşkanlığı kararnamesini, Bakanlar Kurulu Kararına benzetebilirsiniz. Birkaç farkı var. Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, adının değiştirilmesi kanunla oluyor, bu kararnameyle oluyor. Bu da lazım, icraat için lazım.

    ‘BU KADAR DA ARTIK ÖLÇÜ, İZAN KAYBOLMUŞ VAZİYETTE, BEN HANGİ TARAFINI DÜZELTEYİM?’

    • (CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na) Tamam tenkit et ama oku ne getiriyor, ne götürüyor. Kanun var, anayasa var. Muhtarlıkların kapatılması kanun işi bile değil, anayasa işidir. Anayasa’nın 127. maddesinde açıkça yazılı, burada bir değişiklik yok. ‘Başkent, Ankara’dan İstanbul’a gidecek.’ Değiştirilemez maddeler var, orada yazıyor. Bu kadar da artık ölçü, izan kaybolmuş vaziyette, ben hangi tarafını düzelteyim?
    • (Halk oylamasının sonucunun ‘Evet’ çıkması halinde partiler arasında bir birleşme olabilir mi?" yönündeki soruya) Hayır. Herkes işine bakar.

    ‘ŞU AVRUPA BİRLİĞİNE OLAN DESTEK DİBE VURMUŞ DURUMDA’

    • (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AB ile ilgili ‘Müzakereler için de bir referandum yapma yoluna gidebiliriz ve milletimiz ne karar verirse o karara da uyarız’ sözlerine yönelik) Şu anda Türkiye kamuoyunda Avrupa Birliğine olan destek dibe vurmuş durumda. Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği şey odur. Mutlaka 16 Nisan’dan sonra Avrupa Birliği ile ilişkiler masaya yatırılacak. Kampanya döneminde yaşadıklarımızı da dikkate alırsak bir değerlendirme ihtiyacı olduğu muhakkak.

    ‘SİYASETİN KARAR VEREMEDİĞİ KONULARDA İMDADA VATANDAŞ YETİŞİYOR’

    • Referandum her konuda yapılabilir. Kamuoyunda bir kafa karışıklığı varsa, önemli bir adım atılacaksa referandum yapılabilir. Sadece bununla sınırlı değil başka konularda da belki ihtiyaç olacak. Vatandaşa soracağız. Siyasetin karar veremediği konularda imdada vatandaş yetişiyor.

    ‘HDP’NİN NE İSTEDİĞİNİN ÖNEMİ YOK’

    • İdam konusu da bugünlerde gündeme getiriliyor. Bütün dikkatimizi 16 Nisan’a vermemiz gerektiğini düşünüyorum. İdam da toplumun bir talebidir. Bütün siyasi partilerle bunun değerlendirmesi yapılır, ona göre adım atılır. İdam konusunda CHP ‘Varız’ diyor ama çok samimi olduğunu düşünmüyorum. Bu süreç geçsin göreceğiz. Eğer CHP de varsa biz de varız. Herkes varsa biz de varız. Mutlak bir mutabakat varsa bizim görevimiz onu yerine getirmek. HDP hariç. HDP’nin ne istediğinin önemi yok. Üç parti bunu konuşur.

    ‘AVRUPA’YI TOPTANCI USULLE DEĞERLENDİRMEK YANLIŞ OLUR’

    • Avrupa Birliğinde bazı ülkeler, seçim yapılan ülkeler bu anayasa değişikliğinin tarafı oldular. Bu asla kabul edebileceğimiz bir şey değil. Bizim neyi değiştirip neyi değiştirmeyeceğimize, nasıl hareket edeceğimize bir başka ülke karar veremez. ‘Hayır’ kampanyasında bir şekilde yer alıyorlar ve buna taraf oluyorlar. Bu, kabul edilemez bir şey. Bunun da en sert şekilde cevabını veriyoruz.
    • Avrupa’yı toptancı usulle değerlendirmek yanlış olur. Bazı ülkeler daha makul, bazı ülkeler ise maalesef olumsuz bir tutum içerisindeler. Bütün Avrupa bize karşı şeklinde değerlendirmek de hata olur. Toplumun küçük bir kesimi bizim anayasa değişikliğinin aleyhinde aktif kampanya yürütüyor. Irkçı ve milliyetçi söylemlere sahip partilerin öncülüğünde ‘Hayır’ kampanyası yürütülüyor. Bunu bütün Avrupa kamuoyunun fikridir diye kabul edersek burada hata etmiş oluruz.
    • Normalleşme kısmen olur ama Avrupa’nın geleceğini tehdit eden aşırı milliyetçi söylem, İslam düşmanlığı, Türk düşmanlığı üzerine kurulu bir akım gelişiyor. Bu akım her zaman bir tehdittir, bir tehlikedir, bu Avrupa için de bir tehlikedir. Şu anda Avrupa ülkelerinde PKK’nın, FETÖ’nün ve Türkiye aleyhine faaliyet gösteren yapıların çok ciddi imtiyazları var. Bunlara ses çıkartılmıyor ama Türkiye’nin tezleri dikkate alınmıyor. Bunlar bizim dikkatimizden kaçmıyor. Bunlar ilerideki ilişkilerimizi de belirleyecek önemli gelişmeler.

    ‘AYIN 30’UNDA ABD DIŞİŞLERİ BAKANI GELİYOR, BAKALIM NE GETİRİYOR, GÖTÜRÜYOR’

    • (Suriye’deki son gelişmelerle ilgili) Orada çok ani değişiklikler oluyor. Her gün yeni bir gelişme oluyor. Esas itibarıyla olay şu; şimdi Rusya’nın rejimle bir dayanışması, bir mutabakatı var. Rusya bu vesileyle Suriye’deki varlığını artırdı. Dolayısıyla Akdeniz’de üslerinin bulunduğu bölgeyi emniyet altına almak istiyor. Kuzeyde PYD, YPG unsurları var, onlarla birlikte hareket ediyor. Diğer taraftan ABD’nin PYD, YPG ile iş yapması yeni değil. Obama yönetiminden bu tarafa devam eden bir çalışma. Ancak yeni yönetim göreve geldiğinde, ‘Bu iş doğru değil. Obama yönetimine bunu anlatamadık. Siz bu yanlıştan dönün. Burada bir iş yapacaksanız Özgür Suriye Ordusu ile bizim Fırat Kalkanı’nda yaptığımız gibi yapabiliriz’, bu konuda teklifler gitti, bize henüz net bir geri dönüş olmadı ama sahada bir taraftan faaliyetler yürüyor. Ayın 30’unda ABD Dışişleri Bakanı geliyor. O bakalım ne getiriyor, götürüyor, göreceğiz.

    ‘AMAN NE OLACAK DİYECEK HALİMİZ YOK’

    • (Rusya’nın Türkiye ile Türkiye’nin de Rusya ile ilişkilerini geliştirme niyetinde olduğunu ifade ederek) Bizim terörist gördüğümüz grupları alenen destekleyecek ülke hangisi olursa olsun, ‘Aman ne olacak’ diyecek halimiz yok. Bizim mücadelemiz yıllardan beri belli.

    ‘ABD VE RUSYA’NIN BUNU SÖYLEMESİ, BU KARARI VERMESİ LAZIM’

    • Fırat’ın doğusundan Irak sınırına kadar gidildiğinde nüfus ağırlıklı olarak Arap. Kürt değil. Kürtlerle de bir sorun yok. Sorun, YPG ve PYD. Bunlar PKK’nın uzantıları. PKK ile iç içe geçmiş şeyler. Bunlar burada bir devlet kurmak istiyor. Bu açık. Suriye’yi parçalamak mı yoksa Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak mı istiyorlar? ABD ve Rusya’nın bunu söylemesi lazım. Bu kararı vermeleri lazım. Orada YPG ve PYD’nin faaliyetlerine müsamaha göstermek bizi rahatsız ediyor.
    • Burada söylemler ile uygulamalar birbirine uymuyor. Orada ne yapmaya çalışırlarsa çalışsınlar, önemli olan Türkiye’ye tehdit nereden gelirse gelsin, ister Suriye’den ister Irak’tan, o tehdidi bertaraf etmek bizim vazgeçilmez görevimizdir. Bir yandan Astana’da ateşkes görüşmeleri başladı. Burada Türkiye, Rusya, İran inisiyatif aldı. Daha sonra bu Birleşmiş Milletlere taşındı. Cenevre’de görüşmeler başladı ama rejim Cenevre görüşmelerini kesintiye uğratmak için her türlü gayreti gösteriyor. Muhalefet buna rağmen yapıcı davranıyor fakat ateşkes ihlallerine bakıyoruz hep rejim tarafından.
    • Eğer gerçekten barış ve huzur istiyorsak bu işin yolu bu. Biz hem Rusya’ya hem Amerika’ya bunu anlatıyoruz. Suriye’deki bütün etnik gruplar işin parçası olsun, ülkenin sahibi olsun, terör grupları barış sürecine dahil olmasın, Suriye’nin toprak bütünlüğü muhafaza edilsin, küçük küçük devletçiklere bölünmesin. Bölünürse bu iş bugünkünden daha beter olur. Buna izin verilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Bir yandan Rusya ile bir yandan koalisyon güçleri ve Amerika ile diyalogumuzu sürdürüyoruz. İki ayrı bloku bir araya getirme ve çözüm üretme gayretindeyiz.

    ‘BERABER PROGRAM YAPMIYORUZ AMA…’

    • (MHP’li muhaliflerin toplantılarında çıkan olaylar) Tabii orada MHP’nin kendi bünyesinde olan bir sorun. Olmamasını tercih ederiz ama bu da bir sonuç, bir vaka. Biz İçişleri Bakanlığımıza kesin talimat verdik. Her türlü programı kim yapmak istiyorsa, muhalif, müzahir, kim olursa olsun, yer temini konusunda herhangi bir kısıtlama olmayacak. Ayrıca toplantının genel asayişini, toplantının yapılmasını engelleyici faaliyetlere de müsamaha gösterilmeyecek. Bunlar çok net bir şekilde söylendi.
    • MHP ile birlikte program yapmayacağız. O zaman kesin bir şey dememiştim. Olabilir, ihtimaldi ama şu anda durum netleşti. Beraber program yapmıyoruz ama MHP de biz de ‘Evet’ kampanyası yapıyoruz. Hedefimiz aynı. Beraber konuştuk, böyle olmasını uygun gördük. Tek taraflı bir vazgeçme değil.

    ‘TÜRKİYE ŞU ANDA İYİ BİR GÖREV GÖRÜYOR BÖLGEDE’

    • Genel değerlendirme; vahim bir şey yok. O kadar karamsarlığa gerek yok. Buralardaki ilişkiler gelip geçicidir. Bazen kötü olur, bazen iyi olur. Ülkeler arasında daimi düşmanlık da olmaz, daimi dostluk da olmaz. Karşılıklı çıkarlar esas alınır. Karşılıklı çıkarlar zarar gördüğü zaman ilişkiler gerilir, görmediği zaman normalleşir.
    • Ne Amerika’yla ne Rusya’yla ne Avrupa’yla ne de İskandinav ülkeleriyle durumumuzun çok kötü olduğunu düşünmüyorum. Bunlar konjonktürel şeylerdir, gelir geçer. O bakımdan karamsarlığa lüzum yok. Türkiye şu anda iyi bir görev görüyor bölgede. Yani Türkiye’nin sayesinde, bu işler çok daha vahim durumda olabilirdi, bir anlamda dengede tutulmaya çalışılıyor.

    ‘HER CAMİADA YANLIŞ ADAMLAR OLABİLİR’

    • (Arif Erdem ve Hakan Şükür’ün GS üyeliğinden çıkarılması) Galatasaray camiasının görüşünü yansıtan bir şey değil. Fırsat, boşluk bulup alınmış bir karar. Aslında aidat ödemedi diye çıkarılmış gibi gözükmekle beraber yönetim kurulunun onun ötesinde bir yetkisi olmadığı için böyle bir işlem yaptılar. Ama bu kararı yapılacak ilk genel kurula taşıyacaklar ve orada da tekrarlayacaklar. Bana verilen bilgi bu. Dolayısıyla her camiada yanlış adamlar olabilir. Galatasaray camiası yıllarca yüzümüzü ağartmış bir kulüptür. Dolayısıyla buradaki birtakım kişilerin, birtakım marjinal, muhalif grupların yaptığı yanlışları, çiğlikleri kulübe, 100 yıllık mazisi olan kulübe mal etmek haksızlık olur. Ben konuştum, anlatılanlardan ikna oldum doğrusu.

    ‘NETİCEDE ÖYLE GİYİNDİ BÖYLE GİYİNDİ GELDİ, HESABINI VERECEK’

    • (15 Temmuz sanıklarının mahkemelere takım elbise ve kravatla gelmesine ilişkin eleştirilere yanıt verirken) Hukuk devletinin görevi hukuk içinde yargılamayı yapmaktır. Bir Guantanamo hadisesi vardı biliyorsunuz, Amerikalıların yaptığı, bugün hala konuşuluyor. Bu zor bir konudur. Belki duygusal olarak vatandaşlarımızın beklentilerini karşılamak iyi olabilir ama mahkumların da mahkumiyetleri kesinleşinceye kadar hakları olduğunu kabul etmemiz lazım. Onların özel giyinmesi için bir teşvik yapacak değiliz ama onları bir mahkum elbisesine zorlamak ne kadar hukukidir? Çok da doğru gelmiyor. Neticede öyle giyindi, böyle giyindi geldi. Hesabını verecek. Bu işin bundan daha öteye taşınması, hukuk yoluyla cezalandırma değil intikam duygusuyla cezalandırma anlamına gelebilir. Biz böyle bir konumda olamayız. Hukuk devletinde cezayı yargı, kanunlara göre verir.
    • (Bir gazetede ortaya atılan ‘İstifa etmesi’ ile ilgili iddia karşısında) Abuk sabuk şeyler bunlar.

    ‘SAHADA OLANLARIN ÜLKE POLİTİKALARI OLDUĞUNU DÜŞÜNMEK DE YANLIŞ’

    • (Rusya ve Amerika’nın PYD’ye yönelik silah yardımlarını artırması, 16 Nisan’a kadar zaman yarışı gibi görülerek hareket edilmesinden mi kaynaklanıyor? sorusu üzerine) Tahmin etmiyorum. Bunu 16 Nisan’la ilişkilendirmenin doğru olduğunu düşünmüyorum. O sahada her şey her gün değişiyor. Sahada olanların ülke politikaları olduğunu düşünmek de yanlış. Sahada çünkü farklı gruplar var, istihbarat örgütleri var, milisler var, terör grupları var. Sahada olup biteni böyle bir politika, belirlenmiş bir politika olarak ele almak da yanıltıcı olabilir.

    ‘MHP’Yİ BİLEMİYORUM AMA…’

    • (Evet tarafında anayasa değişikliğini yeterince anlatılıyor mu?) Biz anlatıyoruz. MHP’yi bilemiyorum ama biz anlatıyoruz.

    ‘VATANDAŞ BİZE HİÇBİR ŞEY SORMUYOR’

    • Vatandaş sistemle ilgili en çok neyi soruyor?)  Vatandaş bize hiçbir şey sormuyor. ‘Çok iyi yapmışsınız. Durmak yok, yola devam’ diyor.
    • (İsviçre’nin başkenti Bern’deki bir mitinge Erdoğan’ın şakağına silah dayanarak hedef gösteren pankartla ilgili olarak) Kabul edilebilir bir şey değil. Bu, tamamen suçtur. Türkiye, diplomatik yollardan yapılması gerekeni yapmıştır. Zannediyorum onlar da soruşturma başlattılar.
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın