Eksen - Sputnik Türkiye
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘Erdoğan başkan olsa ertesi gün Avrupa ile ticari görüşmeler başlar’

EKSEN 20032017
Abone olTelegram
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ‘Stratejik Derinlik’ kitabı üzerine tek eleştiri kitabı olan ‘Pan-İslamcının Macera Kılavuzu: Davutoğlu Ne Diyor, Bir Şey Diyor mu?’nun yazarı Ümit Kıvanc’a göre, Türk dış politikası ‘din istismarı’ üzerine içeride 'sürekli iktidar’ ve ‘ilkesizlik’ üzerinde yükseliyor.

Angela Merkel - Ahmet Davutoğlu - Mark Rutte - Sputnik Türkiye
Alman gazeteci, Davutoğlu, Merkel ve Rutte arasındaki sığınmacı pazarlığının detaylarını yazdı
Türkiye'nin ideolojik çerçevesini eski Dışişleri Bakanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun belirlediği dış politikası, Rusya, Avrupa ve ABD ile yaşanan krizlerin ardından son dönemde pragmatizmle anılır olurken, yönelimi herkesin merak konusu. Türkiye'nin iç siyasette başkanlık sistemi eşliğinde bölgesinde ve dünyadaki duruşunu değiştirmeye aday bir yönelime gireceği beklentileri eksik değil. Türkiye'yi yöneten kadronun, Avrupa, Rusya ve ABD üçgenindeki tutumunu, Suriye, Körfez'e bakışını; Ahmet Davutoğlu'nun tartışmalı ‘Stratejik Derinlik' kitabı üzerine yazılmış tek eleştiri olan ‘Pan-İslamcının Macera Kılavuzu: Davutoğlu Ne Diyor, Bir Şey Diyor mu?' kitabının sahibi, gazeteci ve yazar Ümit Kıvanç ile konuştuk.

‘HAMASETİN İKİ ADIM ÖTESİNDE HİÇBİR ŞEY YOK'

EKSEN
'Davutoğlu politikasının son kalıntıları temizleniyor'
‘Stratejik Derinlik' üzerine kaleme aldığı ve dikkat çekici eleştirilen içeren kitapla Davutoğlu'nun ‘müritlerinin' yanı sıra muhalefet de dahil kimsenin fazla tepki vermemesi dikkat çekerken, Kıvanç, kendisini kitabı yazmaya yönelten sebepleri şöyle açıkladı: "Davutoğlu deyince ilk anda konu edilmesi gereken iki nokta var. Birisi sanki sefer halet-i ruhiyesi yaratılması. İkincisi esas olarak içi Türklükle doldurulmuş bir Osmanlı, İslam egemenliği ile özdeşleşen bir Osmanlı kavramı altında da bir şeyler yapacağız ve sefer altında seferberlik ruhu ile yaşayacağız."

Kıvanç iş kitabın pratiğe dökülmesine geldiğinde şöyle bir tablo çizdi: "Mesela Orta Asya'da ancak ABD ile beraber iş yapabiliriz gibi pratik sonuçlar çıkabiliyor. Bir yanı ile Türkiye'yi İslamcı bir maceraya sürükleyebilecek olan, öbür yanı ile de aslında AK Parti öncesinden beri gelen bir takım politikalarla çok da çelişmeyen son derece eklektik ve birbiriyle çelişik bir sürü unsur içeren, bilimsel hiçbir yanı olmayan, bilimselliği bırakın, mantıklı muhakemeye gelir tarafı olmayan bir saçmalık yığını. (Kitap) İki adım ötesine geçmeye kalktığın anda ortada hiçbir şey kalmayan bir hamaset."

‘TÜRKİYE'NİN NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ KİMSE AÇIKLAYAMAZ'

Ahmet Davutoğlu - Sputnik Türkiye
POLİTİKA
Davutoğlu: Suriye politikamızı eleştirenler çıktı ama...
Türkiye'nin bugün gelinen noktada çok daha ilginç çelişkiler ve saçmalıklar içinde olduğunu düşünen Kıvanç, bu görüşünü şöyle açıkladı: "Şimdi kiminle müttefiksin ve ne yapmak istiyorsun? Sadece bugün Suriye'de Türkiye'nin ne yapmak istediğini hiç kimse çıkıp açıklayamaz. Net olan tek bir şey var ki Türkiye Kürtlere karşı. Kürtler orada herhangi bir statü, varlık kazansın istemiyor, gerekirse oraya saldırmaya hazır ama bir sonraki adım nedir? Oradaki insanlar yok olmayacağına göre böyle bir şey yok."

Türkiye'de her şeyin ‘içerideki bir iktidarın devamı için var olduğuna' dikkat çeken Kıvanç, "Dışarı ile kimsenin ilgilendiği yok. Örneğin şu anda Mısır'daki Müslümanlar ile ilgilenen hiç kimse yok, ya da Arakan Müslümanları bir zamanlar başlıca motifti. Şu anda kimsenin umurunda değil" dedi.

‘DİN İSTİSMARI ÜZERİNDEN POLİTİKA YAPMAK'

Diğer yandan Kıvanç, Türk dış politikasında her dönemde ‘pragmatizmin' hakim olduğunu belirtirken, "Türkiye'de din istismarı ile dindar çoğunluğun dini duygularına seslenerek politika yapmak herhalde işin en kolayı" anımsatması yaptı. Günümüzde ‘liderlik vasıflarına sahip popülist bir lider karşısında muhalefetsizlik ve demokratik bir alternatifin bulunmaması' sorunu yaşandığını vurgulayan Kıvanç, "İktidarını sürdürmek için esas olarak dini motiflere dayalı otoriter bir sistemi dayatmak iktidar için olabilecek en büyük ihtimal" yorumunda bulundu.

Yine Türkiye'de hem devlet-toplum ilişkisi hem de AK Parti öncesi dönemin hiç konu edilmemesine dikkat çeken Kıvanç, şu anımsatmayı yaptı: "Hâlbuki burada bir takım süreklilikler var. Bosna'ya tüm dünyadan cihatçı sevkiyatını Türkiye idare etti desek çok yanlış olmaz, ki o zamanlar iktidarda bugünkü aktörler yoktu. Bu konular her açıldığında şu konuyu hep hatırlatıyorum: 28 şubat bir çeşit İslamcı tasfiyesi gibi yaşanan bir olaydı. 1997-1998'de yani 28 Şubat'tan hemen sonra dört yıl boyunca Davutoğlu o görüşleri ile Harp Akademileri'nde hocalık yaptı. Buradaki akrabalık ve yakınlığın çok daha fazla ilgimizi çekmesi gerekiyor."

‘ALTI DOLDURULMAMIŞ, GERÇEKLERDEN KOPUK'

AK Parti ile birlikte Davutoğlu'nun Türk dış politikasına getirdiği anlayış için "altı doldurulmamış, arkasında yeterli destek güç olmayan saçma sapan hamasetin pratik uygulaması" diyen Kıvanç "Siz güç politikası da güdebilirsiniz, onun da bir mantığı, sağduyusu, günlük gereklilikleri vardır o anda gücünüz yoksa oraya saldıramazsınız en basiti. Davutoğlu bu nosyonlardan yoksun gerçeklerden kopuk bir şey sunuyor. Şimdi çok daha ayakları yere bastı ne oldu; El-Bab'ı a alırız, Rakka'dan çıkarız deniyordu, şimdi ne oldu? Küçücük yer zor alındı" anımsatması yaptı.

‘HİTLER İÇİN DE BUNUNLA BİR ŞEY OLMAZ DİYORDU'

Kıvanç, Türkiye'nin son dönemdeki adımlarına karşın Batı'dan kopmanın, yüzünü öbür tarafa dönmenin ve AB ile ekonomik ilişkiyi kesebilmenin mümkün olmadığı görüşünde: "Bunlar hep gündelik laflar. Mesela Erdoğan başkan olsun, hayırcı kimse kalmasın, ertesi gün Fransa ile Almanya ile ticari görüşmeler başlar" diyen Kıvanç, bunu ‘pragmatizme' yorarken, diğer yandan da ‘Avrasya'ya dönme' temasının altının boş olduğu savını şu sözlerle dile getirdi:

"Avrasya'ya dönüyorsun ama kime dönüyorsun? Rusya ya da Çin ne yapacak seninle? İyi hadi gel sen de üçüncü büyük ol mu diyecek? Öyle bir şey yok. Mesela Hitler zamanını düşünelim. O da çıkıp birtakım laflar ettiğinde aklı başında insanlar bunlarla bir şey olmaz diyordu. Sonuca bakarsan onların dediği gibi olmadı da. Bu durum Hitler örneğinde büyük bir yıkıma yol açtı. Önlenemezse bizde de öyle olabilir."

‘İSLAMCILIK VE İLKESİZLİK'

‘İktidar mı, ideoloji mi' sorusundan hareket edildiğinde ise Kıvanç "Biz şu anda herhalde her şeyden önce ilkesizliği ile öne çıkan bir siyasi hareket tarafından yönetiliyoruz. İktidarı kaybetmek söz konusu olursa devletten de vazgeçilebilir. Bir seneliğine başka bir şey olunur. Bunlar ideoloji uğruna ölürüm falan böyle bir şey yok. Bunları gördük biz Türkiye'de" vurgusu yaptı.

İslamcılık açısından bile en temel değerlerin çiğnendiğini söyleyen Kıvanç, Mazlum-Der'in kapatılması örneğini verdi:

"Mazlum-Der'in başına gelenler öyle basit bir şey değil. Tasfiye ediyorsun. Senin ideolojinin esas güya dayandığı zemini hatırlatanları tasfiye ediyorsun. Para pul tahakküm tamamen dünyevi şeylerin peşindesin. Oradaki İslamcılık tabi ki bir şey olacak. Onsuz olmaz ama onun kıymeti iktidar tehlikeye düşene kadardır. Suriye'deki cihatçılara Türkiye'nin söz geçirebiliyor olması Rusya'nın ya da başka bir gücün işine de gelebilir. Çünkü bir yandan tamam onları biraz besleme destekleme ama bir yandan da onları zapturapt altına almaya yarıyor."

‘HEM RUSYA İLE DOST OLUP HEM CİHATÇILARI BESLEYEMEZSİN'

Türk dış politikasındaki çelişkilere dikkat çekerken İdlib örneğini veren Kıvanç, "İdlib'de bir El-Kaide emirliği kuruldu ve Türkiye bundan çok rahatsızmış gibi gözükmüyor. Ama aynı zamanda Rusya ile dost olup diğer yandan bu cihatçıları besleyemezsin. Bu mümkün değil" dedi.

Fırat Kalkanı bölgesindeki Ahrar üş Şam grubunun Rus askerleri yahut Suriye ordusuna saldırmadığını, zira burada bir anlaşma bulunduğunu belirten Kıvanç, diğer yandan bunun garantisi bulunmadığını da şu sözlerle dile getirdi: "Mesela Türkiye İdlib'dekileri zapturapt altında tutabildiği sürece onların kesin olarak temizleneceği ve Rusya ve Suriye'nin yapacağı bir son harekât olacak. O zamana kadar Türkiye'nin onları oyalamasını tercih edebilirler. Bu uzun süre devam edemez, Ahrar'ın zaten kuruluşunda El Kaide'nin parmağı var. Bunun dışında tamam orada diğer örgütlere göre bir sosyal tabanı var, daha farklı davranıyor ve kitlesel bir desteği var ama sonuçta Ahrar'dan ayrılan kaç yüz kişi şu anda orada Kaide'ye katıldı ve beraber operasyon yapıyorlar. Mesela Şam saldırısında beraberlerdi yine."

Ankara'nın Ahrar'ı Şam'a saldırtıp, bir yandan da Moskova'yla beraber olamayacağını vurgulayan Kıvanç, şu ifadeleri kullandı: "Bunları biz biliyorsak devletler de biliyordur elbette. Bunun böyle sürmeyeceği çok açık. Her gün taktiksel adımlar atılıyor karşılıklı. Bir gün oradaki cihatçıları temizlemeye yönelik büyük bir harekât başlıyor. Bu durumda Türkiye hayır yapamazsınız mı diyecek? Bir de onlar (İdlib'dekiler) bu temizleme harekâtı gerçekleşirse Türkiye'ye kaçacaklar."

‘KÖRFEZ EN FAZLA PARA POMPALAMAYA YARAYABİLİR'

Türkiye'nin son dönemde Körfez'in Vahhabi/Selefi monarşileriyle yakın ilişkileri sorulduğunda, bu ülkelerin dünyada önemli bir dış politika veya diplomasi gücü bulunmadığı yanıtını veren Kıvanç, "En fazla Türkiye'ye para pompalamaya yarayabilir. Körfez ile Türkiye'nin yakın ilişkisi Ortadoğu'daki İslamcı hareketlerin finansmanını Körfez'in sağlayıp teknik olarak aracılığını Türkiye'nin yapması. Bunun dışında oradan çok fazla Türkiye'nin saygınlığı veya etkinliğine yönelik bir fayda gelmez" diye ekledi.

‘TÜRKİYE'NİN BİR UÇAK DAHA DÜŞÜRECEK HALİ YOK'

Rusya ile ilişkiler söz konusu olduğunda Moskova'nın Türkiye'nin içindeki durumu yahut Türkiye halkının istikbalini fazla gözeteceğini zannetmediğini savunan Kıvanç, Rusya için "Bir büyük devlet olarak kendi yanı başındaki bir etkinlik alanı olarak görecektir. Benim görebildiğim kadarıyla Türkiye Rusya için en ideal durumda. Moskova'ya karşı gıkını çıkaramaz durumda" saptaması yaptı. Bunun gerekçesini de Türkiye'nin Moskova Kürtleri sahiplenmesin diye bir şekilde Rusya ile iyi geçinmek zorunda olmasına bağlayan Kıvanç, "Zaten aksini yapsa bir uçak daha düşürecek hali yok" yorumunda bulundu.

‘AVRUPA NE KAYBEDECEK? ASIL KAYBEDECEK OLAN TÜRKLER'

AK Parti'nin Avrupa'ya yönelik sert çıkışları için ise "Avrupa ne kaybedecek?" diye soran Kıvanç, gidişattan ilk zararı görecek olanların Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkler olacağı görüşünü dile getirdi. Kıvanç, "Onlar da çok sıkıştırılırsa Türkiye'ye dönüp Osmanlı seferlerine katılmayı değil muhtemelen orada kurdukları hayatı sürdürmeyi tercih edeceklerdir" dedi. Türkiye'de Hollanda ile krizde dile getirilen "Bizim orada 400 bin insanımız var, Hollanda ordusunda 40 bin" söylemlerini anımsatan Kıvanç, "Eğer böyle denilirse tabi ki oradaki Türk toplumu milli güvenlik tehdidi ilan edilecek. İş oralara kadar gidebilecek" vurgusu yaptı. Yine, Türkiye'de Avrupa'daki Türklere ‘üç yerine beş çocuk yapma' tavsiyesi için "Avrupalılar tüm bunların içeriye yönelik yapıldığını görüyor ve biliyor ve aslında onları çok ilgilendirmiyor. Fakat bunun bir takım pratik sonuçları görülecektir" diyen Kıvanç, şu değerlendirmede bulundu:

"Orada bir takım AK Parti destekçisi insanlar sokaklara dökülüp, kavgalar çıkarabilir. Bunlar başladığı zaman şu da unutulmamalıdır ki, hep Avrupa diye bir şahıstan bahsediyoruz fakat onlar da çok ciddi bir bölünme içerisindeler. Orada da demokratik çoğulcu bir hayatı sürdürmek isteyenler ile otoriter yönleri ağır basan faşizan hareketler bir arada. Orada da bir denge sorunu var. Nihai olarak ticari ekonomik olarak Avrupa zararlı çıkmaz. Türkiye ile arasını bozdu diye biz zararlı çıkarız."

Kıvanç'a göre bütün bunlar oralarda yaşayıp kendine bir hayat kurmuş Türkleri riske atıyor. Bu politikanın Avrupa'da yaşayıp Türkiye adına etkinlik sağlayan bir akıncı gücü gibi görülmelerine yol açacağını belirten Kıvanç, ‘Almanya gibi ülkelerde artık madenlerde kimin çalıştıracağım sorunu bulunmamasına atfen' bu insanların ‘tasfiye olmasıyla' sonuçlanabilir.

 

Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала