19:11 17 Haziran 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Fransızlar AB’den çıkmak değil, reform istiyor’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    Prof. İnsel’e göre Fransızlar Macron’a ‘mecbur kaldı’. Fransa’da radikal sağ ve sol hareketlerin merkez partilerin içini boşalttığını söyleyen İnsel, “Önümüzdeki süreçte yeni oluşumlar görmek olası” dedi. İnsel’e göre Le Pen merkez sağda boşluğu doldurmaya, Macron ultra liberal programını sosyo-kültürel politikalar eşliğinde uygulamaya çalışacak.

    Fransa'da Yürüyüş Hareketi'nin lideri Emmanuel Macron'un cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından, gözler hazirandaki parlamento seçimlerinde. Macron'un nasıl hareket edeceği ve hükümetinin karakterini parlamento seçimleri belirleyecekken, merkez ve sağda ana akım partilerin döküldüğü Fransız siyaset sahnesi de hareketli. Avrupa'daki gidişatı da etkileyecek olan Fransa siyasetinin yönelimini ve Macron'un etkilerini Prof. Ahmet İnsel ile konuştuk.

    ‘MACRON'UN DA NE YAPACAĞINI BİLDİĞİNİ ZANNETMİYORUM'

    Ahmet İnsel, Macron'un aldığı oy oranının ‘cumhuriyetçi refleksle' aşırı sağı engellemek için verildiğine ve Le Pen'i engellemeye yönelik olduğuna dikkat çekti. "Eğer Macron'un karşısında bir klasik sağ aday olsaydı, mesela sağın adayı Fillon üçüncü değil de ikinci olsaydı veya başka bir sağ aday olan Juppe gelseydi, büyük ihtimalle Macron seçilemeyecekti" diyen İnsel, durumu Jean Marie Le Pen'in yarıştığı 2002 seçimleriyle kıyasladı:

    "2002'de aynı durum olduğunda, Chirac yüzde 80 ile seçilmişti, bu sefer ise Macron sadece yüzde 66 ile seçildi. Burada ciddi bir beyaz oy, yani boş ve geçersiz oy oranı var. Seçime katılanların yüzde 10-12'sine tekabül eden bir boş oy var. Ayrıca aynı boş oy gibi seçime katılım da Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda daha önce ortalama yüzde 83 olan katılım, bu sefer yüzde 74'e düştü. Bu iki olgu ve Macron'un karşısında Le Pen'in olması, Macron'un seçilmesinin bir ehven-i şer seçim olduğunu gösteriyor."

    Macron cumhurbaşkanı olsa da Fransa'da bunun tek başına ülkeyi yönetmek anlamına gelmediğini belirten İnsel, asıl yöneliminin haziran'daki parlamento seçimleri sonucunda ortaya çıkacağına şu sözlerle işaret etti:

    "Fransa'da yarı başkanlık sistemi var ve meclis karşısında sorumlu bir hükümet ve başbakan var. Dolayısıyla cumhurbaşkanının ancak yönetimi meclis çoğunluğuyla sağlaması mümkün oluyor. Bu sebeple önümüzdeki haziran ayında iki turlu milletvekili seçimlerinde nasıl bir meclis kompozisyonu çıkacağı Macron'un politikasını büyük ölçüde belirleyecek. Örneğin daha sağ liberal ağırlıklı bir politika mı olacak, sağ parti ağırlıklı bir koalisyona mı mahkûm olacak yoksa daha sosyal liberal ağırlıklı bir politika mı izleyecek, yani Sosyalist Parti'nin desteğini alarak mı iktidarına devam edecek bunu önümüzdeki seçimler gösterecek. Kendisinin de şu anda ne yapacağını bildiğini zannetmiyorum."

    ‘MERKEZKAÇ TEPKİLER MERKEZ PARTİLERİN İÇİNİ BOŞALTIYOR'

    Fransız siyasetinde sağ ve soldaki yeni hareketlenmelere dikkat çekerken, "Seçmenlerde sağda ve solda daha radikal, daha popülist bir sağa ve sola doğru eğilim var, yani merkez sağ ve merkez solun içinde bir merkezkaç hareketlenme var" diyen İnsel, 23 Nisan'daki ilk turun sonuçlarından da hareketle ortaya çıkan tabloyu şöyle anlattı:

    "Popülist, daha reaksiyoner, daha gerici sağa yönelik Marine Le Pen'in etrafında toplanan yüzde 21 oy karşısında, sol popülizmi temsil eden Mélenchon'un oyları da beklenmedik bir biçimde yüzde 19'a çıktı. Bu ikisi merkezkaç yani merkez sağ ve merkez solun içini boşaltan iki olgu. Bu iki farklı ucu birbirine benzetmemek kaydıyla, farklı biçimler altında, ikisinde de liberal küreselleşmeye karşı tepkiyi sol bir söylem üzerinden veya ırkçı, faşizan bir söylem üzerinden kanalize eden iki eğilim var. Bunu sırf Fransa'da değil, Britanya'da da, Hollanda'da da görüyoruz. Bu merkezkaç tepkilere karşı, hem sağda hem de solda bir merkezde toplanma eğilimi var ve onu da tam Macron temsil ediyor. Yani iki taraflı, hem merkezkaç hem de merkeze doğru iki eğilim ortasında kalmış durumda. Bu klasik, geleneksel merkez sağ ve sol partilerin, yani iktidarı alternatif olarak paylaşan partilerin içini boşaltıyor ister istemez. Ayrıca onların önümüzdeki dönemde milletvekilliği seçimlerinde alacakları oy oranları Fransa'nın gelecek siyasi yeniden yapılanmasını belirleyecek. Eğer Sosyalist parti ile sağ kanattaki Cumhuriyetçiler parlamento seçimlerinden hezimetle çıkar ve hem Le Pen, hem popülist sol ve Macron'un partisi çoğunluğu elde ederlerse, bahsettiğim olgunun yerleşmesi anlamına gelecek. Fransız teknokrasisi, merkezi de yönetmeye çalışacaktır. Mesela AB teknokrasisi Macron'un seçilmesine çok sevindiler ve alkışladılar. Çünkü Avrupa uyumuna en uygun aday Macron idi birinci tura katılan adaylar arasında."

    ‘FRANSIZLAR AB'YE YABANCILAŞMAZ'

    Diğer yandan İnsel, Fransa'da solda ve sağda dar bir radikal kesimin AB'den çıkma yanlısı olduğunu ancak halkın bunu desteklemediği görüşünde.

    "İngilizlerden farklı olarak Fransızların çoğu AB'yi kendi ülkelerinin kurduğu bir birlik olarak görüyor" diyen İnsel, "Fransa'da AB ve euro üyeliği hala çok güçlü bir biçimde popüler. Hatta Le Pen ikinci turda daha fazla oy alabilmek için ve yüzde 21'in üzerine çıkabilmek için kendi seçmenlerinin en radikal kesimini rahatsız etmek pahasına, daha önce eurodan hemen çıkmayı gündeme getirirken, ikinci tur öncesinde ‘buna halk karar verecek, acele bir şekilde çıkmamız gerekmiyor, bakacağız' gibi şeyler söylemek zorunda kaldı" anımsatması yaptı. Ancak İnsel buna karşılık AB'nin neoliberal politikaları ve özellikle küreselleşmenin piyasacı etkilerini kolaylaştıran politikalarından şikâyetin yüksek olduğuna dikkat çekti. İnsel, Macron'un ise AB'yi radikal biçimde reforme etmeyi önerdiğini anımsatarak Fransız soluna dair de şu değerlendirmeyi yaptı: "Burada solun yeniden güçlenebilmesinin koşulu toparlayıcı, inandırıcı bir alternatif AB projesini hayata geçirmeye ihtiyacı var. Fakat burada tek başına değil, Avrupa'nın diğer ülkeleriyle ve Almanya ile özellikle İngiltere'nin birlikten ayrılmasından sonra doğacak yeni imkânlar ile bunu yapmalılar. Çünkü burada İngiltere ciddi bir tıkaç fonksiyonu görüyordu burada. Bu tıkaçtan kurtulmuş olmanın yarattığı imkânlarla belki solun böyle bir hamle yapmaya ihtiyacı var."

    ‘YENİ OLUŞUMLAR MUHTEMEL'

    Fransa'da iki turlu dar bölgeli seçim sisteminin ise aşırı sağı parlamento dışı bırakarak ‘mağduriyet' yaratarak ‘marjinalleştirmesine dikkat çeken İnsel, bu yüzden solda ve sağda yeni oluşumların görülme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtti:

    "Le Pen'in oy oranına bakarsak normal olarak mecliste 100'e yakın milletvekili çıkarması gerekirken, bir ya da iki milletvekiline zorluyor. Hâlbuki aşırı sağın daha fazla sistemin içine girmesine izin verilse, belli bir yıpranma olacak. Bunu da iktidarı alabildikleri belediyelerde çok net görüyoruz. Buralarda halkta bir hoşnutsuzluk var ve oraları tutmakta zorluk çekiyorlar. Öte yandan solun ciddi biçimde ikiye ayrıldığını söyleyebilirim. Buradan içinde eski sol ve sağ unsurların olduğu bir merkez partisi çıkacak. Geriye Sosyalist Parti'nin sol kanadına ve onun soluna oy veren yüzde 25'lik bir kitle var birinci turda. Onların birlikte bir yeni sol parti kurup kurmayacakları biraz da o merkezin yapılanmasına bağlı olacak ve böyle bir ihtimal de var."

    ‘LE PEN SAĞDA DAHA FAZLA YER KAPACAĞI UMUDU TAŞIYOR'

    Marine Le Pen'i değerlendirirken de son 5-6 senedir mazbut bir radikal sağ parti hedefi tutturduğuna vurgu yapan İnsel, önümüzdeki dönemde de partisini güncelleyerek merkez sağdaki boşluğu doldurmaya çalışacağı tespitini yaptı:

    "İtalya'da Gianfranco Fini'nin zamanında yaptığı faşizan İtalyan sosyal hareketini merkeze çekme yoluydu. Hatta Berlusconi ile ittifak yaparak iktidar olma imkânını bile yakalamıştı. Le Pen'in de böyle bir çizgisi var fakat Macron'la en son yaptığı Çarşamba günki televizyon tartışması üç-dört yıldan beri babasına ve eski partisinin eski, daha katı, faşizan unsurlarına rağmen oluşturduğu merkeze çekme politikasını kendisi tuzla buz etti. Çünkü orada çok saldırgan, ne dediği belli olmayan bir tavır sergiledi ve çok ucuz sokak politikacısı konumuna birden bire döndü. Seçimlerde dört puana yakın oy kaybetmesinin nedeninin bu olduğu düşünülüyor."

    ‘ULUSAL CEPHE İLERİ GELENLERİ SOL TEMALARIN KAYBETTİRDİĞİ GÖRÜŞÜNDE'

    Diğer taraftan, Ulusal Cephe'nin bazı önde gelenleri ve adaylarının sol temaların partiye oy kaybettirdiği ve daha klasik sağ temalara yer verilmesi gerektiği görüşünü dile getirdiklerini de aktaran İnsel, "Çünkü o sol temaların sahibi daha çok Mélenchon tarafı. Mélenchon'un temsil ettiği sol radikal alan, Le Pen'in sınıfının dışında kalmış yeni işçi sınıfından oy almasını zorlaştırıyor" vurgusu yaptı.

    Le Pen'in ise bu sene Ulusal Cephe'de büyük bir kimlik değişimi ve açılımdan bahsettiğini anımsatan İnsel, şu öngörüde bulundu: "Klasik geleneksel partilerin merkezde buluşması, Le Pen'de sağda kendine daha fazla ümit açılacağı ümidini doğurmuş durumda. Daha geleneksel seçmenlerin arkasında duracağı daha mazbut politikalar yürütecek. Partisinin eski, faşizan, neo-nazi temelleri ile olan bağını koparmak, anti semit temalardan uzak durmak, ırkçı söylemlere kapılmamak, Müslüman karşıtlığını kullanmak ama bunu daha ziyade terör kavramı üzerinden yapmak, yurtseverliği kendi tekeline almak ve karşısındakini kozmopolit, enternasyonalist, küresel dünyanın temsilcileri olarak damgalamak Le Pen'in temel politik ayakları olacak."

    ‘NEOLİBERAL POLİTİKALARI SOSYAL MESAJLAR EŞLİĞİNDE UYGULAMAK'

    Macron ve Le Pen'in hem siyasi pozisyonları hem de iktisadi ve sosyal politikalarının neredeyse her konuda taban tabana zıt olduğunu belirtirken, "‘Fransa'da iki tane birbirine benzeyen aday vardı ve insanlar aralarından biri seçti' diyemeyiz" ifadelerini kullanan İnsel, iki liderin izleyecekleri çizgi açısından da şu değerlendirmeyi yaptı:

    "Bu Le Pen'e tam teşhir ettiği enternasyonalist, kozmopolit, yurtsever olmayan, kapitalin hizmetkârı kişinin iktidarda olması temasını daha fazla işleme fırsatı verecek. Macron'un bu oyuna düşmemek için bulduğu yöntemlerden bir tanesi, Fransa toplumunu ve özellikle gençleri hassas olduğu sosyal konularda kültürel anlamda daha fazla yanına çekmek. Daha kültürel anlamda diyorum çünkü emek piyasası konusunda gerçekten ultra neoliberal bir programı var. Bu yüzden Macron ‘Fransız Kültürü yoktur' dedi ve bunu derken, Fransa'nın çeşitli kültürlerden gelen kaynakları olduğuna vurgu yaptı. Aynı şekilde Le Pen'in de aşırı sağın damarına en çok basacağı konulardan bir tanesi de Fransa'nın kolonyal geçmişinin insanlığa karşı suç oluşturduğunu söylemesi olmuştu. Bu da yanı stratejinin bir parçası yani kültürel egemenlik mücadelesini ön plana çıkartıp, arka planda neoliberal politikaları daha rahat uygulayabilmek."

    Etiketler:
    Jean Marie Le Pen, Ahmet İnsel, Emmanuel Macron, Fransa
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın