11:19 23 Ağustos 2017
Ankara+ 25°C
İstanbul+ 22°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Kıbrıs'ta çözüm bulma niyeti tükenmiştir'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    0 193 0 0

    Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu’na göre Kıbrıs sorununda çözüm umutlarının tükenmesinin en büyük sebeplerinden birisi, BM’nin tarafları eşit görmemesi.

    Kıbrıs sorununda BM'nin sponsorluğunda Kıbrıslı Türkler ve Rumların garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve Britanya'nın da katılımıyla İsviçre'de bir araya geldikleri konferans başarısızlıkla sonuçlandı. Böylelikle 1960'lardan bu yana adada çözüm ve birleşme yönündeki bir başka hamle de boşa çıkmış oldu. İsviçre'de gerçekleştirilen son Kıbrıs müzakerelerini ve Doğu Akdeniz için sonuçlarını Kıbrıs dosyasıyla yakından ilgilenmiş emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu ile konuştuk.

    ‘BM'YE GÖRE ADADA TÜRKLER TOPLUM, RUMLAR HÜKÜMET'

    Faruk Loğoğlu'na göre, görüşmelerin sonuçsuz kalmasının sebebi daha önce de Kıbrıs konusunda çözüm arayışlarının başarısızlığının altında yatan nedenle aynı. Loğoğlu'na göre bu temel de BM'nin Kıbrıs'taki aktörleri hiçbir zaman eşit görmemesi. "İsviçre'de ortaya çıkan bu sonuç Türkiye ve KKTC açısından olumludur çünkü Rumlarla müzakerenin aktık bir yere varamayacağı kesinleşmiş ve Türk tarafının kendine yeni bir yol belirlemesinin zamanı gelmiş ve yolu açılmıştır" diyen Loğoğlu, süreçle ilgili şu değerlendirmede bulundu:

    "BM Rum tarafının gerçek duruşunu ve tutumunu hiçbir zaman okuyamamıştır. 1964 yılında BMGK 186 sayılı kakarı ile Rum Yönetimi'ni adanın meşru hükümeti olarak nitelendirince, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet görevi —ki o manada hala arabuluculuk görevi yapıyor- sakat doğmuştur. Resmi söylemleri hilafına hiçbir zaman BM Genel Sekreteri ve atadığı özel temsilciler, Kıbrıs Türkleri ile Rumlarını iki eşit taraf olarak görmemişlerdir. Birini hükümet olarak görmüştür, öbürüne ise toplum muamelesi yapmıştır. BM bakımından durum böyledir. Aynı husus AB ve ABD için de geçerlidir. Kendi kurallarına aykırı olarak, Türkiye ile deniz sınır sorunları olmasına rağmen, önce Yunanistan'ı, sonra da Annan Planı'nı reddetmesine rağmen Rum Yönetimi'ni tam üye yaparak, ‘üyelerimizin yanında olmak zorundayız' söylemini hep tercih etmiştir. Diğer bir deyişle AB ülkeleri Rum ve Yunan tarafına adil bir çözüm için baskı yapmamışlar, tam tersi baskı ve yaptırımları Türk tarafına uygulamışlardır. AB 2004 yılında Annan Planı'nın kabulü halinde Kıbrıs Türklerine doğrudan ticaret, doğruda yardım gibi verdiği sözlerini de tutmamışlardır."

    Loğoğlu'na göre AB'nin en büyük hatası da "Kıbrıs meselesinin çözümü ile Türkiye'nin tam üyeliği arasında bir ilişki kurması" oldu. "Böyle bir husus ve bağlantı Kopenhag Kriterleri arasında yoktur. Kıbrıs meselesinin çözümsüz kalmasını ana nedenlerinden birisi budur" diyen Loğoğlu, bunun adada sorunu çözelim, öyle konuşalım bağlantısı anlamına geldiği ve birliğin sağlıklı bir bakış açısı geliştirmesine engel olduğu görüşünde.

    ‘RUMLARIN ENOSİS HAYALİ ÇÖZÜM ÖNÜNDE EN BÜYÜK ENGEL'

    İsviçre'de gerçekleştirilen konferanstan herkesin çok umutlu olduğunu fakat Rum tarafının çözüme dönük zorluklar çıkararak süreci baltaladığını ifade eden Loğoğlu'na göre Türk tarafı da çözüm yolunda taktiksel hatalar yaptı:

    "BM, AB, ABD olmak üzere herkes çok iyimserdi hatta Türk tarafında da iyimserlik hâkimdi ve son durak, final konferansı gibi yakıştırmalar yapılmıştı. Hatta İngilizler çözümü kolaylaştırmak için ‘toprak verebiliriz' dediler. İlk defa Kıbrıs'taki iki taraf ile üç garantör ülke olmak üzere beşli formatta aynı toplantıya katıldılar. AB burada gözlemci olarak katıldı ve bayağı bir beklenti vardı. Fakat Rum tarafı değişmez bağnazlığını bir kez daha sergiledi ve İsviçre'de çözüm üretilemedi. Rum tarafını suçlamak kolay ama nasıl suçladığı da açıklanmalıdır. Şöyle ki; Rum tarafı adaya tekil bir gözle bakıyor yani tek devlet ve tek bayrak peşinde. İki toplumluluk ilkelerini aslında kabul etmemektedir. Bu sorunun ana nedeni budur yani Rum tarafı yerli olan Türklere azınlık, Türkiye'den gelenlere ise geri dönmeleri gereken geçici göçmenler gözüyle bakıyor. Buna ek olarak asla vazgeçemedikleri ve vazgeçmeyecekleri, 1960'larda iki defa, 1970'lerde silah zoruyla gerçekleştirmeye çalıştıkları Enosis (adanın Yunan-Helen dünyasının bir parçası olduğu iddiası) iddiası, hayalinden asla kopamıyorlar. Ana nedenler bunlar olsa da Kıbrıs Türk tarafında da bazı nedenler var. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı çözüme çok heveslendi. Göreve gelir gelmez Kıbrıs Türklerinin barış ve çözüm isteğine karşılık vermeyi istedi. Türk toplumunda bu yönde bir istek var. 2004'te de Kıbrıs Türkleri çözümden yana tercihlerini koydu fakat Akıncı sanki Denktaş'ın, Mehmet Ali Talat'ın, Derviş Eroğlu'nun yapamadığını kendisinin yapacağı hayaline kapılarak ortaya bir çaba koymaya çalıştı. Yapılan hatalardan bir tanesi Rum tarafının samimiyetine inandı fakat artık kendisi de anladı ki Rum tarafı ile adil, güvenli ve eşitliğe dayalı bir çözüm bulmak mümkün değil. Ayrıca bazı taktiksel hatalar da yapıldı, erken harita verildi, sanki pazarlığa açıklarmış izlenimi veren sıfır asker, sıfır garanti gibi yanlış söylemler kullanıldı. Çünkü böyle söylenildiği zaman bu konular pazarlığa açıkmış gibi bir algı yaratıldı ve sonuçta İsviçre görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlandı."

    ‘ASIL MESELE DOĞU AKDENİZ'DEKİ DOĞAL KAYNAKLAR'

    Kıbrıs konusunda fazla umutlu olmak için yeterli bir neden olmadığının, tam tersi sorunların artma ihtimalinin çok yüksek olduğunun altını çizen Loğoğlu, asıl meselenin Kıbrıs meselesinin çözümünden çok, Doğu Akdeniz'deki doğal kaynaklar olduğunu vurguladı:

    "Kıbrıs meselesinin çözümü artık öncelikli mesele olmaktan çıkmıştır. Asıl mesele Doğu Akdeniz'deki doğal kaynaklar konusundaki çekişme ve olası çatışmalardır. Önümüzdeki dönemde gündemi işgal edecek esas konu, adanın etrafındaki zengin doğalgaz kaynaklarıdır. Maalesef Rum kesimi 1964'te BMGK tarafından kendisine bahşedilen ‘Hükümet' sıfatını kullanarak Mısır, İsrail, Lübnan ve Suriye ile bu konularda münhasır ekonomik bölge unsurunun da dâhil olduğu konularda, deniz sınırı anlaşmaları imzalamıştır. Yani bu son iki, üç yılın meselesi değildir ve en az 10 yıl geriye giden bir geçmişi vardır Rum tarafının çabalarının. Fakat Türkiye maalesef karşı önlemler almakta geç kalmıştır oysa Rum yönetiminin adanın etrafındaki bu kaynaklar üzerinde ne kadar hakkı ve hukuku var ise KKTC'nin de eşit hak ve hukuku aynı ölçülerde vardır. Her iki tarafın da bu kaynaklar üzerinde eşit hakları olması gerekir. Daha çapraz bir konuda Rum kesiminin kendi alanında iddia ettiği noktalardan bazıları Türkiye'nin egemenlik hakları ile doğrudan çatışmaktadır. Bu sadece KKTC ve Rum kesimi arasında bir mesele değil, aynı zamanda Türkiye- Rum kesimi arasında bir meseledir."

    ‘RUMLAR TÜRKİYE'NİN PROBLEMLİ DIŞ POLİTİKASINDAN FAYDALANMAK İSTEDİ'

    Rumların Türkiye'nin Bölge ülkeleri, AB üye ülkeleriyle ve ABD ile olan sorunlarından faydalanarak Kıbrıs konusunda kazanımlar elde etmek hatta adayı almak gibi bir beklenti taşıdıklarını öne süren Loğoğlu, "Türkiye direndi ve özellikle güvenlik ve garanti gibi esas konularda taviz vermedi" görüşünü de dile getirdi. Loğoğlu'na göre artık Kıbrıs'daki enerji kaynakları ve Doğu Akdeniz'deki meseleler öne çıkacak:

    "Nasıl ki Ege'de Yunanistan ile deniz sınırı konusunda ciddi sorunlar devam ediyor ise, benzer bir sorun şimdi Rumlar ile var. Bu durumu daha da çetrefilli hale getiren bir diğer nokta da, özellikle Fransız Total, İtalya'nın da Eni petrol şirketlerinin Rumların verdiği lisanslar ile bölgede uzun zamandır araştırmalar yapmasıdır. Burada sadece adanın etrafı değil, Doğu Akdeniz çok kritik bir öneme sahip. İsrail'in de, Suriye'nin de, Rumların hatta Filistin'in de bu konuda imkânları ve sahip olduğu haklar var. Türkiye'nin geç de kalınmış olsa, bu ülkelerden ve özellikle Mısır'dan başlayarak bu konularda Rumların aldığı mesafeyi küçültmeye, şimdiye kadar Türkiye'nin alamadığı mesafeleri geliştirmek için girişimler yapması gerekir. Bu maddelere ek olarak İsviçre'deki görüşmeler başlamadan önce daha çok BM cenahından ‘bu sefer de barış ve çözüm olmazsa, BM Barış Gücü'nün, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet görevi sona erdirilir' yönünde açıklamalar yapıldı. Bu açıklamaların arkasının ne kadar geleceğini şu aşamada bilemiyoruz ve pek muhtemel görünmüyor ama arkasının gelebilmesi için, yani Kıbrıs'ta yıllardır görev yapan Barış Gücü'nün görevinin sona erdirilmesi, özellikle BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi tarafından verilmiş iyi niyet görevinin sona erdirilmesi için yine bir BMGK kararı gerekiyor."

    ‘KKTC İÇİN İYİ OLAN TÜRKİYE İLE BİRLEŞME DEĞİL ULUSLARARASI TANINIRLIK'

    Kıbrıs'ta çözüm umutlarının tükenmesinin, Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye ile birleşebileceği yorumlarına sebebiyet verdiğini fakat Kuzey Kıbrıs'ın ayrı bir devlet olduğunu belirten Loğoğlu, şu önerilerde bulundu:

    "Türkiye tarafından tanınmıştır. Bütün zorluklara rağmen, 1983'ten beri varlığını sürdürmektedir ve bu çok dikkatli değerlendirilmesi gereken bir konudur. Fakat birleşme çözümü en iyi ve en yakın çare değildir. Daha iyisi Türkiye-KKTC ilişkilerinin güçlenmesini sağlamak ve KKTC'nin uluslar arası planda sakin bir diplomasi ile kabulünü hatta tanınmışlığını arttırmaktır. Artık tekrar bir konferans düzenlenme ihtimali elbette mümkündür. Aradan altı ay geçer ve Rum kesiminde seçimler yapılıp, tekrar aynı senaryolar oynanabilir. Bunun yaşandığını daha önce defalarca gördük. Fakat artık Kıbrıs'ta çözüm bulma niyeti tükenmiştir. Türkiye ve KKTC yeni stratejilerini bu gerçeğe ve Doğu Akdeniz'deki koşullar ışığında yeniden belirlemelidir."

    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın