06:10 16 Temmuz 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Batı, insanlığa karşı suç işleyen IŞİD'liler için yargı mekanizması bile düşünmüyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Hediye Levent’e göre ele geçirilen IŞİD militanları tüm dünyanın sorunu. Levent Batı’nın ‘insanlığa karşı suç işleyen’ militanlar için ortak bir yargı mekanizması düşünmemesine dikkat çekti. Pişmanlık bile taşımayan IŞİD gelinlerinin de sorun olduğunu belirten Levent’e göre suça ortak olanlar ile rehabilite edilmesi gerekenler ayrılmalı.

    Irak ve Suriye'de terör estiren Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) halifeliğinin artık sonu gelmekteyken, ele geçirilen yahut teslim olan radikal İslamcı militanlar dünya çapında yeni bir sorun olmaya aday. Suriye ve Irak'taki kamplarda tutulan IŞİD militanları ve sekiz yıllık savaş boyunca dünyanın dört yanından bölgeye akmış kadınların akıbetleri tartışılıyor. Özellikle Batı Avrupa ve ABD'den vatandaşlıkları bulunanların dönüşleri bir sorun. IŞİD tipi cihadizmle yönelik pişmanlık taşımadıkları anlaşılan binlerce insanla ne yapılacağı, geri dönecekleri ülkelerde yeni bir terör sorunu teşkil edip etmeyecekleri meçhul. IŞİD ve radikal İslamcı terör zihniyetine odaklanılmışken, Yeni Zelanda'da bir neonazi'nin iki camide canını aldığı 50 insan da tartışmaya yeni bir boyut kattı. Radikal İslamcı cihadizme karşılık Müslümanları hedef alan reaksiyoner Neonazi madalyonun iki yüzünü teşkil ederken, IŞİD'in ‘yalnız kurt' saldırıları düzenlenmesi çağrısı dikkat çekti.

    Gelişmeleri, Suriye'de uzun yıllar görev yapmış, Evrensel gazetesi yazarı ve Beyrut temsilcisi Hediye Levent ile konuştuk.

    ‘AVRUPA YA DA AMERİKA'DAN IŞİD MAĞDURLARI İÇİN BİR ÇABA GÖRMÜYORUZ'

    Hediye Levent, IŞİD'in sadece Suriye ve Irak'a aid yerel bir mesele değil, Mısır'dan Yemen'e kadar çok geniş bir coğrafyaya yayılmış bir yapı olduğunu anımsattı. Batılıların meseleyi sadece kendi ülkelerinden gitmiş cihatçılar üzerinden tartıştıklarını söyleyen Levent, ‘insanlığa karşı tehdit' olarak algılanan bu militanlardan kalanların suçlarının cezalarını ödemeleri yahut rehabilitasyonu ve topluma kazandırılmasının doğru düzgün ele alınmadığını vurguladı. Levent IŞİD yüzünden ortaya çıkan milyonlarca mağdura da dikkat çekti:

    "IŞİD'i tartışırken Irak ve Suriye sahasını ağırlıklı olarak söylüyoruz. Aslında Mısır'dan Yemen'e kadar çok geniş bir coğrafyaya yayılmış durumdalar. Biz yine Irak ve Suriye'ye konsantre olarak konuşmaya devam edelim. Her iki ülkede de bir yerel IŞİD'ciler var. Mesela Musul'a IŞİD'i davet eden yerel aşiretleri biliyoruz, ellerinde bayraklarla karşılayanları biliyoruz. Yerel destek konusunda Irak'ta yoğun bir tabanı olduğunu biliyoruz. Suriye'de çok fazla destek alamadı halktan. Ancak yine de bir tabanı vardı IŞİD'in. Bu süreçte Arap ülkelerinden de Türkiye komşu ülke olarak çok sayıda IŞİD'ci söz konusu geldiler, dahil oldular. Aslında macera için gelenler bile profesyonel savaşçı oldu neredeyse 7 yılda. Avrupa ya da Amerikan gündemine baktığımız zamana ağırlıklı olarak kendi ülkelerinin, yabancı ülkelerin ya da Avrupa ülkelerinin vatandaşı olan IŞİD militanlarını tartışıyorlar. Aslında bu coğrafyaya askeri, siyasi olarak dahil olurken hangi söylemleri kullanmıştı, IŞİD insanlığa karşı suç işliyor, insanlığa karşı tehdit, bütün dünyaya karşı tehdit söylemleri vardı. Bu noktada şöyle bir soru da ortaya çıkıyor. Madem bu örgüt bütün insanlığa karşı tehditti, IŞİD örgütsel olarak çökertildikten sonra en azından geriye kalanların rehabilite edilmesi için niye aynı hevesli söylemler kullanılmıyor? Çünkü yerel IŞİD'i destekleyen, içinde kalan, IŞİD'i destelemese bile kontrolü altında yıllarca yaşayan insanların çok ağır propagandaya maruz kaldıklarını biliyoruz. Milyonlarca mağdur da söz konusu ve bunların normal hayata dönmesi, mağdur ile suçlunun en azından yaşamak zorunda kaldığı dönem başladı Irak ve Suriye'de. Bu süreçlerin hafifletilmesi için herhangi bir çaba görmüyoruz Avrupa ya da Amerika'dan."

    ‘DÜNYA KÜÇÜK VE HERKES TEHDİT ALTINDA'

    IŞİD olgusunu ele alırken küresel düşünmek gerektiğini belirten Hediye Levent, militanların bir kısmının Afganistan'a taşındığı iddialarını anıştırırcasına, haklarındaki belirsizliklere atıf yaptı:

    "Bu şu açıdan oldukça önemli. Sadece bu coğrafyada yaşayanlar açısından ya da IŞİD mağdurları ve IŞLİD militanları arasında ortaya çıkacak birtakım çatışmalar, aynı zamanda burada sürekli müsait bir zemin de olacak. Bu zemin önümüzdeki yıllarda ne doğuracak, bunu da bilemiyoruz. Zaten IŞİD ile birlikte herkesin kabul ettiği bir şey var. Dünya oldukça küçük ve herkes tehdit altında. Sınırların çok da geçerliliği yok bu anlamda. Yabancılar meselesi noktasında da belirsiz bir durum söz konusu. Birincisi IŞİD militanlarının bir kısmı Suriye ve Irak'ta tutuklu. Vatandaşı oldukları ülkeler bunları geri alacak mı, bu belirsiz. İkincisi, geri aldıklarını yargılayacaklar mı o da belirsiz. Bir diğeri mesela Amerika'nın bulunduğu yerlerden ya da Irak'ta bazı noktalardaki IŞİD militanlarının nakledildiklerini haberlerden öğreniyoruz. IŞİD'in üst düzey komutanları nerededir, yakalandılar mı, nereye nakledildiler, tutuklandılar mı, bunlar da oldukça belirsiz. Bunların kamuoyuna açıklanması gerekiyor. IŞİD gibi milyonlarca insanın hayatını felakete çeviren bir örgütten bahsediyoruz. En azından bu coğrafyadaki insanların bunları öğrenmeye hakları var."

    ‘IŞİD'CİLERİN İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARINI YARGILAMAKTAN BAHSEDEN YOK'

    Hediye Levent, insanlığa karşı suç işlemekle itham edilen IŞİD gibi bir örgütün üyelerinin yargılanmaları meselesine de ciddiyetle eğilinmesi görüşünde. Ancak BM dahil olmak üzere hiçbir dünya ülkesinin bu meseleyi gündeme taşımadığına dikkat çeken Levent, bunun nedenleri arasında bazı militanların ellerinde bir takım ülkelere dair bilgiler bulunmasının ve bunların dökülüp saçılmasının istenmemesinin yatabileceğini vurguladı. IŞİD'in bir kanser hücresi gibi bir yerlerde tutanup tekrar mobilize edilebilecek bir güç olduğunun da altını çizen Levent, bu anlamda örgütün bazı ülkelerin çıkarları açısından kullanacakları uygun bir araca dönüştürülebileceğini de belirtti:

    "Yargı meselesi var. Bugüne kadar hiçbir ülke ya da Birleşmiş Milletler gibi uluslararası oluşumlar dahil olmak üzere hiçbir kesimden şimdiye kadar IŞİD militanlarını en azından öne çıkan ya da çok sayıda militanın sorumluluğunu üstlenen, karar verici mekanizmada olan birçok suçun uygulayıcısı olan isimler hakkında tutuklama kararı ya da uluslararası bir mahkemeye çıkarılması adımı atacağız şeklinde herhangi bir açıklama da duymadık şimdiye kadar. Bu noktada birincisi şu var. IŞİD militanı sayısı çok fazla, hem Suriye, Irak'ta hem farklı ülkelerin vatandaşı olup da 70 küsur milletten gelip Suriye ve Irak'a karşı savaşan IŞİD'ci var. Dünya ülkeleri de bu kadar insanla ne yapacaklarını bilmiyor. Her birinin yargısı, takibi buna hiçbir ülkenin gücü yok gibi görünüyor. IŞİD'in çıkmaya başlaması yeni bir mesele değil, 2-3 senedir kaçışıyorlar. Sivillerin arasında Avrupa'ya giden var. Mülteci hakkı edinen, vatandaş olan var. İkinci bir nokta daha var. IŞİD'cilerin her biri buraya gelirken belli güzergahlardan geçip belli ilişkilere şahit oldular. Kim silah verdi, hangi ülkelerden temin edildi, hangi ülkenin temsilcileriyle IŞİD'cilerin içinde temaslar kuruldu, aslında birçok kritik bilgiye de vakıflar. Dolayısıyla bir mahkeme kurulduğunda ortaya birçok ülkenin dökülüp saçılmasını istemeyeceği bilgi de yayılacak görünüyor. Üçüncü nokta, herkese komplo teorisi gibi gelebilir. Ancak açıkçası çok kullanışlı olduğunu bir dönem hepimiz biliyoruz. Çok kanlı bir örgüttü. Kanser hücresi gibi bir yerlerde tutunabilmesi ya da mobilize edilerek ihtiyaç görülen yerlere taşınması birçok ülkenin bu coğrafyadaki çıkarları açısından kullanacağı uygun bir araç da olabilir IŞİD.''

    ‘IŞİD GELİNLERİNDEN İNSANLIĞA KARŞI SUÇA ORTAK OLANLAR VE BAŞKA BİR HAYAT BİLMEYENLER AYRILMALI, REHABİLİTE EDİLMELİ'

    Levent, Britanya'nın ‘IŞİD gelini' Şemime Begüm'ün vatandaşlığını elinden alması örneğinde olduğu gibi militanlara eş olmak üzere gitmiş kadınların durumlarının da önem arz ettiği görüşünde. Bu kadınların pek çoğunun pişmanlık da beyan etmediklerini anımsatan Levent, hem suçlara ortaklıkları hem de başka bir hayat tanımayıp ‘kurban olma' durumlarına göre rehabilitasyon içeren bir hapishane sisteminin yaratılması gerekliliğinin altını çizdi:

    "Şemime Begüm hiçbir şekilde pişmanlık duymadığını belirtiyor açıkça. Bu konuda İngiltere'nin yaptığı şey şu oldu. Zaten Bangladeş asıllı vatandaşlığını iptal etti. Herhangi bir yargı süreci yok, başka bir şey yok. Kadın açıkça IŞİD'in içinde olduğunu ve pişman olmadığını söylüyor. İngiltere'nin sadece ‘Biz sorumluluğu attık üzerimizden' şeklinde böyle bir tavrı söz konusu. Aslında Irak'ta daha yoğun IŞİD'in tabanı. Irak'taki mülteci kamplarını gezdiğim zaman çok ilginç olaylara sahip olmuştum. Musul'un IŞİD'den kurtarıldığı dönemde çok sayıda IŞİD militanının eşleri ve aileleri de kamplara getirildiler. Bunu herkes biliyordu. Ancak bir şekilde kadınlar, kocam kayıp, kocama IŞİD el koydu şeklinde ifade ediyorlardı, görüşmeyi kabul eden kadınlar. Birçoğu da görüşmeyi kabul etmedi bizlerle. Dolayısıyla böyle bir durum söz konusu sahada. Bu coğrafyada olup da IŞİD içinde yer alan kadınların ne kadarı IŞİD zihniyetinin içinde doğdu, bunu adil şekilde düşünmek lazım. Bu kadınlar çok katı ailelerde dünyaya gelip herhangi yaşam biçimi görmemiş ve aynı zamanda cennet, cehennem, din, tanrı inancı gibi çok katı ve sorgulanması çok güç kavramlar etrafında bir ideoloji örülüyor bu kadınlar için. Bu kadınların en kadarı zaten bu yapının içine doğdu, dışarı çıkması mümkün değildi, bunun ayrımını yapmak gerek. Bu kadınların da mağdur oldukları düşünülebilir bir noktada. İkincisi IŞİD'e dışarıdan gelip katılan, cihada destek için gelen kadınlar içinse çok farklı bir nokta var. Çoğu en az birkaç tane çocuğa sahip, bu çocuklara ne olacak? İkincisi bu kadınların ne kadarı pişman? Üçüncüsü bu kadınları tutuklamak yeterli mi? Sadece kadınlardan bahsediyorum, bu kadınları yerleştirebilecek büyüklükte hapishaneler, rehabilitasyon merkezleri var mı? Yok şu anda. Hatta rehabilitasyon programı neye göre hazırlanacak, içeriği ne olacak? bahsettiğimiz ideolojik eğitim ya da süreç dini inançlar üzerine bina ediliyor. Cennet-cehennem gibi imanla ilgili kavramların üzerine inşa ediliyor. Herhangi bir rehabilitasyon programının bütün bunlarla ilgili bakış açılarını, bu kadınların eğitimlerini zayıflatacak bir rehabilitasyon programı nasıl hazırlanacak bunu da bilmiyoruz. Bir rehabilitasyon programından bahsediyoruz hem kadınlar için hem çocuklar için hem IŞİD içindekiler hem IŞİD'e maruz kalanlar için. Bu rehabilitasyon programlarının eğitim, sosyal hayat, birlikte yaşama kültürü gibi bir çok boyutunun olması gerekiyor. Ama aynı zamanda bu coğrafyada mezhebi olarak bir yarılma da söz konusu. Bütün bölge ülkeleri neredeyse bir başka ülke ile siyasi çıkarları çatıştığı için mezhep üzerinden söylemleri yıllardır dış politikasında kullanabiliyorlar. Bütün bunların tabana doğru yansımaları var. Bu coğrafyaya dahil olmak isteyen Avrupa ülkeleri ya da ABD gibi ülkeler için de uygun argümanlar aynı zamanda. O kadar girift bir mesele ki ciddi şekilde bütün ülkelerin oturup bunu düşünmesi ve ortak bir çözüm bulmaları gerekiyor."

    ‘SADECE IŞİD DEĞİL EL KAİDE DE TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK TEHDİT'

    Diğer yandan Levent'e göre mesele sadece IŞİD değil. El Kaide'nin de ideolojik açıdan radikal bir zihniyet alt yapısı taşıdığını belirten Levent, bütün bu militanların özellikle Türkiye için büyük tehdit arz ettiğini anımsattı. Bu zihniyatin Türkiye içinde varlığını sürdürmesinin tehlikelerinin altını çizen Levent, önümüzdeki dönemde bu zihniyetle daha cepheden karşı karşıya gelme riskine dikkat çekti:

    "IŞİD'i konuşuyoruz, ama daha İdlib var, yarın da El Kaide'yi konuşuyor oluruz. Yüzbinlerce insandan bahsediyoruz. IŞİD kadar dağınık da değil. El Kaide'nin ideolojik açıdan çok daha sert, daha katı olduğunu da biliyoruz. IŞİD de El-Kaide'ye göre toplama bir örgüttü. Halihazırda çok sayıda radikal örgüt mensubu Türkiye'ye bir şekilde girdi zamanında. Bu dönemde de bahsettiğimiz görüntüleri izlerken sinirlenmemek elde değildi. İzlerken sakin kalamadım, o kadar rahatlar ki… Aklıma sürekli diri diri yakılan, sonra da inkar edilen diyelim Sefter Taş ve Fethi Şahin geldi. O kadar rahat konuşuyor ki IŞİD militanları. Türkiye'ye dönmek istiyorum, hayatıma geri dönek istiyorum. Pişman mısın, hayır. Bu görüntüler Türkiye medyasında doğru düzgün yer bile almadı. Yarın öbür gün büyük ihtimalle en azından bir kısmı sessiz sakin Türkiye sınırlarına giriş yapacaktır. Zaten Türkiye'de bazı noktalarda oldukça güçlüler. Suriye radikal oluşumlardan bahsediyorum. Türkiye'ye geldiklerinde Musul ve Rakka gibi bazı noktaları ele geçirip silahlı ayaklanma başlatacak değiller. Ancak Türkiye'de ve çok güçlü ve kendini bulunduğu yerin şartlarına göre güncellenmiş yeni bir radikal örgütler oluşumu da epeydir başlamış durumdaydı. Bu Irak ve Suriye'deki son gruplar da Türkiye'ye gidip o gruplara entegre olacaklar. Önümüzdeki dönemde artık Türkiye'deki güvenlik güçlerinin, siyasi yetkililerin vereceği kararlarla birlikte şekillenecek. Suriye ve Irak'ta IŞİD örgüt olarak bitti, zihniyeti hala oldukça sağlam bir şekilde duruyor. Gelecek yıllarda yeniden IŞİD ya da radikal örgütler tehdidiyle karşı karşıya çok büyük bir ihtimalle kalacağız."

    ‘IŞİD ZİHNİYETİ VE BATILI RADİKAL SAĞ BİRBİRİNİ TETİKLEYEBİLİR'

    Radikal cihatçı terörün artık tüm dünyayı etkilediğini anımsatan Levent, özellikle Batı Avrupa ülkelerinde sığınmacı akınına eşlik eden radikal sağcılığın da büyük tehlike arz ettiğini belirtirek Yeni Zelanda'daki son terör saldırısına atıf yaptı. Levent, IŞİD'in yanı sıra Batılı radikal sağcı Neonazi yapılanmasının kanlı reaksiyonlarının söz konusu olabileceğini de vurguladı:

    "Sonuçta bu sadece IŞİD ya da radikal yapılar ile alakalı değil. Aynı zamanda bütün Avrupa ülkeleri ya da ABD hatta Türkiye bile Suriye'ye Irak'a bu kadar doğrudan müdahale ederken Mısır, Libya'ya böylesi bir sonucu hesap etmiyorlardı. İnsanların evlerini başlarına yıktıktan sonra, milyonlarca insan göçmen olup yollara düşmeye başlayınca, fark etmeye başladılar. Şimdi milyonlarca insan kontrolsüz bir şekilde Avrupa'ya diğer ülkelere akmaya başladı. Bütün ülkeleri etkiliyor. Birincisi, mülteci akınlarıyla birlikte kontrolsüz şekilde ve beklenmedik sayılarda mülteci akınıyla birlikte sonuçta buna yönelik birtakım reel reaksiyonlar ortaya çıkmaya başlamıştı. Avrupalı ülkelerde radikal sağın yükselişi de sinyal vermeye başladı. Zaman zaman bazı siyasetçilerin basından ya da o çevrelerden bazı isimlerin çok sert açıklamalarına da şahit oluyoruz. Bunları alt alta koyduğumuzda Yeni Zelanda saldırısının yapılış şekli de ilginçti. Bilgisayar oyunlarına benzetilerek gerçekleşmişti. Bu yeni dönem gençlerinin bilgisayar oyunlarıyla büyüyen gençlerin savaş algısı ile de alakalı. IŞİD'de de görüyorduk zaman zaman bunu. Ancak önümüzdeki dönemlerde bu IŞİD çöktükten sonraki radikal militanların başıboş kalması ile Yeni Zelanda'daki saldırı birbirini destekleyerek devam eder mi, muhtemelen edecek gibi görünüyor. Çünkü o saldırının hemen ardından IŞİD'den bir çağrı daha yapıldı. Önceki zamanlarda da zaman zaman yapıyorlardı. Yalnız kurt dedikleri tek başına saldırılarının düzenlenmesi için IŞİD militanlarına cesaretlendirmek için zaman zaman açıklama yapılıyor örgütten. Çok sayıda IŞİD militanı ve sempatizanının dünyanın birçok ülkesinde olduğunu da biliyoruz. Dolaysıyla önümüzdeki günlerde bu örgütlerden saldırı geldikçe ülke içlerinde mülteciler meselesi hedef haline getirildikçe, mültecilerle yerel halk arasında kalıcı çözümler bulmak yerine pansumanla geçiştirilmeye çalışıldıkça muhtemelen bu tarz tepkiler kanlı reaksiyonlar da artış gösterebilir gibi görünüyor."

    Etiketler:
    Katliam, Terör, El Nusra, El Kaide, IŞİD, Hediye Levent, Türkiye, Avrupa, ABD, Suriye, Irak
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın