23:01 19 Haziran 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Ortadoğu'da temel sorun iktidara gelenin gitmeyi bilmemesi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 24

    Musa Özuğurlu’ya göre Cezayir, Libya’daki çalkantıların ardından Sudan’ı 30 yıldır yöneten el Beşir’in devrilmesine ‘2’inci Arap Baharı demek için erken’. Özuğurlu, ‘Ortadoğu'da iktidar olanların gitmeyi bilmediği’ görüşünde. İstanbul’da ‘Ortadoğu Konferansı’ düzenleyen KESK’ten İlhan Yiğit'se, bölgede emek platformu oluşturma hedeflerini anlattı.

    Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyası, 2011'deki sarsıntıların ardından yeniden hareketlenmiş görünüyor. Cezayir'de seçimlerin iptaline yol açan kitlesel gösteriler Devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika'nın istifasını getirirken, Kaddafi'nin linç edilerek ölümüyle parçalanmış bulunan Libya'da General Haftar'ın Libya Ulusal Ordusu, başkentteki siyasal İslamcı hükümet karşı atağa geçti. Sudan'da ise aralık ayında yoğunlaşan ‘ekmek isyanları' Darfur katliamları nedeniyle uluslararası planda ‘sabıkalı' olan ve darbeyle iktidara geldiğinden bu yana ülkeyi 30 senedir yöneten Ömer el Beşir'i koltuğundan indirdi.

    Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyası yeniden hareketlenirken, Türkiye'de de Kamu Emekçileri Konfederasyonu (KESK) bu hafta sonu Fas'tan Suriye ve Filistin'e uzanan konuk temsilciler eşliğinde bir Ortadoğu Konferansı düzenliyor.

    Bölgedeki gelişmeleri ve konferansı Suriye'de uzun yıllar görev yapmış Artı TV yorumcusu ve Gazete Duvar sitesinin yazarı Musa Özuğurlu ile KESK Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi İlhan Yiğit ile konuştuk.

    'İKİNCİ ARAP BAHARI DEMEK İÇİN ERKEN'

    Musa Özuğurlu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasındaki ülkelerin hem kendi iç meseleleri hem de rekabet ve çıkar ilişkilerinde ciddi sorunlarla karşı karşıya olduklarını vurgularken, çok geniş kitlelerdeki hareketlenmelerin dikkatlerden kaçırıldığını anımsattı. Emek temeli üzerinden sınıfsal ayrımların giderek su yüzüne çıktığını anımsatan Özuğurlu'ya göre ancak tüm bu yaşananlara 2011'de IŞİD ve el Nusra gibi radikal dinci ve mezhepsel vakalarla sonuçlanmış Arap Baharı demek için erken:

    "İkinci Arap Baharı demek için bence erken. Irak hala sorunlarını çözebilmiş değil. Suriye kendi içinde birtakım sorunları çözebilmiş değil. Toplumsal bir travma var, ekonomisi var, gidilmesi gereken siyasal bir ajanda var, İdlib, Kürt bölgesi meselesi var, İran hem diğer İslam ülkeleriyle hem de Amerika Birleşik Devletleri ile çok ciddi bir dönemden geçiyor, Suudi Arabistan Katar ile problemler yaşıyor, Cezayir'de Buteflika gitti ama yeni gelen Abdülkadir bin Salih'de tarih verince seçimler için halk tekrar sokaklarda, Libya'da Hafter ilerlemeye çalışıyor, Sudan'da ekmek zammı ki ekmek meselesi aslında Ürdün ve Mısır'ı harekete geçirmişti. Kimse bunları hatırlamıyor. Lübnan'da 14 Martçılarla 8 Martçılar hareketi, uzağa gidersek Endonezya, Pakistan, Hindistan, Filistin bunların her birisinin ikili, üçlü bir şekilde yaşadıkları problemler de var. Yeni hareketlenme söz konusu. Bu ülkelerin siyasetçileri, bu ülkelerin siyasetçilerinin karşılarındaki muhalefet ve batı ile ilişkileri…. Ama 10 milyonlarca insan var. Hep böyle din üzerinden, siyasal parti veya hareketler üzerinden anlatılmaya çalışılıyor. Fakat sesi çıkmayan, kendilerinden hiç bahsedilmeyen, ekmek meselesi yüzünden mesela el Beşir'i deviren, daha önce Mısır'da, Ürdün'de sokağa çıkan, Suriye'de başka yerlerde sebebi ne olsun dışarı çıkan 10 milyonlar var. Bunlardan kimse bahsetmiyor ve bunların emek temeli üzerinden de, sınıf temeli üzerinden de kimse görmüyor. Mezhep temelli, ‘gerici' olarak adlandırılan birtakım örgütlerle değil, IŞİD, El Nusra gibi, ona benzer bu sebeplerle bu ülkelerde tezahürünü göreceğimiz birtakım örgütler vasıtasıyla değil ama insanların bilinçli şekilde daha güzel bir hayat için ortaya çıkmış olmalarını veya bunların daha sonra bunların çıkacak olmalarını ümit ediyorum."

    ‘ORTADOĞU'DA GELEN GİTMİYOR, BÖYLE BİR ÖZELLİĞİ VAR'

    Özuğurlu'na göre Ortadoğu ülkelerindeki temel mesele iktidara gelen yöneticilerin ‘iktidardan gitmeyi bilmemeleri'. Böylesi koşullarda devreye ordunun girdiği bir iklim yaratıldığını belirten Özuğurlu, Mısır'da İhvancı lider Mursi'nin devrilmesine yol açan çalkantıda halkın en az yarısının Tahrir Meydanı'nı merkezine alan istifa çağrılarına kulak tıkanmasını anımsattı. Özuğurlu, Sudan'da ise darbeyle iktidara gelmiş olan el Beşir'in yine ordunun saf değiştirmesiyle alaşağı edildiğini vurguladı:,

    "Yöneticiler ülkelerin kaderlerini kendi kaderlerine bağlıyorlar. Kendilerine herhangi zararın gelmesi durumunda bunun ülkeye zarar olduğu konusunda ısrarcılar. Ama halk her zaman onlar gibi düşünmüyor. Ordu hareket geçmiş, bu darbe midir yoksa ordunun saf değiştirmedi midir, bunun konuşulması gerekiyor. Mısır'da Mursi'yi destekleyenlerden çok daha fazlası Mursi'ye karşı gösteri yaptı ve böyle bir davet söz konusuydu. Bu hala bir yöntem olarak savunmuyorum. Ama insanlara artık başka bir seçenek de bırakmıyorlar. Böyle bir özelliği var Ortadoğu'nun maalesef. Gelen gitmiyor. Bu Arap İslam dünyasında Rönesans olur mu, yeniden yapılanma olur mu, insanlar artık mesela gerçekten belli süreler için birini seçip ona emanet etmeden sadece sorumluluğu yükleyebilir mi, böyle bir bilinç düzeyi oluşabilir mi, bunu bilemiyorum. Ama eninde sonunda olacak. Sudan'da, Cezayir'de olan, daha öncesinde başka ülkelerde meydana gelen hareketler bunun için ümitvar olmamızı düşündürüyor. Ülkerlerde insanların gitmesi çok zor ve bazen de bu şekilde kanını, canını vererek zorlamasıyla… Mesela Sudan'da ordu geldi, IŞİD'i devirdi, hayır. Ordu zaten Beşir'in emrindeydi ve Beşir'i deviren bizatihi kendisiyle birlikte Darfur olaylarında yer alan başkalarını görevden alarak birinci yardımcısını göreve getiriyor ve kendi yakınındaki adamdır kendisini deviren. Ordu buna zorunlu da hissetti kendisini. Yani halk orduyu zorluyor buna. Çünkü halkın elinde silah söz konusu değil. Dolayısıyla bunun böyle bir mekanizmayla olması gerekir. Halkın bir zorlaması da var."

    ‘SUDAN MEDYASI İKİYE BÖLÜNDÜ'

    Sudan'daki yönetim değişikliğinin Arap basınındaki yankılarını da aktaran Özuğurlu'ya göre kamuoyunun bir kısmı Beşir'in düşüşünü Batı'nın komplosu olarak görürken, diğerleri onun zaten bir diktatör olduğunu söylüyorlar. Buteflika'nın ise Beşir'e benzemeyen bir kişilik olduğunu belirten Özuğurlu, İslam ülkelerinde bu tür sarsıntılarda hemen Batı bağlantılı yahut İsrail'i temel alan komplo teorilerinin gündeme taşındığını anımsattı. Özuğurlu'ya göre Sudan'daki manzara halkın ordunun artık sessiz kalamayacağı düzeyde isyanının sonucu oldu:

    "İkisi arasında herhangi bir kıyaslama söz konusu değil. Buteflika uzun yıllardır orada. Ama Buteflika'nın Cezayir'e verdikleri bütün İslam dünyası tarafından biliniyor. Bun anlamda tarihe geçecek isimlerden biri olarak görünüyor. Ama el Beşir ile ilgili olarak aynı şeyler söylenebilir değil. Sudan medyası tamamen ikiye bölünmüş durumda. El Beşir ile ilgili çok ağır eleştiriler yapanlar da var ama el Beşir'in kendi ülkesinde reform yaptığını iddia edenler de var. Başarılı olmamasına rağmen böyle bir tavır içiresinde olduğunu söyleyenler de var. Ama bir Buteflika, Beşir karşılaştırması değil. Bazı ülkelerdeki gazetelere baktığımızda kimisi ‘el Beşir de zaten bir diktatördü, gitsin, iyi ki gitti', kimisi de aynı zamanda batının bir komplosu olarak görüyor. Ve bu şekilde değerlendiriyor. Bu yorumların yapanların hepsine İslamcı diyemem. İçlerinde soldan bakanlar da var ama şöyle bir refleks de oluşmuş durumda. İslam ülkelerinde herhangi bir şekilde bir hareketlenme olduğu durumda, gözler içeriden önce dışarıya çevriliyor. Ama İslamcılara bakacak olursak, birçoğunun bunun doğrudan batı emperyalizmi, ama bu ifadelerde bunun batının bir işi olduğunu hatta her Ortadoğu'da dinsel kesimlerin işline gelmeyen bir duruma söz konusu olduğunda döner dolaşır İsrail, Siyonizm'e gelir. Buraya kadar işi vardıranlar var. Suudi Arabistan arkasında başka ülkelerin olduğu yönünde yorumlar da var. Bunların da batı ile hareket ettiği bilindiği zaman dolayısıyla bir zincirleme bağlantıyla komplo teorilerine kadar ulaşıyorlar ve bu şekilde yorumlarını yapıyorlar. Olan orada birtakım gösteriler ve ordunun zaten Beşir'in emrinden çıkmaması, ama halkın bir süre sonra baskısı arttıkça, milyonlara ulaştıkça ordunun da dayanamıyoruz, kusura bakma demiş olması."

    ‘ORTADOĞU COĞRAFYASI ÖTEDEN BERİ BİR DİZİ İŞGALLERE SAHNE OLMUŞ'

    KESK MYK üyesi İlhan Yiğit ise işgallere, savaşlara sahne olmuş bir coğrafya olan Ortadoğu'da insanlık tarihinin ‘kader' diye görülenleri değiştirmek için çok ciddi hamleleri bulunduğunu anımsattı. KESK olarak düzenledikleri Ortadoğu konferansıyla bütün bölgedeki emek örgütlenmelerini bağımsızlık, ırkçılığa karşı halkların kardeşliği, emekçileri ortaklaştırmayı temel olarak düzenlediklerini anlatan Yiğit, görevlerinin bölgede hakiki demokrasinin kök salması için çalışmak olduğunun altını çizdi:

    "Ortadoğu coğrafyası öteden beri insanlık tarihinde çeşitli egemen güçler tarafından ilgilenilmiştir. Bununla ilgili bir dizi savaşlar, işgaller olmuş. Hakikaten bulunduğumuz coğrafya öyle bir coğrafya ki bütün medeniyetlerin beşiği, dinlerin çıktığı yer olarak gösterilir. İbn-i Haldun'un dediği gibi coğrafya kaderimizdir. Bu coğrafyada makus bir talih olarak akla gelebilir. Ama bunun kaderimiz olmadığını insanlık tarihine, toplumsal mücadelelere baktığımızda bunun öyle olmadığını gösterecek bir dizi örnekler var. Anadolu'da örnekleri var, Celali isyanları var, İslamiyet'in ilk dönemlerinde ilk komün sayılan Karmatiler hareketi var gibi listeyi uzatabiliriz. Dolayısıyla bir konfederasyon olarak kuruluşundan bu yana bir ermek örgütü olarak emperyalizme karşı bağımsızlığı, ırkçılığa karşı halkların kardeşliğini, savaşa karşı barışı savunan bir örgüt olarak coğrafyamızda meydana gelen ve biz emekçileri doğrudan ilgilendiren bu olaylara karşı kayıtsız kalmadık diğer emek örgütleri gibi… Tunus içinde ciddi sendikal hareketler var. Dolayısıyla KESK olarak da ikincisini düzenlediğimiz birincisini 2015'te düzenlemiştik Ortadoğu Barış Konferansı'nı. Orada da esas olarak 2011'deki ‘Arap Baharı' denilen AKP hükümetinin devamı kuşkusuz var. Ortaya koymuş olduğu yanlış Ortadoğu politikaları, içeride ve dışarıda yürütmeye çalıştığı siyasal İslamcılığın bence genetik kodlarına işlenmiş, iktidara geldiğinde bunu Tanrı'nın kendisine bir lütfu ve aslında iktidarın kaynağı olarak da siyasal kodlarında başka bir yere ilahi bir güce dayandırdığı için o kaynağı ve onun yeryüzündeki temsilcisi olarak kendilerini gördükleri için ciddi olarak bu konuda sürdürdükleri bu iktidarın emek karşıtı olarak antidemokratik bir tutum içinde devam ettiğini görmekteyiz. Ortadoğu'da hakikaten yönetim şekillerine baktığımızda, bu yönetimlerin demokrasiden nasibini almadığını çeşitli örnekleriyle gördük."

    ‘İKİNCİ ORTADOĞU BARIŞ VE EMEK KONFERANSI'

    Yiğit, KESK'in düzenlediği ‘İkinci Ortadoğu Barış ve Emek Konferansı'nı anlattı. Yiğit, İstanbul Bakırköy'deki Tarık Akan Kültür Merkezi'nde gerçekleşecek konferansta, gazeteciler, akademisyenler ve alanın uzmanları bir araya geldiğini belirtti:

    "Birincisi de öyleydi bundan 4 yıl önce düzenlenmişti. 4 yıl önce 1 Şubat 1 Mart tarihleri arasında düzenlediğimiz bu konferanslar sırasında başlatılan Arap Baharı denilen sürecin kendisinin içerisindeki yansımasına bağlı olarak düzenlediğimiz konferansta uluslararası sendikal örgütlerin özellikle Ortadoğu coğrafyasında Fas'tan Kuzey Avrupa hattı üzerinde Akdeniz ülkelerindeki emek örgütleri ile bir araya gelmiş bu konuda emekçiler olarak bir inisiyatif koyma noktasında bunun mekanizmalarını oluşturmaya çalışmıştık. Böyle bir taban böyle bir olasılık böyle bir olanağın olduğunu görüyoruz. Savaş her zaman emekçilerin aleyhinedir. Ölen çocuklar yoksul emekçi çocukları, sofralarından giden lokmalardan siperlerde ya da katliamlarda verdikleri canlarımızdır. Bu süreçte ikincisini düzenlediğimiz Ortadoğu Barış Konferansıyla uluslararası katılım olacak. 5 oturumlu olacak bu konferansımız. İlk oturum Ortadoğu'nun tarihsel arka planı ve değişen dengeler. Katılımcılar, kamuoyunun yakından bildiği ulusal ve uluslararası düzeyde moderatör olarak Hamide Yiğit, Kemal Cendubi, Fransa'nın Yemen Özel Temsilcisi olarak görev almış. Hediye Levent, sahada ve gazeteci ve Prof. Dr. İlhan Uzgel, uluslararası ilişkiler çerçevesinde yazılarıyla biliyoruz. Ortadoğu'nun kadim iki sorunu var. Filistin sorunu ve Kürt sorunu. Ortadoğu'da özellikle emperyalist güçlerle enerji politikalarının oradaki yer üstü zenginliklerinin sömürgeleştirilmesi sürecinde kullanılan iki enstrüman olarak karışımıza çıkıyor. Bunlardan biri Filistin sorunu, moderatör olarak Ortadoğu uzmanı Tayyip Bulut, Leyla Halit Filistin'den bilinen bir isim. Erman Abdüllal yine Filistinli siyasal analist, bu katılımcıların olduğu yine bir oturum. Kürt sorunu üçüncü oturum. Öztürk Türkdoğan moderatör, Sezgin Tanrıkulu, Prof. Dr. Mithat Sancar ve Yusuf Karataş arkadaşlarımızın katıldığı bir oturum. Savaşta en fazla mağdur olan ve köle pazarlarında cariye olarak satılan kadınlar ve kadın mücadelesi ve elbette barış. Burada da yine moderatör olarak Eren Keskin var. Emek oturumu da olacak. Çeşitli illerden sendikaların katıldığı önerilerin sunulduğu bir Ortadoğu ve Emek Konfederasyonu'nun oluşturması noktasında mekanizmalarının oluşturulmaya çalışılan bir oturum olacak. Bakırköy Tarık Akan Kültür Merkezi'nde olacak."

    Etiketler:
    Arap Baharı, Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir, Halife Hafter, Abdülaziz Buteflika, Libya, Sudan, Filistin, İsrail, Ortadoğu
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın