03:09 15 Aralık 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Sancılar içindeki kapitalizm, demokrasiden de sosyal devlet anlayışından da uzaklaştırıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Prof. Zeynep Ökten'e göre neoliberal politikalar eşliğinde kapitalist sistem artık bir akrep gibi kendi kendini sokar hale geldi. Dünya çapında kitlesel eylemlerde gelir eşitsizliği ve sosyal adaletsizliğin yattığını belirten Ökten, demokrasiden de uzaklaşıldığını ve Keynesyen düzenlemelere dönülmezse büyük sıkıntı yaşanacağını söyledi.

    Neoliberalizmin yarattığı ekonomik ortamda sosyal adaletsizlikler derinleştirken, dünyanın dört bir yanında kitle hareketleri iyiden iyiye görünür oldu. Geçen sene Fransa'da başlayan Sarı yelekler, Irak ve Lübnan'daki son eylemlilik sürecine Latin Amerika'da Şili de eklenmiş durumda. Neoliberal ajandayı uygulayan bu ülkelerdeki hükümetler yerli yerinde dururken, Bolivya'da kamusal öncelikleri olan Evo Morales'in sosyalist hükümeti açıkça ırkçı ve dinci bir azınlığın darbesiyle devrildi. ABD yönetimi bu askeri darbeyi 'demokrasi' diyerek selamladı. Diğer ülkelerdeki hükümetler ise reform vaatlerinde bulunsalar da sistemik bir değişim için umut vermiyor.

    Küresel çapta kitle hareketlerine yol açan neoliberal bunalımı Okan Üniversitesi’nden Prof. Zeynep Ökten ile konuştuk.

    'Dünyanın binde birlik nüfusu servetin yüzde 54'üne sahip'

    Prof. Zeynep Ökten, gelir dağılımındaki adaletsizliğinin tüm dünyada artık yüksek seviyelere dayandığını belirtirken, bu durumun temelinde neoliberal politikaların yattığını vurguladı. Dünyada binde 1'lik bir kesimin servetin yaklaşık yüzde 54'ünü elinde tuttuğuna dair raporlara işaret eden Ökten, adaletsizliğe bir nebze deva olabilecek ücret artışlarının da mümkün olamadığını ve dünyada yaygın bir tüketim eksikliğinin görülmeye başlandığını söyledi:

    “Neoliberal politikalar özellikle 70’lerin ortasından itibaren çok hakim olan, 80’lerle beraber dünyanın pür kapitalist programlara tekrar geri dönmesi ve sosyal devlet anlayışından uzaklaşılmasıyla birlikte, gelir dağılımındaki adaletsizlik çok hızlanıyor. Sürekli bir çatıda toplanan binde 1’lik kısım, Oxfam'ın son raporuna göre, dünya gelirinin servetinin yaklaşık yüzde 54’ü binde 1‘lik nüfusun elinde. Bu kadar yüksek bir gelir dağılımı adaletsizliği olduğu zaman aşağıya doğru çok yaygınlaşan düşük gelir grubu var. Bu nüfusun çok büyük bir kesimi ve bu kesimin de bütün veriler de bize gösteriyor ki ücretlerindeki artışlar çok düşük. Bu insanların eğitim düzeyi arttıkça verimliliği artıyor, ama ücretlerdeki artışlar çok düşük. Dolayısıyla gelir dağılımı adaletsizliğine bağlı olarak yaygın bir tüketim eksikliği dünyada hakim olmaya başlıyor. 80 öncesi dönemde Türkiye’deki işçi ve memurların emekli olduğu zaman elde ettiği emeklilik geliriyle bir ev, araba alabilme imkânı varken, şu anda emeklilik tazminatıyla bir ev almak tamamıyla hayal olmuştur. Çünkü bir sendikasızlaşma durumuna doğru gidilmiştir."

    'Gelir dağılımındaki adaletsizlik, talep yetersizliğiyle birleşip sistemik krize yol açıyor'

    Zeynep Ökten, hükümetlerin özellikle 1980'lerden itibaren kamu yararına olacak düzenlemelerden tamamen uzaklaşıp serbestleşme ve özelleştirme üzerine politikalar tesis ettiklerini anımsattı. Bu politikaların gelir dağılımındaki adaletsizliğini derinleştirerek artık talep yetersizliği eşliğinde kapitalizmin yeni bir krizine yol açtığını belirten Ökten, ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşları gibi bazı gerekçeler öne sürülse de temelde Almanya gibi bir ülkede bile ekonomik daralma yaşandığına dikkat çekti:

    "Neoliberal politikalar tamamen devletin düzenlemelerinden uzaklaşma, serbestleşme ve özelleştirme üzerine kurulmuştur. Bu üç ayaklı neoliberal politikalar gelir dağılımı adaletsizliğini daha çok teşvik eden bir duruma doğru götürmüştür. 80’lerden beri epey zaman geçti. Bu gelir dağılımındaki adaletsizlik gittikçe artmaya başladı. Yapılan çalışmalara göre her kriz öncesi, mesela 2008 Amerika’daki Mortgage krizinden önce sonra küreselleştirmiştir, gelir dağılımı adaletsizliği yine üst noktalara çıkmıştır. Her kriz öncesinde yaşanan gelir dağılımı adaletsizliği o zaman bize şunu da işaret ediyor, birebir birliktelik var, resesyon analizlerinin sonucu bize bunu veriyor. O zaman gelir dağılımı adaletsizliği eninde sonunda bir talep yetersizliğiyle kapitalizmin krizlerine yol açıyor. Bu aralarda dünyada küresel bir daralmadan bahsediyoruz. Bunun bir sebebi olarak Amerika ile Çin arasındaki ticaret savaşları ve etrafa doğru yaygınlaştırılması ve bundan dolayı bir çekince gösterilse de biz Almanya’da yaşanan daralma… Teknik resesyona girecek yaklaşık bu ayki verilerle birlikte böyle kabul edeceğiz büyük bir ihtimalle, sanayinin merkezi olan dünyanın en önemli ekonomilerinden bir tanesi olana Almanya’da da daralma görüyoruz, Çin’de istediğimiz büyüme rakamları elde edilmiyor, Avrupa daralıyor. Bundan etkilenen gelişmekte olan ülkelerde gerileme başlıyor. Amerika aynı korkuları yaşamaya başlıyor. Zaten bu korkuları yaşaması Çin ile bu ticaret savaşına girmez. Küresel anlamda bir daralma ve talep yetersizliği durumu ortaya çıkıyor. Burada tüm ülkelerde yaygınlaşan vaziyette halk hareketleri ortaya çıkmaya başlıyor. Şili’de en son halkın ortaya dökülmesi, 10 sentlik metrodaki bir artış sonucu, son damla olarak insanlar ortaya dökülmeye başlamış. Lübnan’da rejim değişikliğine kadar gidiyor. Dolayısıyla istediği ücretleri alamayan ve verimliliği arttığı halde geliri yetersiz olan insanların tepkilerini görmeye başlıyoruz.”

    'IMF bile biz bir yerde hata yaptık diyor'

    Ökten'e göre, kapitalist sistem ciddi bir sancı içinde. Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) bile artık 'Biz bir yerlerde hata yaptık' diyerek sistemsel eleştiriler yapar hale geldiğini söyleyen Ökten, sermaye sahiplerinin siyaseti ve siyasetin uygulayacağı politikaları belirlemesi nedeniyle demokrasiye de zarar verildiğini vurguladı:

    “Kapitalist sistemi artık IMF de uyguladığı ekonomi politikaları eleştiriyor ve günah çıkarmaya başladı. Biz bir yerlerde hata yaptık diyor. Dünya bankası gelir eşitsizliği konusunda çalışıyor. Esasında kapitalist sistemin ortaya koyduğu ve serbestleşme üzerine dayanmış olan uluslararası üstü kurumlar bile artık sistemi eleştiriyor. Bir kere en önemli şeylerden biri geleceğimizi yok ediyoruz. Yani ekolojik, çevreyi yok ediyor bu kapitalist sistemle aşırı üretim. En gelişmiş ülkeler bir kere Kyoto protokollerine imza vermiyor. Trump, bilim adamlarının söylediklerine katılmıyorum, biz çevreye zarar vermiyoruz diyerek bunları imzalamıyor. Hala görünen o ki ekolojiye zarar verdiği gibi demokrasiye zarar veriyor. Demokrasi oligarşiye doğru ilerlemeye başlıyor. Yani kapitalist sistemde o kadar sermaye sahipleriyle, hükümetler ve siyasetçiler arasında o kadar alışveriş, değiş tokuş var ki… sermaye sahibi diyor ki, ‘Ben kampanyalarına destek olurum ama geldiğinde de sen benim alanımı açacaksın daha çok para kazanmamı destekleyeceksin. Bir şekilde ücretleri arttırmayacaksın, sosyal devletten uzak duracaksın, pür kapitalist sisteme doğru benim karlılığımı arttıracak hale geleceksin’. Hükümetler de bu seçilme için gerekli parayı onlardan aldıktan sonra, onlar da ona bel bağlıyor. Sonunda bir bakıyoruz ki demokratik bir düzende değil daha oligarşik düzenlerde ve sermaye sahipleriyle hükümetlerin birbiriyle son derece anlaşmalı sistemin içinde giden ve demokrasiden çok da fazla yana olmayan şeylerle yönetilmeye başlıyoruz."

    'Kapitalist sistem bir akrep gibi kendini sokar hale geldi'

    Prof. Ökten, kapitalist sistemin bir akrep gibi kendi kendini sokar bir hale büründüğünü belirtirken, Gramsci'nin sözüne atfen asıl mühim olanın yerine konulacak alternatifin bulunması olduğunu vurguladı. Artık maliye politikalarının işe yaramaz hale geldiğini anlatan Ökten, Keynesyen yönelimlerin yeniden gündeme alınmasının önemli olduğunu vurguladı:

    "Aşırı sağ partilerde faşizm öne doğru çıkmaya başlıyor. Sosyal devlet anlayışından uzaklaşmış vaziyette. Avrupa’da hep sağ partiler öne çıktı. Bunlar bizi demokrasiden de uzaklaştırıyor. Demokrasi, ekoloji, insan hakları, ücretlerdeki düşüklükler, gelir dağılımı adaletsizliği her şeyin ne kadar kötüye doğru gittiğini bütün insanlar, ekonomistler, siyasetçiler görüyor. Fakat çok önemli bir şey var. Antonio Gramsci’nin yazdığı çok güzel çok güzel bir tespit var: ‘Kriz bir olgunun ölmesi ama yeni bir olgunun doğmaması arasında o marazi süreçtir’. Biz şu anda bunu yaşıyoruz. Kapitalizmin çok ciddi bir sancı içinde olduğu ve kendi sonunu bir akrep gibi kendi kendini soktuğunu görüyoruz. Ama yerine koyabileceğimiz yeni bir sistem de yok ve bunun devinimi, çırpınışı içindeyiz. Para politikaları etkinliğini yitirdi. Yani dünyada negatif faizlere doğru gidildi. Ama Avrupa hala negatif faizi olduğu halde tüketimini artıracak yerde tasarrufunu arttırıyor, son gelen veriler öyle. Negatif faizin amacı tüketimi arttırmak, yani ben tasarruf edeceğim yerde tüketimi arttırayım. Ama tasarrufları arttırıyor, çünkü insanlar korkuyor. Resesyona gidiyor, ben bu parayı harcamayayım bir kenara koyayım, herkeste bir gelecek korkusu, işsizlik korkusu var. Dolayısıyla sistem kendi kendine zarar veriyor. O zaman madem politikaları etkinsiz, yani bunu Avrupa Merkez Bankası’ndan ayrılan Draghi de söyledi: ‘Yeni gelen başkanın artık maliye politikalarından medet umması lazım’. Maliye politikası, bir sosyal devlet anlayışına doğru gidiyoruz esasında. Bu daha keynesyen bir ekonomi, daha devletin ekonomiye müdahil olduğu, ekonominin içine girdiği, üretici ve tüketici olduğu, gelir dağılımını düzenlediği, yeni vergi politikalarıyla belki biraz zenginden fakire doğru bir gelir aktarması yaptığı sisteme doğru hareket etmememiz lazım. Türkiye’de yaşadığımız enflasyonun altında ücret artışları yapıyorlar. Bu bir artış değil. Bu ücretlilerin tamamıyla enflasyona yenik düşüşü. Ücretli ücretini yeteri kadar almazsa, tüketim yapmazsa, işyeri sahibi malını kime satacak. İş sahiplerine, patronlara hep bunu söylüyorum; ya siz aman ben maliyeti ucuz tutayım derseniz, ücretten kısarsanız mallarınızı satamayacaksınız. Yine işçi çıkartacaksınız, yine işsizlik artacak ve insanlar sizin mallarınızı tüketemeyecek ve bir kısır döngüye doğru gideceğiz. Onun için ücret artışları son derece önemlidir. Kimsenin enflasyonun altında ezilmemesi gerekiyor. Sistemi kurtarmaya çalışıyorsak o zaman daha adil bir sisteme doğru hareket etmek zorundayız.”

    'Sosyal devlet anlayışının yeniden dönmesi gerek'

    Ökten, sosyal devlet anlayışına geri dönüş yapılması gerektiği görüşünde. Ökten, daha sürdürülebilir bir kalkınma ve ekoloji eşliğinde büyüme için maliye politikalarının ve sosyal devlet anlayışlarının gerekliliğini vurgularken, siyasiler ve oligarşik yapı yerli yerinde dururken bunun nasıl yapılabileceği konusunda şüpheli. Ökten, yine de halk hareketlerinin bu dönüşümün yaşanmasını sağlayacağı değerlendirmesinde bulundu:

    "Bunun daha çok esasında Latin Amerika dediğimizde işlerin karışık olduğu çok da kalkınmasının istenmediği bir sistem. Venezüella, Bolivya’nın esasında altyapı kaynakları bakımından zengin oldukları, bunların kalkınmasının nasıl sağlanamadığını hep sorguladığımız, hep emperyalist güçleri suçladığımız, Ruanda da aynı şekilde sürekli karıştırıldığı, kuvvetlenmesinin istenmediği ekonomilerden bahsediyoruz. Dolayısıyla oralara ilişkin yorumlar daha siyasi anlamda olabilir. Ekonomiden çok insanlar tam kalkınma düzeyine gelirken niye bir ekonomisi, siyasi hayatı karışmaya başlıyor, bu konuda çok fazla yorum yapabilme imkanım siyasetçi olmadığım için yok. Ama ben oradaki düzen değişikliklerin esasında yine bir kapitalist sistemi sürdürme konusunda ısrarlı olanlar tarafından yapıldığını düşünüyorum. Ekonomimizin en çok kalkınmasını sağladığı dönemler 30’lardan itibaren 70’lere gelene kadar. Ama Türkiye sürekli bir karışıklık yaşamış. Sosyal devlet anlayışı 80 ihtilaliyle birlikte çökertilmiş ve tamamıyla özelleştirme ve regülasyon programları tekrar uygulanmaya başlanmıştır. Mesela İngiltere’de Boris Johnson’ın karşına çıkan Corbyn’nin söylediği yüksek vergiler uygulayacağım, daha sol demokrat politika izleyeceğim dediği zaman İngiltere’deki sermaye sahipleri ‘Anında İngiltere’yi terk eder, sermayemizi yurtdışına kaçırırız’ dediler. Dolayısıyla tabii ki sol tarafın yapacağı daha sosyal devlet anlayışıyla yapılacak olan ekonomik uygulamalar sermaye sahipleri tarafından çok fazla onay görmese de… Amerika’da yaklaşık 5 ay evvel en üst düzeydeki zenginlerin hükümete bir talebi oldu: ‘Biz buradaki krizi görüyoruz, talep eksikliği krizi var. Bu yüzden bizi daha yüksek oranlı vergilendirin. İnternet ekonomisine baktığımızda Amazon, Facebook, Google gibi birkaç tane 4 şirketi bir araya getirin. Bu 4 şirketin sahip olduğu sermaye dünyadaki pek çok ülkenin gelirinden daha yüksek vaziyette. Bunlar bu kadar yüksek bir geliri elde edip, dünya gelirinin çok büyük bir kısmını elde ettiklerinde fark ediyorlar ki biz bu geliri yürütebilme ve yönetilme imkanına sahip değiliz. Çünkü zaman içinde talep daralacak. Onun için de böyle bir talepleri oldu, bizi daha yüksek oranlı vergilendirin ki gelirimizin bir kısmını başka bir tarafa aktaralım diye. Şu an çıkış yolları konusunda çok net bilgimiz yok. Ama bütün ekonomistlerin ortak düşüncesi şu. Daha sürdürülebilir bir kalkınma ve ekolojik çevre ve büyüme için mutlaka maliye politikaların ve sosyal devlet anlayışlarının sisteme tekrar dönmesi gerekiyor. Bunu siyasetçiler ve sermaye sahipleri, oligarşik yapıda birbiriyle çok büyük çıkarımları oluğu için nasıl yönetecekler bilmiyorum. Ama bu halk hareketleriyle birlikte bunun gelişeceğini düşünüyorum. Aklın yolu birdir deyip sonunda bir şekilde bu sisteme bir dur diyecekler gibi geliyor.”

    Etiketler:
    Neoliberalizm, Ekonomik kriz, kapitalizm, Protesto, İspanya, Cezayir, Irak, Lübnan, Şili
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın