12:26 25 Ocak 2020
Canlı Yayın

    ‘İran ile ABD’nin tansiyonu düşürme konusunda uzlaştıkları anlaşılıyor’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 01
    Abone ol

    Doç. Hakan Güneş’e göre İran ile ABD’nin tansiyonu düşürmek adına sorunları fazla ileri taşımama kararı aldıkları anlaşılıyor. Libya'da ise çok fazla uluslararası aktör bulunduğunu ve ateşkes çağrılarına karşın tansiyonun yükselmesinin beklenmesi gerektiğini belirten Güneş, Türkiye’nin çok iyi koordine etmeden Libya’ya asker gönderdiği görüşünde.

    Trump yönetiminin İran'ın Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani ve IŞİD'le savaşta Irak'ın önde gelen komutanı Ebu Mehdi Mühendis'i suikastla öldürmesi ve İran'ın doğrudan Irak'taki ABD güçlerini hedef alan misillemesi sonrası ortalık şimdilik yatışmış görünüyor. ABD yönetimi bir yandan Süleymani suikastını 'meşru müdafaa' olarak sunarken, diğer yandan da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) gönderdiği mektupla İran ile 'önkoşulsuz görüşme' talebinde bulundu. Bekleneceği üzerine bu mektup taktiği Tahran'da karşılığını bulmadı. İran teklife 'inanılmaz' yanıtını verdi. Tahran, üç günlük yas süresinin sonunda ABD üssünü hedef alan misillemesinin sadece bir başlangıç olduğu mesajı veriyor.

    İran-ABD geriliminin yükseldiği bir ortamda Libya'daki gelişmeler de önemli bir gündem maddesi. Türkiye'nin bu ülkeye asker gönderme kararının ardından Rusya'nın girişimiyle Ankara ile ortak ateşkes çağrısı gündeme taşındı. ABD-İran gerilimini ve Libya'daki gelişmeleri İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Hakan Güneş ile konuştuk.

    ‘Fazla ileri taşımayalım’ demiş oldukları anlaşılıyor’

    Doç. Dr. Hakan Güneş, ABD ile İran’ın tansiyonu anlaşmalı olarak düşürmeye başladığının sinyallerinin verildiğini ifade etti. Doğrudan İran’a yönelik bir saldırının gündemde olmadığını belirten Güneş, İran’ın da ABD’ye yönelik yaşadığı ekonomik kriz ve iç karışıklıklardan dolayı bir atakta bulunamayacağı görüşünde:

    “Bir tür pat durumu devam ediyor. İki eşit güç arasındaki pat durumu değil ama mevcut 40 yıldır sürdürülen dengenin biraz ölçüsü kaçtı son saldırıyla, çıta yükseldi. Bu bakımdan geride bıraktığımız 40 yıllık İran İslam Cumhuriyeti-Amerika ilişkilerindeki en gergin anlardan bir tanesini kısmen arkamızda bıraktık. Bir yük 40 yılın tekrarı değil. Ama yine de toplam açısından gelinen nokta eski dengenin yani İran’daki ciddi bir biçimde rejim değişikliğine yatırım yapmak değil Amerika’nın yaptığı. Doğrudan İran’ın topraklarına yönelik bir operasyon, askeri harekat, bu da gündemde değil. Buna karşılık İran’da Amerika ekonomik, askeri ve diğer pek çok diğer açıdan baş edecek durumda değil. Ama çevresinde nereden baksanız on kadar ülkede Amerikan müttefikleriyle aslında aynı zamanda bir gayri nizami harp sürdürüyor. Elinde önemli bir milis kuvvetler zinciri var. Belli konularda da zaman zaman Çin, Rusya bazen de Türkiye’yi yanına alabiliyor. Burada tam olarak Amerika’nın terbiye edilmiş, köşeye sıkıştırılmış bir denge unsuru olarak tutmaktadır. Çok büyük bir sorun görmediğini görüyoruz. Askeri gücü özellikle Hizbullah’ın, İsrail açısından oluşturduğu tehlike, bunu çok ciddiye alıyorlar. Eğer gerilim tırmanmaya devam etseydi muhtemelen bu bir Lübnan Hizbullahı ve İsrail içine Amerika’nın da katıldığı bir savaşa doğru gidebilirdi. Çünkü en gergin nokta o, hala da gündemden kalkmış değil. Bu olaydan bağımsız olarak orada çok gergin bir politika gerilim arttı, duruyor. İran’dan korkmuş olduğunu hiç düşünmüyorum. Özellikle İran’ın yapacağını söylediği saldırının düzeyiyle yapmış olduğu saldırının gerçekliği arasındaki açıya baktığınızda İran’ın daha fazla korkmuş olduğunu herhalde söyleyebiliriz. Korkup tabii bütünüyle pes etmiş anlamında değil. Burada korkan taraf varsa bu daha çık Tahran gibi görünüyor. Çünkü önce 80 Amerikan askerinin öldürüldüğü duyuruldu. Çünkü onlar için inanılmaz bir devrim sembolü el Kudüs’ün generali Kasım Süleymani öldürülmüştü ve bunun için intikam yeminleri ediyorlardı. Her düzeyde bunu ilan etmişlerdi, kocaman törenler düzenlediler. Fakat sonunda anlaşıldı ki Irak başbakanına ilan edilerek bir füze gönderiliyor. Bu da üstelik Amerikan askerlerini öldürmeyecek şekilde gönderiliyor. Bu saldırının 80 insan öldürdüğü İran kaynaklarından yayılıyor. Ardından akşam saatlerinde Amerika hiçbir askerinin ölmediğini söylüyor. Bugün Devrim Muhafızları açıklama yaptığında da burada biz zaten insan öldürmeyi hedeflememiştik. Eğer isteseydik ilk etapta 500 devamında da 4000 diyerek esiyor gürlüyor içe dönük tabii. Buradan da anlaşılıyor ki bu mümkün değil. Sonuç itibariyle tweet ile sızdırılmış olsa da son derece iki tarafın da karşılık verdiniz daha da fazla ileri taşımayalım demiş oldukları anlaşılıyor bu saldırılar ve sonrasındaki açıklamalardan. Bir düzeyde tansiyon düşürme kararı almış olmaları ve boyları ölçüşsün dese böyle bir şey olur herhalde bir tanesi Amerika bir tanesi İran.”

    ‘ABD’nin Bağdat üzerindeki denetimi zayıflarsa Kürt ve Sünni kartları var'

    Bağdat üzerindeki ABD denetiminin zayıflaması halinde Washington'ın iki kozu daha bulunduğunu söyleyen Güneş, bu kartlardan birinin Erbil diğerinin Sünni Araplar olduğunu belirtti:

    “İsrail-Hizbullah dengesi Suriye ve Lübnan sahasındaki İran yanlısı grupların varlığı vb. ayrı bir konu olarak ayrı değerlendirilecek ve ayrıca onun siyaseti yürüyecek mevcut gerilimli haliyle. Önümüze çıkan şey Irak denkleminin nasıl gelişeceği konusuydu. Amerikan dışişleri bakan yardımcısının Erbil ziyareti, bu haber de bunu doğruladı. Otomatik bir denklem var. Bağdat üzerindeki Amerikan denetimi zayıfladığı anda iki tane daha kartı var. Bu halkların önemsizliği ya da kendi gündemleri olmadığı anlamına gelmez. Ama bu kartlardan bir tanesi Erbil diğeri de Sünni-Arap kartı. Dolayısıyla öbürü de gelecektir yakında. Dolayısıyla Bağdat’ı dizginlemenin bu klasik kolonyal yöntemi. Bunun hemen daha günler saatler geçmeden işaretlerini almaya başladık. Bu bölgedeki Kürt politikası uzun sürdürülür mü bunu bilmiyoruz, göreceğiz. Ama şu ana kadar Irak-Kürdistan bağımsızlık referandumundaki Amerikan tutumundan anladığımız kadarıyla hayır içeride bir baskı unsuru olarak daha işlevlisiniz demiş oldular o referandumda. Bu politika esas itibariyle sürdürülecek. Ama Erbil’in siyasi ağırlığını arttıracak birtakım yaklaşımlar geliştirecekleri Irak dışındaki Kürt aktörlerle de bazı ilişkileri bir düzey daha yukarıya çıkarma yönünde, dönemsel olabilir bunu bilemiyorum, birtakım adımlar atabileceğini kestirmek mümkün. Bu harekatın, gelişmelerin hemen yakın dönemdeki kestirilebilir birtakım sonuçları.”

    ‘Libya'da çok fazla aktör var, sadece Türkiye değil, ateşkes çağrısına rağmen tansiyonun yükselmesi beklenebilir'

    Güneş Türkiye'nin Libya'ya asker gönderme kararı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in İstanbul ziyaretindeki ortak açıklama eşliğinde yapılan ateşkes çağrısını da değerlendirdi. Libya'da çok fazla aktör bulunduğunu, Türkiye'nin tek ülke olmadığını anımsatan Güneş, Avrupa'da Almanya ile Fransa arasındaki Libya rekabetine dikkat çekti. Trablus'taki İhvancı Serrac yönetiminin düşmesini istemeyenin sadece Ankara olmadığını söyleyen Güneş, bütün girişimlere karşın tansiyonun daha yükselmesini beklemek gerektiği görüşünde:

    “Giderek daha belirginleşen şey şu. Bir kere Hafter’in arkasında Fransa’nın geçen nisandan beri yoğun biçimde olduğunu biliyoruz. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın doğrudan işin içinde olduğunu biliyoruz. Suudi Arabistan’ın bunun arkasında olduğunu biliyoruz. Bunlar Hafter’in arkasındaki güçlerdir. Mısır-Suudi ittifakı artı Fransa belirgin aktörlerdi. Son dönemde Rusya’nın birtakım güçlerle Sarraj ile olduğu kadar ve belki biraz daha fazla Hafter ile bir ilişki geliştirdiğini yine birçok haberden anlayabiliyorduk. Şimdi yeni biraz daha dikkat çekilmesi gereken konu şu. Sarraj’ın arkasında sadece Türkiye mi var konusunda birtakım yeni doneler çıkmaya başladı. Bunlardan bir tanesi belliydi, netleşmeye başladı. Ateşkes diyen yani müzakere diye bunu ön plana çıkaran en önemli ülke Almanya uzun zamandır. Dolayısıyla Fransa’nın bu tek başına pastanın tamamına sahip olma çabalarını frenlemek istiyor zaten. Fransa’nın askeri desteğini de ifşa eden Alman kaynaklarıydı. Bunun üstüne Rusya’nın tutumu çok kayda değer. Rusya, Türkiye ile birlikte İstanbul’da yaptığı ateşkes yönündeki açıklaması Türkiye’nin asker gönderme meselesine çok tavır almadığı, tam tersine yeni oluşturulacak statükoda Türkiye’nin yerinin olması gerektiğine dair bir mesaj vermiş oldu. İtalya Hafter’den önemli anlaşmalar koparmış olduğu halde burada Almanya ile daha yakın bir politika izliyor. Dolayısıyla hatırı sayılır ülke Sarraj’ın tamamen düşmesi, gündemde olan oydu, kaçınılmazdı neredeyse yeni gelişmeler olmasaydı, demek ki Trablus düşmeyecek. Bu sadece Türkiye’nin istediği bir şey değil diğer bazı ülkeler de burada belli bir alan açıyorlar Türkiye’ye. Fakat bu son derece daha küçük bir sahayı kontrol eden yer olacak. Daha riskli gelişmelere açık. Yüzde kaça tam sahipler bilemiyorum. Fakat tek başına Sarraj koalisyonunda bile parça olabildiklerine göre toplamda sözünü ettiğimiz oranın daha üstünde olmadığını herhalde tahmin edebiliriz. Bu yeni denklemin sancılı sürekli tarafların taraf değiştirdiği, Türkiye açısından özellikle çok riskli gelişmelere gebe olacağını kestirmek çok zor değil. Türkiye sonuç itibariyle masada yerini almış oldu. Bunu önemli bir kazanım hanesine yazmış olduğunu görüyoruz. Türkiye gidiyor, diğerleri orada piknik mi yapıyor diye sorular soruyorlar. Türkiye de zaten piknik yapmıyordu, Türkiye danışmanlarıyla, başka güçleriyle zaten oradaydı, tıpkı diğerleri gibi. Hepsinin çıkması lazım oradan tabii. Ama Türkiye hem silah ambargosu geçti, doğrudan asker noktasına geldi. Oradaki tansiyonu daha yüksek bir noktaya taşıyacak. Üstelik bu tek taraflı. Daha fazla ülke de buna bir alan açıyor ama bunu çok iyi koordine etmeden yapmış görünüyor. Bunların ciddi riskleri var.”

    Etiketler:
    Doğu Akdeniz, Ateşkes, Trablus hükümeti, Libya, ABD, Hakan Güneş, İran
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın