17:36 09 Ağustos 2020
Canlı Yayın

    'Türkiye ile AB arasında göç krizi teknik toplantılara havale edilemeyecek aciliyette'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 11
    Abone ol

    Can Baydarol'a göre, Türkiye ile AB arasındaki göç krizi ve 2016 geri kabul anlaşması, teknik toplantılara havale edilemeyecek aciliyette. Baydarol, ilk etapta Ankara'ya söz verilen 3 milyar euro'nun verileceğini söylerken, AB'nin bu küresel olguya çözümden uzak olduğunu belirtip, Türkiye'nin de 'sınırlarını koruyamama' sorununa dikkat çekti.

    Türkiye'nin Suriye'nin İdlib vilayetindeki politikalarına destek almak amacıyla ülkede bulunan sığınmacıların Avrupa geçişlerini 2016 geri kabul anlaşmasına rağmen engellememe politikası, Ankara ile Brüksel arasında yeni bir kriz yaratmış durumda.

    Yunanistan sınırına yığılanların çoğunluğunu Suriyeliler değil Afganistan, İran, Irak ve Bangladeş gibi ülkelerden gelenler oluştururken, mesele Brüksel'deki zirveye taşıdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen arasındaki zirveden somut sonuç çıkmadı. Erdoğan zirveyi erkenden terk ederken, Michel ile von der Leyen konunun teknik boyutlarının diyalog içinde ele alınacağı bilgisini vermekle yetindi.

    Avrupa, Türkiye'nin sınırlardan geçişlerle ilgili hamlesini 'sığınmacılar üzerinden politika dayatmak' olarak yorumlarken, Ankara AB'nin yeterince yardımda bulunmamadığı görüşünü savunuyor.

    Gelişmeleri Avrupa Birliği ve Küresel Araştırmalar Derneği (ABKAD) Başkan Yardımcısı ve AB uzmanı Can Baydarol ile konuştuk.

    'Artık mesele teknik toplantılara havale edilemeyecek türden aciliyet taşıyor'

    Can Baydarol'a göre, Türkiye ile AB arasındaki geri kabul anlaşmasının 18 Mart 2016 tarihli olduğunu anımsatırken, o mutabakatın tam olarak uygulanmadığını ve Brüksel zirvesinde yeni çözüm üretme çabalarına rağmen bir sonuç çıkmadığını belirtti. Tarafların meseleyi 'teknik toplantılara' attığını belirten Baydarol, ancak artık meselenin teknik toplantılara havale edilemeyecek türden aciliyet taşıdığını vurguladı:

    "Türkiye’nin elindeki anlaşma metni 18 Mart 2016 tarihliydi. Fakat o mutabakata uyulmadı, bizim tarafın şikayeti oydu. Dolayısıyla işleri bu hale gelmesinin müsebbibi sizsiniz mesajını vermek dahil olmak üzere mümkünse yeni bir mutabakata varmak, onun üzerinden de bu göçmen meselesine bir çözüm üretmek gibi bir şey anlaşılıyordu. Türkiye’de göçmen yerine mülteci lafı kullanılıyor. Biz şu an Türkiye topraklarındaki insanları mülteci olarak kabul etmiyoruz. Türkiye topraklarından oraya göç etmek isteyenler mülteci statüsüne geçmek isteyen insanlar aslında. Böyle bir hukuki statü de var. Çünkü mülteci olduğu andan itibaren Avrupa Birliği onlara bakmak zorunda kalacak. Dolayısıyla burada bir sıkışıklık söz konusuydu. Bu aşılabilir mi diye bakıldı. Herkes bir basın toplantısı yapılmasını beklerken basın toplantısı yapıldı. Ama Türkiye tarafı olmadan yapıldı. Michel ile von der Leyen, ‘Tek taraflı AB’nin görüşlerini yansıtan ama çok da fazla çatışma çıkarmamaya çalışan bir üslupla hakikaten çok olumlu bir havada geçen bir toplantı yaptık, şu anda görevlendirmeler yapıldı. Bizim tarafımızdan von der Leyen karşı taraftan da Mevlüt Çavuşoğlu gözetiminde teknik toplantılar yapılacak’. Peki de bu göçmen meselesi artık teknik toplantılara havale edilemeyecek kadar aciliyet gösteriyor. Çünkü orada insanlar aç susuz barınaksız çoluk çocuk tarlalarda yatıp kalkıyorlar. Karşıya geçmeye çalışanlar da çok sert müdahalelerle karşı karşıya kalıyorlar. ‘Bir işin yapılmasını istemiyorsan, bir komisyon kur havale et, zaten o iş çözümsüzlüğe gönderilmiştir’ diye bir deyim vardır.”

    'Durum Türkiye'nin kendi sınırlarını koruyamamasıyla ilgili'

    Avrupa'ya geçmek isteyen sığınmacıların çoğunluğunu Suriyeliler değil diğer milletlerden insanlar oluştururken, Baydarol, bunlar arasında Suriyelilerden çok Türklerin de bulunmasına dikkat çekti. "Bu bir sembolse İdlib ile çok fazla bağlantılı bir durum ortaya çıkmıyor" diyen Baydarol, sınırda olup bitenlerin insani hukuk ve BM Göç hukukuna da aykırı olduğunu vurguladı. Baydarol'a göre ordaya çıkan durum 'Türkiye'nin kendi sınırlarını koruyamamasıyla ilgili':

    “Karşı tarafa geçmek isteyenler arasında Suriyeliden çok Türk var. Dolayısıyla bu bir sembolse İdlib ile çok fazla bağlantılı bir durum ortaya çıkmıyor. Bu aslında Türkiye’nin kendi sınırlarını koruyamaması ile ilgili bir durumu bize gösteriyor. Bütün bunların arkasında koronayı da konuşmak lazım. Çünkü oradaki sefalet manzaraları içinde acaba virüs nasıl hala gelip de oraları bulmadı. Bunu da ayrıca düşünmek gerekiyor. Avrupa Birliği çok masum suçsuz insanlar topluluğu değil. Orada da hakikaten insanlık dışı görüntülere insanlık dışı tepkilerin de verildiğini görüyoruz. Birleşmiş Milletler Göç Hukuku çerçevesinde önce insan hayatının dokunulmazlığıdır, yaşam hakkıdır."

    '3 milyar euro verilir, üstü olur mu meçhul'

    Baydarol, zirvenin ilk sonucu olarak 2016 anlaşması gereği olmasına rağmen bürokratik sebepler ve proje üretilememiş olmasından ötürü Türkiye'ye verillemiş olan 3 milyar euro'nun tesliminini öngördü. Ancak üstüne para verilip verilmeyeceğinin belli olmadığını belirtti. Zirvede diğer yandan AB ile anti-terör yasalarına takılan vize serbestisi ve gümrük birliğinin güncellenmesi konularının da yer aldığını anımsatan Baydarol, bunun en başta Almanya'daki hükümet protokolü gereği çok zor olduğunu anımsattı. Baydarol, bunda Ankara'nın bugüne kadar kullandığı 'diplomatik üslubun' da etkili olduğu görüşünde:

    "Bütün bu işlerin temeline gidersek, 2016’da yapılan mutabakat çerçevesinde AB Türkiye’ye 6 milyar euro para verecekti. 3 milyar euro verilmiş, 3 milyarı hala çeşitli bürokratik gerekçeler ve teknik proje üretememek gibi gerekçelerle Türkiye’ye verilmemiş. Benim anladığım Michel ve von der Leyen’ın yaptığı açıklamalarda bir an önce o para verilecek. Üstüne para verilir mi bilemiyorum. İkinci olarak malum vize serbestisi sorunu vardı. Onun da 2018’e kadar gerçekleşmesi gerekiyordu. Orada bizim anti terör yasasına takıldı, karşı taraf bunu bahane göstererek askıya aldı. Bir başka yapılacak iş gümrük birliğinin güncellenmesi müzakerelerinin başlatılması. Orada da Almanya’da koalisyon protokolü yapılırken bu iş bu koalisyon yürürlükte olduğu sürece başlatılmayacak diye siyasi bir karar alındı. Türkiye’deki anti Alman saldırılara karşı adamlara demediğimiz de kalmadı bir yerde. Bir Alman siyasetçinin duymak sitediği en son lafı söylemek suratiyle Nazi Almanyası benzetmesiyle adamları kızdırdık. Dolayısıyla gümrük birliği güncellemesi müzakereleri de başlayamadı. Son olarak da bir iki tane müzakere başlığı açılıp sanki Türkiye, AB’ye tam üye olacakmış gibi havasını sürdürmesi isteniyordu. O hiç gündeme dahi gelmedi, siyasi diyalog kesildi. Şu anda Türkiye aslında ne yaptı? Diplomatik bir dil kullanmanın gereklerini yerine getirmekten ziyade biraz diplomatik tarzı aşan bir üslup kullanarak siyasi diyaloğu bizzat kendisi kesti. Dün içeride ne olup bittiğini bilemiyoruz ama herhalde yavaş yavaş sızmaya başlar konuşmalar. Sonunda benim gördüğüm tam çözümsüz bir pozisyona gelindi. Heyetler bir araya toplanacak, çok ciddi çalışmalar, çabalar gösterecek. Öğle saatlerinde Mevlüt Çavuşoğlu bir şeyler anlattı. Ama çok fazla bir şey anladığımı söyleyemem.”

    ‘Türkiye ve AB göçmenler konusunda çözüm noktasında değil’

    Bayradol, sığınmacı meselesinin Avrupa'da en başta aşırı sağı tetiklediğini anımsatırken, göç olgusundan kaçınılacak bir noktanın da giderek aşıldığını vurguladı. Türkiye'nin de bu meselenin merkezlerinden birisi haline geldiğine dikkat çeken Baydarol, bu meselenin çözümden uzak olduğunun da altını çizdi:

    "Oradaki sığınmacılar bir şekilde kıta Avrupa’sına gidecek. Yunanistan’ın şu haliyle o kadar sığınmacıya bakması düşünülemez. Dolayısıyla bir yolla kıta Avrupa’sını göndermeye çalışacaklar. Bu başka bir şeyi de tetikliyor Avrupa’da. Niye Avrupa bu kadar karşıt bu işe diye bakarsak, sonuçta giderek zora düşen bir Avrupa ekonomisi söz konusu. Bu kadar göçmenin bir anda Avrupa topraklarına girmesi aşırı sağın yükselmesine de yol açıyor. Şu anda merkez Avrupa’nın en büyük korkusu aşırı sağ korkusu. Fransa’ya bakıyoruz, giderek ivme kazanan Marine Le Pen var. Almanya’nın aşırı sağ eğilimi var. İngiltere ayrıldı, bambaşka sorunlar bıraktı. Bütün bunların içine bir de göçmen el bombasını koyduğunuzda bu da artık şantaj diplomasisi olarak ifade etmemiz gereken yeni bir diplomasi türüne yol açtı. Zaten bu ilk merkezin Türkiye’ye geldiği andan itibaren böyleydi. Göçmenler üzerinden yapılan bir pazarlıkla iş biraz insanlık dışı görüntü vermeye başlamıştı. Bugün de umarım son noktasıdır, daha kötüye gitmez ama dünyadaki göç olaylarına baktığınız zaman bu çok durdurabilecek de bir şey değil. Özellikle küresel ısınmanın yol açtığı koşullar, hastalıklar, açlıklar, harpler derken dünyada muazzam bir göç dalgası var. Biz de bu işin merkezlerinden birisi haline dönüştük. Avrupa’nın Yunanistan sınırında bu göçmenleri ve Türkiye’yi durdurması da çok bir şey ifade etmeyecek, Afrika’dan geçecek göçmenler nasıl gelecek? Şu anda maalesef bir insanlık trajedisi yaşıyoruz, bu görüntüler katlanılabilir değil. Şu anda da Türkiye-AB arasında bir çözüm bulundu noktasında değiliz. Yeni türde bu diplomasi çok sonuç verebilecekmiş gibi durmuyor. Her 15 dakikada bir gündem değişiyor dünyada ve Türkiye’de. Dolayısıyla nereye kadar bu iş tutturulabilir bu konuda şu anda bir fikrim yok, Avrupalı yöneticilerin de bir fikri olduğunu sanmıyorum."

    'AB'nin liderlik ve bütçe sorunu da var'

    Göç olgusuna dair çözümler üretme açısından Avrupa'da da liderlik sorunu olduğunu belirten Baydarol, Türkiye ile olası anlaşma konusunda AB'nin bütçe sorununun da bulunduğunu ekledi. Baydoral göre, Almanya'nın reşit olmayan çocukları alma gibi önerileriyle gidişatın aldığı boyutlara da dikkat çekerken, Ankara'nın da 'göçmen kartına' karşılık İdlil'de siyasi destek isteme politikalarının sonuç vermesini mümkün görmüyor:

    "Avrupa’da şu anda bir liderlik sorunu var. Bunu da kabul etmek lazım. Bir karar veremiyorlar, onu da uygulayamıyorlar. Dolayısıyla zayıf anlarına gelen bir durumla da karşı karşıyalar. Tahmin ediyorum para konusunda biraz çıtayı yükseltecekler. Fakat onları orada durduran başka bir sorun oldu. Geçtiğimiz ay 7 yıllık Avrupa Birliği bütçesi yapıldı ve bu bütçede de böyle bir şey için para konulmadı ortaya. O zaman bu işler için parayı kim verecek, herkes Almanya’ya mı bakacak? Almanya da dışişleri bakanı eliyle sert demeçler vermeye başladı. Bu arada bir başka insanlık tradejisi olabilir mi? Çünkü Merkel de şunu istiyor. Reşit olmayan çocuklardan bin tanesini alalım gibi ailelerinden kopartılıp ne olacağı belli olmayan bir çocuklar meselesi de ortaya çıkabilir. Son 20 yıldır dünya düzeninin kaotik bir yapıya girdiğinden bahsederdim. Şu anda da o kaosun tam dibindeyiz. Başka bir şekilde de ifade etmek pek mümkün değil. Türkiye aslında diyor ki ‘Göçmenlerin içinde Suriyeli çok az olsa bile gör bak benim halimi anla, ben bu göçmenlerden 4.5 milyonu barındırıyor ve besliyorum. Bana biraz destek ol artık, ayıp oluyor’ diyor. Bütün söylem bununla sınırlı. O yüzden gel bana İdlib’de siyasi destek ver, Patriot ver; yani işin batı sınırındaki gösterilen aktivite ile güneydoğu sınırına yönelik yatırım yapma ilişkisi gibi bir şey de ortaya çıkıyor."

    Etiketler:
    Recep Tayyip Erdoğan, Charles Michel, Ursula von der Leyen, göçmenler, Sığınmacılar, Brüksel, Kriz, Göç, Avrupa Birliği, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın