10:38 24 Ekim 2020
Canlı Yayın

    'Doğu Akdeniz için AB'nin elinde Türkiye'ye karşı ne havuç var ne sopa, NATO varken Türkiye ile Yunanistan savaşamaz'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    1132
    Abone ol

    Engin Solakoğlu'na göre, AB'nin elinde Ankara'ya karşı ne havuç ne sopa var; NATO nedeniyle Türkiye ile Yunanistan'ın sıcak savaşa gitme ihtimali yok. Kafkasya'da ise Ankara ile Bakü'nün işgal altındaki bazı illeri almaya uğraştığını belirten Solakoğlu, Erivan'ın 'Türkiye üzerime geliyor' diyerek durumu lehine çevirmeye çalıştığını vurguladı.

    Doğu Akdeniz'de uzun süredir devam eden kriz hali dinerken, yaptırım tehditleri altında uzun süredir beklenen Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi Brüksel'de gerçekleştirildi.

    Sonuç bildirisinde Türkiye ile sıkıntılı başlıklar dikkat çekerken, AB liderleri Ankara'nın Doğu Akdeniz konusunda 'yapıcı ve olumlu bir çaba göstermesi halinde' pozitif gündemi başlatmakta mutabık kaldıklarını duyurdular. Bildiride Ankara'nın uzlaşmaz tutum sergilemesi halinde ise her türlü seçeneğin ve yaptırımların devreye sokulmaya hazır olunduğu kaydedildi.

    AB zirve gündeminde Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki çatışma hali de ele alındı. Türkiye'nin Suriye ve Libya'nın ardından Güney Kafkasya'daki kriz bölgesindeki etkinliği uluslararası tepkilere neden olurken, özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Türk hükümetini eleştiren tutumu dikkat çekti.

    AB zirvesinın Türkiye açısından sonuçları ve Güney Kafkasya'daki durumu emekli diplomat Engin Solakoğlu ile konuştuk.

    ‘Avrupalıların deyimiyle bildiri ‘yapıcı belirsizlik’ taşıyor’

    Engin Solakoğlu'na göre, AB liderler zirvesinin sonuç bildirisi, daha önceki bildirilerden çok da farklı bir nitelik taşımıyor. AB'nin bu tür zirve bildirilerinin uzlaşma ile çıktığını belirten Solakoğlu, bu seferkinin de Türkiye'ye yönelik ortaya konulan veya koyulamayan tavırları barındıran ve Avrupalıların deyimiyle 'yapıcı belirsizlik' içeren bir bildiri niteliğinde olduğunu dile getirdi. AB'nin havuç-sopa yaklaşımının aslında altının boş olduğunu belirtirken, Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik aslında 'havucunun' da 'sopasının' da bulunmadığının altını çizen Solakoğlu, Türkiye'nin ancak kötü yönetilen ekonomiden başlığının 'kullanılabilir' olduğunu vurguladı:

    “Avrupa Birliği’nin metnini okuduğumuzda daha önceki zirvelerde benzer konularda veya başka konularda Türkiye’ye yönelik yaptığı uyarıların ötesinde daha fazla kaygı uyandıracak, daha sert gibi tanımlanacak bir şeye rastlamadım. Zaten AB bildirileri nasıl çıkıyor? 27 ülke boğaz boğaza birbirleriyle itişerek bir metin çıkartıyorlar. Aslında bu AB’nin tam resmi. Yani AB’nin Türkiye’ye yönelik ortaya koyduğu veya koyamadığı tavır, AB’nin başka konularda da ortaya koyduğu, koyamadığı tavra benziyor. Mutlaka içinde bir ikircik barındırıyor. Avrupalıların sevdiği deyimle ‘yapıcı belirsizlik’ mutlaka taşıyor. Bu açıklamayı da o şekilde yorumladım. Yani Türkiye’yi yönetenlerin de halkının da çıkarları birleşmese bile ‘Biz ne yapacağız şimdi?’ demeye sevk edecek bir açıklama değil bu. Çünkü AB’nin bu havuç-sopa politikası dediğimiz yaklaşımda Türkiye’ye yönelik bir sopaları esasen yok. Çünkü havuçları da yok. Havuçtan kastımız uzun yıllardır müzakere ediyoruz. Üyelik diye başladık, daha sonra iyice düyuna kaldı. Daha sonra serbest dolaşım, vizenin kaldırılması, gümrük birliğinin genişletilmesi gibi hususlar var. Bunların içerisinde Türkiye ile AB ilişkilerini gerçek anlamda tanımlayan ve belki bir gün olabilecek olan gümrük birliğinin genişletilmesidir. İki tarafın firmaları için de anlam taşıdığı için realitedir. Vizenin kaldırılması, üyelik de yakın gelecekte konuşabileceğimiz herhangi bir ışık göreceğimiz konular değildir. Dolayısıyla AB’nin zaten bir havucu yok Türkiye’ye karşı. Havuç ne olabilir? Son derece olağandışı bir ekonomi yönetimi sayesinde son derece diplerde dolaşan bir ekonomimiz var. Tabiatıyla yüzde 50’den fazla ticareti Avrupa ile yapıyorsunuz. Ülkedeki en fazla yabancı yatırımcı Avrupa Birliği’nden. Dolayısıyla ülkenin, rejimin ihtiyaç duyduğu kaynakları sağlayacak olan yer Avrupa. Belki o açıdan AB ile köprüleri atmamanın bir gerekçesi var. Bu kaynaklar derken hepsi yatırım demek. Zaten karşıdan gelen adamın bir çıkar elde ettiği şey demek. Yani AB de durup dururken Türkiye’ye ceza vereyim dediğinde kendi ekonomisine de zarar vermiş oluyor. Burada çok havuç sopa durumu yok o yüzden. Avrupa da Türkiye de birlikte yaşamak zorunda olan ve şu sıra pek fazla iyi anlaşamayan iki komşu konumunda. Onun için bu zirve bildirisini çok ciddiye almak ve çok fazla bir kopma noktasına geliyoruz gibi bir duyguya kapılmak için yeterli görmüyorum."

    'NATO durun siz kardeşsiniz demiş oluyor, Türkiye ile Yunanistan'ın sıcak savaşa gitme ihtimalleri yoktur'

    Türk dış politikasının genellikle 'yüksek sesle bağırıp yüzde 80’i gerçeğe dayanmayan iddialarla içeride ters gidenleri örtmekle' iştigal ettiğini belirten Solakoğlu, iddiaların yanındaki realitelere dikkat çekti. Solakoğlu'na göre Doğu Akdeniz krizinde de sınırı çizen NATO. NATO'nun askeri komite mekanizması ile Türkiye ile Yunanistan'a 'durun siz kardeşsiniz' dediğini söyleyen Solakoğlu, NATO'nun varlığı ortadan kalkmadıkça ve koşullar değişmediği sürece Türkiye ile Yunanistan arasında sıcak savaş ihtimali bulunmadığı görüşünde:

    "Geri adımdan bahsedebilmek için bizim şu anda yürütülen dış politikanın bir iddia bir de realite kısmı var. İddia kısmı birazcık zorlayınca Derne, Tobruk hattına kadar gidiyor. Bir de gerçekler var, bunları aslında çizen NATO. Çünkü Türkiye ve Yunanistan’ın yakın zamanda anlaşmaya vardıkları dediği konu özellikle askeri gerginlik anlarında işin çatışmaya varmamasını sağlayacak birtakım mekanizmaların üretilmesi. Bunda da yadırganacak bir şey yok. Özetle NATO, iki üyesine ‘Durun siz kardeşsiniz’ demiş oluyor. Bu zaten bir realite. Türkiye ve Yunanistan’ın sıcak bir çatışmaya girme ihtimali yoktur. Bu iki tarafın da hem kendi halklarını kandırmak hem de başka yan çıkarlar elde etmek için sürekli olarak kışkırttıkları bir konudur. Aşağı yukarı 20 sene Türk-Yunan ilişkileri Kıbrıs bağlamında takip ettim. Her iki taraf da çok yüksek sesle konuşur. Ama NATO’nun varlığının ortadan kalkmadığı ve koşullar değişmediği sürece sıcak savaşa gitme ihtimalleri yoktur. Şu anda bir diplomatik egzersiz yürütülüyor. Bana göre AB’nin Türkiye’ye geri adım attırmış olması için zaten Türkiye’nin somut bir ileri adım atması gerekirdi. Burada Türkiye’nin yaptığı da genellikle yüksek sesle bağırmaktan ibaret. Bugünkü dış politika, yüzde 80’i gerçeğe dayanmayan iddiaları sürekli olarak iddia atıp, içeride ters giden şeyleri mümkün mertebe örtmek üzerine kurulmuş. Onu çok ciddi bir geri adım attırma veya baskı unsuru olarak tanımlamıyorum. Doğu Akdeniz’de de AB burası benim sınırımdır diyor. Fransa gemi gönderiyorum, Kıbrıs’ta üs açıyorum diyor. Bu da gerçekçi değil, bu da Türkiye’yi korkutmaya yeterli değil. Çünkü o da bir NATO üyesi. Fransız halkına da sorarsanız bir gün, ‘Ben oralara gemi gönderdim’, halk da ‘Bana ne oradan’ diyecek. Tüm toplumların şu anda kriz kaynaklı ciddi ekonomik sorunları var. Bazı ülkeler bizden farklı olarak kamuoylarına hesap vermek zorundalar. Hesap verme zorunluluğu olan yönetimlerin de tehditlerini arazide hayata geçirmelerini çok yüksek ihtimal olarak görmüyorum.”

    ‘Masaya oturmak olumlu bir gelişme ama bir yere varmaz’

    Solakoğlu, Ankara'nın ortaya attığı 'Doğu Akdeniz konferansı' önerisinin AB'de karşılık bulma görüntüsünü olumlu bir adım olarak değerlendirse de sonucunun bir yere varmayacağının altını çizdi. AB'nin mevcut sorunlarıyla başa çıkmakta zorlanan ve sorun çözme mekanizmalarına sahip olmayan bir yapı olduğunu belirten Solakoğlu, Türkiye açısından asıl önemli olanın ekonomi açısından Fransa ve Almanya gibi ülkelerin genel yönelimleri olduğunu vurguladı:

    “Konferans önerisinin anlamı aslında salt diplomatik açıdan ve normal atmosfer koşullara baktığımızda diplomatlar her zaman gazete manşetleri üzerinden yürütülen gerginliktense, masaya oturup konuşulmasını tercih eder. O açıdan olumlu sayılabilir. Bir yere varır mı, çok daha yanıtlaması güç bir soru. Bir yere varmayacaktır ama her koşulda tarafların kendi köşelerinden birbirlerine bağırmalarına göre masaya oturmaları bu bölgede yaşayan halklar için daha olumlu bir gelişmedir, diye düşünüyorum. Sonuca varsın varmasın. Kıbrıs sorunu başlı başına bir mesele. Avrupa Birliği çok büyük bir hata yaptı. Güney Kıbrıs’ı alarak çok ciddi bir sorun ithal etti bünyesine. Zaten mevcut sorunlarıyla kolay başa çıkamayan bir yapı, karar alma sistemindeki tıkanıklıklar yüzünden. Yakın zamanda örneğini gördük. Belarus konusunda Güney Kıbrıs’ın yaptığı engelleme gibi. Bunu zamanında Avrupalılarla da konuşuyorduk ama topluluğun başka türlü ilerleme imkanı yoktu. Bir şey ya toptan kabul ediliyor ya da toptan reddediliyor. O çerçevede aldılar. Şimdi bana göre bu sorunu çözmeye yeterli mekanizmalara sahip değil AB. Az önce şunu gördüm, Macaristan’ın Azerbaycan-Ermenistan çekişmesinde Azerbaycan’dan yana tavır koyduğu AB’nin genel yaklaşımının dışında. Bunlar çok olacaktır. Onun için AB’yi henüz siyasi ya da diplomatik bir özne olarak kabul etmekten yana değilim. Fransa, Almanya gibi ülkelerin genel yönelimleri bizim açımızdan çok önemli ekonomimiz bakımından. Ekonomi olmadan zaten hiçbir şey olmuyor. Onları daha dikkatle takip etmek, mümkün mertebe müzakere masanın yakınlarında olmak lazım."

    'Türkiye ve Azerbaycan'ın hedefi işgal altındaki 7 vilayetten en azından bir kısmını geri alabilmek'

    Türk dış politikasında uzun yıllar kendisini 'istikrar adası' olarak sunduğunu ve karşıt örnek olarak İran'ı gösterdiğini diplomat olarak deneyimlerinden yola çıkarak anlatan Solakoğlu, bugün bu durumun değiştiğini belirtti. Türkiye'nin Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışma halindeki pozisyonunun arkasında ise iç politika ve ekonomideki sıkıntıların yattığı görüşündeki Solakoğlu, "Bir konsolidasyon imkanı olarak her türlü milliyetçilik ve çatışma ihtimaline sarılan bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız" vurgusu yaptı. Türkiye'de hiçbir partinin Bakü'nün yanında durmak dışında bir seçeneği bulunmadığını da dile getiren Solakoğlu'na göre Türkiye ve Azerbaycan'ın hedefleri işgal altındaki 7 Azeri vilayetinden en azıdan bir kısmını geri alabilmek:

    "1990’larda ben genç bir diplomatken bize öğretilen ve yabancılara tekrarlamamız istenen temel yaklaşımlarından biri Türkiye’nin şuydu; Türkiye bölgesinde istikrar yaratan bir ülkeydi. Türkiye bir istikrar adasıdır. Bu istikrarsızlık bölgede. Türkiye’yi destekleyin NATO bağlamında olsun, AB’de olsun Amerika ile ilişkilerde olsun, biz de burada istikrar yaratmaya devam edelim. Ekonomimiz büyüyor, buraları bir ticaret cenneti haline getirelim gibi bir yaklaşımımız vardı. Şimdi geldiğimiz noktada bulunduğu ve müdahil olduğu her yerde bir kriz çıkıyor. 90’lı yıllarda bu tanımlamayı İran için yapardık. İran istikrarsızlıktan beslenen bir ülkedir diye. Böyle bir karşı argüman. Türkiye ile İran karşılaştırması yapıldığında biz daha önemliyiz, çünkü biz istikrardan besleniyoruz, o istikrarsız derdik. Şu andaki tabiatıyla iç politika ve ekonomide deniz bitince dışarıda bir konsolidasyon imkanı olarak her türlü milliyetçilik ve çatışma ihtimaline sarılan bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. Bu bağlamda ilk bakışta Türkiye’nin zaten Azerbaycan’ın belirlediği hedefler ki bunların başında 7 işgal altındaki vilayetten en azından bir kısmını geri almak ve Azerbaycan rejimine ve halkına dönerek, ‘Ben bu kadar silahlandım, para harcadım ama boşa gitmedi’ deme imkanı sağlamak var. Türkiye’de herhangi bir parti için de geçerli. MHP ittifakıyla AKP iktidarının da Azerbaycan’ın yanında durmak dışında başka bir seçeneği yok. Türkiye 26 senedir hiçbir şey yapmayan ve artık neredeyse bir neslin varlığını unuttuğu Minsk Grubu’nun çatışma çıkınca ‘Durun bakalım, ateşkes hemen orada durun’ demesini desteklemek durumunda değil bana göre. Bunu Azerbaycan’ın da çok dikkate alacağını zannetmiyorum. Rusya’nın Fransa ve Amerika ile birlikte yaptığı ateşkes çağrısını belki zahiri olarak tanımlamak lazım. Rusya’nın söylediği ile yaptığı arasında genellikle bir fark oluyor. Özellikle yakın çevresi söz konusu olduğunda. Burada Rusya’nın gerçekten bir ateşkes ve herkesin olduğu yerde durmasını istediği noktada ben duracağına inanıyorum. Seçme şansı olmayacaktır zaten Azerbaycan ve Ermenistan için. O sırada Türkiye’nin ateşkesi destekleyip desteklememesi çok da ilave bir etkili faktör değildir.”

    'Ermenistan için üzerime Türkiye geliyor demek en güzel tanıtım yöntemi'

    Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bir tarafa topraklarının yüzde 18'inin Ermenistan işgali altında olduğunu vurgulayan Solakoğlu, Erivan'ın ise meseleyi Azerbaycan'la sınırlamak yerine, tarihsel olarak birçok ülkenin etkileyici bulduğu bir mirası kullanarak Türkiye üzerinden sunduğunu belirtti. Diğer yandan Azerbaycan'a Suriye ve Libya'dan taşınan cihatçılar söylemine temkinli yaklaşan Solakoğlu, Macron’un bahsettiği Sultan Murat Tugayı gibi cihatçıları 2012'de bizzat Fransa'nın desteklediğini anımsatıp "Müthiş bir ikiyüzlülük dönüyor" ifadesini kullandı. Solakoğlu'na göre, son 15 senedir ordusunu güçlendirip silahlanmış Azerbaycan açısından sahada fark yaratmayacak şaibeli savaşçılarla çalışmak tercih olmaz:

    “Ermenistan kendi açısından doğrusunu yapıyor. Çünkü Ermenistan sonuç olarak bu krizde işgalci bir ülke. Dağlık Karabağ meselesini bir yana bırakırsak Azerbaycan’ın kendi topraklarının yüzde 18 civarında işgal etmiş, üzerine oturmuş ve orada etnik temizlik yapmış bir ülkeden bahsediyoruz. Tabiatıyla meseleyi Azerbaycan ve Ermenistan’a sınırlamak yerine geçmişten gelen insanlık ve birçok ülke bakımından çok etkileyici bulunan bir mirası da kullanarak ‘Beni Türkiye yeniden zorluyor’ ya da ‘Üzerime Türkiye geliyor’ demek en güzel tanıtım yöntemi. Bunu kullanabilmek için de karşısında çok ideal bir Türkiye var, Suriye’den tutun Libya’ya kadar cihatçılardan bahsediliyor. Macron’un bahsettiği Sultan Murat Tugayı buraya gitti gibi şeyler var. 2012’de Fransa’nın da desteklediği silahlandırdığı gruplar. Müthiş bir ikiyüzlülük dönüyor. Bir taraftan şunu kabul etmek zorundayım ben ihtimal vermemiştim, böyle bir enayilik yapılabileceğine, hala zorlanıyorum. Çünkü aklın reddettiği bir şey. Azerbaycan gibi son 15 yılını çok yüksek silahlanmaya ayırmış ve Ermenistan karşısında da arazide bir hayli güçlü konumda olduğu görülen İsrail ve başka teknolojiler kullanan zengin bir ülkenin neden hemen hemen 4 bin, gittikleri hiçbir savaş alanında fark yaratamayan ve tersine çok şaibeli bir şeyle çalışmayı tercih edeceğini aklım almıyor. Azerbaycan bunu reddediyor. Bizim taraftan çok net mesajlar gelmiyor. Sanki bir marifetmiş gibi. Eğer yapıldıysa çok yanlış bir şey tanıtım bakımından. Ama bugün dikkatle okuyorum bu konuyla ilgili şeyleri. Bir yazar çok güzel bir şey demiş. Eğer Kafkasya’da bir yabancı güç kullanılacaksa, bu Çeçenistan’dan veya Çeçenistan bağlantılı olabilir. Çünkü gerek coğrafya gerek oranın koşullarıyla hakikaten arazide sonucunu değiştirebilecek bir dış ekip olabilir. Suriyelileri alıp oraya koysanız ne kadar etkisi olur, anlamlı bulmuyorum."

    ‘Fransa’nın Ermenistan yanlısı tutumu bir reflekstir’

    Güney Kafkasya'daki kriz konusunda Fransa'nın tutumunu da değerlendiren Solakoğlu, Ermenistan lobisi Fransa'da 'ulusun bir parçası' haline geldiği için Macron'un tepkilerinin de aslında Türkiye'ye karşı olmadığı ve bir refleksten ibaret olduğu görüşünde. Solakoğlu Paris'in tutumunun Ermenistan'a askeri desteğe zaten varamayacağını da anımsattı:

    "Macron’un açıklamasında da eğer Fransızcam yettiyse şöyle bir vurgu aldım; Suriye’den Gaziantep üzerinden savaş bölgesine geçmek üzere ayrıldığı yönünde kesin bilgilerden bahsetti. Ama savaş bölgesinde bulunduklarına dair kesin bilgilerden bahsetmedi. Oradalar mı, ölenler nerede öldü vs. onları savaşın ilk kurbanı gerçeklerdir. Nerede yalan var, nerede gerçek var onu bulamıyoruz. Ama Fransa’nın Ermenistan yanlısı tutumu da bir reflekstir. Pek üzerine düşünmelerini gerektirmeyen bir konudur. Gerçekten Fransa’da çok ciddi ve etkili bir Ermeni lobisinden bahsedebiliriz. Buna Ermeni lobisi demek de doğru değil, Amerika gibi değil. Tamamen Fransız ulusunun bir parçası olmuş, neredeyse Fransız kimliğinin bütünleyicisi olmuş bir halktan bahsediyoruz. Fransa’nın verdiği bu tepki de sadece devlet başkanı bize kötülük olsun diye yapmıyor bunu, gerçekten tabandan gelen bir şey. Ama bunun tercümesi Fransa birliklerini toplayıp Ermenistan’a yardım yapacak değildir. Öyle bir ihtimal olamaz. Askeri anlamda katkı olamaz. Ermenistan ortalığı mümkün mertebe ayağa kaldırıyor. Pakistan uçaklarının da Azerbaycan yanında saldırıya katıldığına dair bir şeyler okudum. İyice gerçeklik zemininden kopmuş vaziyetteler. Ermenistan açısından tabiatıyla hayati bir konu bu. Hayati bir konuda her türlü silahınızı kullanırsınız. Bu da propaganda.”

    Etiketler:
    Dağlık Karabağ, Suriyeli muhalifler, cihatçılar, AB Liderler Zirvesi, Güney Kıbrıs, Avrupa Birliği, Engin Solakoğlu, Çatışma, Ermenistan, Azerbaycan, Yunanistan, NATO, Doğu Akdeniz, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın