15:01 16 Ocak 2021
Canlı Yayın

    ‘AB, Türkiye ile diyalog yollarını kapattığı için kendini köşeye sıkıştırdı, yaptırım kozu kalmadı’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 75
    Abone ol

    Selim Yenel'e göre Türkiye ile diyalog yollarını kapatan AB'nin elinde yaptırım kozu kalmadı. Asıl sıkıntının sakin ilişki kurmamak ve reformlarda geriye gidiş olduğu görüşündeki Yenel, diplomasiye ağırlık verilmesi gerektiğini vurguladı. Yenel, Biden'ın ise ilk başta Ankara'ya karşı yumuşak yol izleyeceği karşılık bulamazsa sertleşeceği görüşünde.

    Avrupa Birliği (AB) liderler zirvesi 10-11 Aralık'ta Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenecek. Zirve öncesinde AB dışişleri bakanları Brüksel’de toplandı. Türkiye’ye sert yaptırım uygulanması talebi AB üyelerini bölmüş görünüyor.

    Fransa, Yunanistan, Avusturya gibi ülkeler yaptırımdan yana ağırlıklarını koyarken, silah ambargosu gibi çağrılara destek çıkmış görünmüyor. Ancak geçen ekim ayındaki zirvede Türkiye'ye 'mühlet veren' AB içerisinde yoğun tartışmalar olurken, özellikle diyaloğu vurgulamış olan Almanya'nın Dışişleri Bakanı Heiko Maas da AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de olumsuz bir tablo çizdi.

    AB içerisinde ekim ayından bu yana Türkiye ile 'aday ülke' olmanın belirlediği formatın 'yeni bir ilişki biçimi' ile değiştirilmesi tartışmaları da bulunuyor.

    Türkiye'nin Avrupa ile tartışmaları, ABD'de de Joe Biden'ın başkanlığı devralmaya hazırlandığı bir dönemde yoğunlaşırken, gelişmeleri Emekli Büyükelçi ve Global İlişkiler Forumu İcra Komitesi Başkanı Selim Yenel ile konuştuk.

    'AB'nin elinde Türkiye’ye karşı zaten yaptırım kozu kalmadı'

    Selim Yenel, AB'nin ekim ayındaki zirvede Türkiye'yle ilişkileri ele alırken bazı koşullar ve teşvikler ortaya attığını anımsatırken, bu unsurların 'zorlayıcı' hale geldiğini vurguladı. AB'nin normal diyaloğun sürdürülmesi yerine Türkiye ile diyalog yollarını kapattığı görüşünü dile getiren Yenel, bu sebeple birliğin elinde fazla malzeme kalmadığını söyledi. Üyelik görüşmelerinin durduğunu, Gümrük Birliği güncellemesinin başlamadığını, vize muafiyetinin de sağlanmadığını belirten Yenel, sadece katılım öncesi bazı yardımların yapıldığını belirterek, birliğin elinde Türkiye'ye karşı fazla bir yaptırım kozu kalmadığı değerlendirmesinde bulundu:

    “Zirveden önce 2 Ekim’de de bir zirve yapılmıştı, orada özellikle Türkiye ile ilgili durum ele alınmıştı. Orada birtakım koşullar öne sürülmüştü. Deyim yerindeyse Türkiye uslu durursa, birtakım olumlu adımlar atılacağını söylemişlerdi. Gümrük Birliği’nin modernleşmesine yönelik adımlar ve diyalog çağrıları. Bunları birtakım koşullara bağlamak işe yaramaz. Bir bakıma zorlayıcı bunlar. Esasında daha önce yapılması gereken normal bir diyalog sürdürülmesi. Türkiye ile olan diyalog yollarını kapattıkları için bir bakıma kendilerini de köşeye sıkıştırdılar. Bu zirvede ellerinde fazla yaptırım malzemesi yok. Çünkü üyelik müzakereleri durmuş vaziyette. Gümrük Birliği’nin modernleşmesiyle ilgili bir şey başlamadı. Vize muafiyeti sağlanmadı. Bir de Türkiye’ye yönelik birtakım katılım öncesi yardımlar yapılıyor, onları da azaltmaya karar verdiler. Diyalog yolları yok, zirvelere çağrılmıyor. Dolayısıyla Avrupa Birliği’nin elinde Türkiye’ye karşı zaten yaptırım kozu kalmadı. Zaten şu an Türkiye’ye karşı yaptırımları var, özellikle sıkıntılara sokuyor bizi. O bakımdan insan daha fazla ne yapabilecekler diye düşünüyor. Zorlama bir şeyler buluyoruz ama Türkiye’yi rahatsız edecek bir şey kalmadı ellerinde.

    'Asıl sıkıntı reform ifadelerinin söylemde kalması'

    AB zirvesinden hemen önce Türkiye'de reform söylemleri ortaya çıkarken, Selim Yenel, asıl sıkıntının bunların 'söylemde kalması' olduğu görüşünde. Türkiye'nin Batı'nın bir parası olduğunun unutulduğunu dile getiren Yenel, esas sıkıntının geriye adımlar atılması olduğu görüşünü dile getirdi:

    "Bunlar söylemde kalmamalı. AB ile yaptığımız tüm temaslarda daha önce reform çalışmaları olduğunda söyledikleri şuydu: Uygulamayı görelim. Uygulamayı görmeden AB ve diğer taraflar adım atmazlar. Şimdiye kadar yaptığımız reformlar sayesinde adımları atabildik geçmişte. 2004-05 yıllarında reformlarımız hızlı şekilde gidiyordu, o yüzden üyelik müzakereleri süreci açılmıştı. Ondan sonra reformlarda geri adımlar atıldı. Şu anda reformları niye tekrar gündeme getiriyorum? Çünkü geri adımlar atıldığı için bu haldeyiz, esas burada sıkıntı var. Biz Batı'dan kopuyor muyuz tartışması yapılıyor. Ama biz bir aday ülkeyiz, NATO üyesiyiz ve bizim batıyla çok entegre olmuş bir halimiz var. Bunu benimsemek gerekir. Batı bizim düşmanımız değil, Batı'nın bir parçasıyız. Bunu unutuyoruz. NATO üyesi olduğumuzu dahi unutuyoruz, karşı duruyoruz. NATO’nun dışında kalsak çok daha vahim şeylerle karşılaşacağız, bunu insanlar unutuyor nedense.”

    'Türkiye'nin AB üyeliği için önünde önemli engeller var ama dünya değişiyor, daha sakin ve soğukkanlı ilişkiye geçilmeli'

    AB içinde Türkiye'nin adaylığı yerine yeni ilişki biçimi yeniden tartışılmaya başlanırken Selim Yenel, özel ilişki meselesinin de yeni olmadığını anımsattı. AB ile gelinen noktayı anlatırken, "Türkiye aday mı değil mi, o belli değil" diyen Yenel, Türkiye'nin karşısındaki en büyük engellerin Kıbrıs, Almanya'ya denk nüfus ve din ile kültür olduğunu dile getirdi. Diğer yandan dünyadaki değişimlere atıf yapan Yenel, Ankara'nın AB ile daha sakin, soğukkanlı bir ilişkiye geçmesi gerektiğinin altını çizdi. Yenel'e göre bunu yapmak için en başta sert söylemlerden vazgeçmek gerekiyor:

    “Zaten özel ilişkiye geçelim diyorlardı. Şu an bizim ilişkimiz özel. Ne yazık ki ne Norveç ne İsviçre’ye benziyor. İngiltere yakında zaten bambaşka bir ilişki biçimine geçecek. Türkiye aday mı değil mi o belli değil, ortada duruyor. Karşımızda engeller şöyle; Kıbrıs engeli var. Kıbrıs sorunu çözülmeden üye olmamız mümkün değil. İkincisi nüfus yapımız. Nüfusumuzun büyüklüğü, daha doğrusu bir üyenin nüfusu oradaki gücünü ortaya koyuyor. Türkiye üye olsa Almanya kadar haklara sahip olacak. Üçüncüsü de her ne kadar söylemeseler bile din ve kültür hala bir engel. Türkiye üyelik perspektifini kaybetmese dahi AB’de başka türlü ilişki içine girmek zorunda. Dünyada her şey değişebiliyor. Sovyetler Birliği’nin çökeceğini kim bilebilirdi? Brexit’i kim bilebilirdi? Onun için göç krizi gibi ya da başka bir kriz gibi Türkiye ihtiyaç olabilir. Üyelik perspektifini kaybetmeden AB ile sakin, soğukkanlı, düzgün bir ilişki içine girmemiz lazım. Bunu yapmak için iki tarafın da retoriği düşünmesi lazım. Birbirimize karşı söylemimizi yumuşatmamız lazım. Çok sert konuşuyoruz hem onlar hem biz. Dolayısıyla da bir güven bunalımı var. Bunun üstesinden gelmekte zorlanıyoruz."

    'Almanya dönem başkanlığı ve Merkel bulunması Türkiye için olumlu'

    Almanya'nın şu anda AB'nin hala 'en sağlıklı düşünen gücü' olduğu görüşündeki Selim Yenel, bu ülkenin AB dönem başkanı olmasının da Ankara açısından olumlu olduğu görüşünde. Yenel, Fransa'nın çok daha sert tutumuna dikkat çekerken, buna karşın AB'de kararlar oy birliğiyle alındığı için sert yaptırım taleplerinin zirve sonucuna yansımayacağı görüşünde:

    "Almanya şu anda AB’nin hala en sağlıklı düşünen gücü. Bir yıl daha var Merkel’in iktidarda kalması için. Bu bir yılı iyi değerlendirmemiz lazım. Almanya şu anda dönem başkanı. Bu da bizim için olumlu bir gelişme. Türkiye ile aralarının bozulmasını istemiyorlar. Çünkü kopsa iyice zorlaşacak ilişkilerin düzelmesi. O bakımdan bence yine de iyi polisi oynuyor, mantıklı davranıyor. Daha soğukkanlı ve gerçekçi davranıyor. O bakımdan Türkiye’ye yönelik davranışlarda da daha mantıklı neticelerin çıkacağını bekliyoruz. Macron’a kalsa çok daha sert yaptırımlar istiyor. Ama AB’de kararlar oy birliğiyle alınıyor. O bakımdan çok sert kararlar çıkmaz. Daima bir yumuşatıcı etken olur. Türkiye gibi önemli bir konumda ülke için görüş birliklerinin olması çok zor. Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi, Avusturya ve Fransa’nın Türkiye’ye karşı çok sert taleplerinin yerine gelmesini beklemiyorum.”

    'Türkiye'yi dışlayıp karşılıksız kalmasını bekliyorlar; ancak Türkiye önyargıları kırmak için diplomasiyi kullanmalı'

    AB'nin Doğu Akdeniz'deki gelişmeleri 'tek taraflı' gördüğünü söyleyen Yenel, gelinen noktada artık Kıbrıs, Yunanistan, Mısır ve İsrail'in birlikte karar alıp Türkiye'yi dışladığı ve bunun karşılıksız kalmasını bekledikleri bir ortam oluştuğu görüşünde. Yine Ege'de de örneğin hava sahası üzerinden sürekli Türkiye'nin suçlandığını anımsatan Yenel, tüm bu önyargıların kırılması için meselelerin diplomatik yollar kullanılarak anlatılması gerektiğinin altını çizdi:

    “Sıkıntılı bir dönem var karşılıklı olarak. Doğu Akdeniz’de hem Yunanistan hem de Rum yönetiminin almış olduğu kararlar bizim yaptıklarımızdan dolayı ortaya çıktı. AB ne yazık ki bunu tek taraflı görüyor. Bizim yaptığımız hareketler onlara göre çok sert gibi gelebilir ama tepkisel bunlar. Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Mısır ve İsrail ile birlikte birtakım kararlar alıyor ve bizi dışlıyorlar. Bunun da karşılıksız kalmasını bekliyorlarsa yanılıyorlar. Türkiye esasında kendini koruyor. Ama bazen anlatmak çok zor. Bir de Avrupa Birliği’nde ne yazık ki dış politikada ne karar alınırsa onun arkasında duruyorlar. Halbuki iç politikada çok farklı davranabiliyorlar. Polonya ve Macaristan’a yapılanları görüyoruz. Dış politikada yapılan hataları görmezden geliyorlar. Doğu Akdeniz ve Libya’daki durum farklı. Libya’da İtalya ve Türkiye’nin görüşleri üst üste geliyor. Ama Hafter’i Fransa tutuyor, Almanya ortada, böyle karman çorman bir durum var. Önemli dış politika alanlarında AB’de bir görüş birliği ortaya çıkmaz, herkesin farklı görüşleri vardır. Bizim istediğimiz dikkat çekmekti. Ege’deki durum açısından dikkat çekildi. Orada bir hava sahası sorunu vardır. Yunanistan hava sahasını 6 mil yerine 10 mil diye ilan eder. Dünyada bir tek yapan ülke budur. Bizim de sürekli olarak bu hava sahasını ihlal ettiğimizi söylerler. Bu biraz daha gündeme geldi. Biz kendi açımızdan dış medyada yer bulabildik. Ama onun dışında kolay değil. Sürekli anlatmamız lazım. Bize karşı bir önyargı olduğunu da kabul etmemiz gerekiyor. Söylememizi daha yumuşatabilsek, yani zarfı daha yumuşak yapsak içerik zaten var. Diplomasiye biraz daha önem vermek lazım. Diplomasinin sanki yumuşak gidiyor anlamında düşünmemek lazım, diplomasi de bazen sert bir şekilde bazı şeyleri söyleyebilir. Diplomasi esasında kullanılacak bir maniveladır. Bunu daha fazla kullanmamız gerekiyor."

    'Önce iç politik sorunlara yoğunlaşacak Biden ilk başlarda Türkiye'ye karşı yumuşak bir yol izler, karşılık bulamazsa sertleşme görebiliriz'

    Yenel, ABD'de ise Joe Biden’ın göreve gelmesinin ardından önce iç siyasi sorunlarla ilgilenmek durumunda kalacağı, dış politikaya sonra öncelik vereceği görüşünde. Biden'ın ilk başlarda Türkiye ile ilişkilerde yumuşak bir yol izlemesini bekleyen Yenel, ancak karşılık bulunamazsa sertleşmenin de gündeme gelebileceğini söyledi. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde ABD rolünün eskisi kadar önemli olmadığı görüşündeki Yenel'e göre Ankara ABD ve Avrupa ile ilişkilerin düzeltilmesi de gerekiyor:

    "Biden iş başına geldikten sonra önce iç politikaya sarılacaktır. Çünkü içeride çok büyük sıkıntılar var. Oradaki ayrılığı gidermeye çalışacaktır. Dış politikaya sonra öncelik verecektir. Bazı konular gündeme gelir. Ama Türkiye ile olan ilişkilerde daha yumuşak bir ifade kullanacaktır. Önce bir orta yol bulunmaya çalışılacaktır özellikle S-400 konusunda. Ama eğer bir karşılık bulamazsa sertleşme görebiliriz. İlk 6 ay boyunca daha yumuşak şekilde gidilmesini bekliyorum. Zaten etrafına bir bakacaktır, ne olup bitiyor. Birtakım toplantıların yapılmasından bahsediliyor. Demokrasi zirvesinden bahsediliyor. Oraya Türkiye çağrılacak mı çağrılacak mı bilinmiyor. Türkiye’nin AB ile ilişkileri bakımından Amerika’nın rolü artık eskisi kadar önemli değil. Eskisinden daha fazla itibarı vardı, daha çok ses getiriyordu. Zaten şu anda Amerika ile aramız çok sıcak olmadığı için o desteği de göremiyoruz. AB ile de Amerika ile de aramızı düzeltmemiz lazım. Herkesle iyi geçiniyorduk, başkalarının arasını bulmaya çalışıyorduk, o döneme dönmemiz lazım. Şimdi millet bizim birileriyle aramızı bulmaya çalışıyor. Yadırganacak bir durum.”

    Etiketler:
    Reform, Libya, IRINI Operasyonu, Fransa, Joe Biden, Yaptırım, NATO, Doğu Akdeniz, Türkiye, Angela Merkel, Avrupa Birliği
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın