03:38 18 Kasım 2018
Canlı Yayın
    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz

    AK Partili Yılmaz: Türkiye, Fırat’ın doğusunda da hiçbir şekilde bir terör yapılanmasına müsaade edemez

    Ali Sarıgül- AK Parti
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yurdagül Şimşek
    0 54

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda hiçbir şekilde bir terör yapılanmasına müsaade edemeyeceğini kaydederken İran’a yönelik yaptırımlar konusunda da, “Türkiye olarak biz herhangi bir ülkenin tek taraflı yaptırımlarına uymak durumunda değiliz” dedi.

    Rusya ile 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefini gerçekleştirmek için bazı anlaşmaların güncellenmesi gerektiğini ifade eden Yılmaz, Türkiye'nin Rusya'dan aldığı S-400 hava savunma sisteminin NATO'ya bir tehdit olmadığını, Türkiye'nin savunması için gerçekleştirdiği bir proje olduğunu vurguladı. Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda hiçbir şekilde bir terör yapılanmasına müsaade edemeyeceğini kaydeden Yılmaz, İran'a yönelik yaptırımlar konusunda da, "Türkiye olarak biz herhangi bir ülkenin tek taraflı yaptırımlarına uymak durumunda değiliz" dedi.

    Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri geliştirilmesi amacıyla karşılıklı temaslar devam ediyor. Hafta sonu Antalya'da Türkiye-Rusya Toplumsal Forumu toplantısı gerçekleşecek. TBMM Dışişleri Komisyonu üyeleri de önümüzdeki hafta Rusya'ya gidecek. Geçen hafta da AK Parti'nin dış ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Moskova'da temaslarda bulundu. Yılmaz, Dış İlişkiler Başkanlığı olarak izleyecekleri yol haritasını, Rusya ziyaretini ve Türkiye-Rusya ilişkilerini Sputnik'e değerlendirdi. Yılmaz'ın, sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

    -AK Parti'de kongreden sonra dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcılığı görevine getirildiniz. Yeni görevinizde nasıl bir yol izleyeceksiniz, neler yapacaksınız?

    AK Parti tabi kurumsal bir yapı. Böyle başkanların değişmesi ile hemen politikaları köklü değişecek bir parti değil. Bizim genel politikalarımız var dış politikaya ilişkin. O politikaları elbette devam ettireceğiz, elimizden geldiğince daha etkili bir şekilde sahaya yansıtma gayreti içinde olacağız. Benim kendi açımdan belirlediğim dört öncelik var.

    İZLENECEK POLİTİKANIN DÖRT ÖNCELİĞİ OLACAK

    -Nedir bu dört önceliğiniz?

    Birinci önceliğimiz şu; Türkiye'yi dünyaya daha iyi anlatmak. Türkiye'nin gerçeklerini, Türkiye'nin realitesini daha iyi anlatmak. Türkiye'ye yönelik ciddi algı operasyonları gerçekleşti geçtiğimiz yıllarda, gerek FETÖ gerek PKK gibi terör örgütlerinin katkısıyla, bazı uluslararası güç odaklarının çabalarıyla, uluslararası medya üzerinden. Maalesef Türkiye'nin gerçekliği oldukça çarpıtılarak yansıtıldı. Birinci önceliğimiz bizim bu. Bu konuda Türkiye'nin gerçeklerini artısıyla eksisiyle ama gerçek neyse o gerçeği daha doğru bir şekilde, objektif bir şekilde paylaşmak. Bunun için partiler arası diyaloğa büyük önem veriyoruz. Partiden partiye diyalog. Hükümetler konuşuyorlar, sivil toplum, iş dünyası, medya, akademik dünya, herkesin aslında bu bağı kurması lazım. Ama demokrasilerde partiler malum çok çok önemli. Dolayısıyla biz parti olarak diğer ülkelerde özellikle önem verdiğimiz başka ülkelerdeki partilerle, hem iktidar hem muhalefet önemli muhalefet partileri ile ilişkileri geliştirmek ve bunun üzerinden yeni bir kanal açmak istiyoruz, iletişim kanalı ve Türkiye'nin politikalarını, tezlerini, AK Parti'nin politikalarını daha objektif bir şekilde ve aracısız bir şekilde, medya aracılığı olmadan, başka bir aracılık olmadan doğrudan yansıtma gayretimiz olacak. Bu bizim birinci önceliğimiz.

    İkincisi terörle mücadele. Terör uluslararası bir hadise. Sadece ülke içendeki çabalarla yetinmeniz mümkün değil. Bütün terör örgütleri bakarsanız mutlaka bir uluslararası boyuta sahipler. Türkiye'nin de karşı karşıya olduğu FETÖ olsun, PKK olsun, PYD olsun diğer bir takım terör yapılanmaları olsun hep bir şekilde uluslararası bağlantılar içerisinde çalıştığını görüyoruz. Dolayısıyla bunlara karşı da bizim uluslararası dayanışmayı işbirliğini ön plana çıkarmamız gerekiyor, birlikte nasıl mücadele edilir bu terörle, bunun gayreti içinde olacağız. Uluslararası alanda bu terör örgütleriyle ilgili mücadelemiz olacak parti olarak.

    Üçüncü önceliğimiz ekonomi. Malum uluslararası ilişkilerde, uluslararası ekonomik ilişkiler de çok çok önemli, giderek daha da önem kazanıyor. Dolayısıyla yine Dış İlişkiler Başkanlığı olarak ilgili birimlerimizle de ekonomi Birimimizle de işbirliği içinde. Ekonomik ilişkilere de büyük önem veriyoruz. Gittiğimiz yerlerde mümkünse iş dünyasından temsilcilerle de görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Parti olarak ekonomik politikalarımızı paylaşıyoruz. Ülkeler arası ekonomik potansiyelleri nasıl daha fazla harekete geçirebiliriz, bu konuları da yine ele alıyoruz.

    Dördüncü önceliğimiz ise insanlarımız. Yurt dışında geniş bir diasporamız var malum, bir çok ülkede, Almanya başta olmak üzere bir çok ülkede, Rusya'da da Körfez'de de bir çok yerde de insanımız var. Bunları bulundukları ülkelerde desteklemek daha da güç kazanmalarını sağlamak, siyasete, ekonomik hayata daha fazla katılmalarını teşvik etmek. Bir taraftan bulundukları ülkeye entegre olarak o ülkeye daha çok katkıda bulunmalarını sağlarken, diğer taraftan da o ülkelerle ülkemiz arasında olumlu anlamda köprü olmaları noktasında da yine bir önceliğimiz var. Yurtdışında yaşayan insanımızın bu anlamda sorunlarına, beklentilerine karşı da çok duyarlıyız. Bunları da onların gözünden dinlemek istiyoruz. Sadece Türkiye'den bakarak değil, hangi ülkede yaşıyorlarsa, içinde bulundukları koşulları ve bizden beklentilerini parti olarak onlardan dinleme gayreti içerisindeyiz. Bu da bizim yine dışarıdaki insan gücümüze dönük politikalarımızın geliştirilmesine katkıda bulunur diye inanıyorum. Dolayısıyla bu dört öncelik çerçevesinde önümüzdeki dönem faaliyetlerimizi sürdüreceğiz.

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın Sputnik röportajı
    Ali Sarıgül- AK Parti
    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın Sputnik röportajı

    MOSKOVA'DA BİRLEŞİK RUSYA PARTİSİ İLE PROTOKOL İMZALADI

    -Bu çerçevede bugüne kadar hangi ülkeleri ziyaret ettiniz, programınızda hangi ülkeler var?

    Öncelikle Brüksel ziyaretimiz oldu. Ekim ortasında çok yoğun iki günlük ziyaretim oldu Brüksel'e. Avrupa Parlamentosu'ndan milletvekilleriyle görüşmeler yaptım, çok da faydalı oldu. Geçtiğimiz hafta Rusya'daydım. Moskova'da Asya Ülkeleri Partileri Konferansı vardı. Ayrıca Rusya partileriyle görüşme imkanımız oldu. Birinci parti olan Birleşik Rusya Partisi'nin yetkilileriyle görüşmelerimiz oldu. Ayrıca Andrey Turçek (Birleşik Rusya Genel Konseyi Sekreteri ve Duma Başkan Yardımcısı) ile bir ortak protokol imzaladık. AK Parti ile Birleşik Rusya Partisi'nin kurumsal anlamda işbirliğini, etkileşimini güçlendirmeye dönük bir protokol. Karşılıklı ziyaretler yapılması, iki partinin de önem verdiği konularda, gençlik gibi, ekonomi gibi değişik alanlarda tecrübe paylaşımı, politika paylaşımı, farklı konuların birebir görüşülmesi, konuşulması gibi unsurları içeren bir protokol. Önümüzdeki yıllarda inşallah bu protokolü somut, karşılıklı faaliyetlerle hayata geçirmiş olacağız. Bu gerçekten önemli bir protokol. Fakat sadece iktidar partisi ile değil muhalefet partileriyle de görüştük. Duma'da ikinci parti Rusya Komünist Partisi, 120 yıllık çok ciddi kurumsal köklü bir parti. Onlarla da bir görüşmemiz oldu çok da olumlu bir atmosferde, hem AK Parti'yi anlatma imkanımız oldu, hem de onları dinlemiş olduk, politikalarını, organizasyon yapılarını, nasıl çalıştıklarını, genel konulardaki bakış açılarını dinleme imkanımız oldu, çok faydalı bir görüşme oldu. Ayrıca Liberal Parti var, Duma'da üçüncü parti konumunda. Son yerel seçimlerde de oylarını artırmış bir parti, sayın Jirinovski'nin partisi. Hem Sayın Jirinovski'nin hem de parti yetkililerinin katıldığı bir toplantı gerçekleştik, uzun ve yine olumlu havada geçen bir toplantı oldu. Dolayısıyla sadece iktidar partisi ile değil önemli muhalefet partilerle görüşmeler gerçekleştirmiş olduk, kendimizi anlatma ve onları dinleme imkanı bulmuş olduk.

    ALMANYA VE ÇİN ZİYARETİ GÜNDEMİMİZDE

    Önümüzdeki süreçte de bu çerçevede bir Almanya seyahatimiz olacak. Kasım ayı içende yine değişik partilerle biraraya geleceğimiz, belki bazı düşünce kuruluşları, iş dünyası temsilcileriyle de görüşme imkanı bulacağımız bir program hazırlı yapıyoruz. Aralık ayında da Çin Komünist Partisi'ni ziyaret etme gibi bir planlamamız var, bunlar böyle devam edecek.

    BU SENE BEKLENTİMİZ 30 MİLYAR DOLAR CİVARINDA TİCARET HACMİNİ YAKALAMAK

    -Moskova'da Rus-Türk İşadamları Birliği üyeleriyle de biraraya geldiniz, Ekonomi Bakan Yardımcısı ile de görüştünüz. Uçak krizinden sonra ilişkiler yeniden normale döndü. Peki Türkiye-Rusya ilişkilerine ekonomi açısından baktığınız da istenilen seviyeye geldi mi? İlişkilerde gelinen noktayı nasıl değerlendirirsiniz?

    Rusya ile Türkiye arasında gerçekten önemli bir ticari, ekonomik bağlar söz konusu. Geçmişte 34-35 milyar dolarlara kadar bir dönem ticaret hacmimiz ulaşmış, sonra gerilemiş, ama bu sene beklentimiz 30 milyar dolar civarında yine bir ticaret hacmini yakalamak. Yani olumlu bir şekilde gidiyor bu sene ticari ilişkilerimiz, inşallah 30 milyar seviyelerini tekrar göreceğiz. Önümüzdeki yıllarda da önce tarihi o rekorlarımıza ulaşacağız, ardından da sayın Erdoğan ve sayın Putin tarafından belirlenen 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefine doğru adım adım ilerlememiz gerekir. Ticaret konuları çok çok önemli. Milli paralarla ticaret konusu…

    BAZI ANLAŞMALARIN GÜNCELLENMESİ GEREKİYOR

    Oradayken işadamlarıyla görüşmelerimizden ve Rusya Ekonomi Bakan Yardımcısı ile görüşmemizden şunu söyleyebilirim; bazı anlaşmalarımızın da güncellenmesi gerekiyor. Bu 100 milyar dolar hedefi kendiliğinden gerçekleşmeyecek tabi. Mutlaka adımlar atılması gerekiyor. Mesela diyelim ki, karşılıklı vergilendirme, yatırımların korunması, çalışanların haklarına ilişkin anlaşmalar, yine ticarette daha çok serbestleşmeyi sağlayıcı adımlar, vizeler konusunda yine olumlu adımlar, bütün bunlar ticareti ve insan hareketliliğini destekleyecektir. 100 milyar dolar hedefine gitmemizi de kolaylaştıracaktır. Bu konuda ben olumlu bir atmosfer gördüm doğrusu.

    UÇAK MESELESİ GERİDE KALMIŞ BİR HADİSE ARTIK, BİR ANLAMDA İLİŞKİLERİMİZ AŞILANMIŞ OLDU

    Geçmişte bazı dediğiniz gibi uçak meselesi geride kalmış bir hadise artık. Ben onu da şöyle görüyorum. Bir anlamda ilişkilerimiz aşılanmış oldu aslında. En ağır krizleri bile atlatan, çözen iki devlet var ve bu aslında bizim hafızamıza işlenmiş oldu karşılıklı olarak. Dolayısıyla önümüzdeki süreçlerde çok daha sağlıklı bir şekilde ben bu ilişkilerin devam edeceğini, ticaret hacmimizin çok daha iyi noktalara ulaşacağını düşünüyorum.

    TURİZMDE ÇOK PARLAK BİR YIL YAŞIYORUZ, SAĞLIK TURİZMİNİ ÖNERDİM

    Turizmde de yine bu sene çok parlak bir yıl yaşıyoruz. Turizmle ilgili arkadaşlarımızın tahminine göre 6 milyon civarında Rus turist ağırlayacağız bu sene Türkiye'de. Bu bir rekor bildiğim kadarıyla.

    -Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ilk 9 ayın verileri açıklandı, Türkiye'ye gelen Rus turist 5 milyon civarında.

    Bütün yılı aldığınız zaman 6 milyon civarında bir Rus turist ağırlamış olacağız. Bu da tabi çok çok önemli. Geçmişin düşüşleri telafi edildiği gibi onun üzerine de geçilmiş durumda. Önümüzdeki yıllarda bu konuda daha da ileriye gitmek çok önemli. Ben Rusya'dayken sağlık turizmini gündeme getirdim. Sadece deniz, kum turizmi olmamalı, çeşitlendirmeliyiz. Kültür turizmi var, termal turizmi var, başka turizm imkanları var Türkiye'de, bir taraftan da sağlık turizmi var. Bu alanlara doğru daha fazla yayınlaştırabilirsek hem gelen Rus turistler farklı imkanlardan faydalanmış olacaklar hem de katma değeri daha da artırmış olacağız. Yani sayısal ilerlemenin yanı sıra kişi başına geliri ve niteliği de artırmış olacağız turizm ilişkilerimizin.

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın Sputnik röportajı
    © Sputnik / Ali Sarıgül- AK Parti
    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın Sputnik röportajı

    TÜRKİYE YATIRIMLAR İÇÜN ÇOK CAZİP BİR ÜLKE
    Tabi Rusya ile aramızda çok önemli bağlantılar var, çok sayıda evlilikler olduğunu da biliyoruz. Türk-Rus evlilikleri, ortak aileler, şirketler, ortaklıklar, bizim firmalarımızın Rusya'nın inşasında, Moskova'nın inşasında çok önemli bir payları olduğunu biliyoruz. 70 milyar doları aşkın bir işe imza atmış durumda Türk firmaları. Önümüzdeki süreçte de ben yine bu müteahhitlik hizmetlerinin önemli bir kalem olarak ekonomik ilişkilerimizde devam edeceğine inanıyorum. Burada tabi bu sene petrol fiyatlarındaki gelişmeyle de birlikte Rusya'nın rezervlerinde, kaynaklarında ciddi bir artış söz konusu. İşte bütçeyi 40 dolar hesabıyla yaptı Rus yetkililer, otoriteler, şimdi onun oldukça üzerinde bir petrol geliri söz konusu. Bunun getirdiği tabi bir rahatlık var.

    Türkiye'nin de şu ara yatırım yapma anlamında çok cazip olduğunu görüyoruz. Yani varlıklarımızın fiyatları anlamında çok cazip bir konumdayız. İnşallah bu finansal ilişkilerimize de daha fazla doğrudan yatırımın Türkiye'ye gelmesine de vesile olur. Bizim de orada çok ciddi yatırımlarımız var, iş adamlarımızın yatırımları var, Rusya'dan da daha çok yatırımcının bu dönemde gerek finansal yatırımcının gerekse doğrudan yatırımcının Türkiye'ye gelip yatırım yapması için de çok elverişli bir ortam olduğunu söyleyebilirim. İki yönlü olarak, hem Türkiye'deki varlık fiyatları ve rekabetçilik açısından hem de Rusya'nın sahip olduğu bu dönemdeki finansal imkanlar bakımından bu işbirliği içinde ciddi bir potansiyel olduğunu söyleyebilirim.

    İŞ DÜNYASI DAHA ÇOK BİRARAYA GELMELİ

    -Sanırım Moskova ziyaretinizde Rus işadamlarına da Türkiye'deki bu yatırım ortamını imkanları anlattınız, peki bir talep var mı?

    Özellikle Ekonomi Bakan Yardımcısı ile bu konuları paylaştım doğrusu. Özellikle iş dünyalarını daha çok biraraya getirmeliyiz noktasında tavsiyelerimiz oldu. Burada tabi TOBB gibi TÜSİAD gibi farklı iş dünyası organizasyonlarıyla özellikle 2019'nun ilk çeyreğinde yapılacak bir takım görüşmelerin, bir takım ortak toplantıların, çalışmaların bu karşılıklı yatırımlar anlamında çok faydalı olacağı konusunda mutabık kaldık.

    İLİŞKİLERİN HİÇ BİRİ BİR DİĞERİNİN ALTERNATİFİ DEĞİL, BİRBİRİNİ TAMAMLAYAN İLİŞKİLER

    -Türkiye ile Rusa savunma alanında da işbirliği içinde. ürkiye, bu çerçevede Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi de alıyor. NATO üyesi bir ülkenin S-400 almasına itiraz edenler olurken, ‘eksen' tartışmaları da yaşandı. Siz bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Öncelikle şunu söylemem lazım. Türkiye üç kıtanın ortasında bir ülke. Bir tarafımız Avrupa, bir tarafımız Asya bir tarafımız Afrika. Dolayısıyla Türkiye çok yönlü ilişkileri olan bir ülke. Bu ilişkilerin hiç biri de bir diğerinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan ilişkiler. Yani biz hem Avrupa ile çok ciddi, ticari, insani bağlara sahibiz ve tam üyelik müzakereleri yapıyoruz AB için. Diğer taraftan NATO'nun bir parçasıyız, NATO'nun üyesiyiz ve en önemli ülkelerinden biriyiz, dolasıyla NATO'daki yükümlülüklerimizi yerine getiriyoruz. Ama diğer yandan da biz Rusya ile komşuyuz ve çok ciddi, çok yönlü bağlara sahibiz, bunları da daha da geliştirmek istiyoruz. Bunlar birbirinin alternatifi olan ilişkiler değil birbirini tamamlayıcı ilişkiler diye görüyoruz biz. Başka ülkelerle de yine aynı şekilde, Asya ile Afrika ile hatta Latin Amerika'ya kadar uzanan çok geniş bir ilişkiler ağı içindeyiz. Gelişmekte olan bir ülke olarak da mutlaka daha da ileri götürmemiz lazım. Güvenliğimiz açısından da aslında bu ilişkilerin biz önemli olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla burada birbirini dışlayıcı ilişkiler yok.

    S-400 LERİN GELECEK YIL İNŞALLAH TÜRKİYE'DE KURULDUĞUNU GÖRECEĞİZ

    S-400 meselesine gelince. Burada tabi Türkiye, Ortadoğu'da yaşanan hadiseleri de dikkate aldığınız zaman ciddi güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kaldı. Halkının güvenliğini sağlamak için mutlaka bir takım savunma sistemlerini alması gerekiyordu. Maalesef Batı'daki dostlarımız bu konuda Türkiye'ye yardımcı olmadılar ilk aşamalarda ve bu nedenle Türkiye alternatifler aradı ve Rusya ile bir anlaşma gerçekleştirdi, S-400'lerle ilgili. Gelecek yıl inşallah Türkiye'de bu sistemin kurulduğunu göreceğiz.

    NATO'YA BİR TEHDİT DEĞİL, TÜRKİYE'NİN SAVUNMASI İÇİN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ BİR PORJE

    Bu NATO'ya bir tehdit değil, bu Türkiye'nin savunması için gerçekleştirdiği bir projedir, bir savunma projesidir. Bunun altını özellikle çizmek isterim. Türkiye'ye yönelik olabilecek tehditleri engellemeye dönük bir sistemdir. NATO'da da geçmişte başka ülkelerin de farklı silah sistemlerini edindiklerini ve kullandıklarını da biliyoruz. NATO'nun kuralları çerçevesinde de buna aykırı bir durum görmüyoruz biz doğrusu. Bir taraftan da ama Fransa ve İtalya ile Fransa özellikle ile çalışmalar da sürdürüyoruz, farklı füze sistemleri, savunma sistemleri konusunda NATO üyesi ülkelerle de yine farklı çalışmalar yürütüyoruz. Yani biz bunları birbirinin dediğim gibi alternatifi veya NATO'daki yükümlülüklerimizi bozacak bir hadise olarak algılamıyoruz, görmüyoruz. Bu Türkiye'nin tamamen savunmasına dönük bir hadisedir, meşru hakkıdır Türkiye'nin kendi vatandaşını savunmak. Birileri bize bir sistem vermediği zaman biz alternatif aramak durumundayız, vatandaşımızın güvenliğini sağlamak durumundayız. Türkiye son derece meşru bir şekilde bu adımlarını, şeffaf bir şekilde atmıştır. Bu yönde de halkını koruyacak bir şekilde devam edecektir. Ama bir taraftan da tabi NATO sistemi içinde bir ülkeyiz ve onunla da bunu aykırı görmüyoruz. Nitekim NATO yetkililerinin de benzer açıklamaları oldu biliyorsunuz. Belki siyaseten bazı politikacıların farklı değerlendirmeleri olmuş olabilir ama NATO yetkilileri ve NATO Genel Sekreteri ve yetkililerin yaptığı açıklamalarda aslında Türkiye'nin NATO kurallarını hiçbir şekilde çiğnemediğini, kendi meşru savunma hakkı çerçevesinde bu faaliyetleri yürüttüğünü gösteriyor.

    -Bu saatten sonra S-400'lerde geri adım atılması, çekilme, vazgeçme gibi bir şey söz konusu olabilir mi?

    Öyle bir şey gündemde yok hayır. Bu biliyorsunuz zaten olgunlaşmış belli bir aşamaya gelmiş.

    DÖRTÜ ZİRVE SURİYE İÇİN ÇOK ÖNEML İBİR ZİRVEYDİ

    -Türkiye ile Rusya aynı zamanda Suriye sorunun çözümü için de birlikte hareket ediyor. Astana süreci işliyor, İstanbul'da Türkiye, Rusya, Almanya ve Fransa'nın katılımı ile dörtlü zirve gerçekleşti. Siz bu süreçleri ve zirveyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Çok önemli bir zirve. Cumhurbaşkanımız çok önemli bir inisiyatifi aldı, Tahran zirvesiyle başladı bu süreç, orada ateşkes oluşması noktasında çok önemli bir önerisi oldu. Daha sonra Soçi'de bir anlaşma gerçekleştirildi. Aslında bu dörtlü zirve bu sürecin belki ileri aşaması diye düşünülebilir. İdlib'te büyük bir insani diplomasi anlamında büyük bir başarı elde edildi. Bu sayın Cumlurbaşkanımızın gerçekten büyük liderliğiyle inisiyatifi ile bu noktalara gelmiş oldu. Bu açıdan da uluslararası anlamda Türkiye'ye dönük çok ciddi bir prestij oluştuğunu da ifade etmek isterim. Gerek BM'deki toplantılarda gerek ikili görüşmelerimizde hep bunu çeşitli çevrelerden duyuyoruz, doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle her yerden gerçekten bu taktiri duyuyoruz. Milyonlarca insanın yaşadığı bir yer İdlib. Büyük bir göç dalgası olabilirdi, büyük insani dramlar yaşanabilirdi, aynı şekilde çok önemli güvenlik riskleri ortaya çıkabilirdi. Sadece Türkiye için değil, Avrupa başta olmak üzere bütün dünya için bu riskler söz konusuydu. Burada sayın Cumhurbaşkanımızın inisiyatifi ile hem insani dramın önüne geçilmiş oldu hem de güvenlik riskleri çok ciddi anlamda düşürüldü.

    Ama bu bir kriz yönetimiydi tabi. Kriz iyi yönetildi. Fakat asıl köklü çözüm Suriye'de siyasi bir çözümün gündeme gelmesi. Dörtlü zirve bu anlamda çok çok önemli. Bir taraftan Rusya gibi alanda olan ve önemli inisiyatifleri olan bir ülke. Diğer taraftan Fransa ve Almanya gibi Avrupa'nın, Batı dünyasının bir anlamda çok önemli temsilcileri. Türkiye'de gerçekleşti bu zirve. Sayın Cumhurbaşkanımızın yine burada çok ciddi bir inisiyatifi söz konusu. Buradan da çok olumlu mesajlar çıktı. Bir taraftan Astana süreci var bir taraftan Cenevre süreci var. Aslında hepsini kucaklayıcı bir mesaj çıktığını ifade edebilirim ben burada. Buradan çıkan mesajı şöyle görüyorum. Birincisi bir anayasa komisyonun biran önce toplanması, operasyonel hale gelmesi bu komisyonun ve Suriye'de yaşayan herkesi kapsayacak bir çerçevenin şekillenmesi. Diğer taraftan bir seçim yapılması. Kolay değil tabi. Olabildiğince bütün seçmeni kapsayacak bir seçimle meşru bir yapının oluşması ve bir geçiş süreciyle bu yeniden imar ve bir takım yeniden insanların yerine yurduna geri dönmesini sağlayıcı bir sürecin başlaması çok çok önemli.

    TÜRKİYE POZİTİF ROL OYNAMAYA SİYASİ ÇÖZÜMÜ DESTEKLEMEYE DEVAM EDECEKTİR
    Bunu biz Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatında gördük. Aslında Türkiye güzel bir örnek koydu ortaya burada. İstikrarı sağladı yeniden bir imar çalışmaları başladı, yüzbinlerce Suriyeli yerine yurduna geri dönmüş oldu. Bu çok önemli, 300 bine yakın 270 bin yanlış hatırlamıyorsam Suriyeli geri dönmüş oldu bu yapılan operasyonlar sonrası. Aslında bu şunu gösteriyor bize, Suriye'de güvenli bir ortam oluşturduğumuz zaman, siyasi süreçte herkesi kapsayan farklı etnik gruplardan, farklı dinlerden, farklı mezheplerden bütün grupları kapsayan bir mekanizma oluştuğu zaman bir siyasi çatı oluştuğu zaman Suriye'de kısa sürede bir çok Suriyelinin ülkesine, ülke içinde de yerine yurduna geri döndüğünü göreceğiz. Yeniden bir yapılanma süreci göreceğiz. İşte bu açıdan bu dörtlü zirve çok önemli bir başlangıç oldu. Ama bu bir başlangıç henüz yapılacak çok iş var tabi. Farklı ülkelerle, farklı ülkelerin de dahil olacağı süreçlerle bu devam edebilir ki devam edecektir diye inanıyorum ben. Türkiye burada gerek Cenevre gerek Astana süreçlerinde pozitif rol oynamaya, siyasi çözümü desteklemeye devam edecektir.

    Türkiye'nin şöyle bir avantajı var, herkesle bir anlamda bir diyalog içeresinde. Bir taraftan Rusya ve İran'la, diğer taftan Avrupa'yla, ABD'yle bütün bu aktörlerle diyalog içerisinde olan ve bölgenin ağırlıklı ülkesi olan Türkiye'nin bu sorundan da en fazla etkilenen ülkelerin başında gelen Türkiye'nin pozitif rolünün ben devam edeceğine inanıyorum. Değişik ülkelerin de katılımı ile, desteği ile bu süreçlerin daha olumlu bir noktaya bizi taşıyacağına inanıyorum. Bugün Türkiye'nin çabasıyla Cumhurbaşkanımızın inisiyatifiyle İdlib'te ve Suriye'de sağlanan bu nispi istikrarın kalıcı hale gelmesi çok çok önemli. Biz her fırsatta vurguluyoruz biz Suriye'nin egemenliğinden yanayız, toprak bütünlüğünden yanayız ve Suriye'de yaşayan bütün toplulukların, hakkını hukukunun gözetildiği, bir taraftan terör örgütleriyle çok etkili mücadele ederken diğer taraftan da meşru muhalefetin korunduğu bir çerçevede bu siyasi sürecin devam etmesinden yanayız.

    TÜRKİYE FIRAT'IN DOĞUSUNDA HİÇBİR ŞEKİLDE BİR TERÖR YAPILANMASINA MÜSAADE EDEMEZ

    - Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti'nin grup toplantısında Fırat'ın doğusuna operasyon mesajı verdi, ‘bir gece ansızın gelebiliriz' dedi. Nasıl bir operasyon yapılacak, burada ABD ile Türkiye karşı karşıya gelir mi?

    Türkiye'nin tavrı çok net. Türkiye hiçbir zaman sınırında terör örgütlerine müsaade edemez. Bu hem Suriye'nin istikrarını bozuyor bu terör örgütleri, sürekli bir güvenlik riski ve mülteci problemi üretiyorlar hem de Türkiye'ye dönük güvenlik riskleri taşıyorlar. Dolayısıyla Türkiye terör örgütlerine karşı gerek DEAŞ'a gerek PKK ve onun farklı versiyonlarına karşı kararlı bir şekilde mücadele etme konusunda çeşitli defalar açıklamalar yaptı ve sadece açıklamalar yapmakla yetinmedi fiilen sahada çeşitli adımlar atmış oldu. Fırat Kalkanı'ndan Zeytin Dalı'ndan bahsettik. Münbiç'te yine ABD ile bir diyalog içerisinde yapılan çalışmalar var. Ayrıca yine Fırat'ın doğusunda da herhangi bir terör yapılanmasına, Türkiye'ye dönük bir tehdide müsaade etmeyeceğimizi çeşitli vesilelerle ifade ettik. Buna dönük olarak da Türkiye belirlediği zamanlarda ve şartlarda nasıl uygun görüyorsa, nasıl yararlı görüyorsa müdahaleler yapmaya devam edecektir. Bunun ben detaylarını bilemem o ilgili kurumlarımızın yürüteceği çalışmalarla ilgili. Ama Türkiye'nin pozisyonu çok açık ve net. Türkiye Fırat'ın doğusunda da hiçbir şekilde bir terör yapılanmasına müsaade edemez.

    Ama bir taraftan da tabi Türkiye, Suriye'de yaşayan bütün etnik grupları sahiplenmeye, bütün mezhepleri, dini grupları sahiplenmeye devam edecektir. Bizim Kürt kardeşlerimizle bir meselemiz yok veya oradaki gayrimüslimlerle, farklı mezheplerden olan insanlarla bir meselemiz yok. Tam aksine öteden beri biz herkesin hakkını hukukunu savunan, herkesle de bu bölgeyle de tarihi, kültürel ilişkilerimiz üzerinden, kardeşlik hukuk üzerinden ilişkiler kuran bir ülkeyiz. Ama bizim tek bir derdimiz var orada bir terör yapılanmasına müsaade etmemek, Suriye'nin bütün bu farklılıklarıyla birlikte, birliğini, beraberliğini korumak gözetmek, Suriye'nin geleceğini hep birlikte inşa etmek. Türkiye'nin hiçbir ülkenin toprağında gözü yok. Türkiye sadece ve sadece sınırının ötesinde her hangi bir terör yapılanması istemiyor, kendisine dönük bir güvenlik tehdidi istemiyor. Buralarda istikrarı arzu ediyor Türkiye ve bu istikrar içinde birliği beraberliği ve bütün unsurlarıyla birlikte Suriye'nin daha müreffeh geleceğe doğru yürümesini arzu ediyor.

    HERHANGİ BİR ÜLKENİN TEK TARAFLI YAPTIRIMLARINA UYMAK DURUMUNDA DEĞİLİZ

    -İran'a yönelik yaptırımlar da gündemde, Türkiye, bu yaptırımlar için istisna talebinde de bulundu. Türkiye bu yaptırımlara uymazsa ne olur?

    Tabi bu BM ile ilgili bir karar değil, ABD'nin kendi kararıyla uygulamayı düşündüğü yaptırımlar. Gerçi orada da bir takım hala devam eden şeyler var. ABD bazı şartlar koydu ortaya, İran buna karşı tepkisini ortaya koydu. Göreceğiz bakalım 4 Kasım'a kadar bu işlerde son ana kadar belki farklı bir gelişme olabilir. Tabi temenni ederiz ki diplomatik, olarak bunlar çözülsün ve böyle bir sıkıntıyı yaşamasın bölgemiz bunu temenni ediyoruz. Bir taraftan Türkiye tabi bölgesinde nükleer silahlara her zaman karşı olmuştur hangi ülkede olursa olsun ama bir taraftan da nükleer enerjinin barışçıl kullanımının da her zaman desteklemiştir Türkiye. Dolayısıyla bu pozisyonu da herkes tarafında bilinen bir pozisyon, tutarlı bir pozisyon. İran bizim komşumuz, İran ile çok ciddi turizm hareketlerimiz, ticaret hareketlerimiz var. Doğalgaz ve petrol konusunda, enerji konusunda ciddi ilişkilerimiz söz konusu. Dolayısıyla Türkiye ile İran'ın ekonomik ilişkilerini düşündüğümüz zaman biz elbette ekonomik ilişkilerimize zarar gelmesini istemeyiz. Meşru bir şekilde bu ilişkilerin, bu ekonomik ilişkilerin uluslararası hukuk çerçevesinde yürüyeceğini düşünüyorum ben. Tabi ki bu sadece kamunun bir şeyi değil, firmalarla ilgili yani her firmanın kendi alacağı kararlar var ona bir şey diyemiyorum ben ama Türkiye olarak biz herhangi bir ülkenin tek taraflı yaptırımlarına uymak durumunda değiliz. Türkiye egemen bir ülke, BM üyesi olan bir ülke, tabi ki BM kararları bizim için geçerli kararlar, bağlayıcı kararlar ama diğer ülkelerin kararları böyle bir niteliği söz konusu değil. Türkiye olarak biz arzu ederiz ki, bu hadiseler diyalogla çözülsün, diplomasi ile çözülsün, her konuda yaptırımlar doğru bir yaklaşım değil. Nitekim AB'nin de bu konuda tavrını biliyorsunuz, AB de bu konuda ABD'den farklı bir tavır ortaya koymuş durumda. İnşallah bir şekilde diplomasi ile bu sorunlar aşılır diye temenni ediyorum.

    İlgili konular:

    Çavuşoğlu'ndan Menbiç ve Fırat'ın doğusu için operasyon sinyali
    Çavuşoğlu: ABD ile Menbiç ve Fırat'ın doğusu için mutabık kaldık
    Akşener: Fırat'ın doğusu mutlaka temizlenmelidir
    Yıldırım: Fırat'ın batısı tamamlandı, doğusu da aynı olacak
    Etiketler:
    Zeytin Dalı Harekatı, Fırat Kalkanı, FETÖ, PYD, PKK, BM, AK Parti, Cevdet Yılmaz, Recep Tayyip Erdoğan, Körfez, Tahran, Brüksel, İran, Almanya, Fransa, Avrupa, Suriye, Türkiye, ABD, Moskova, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın