04:06 18 Kasım 2017
Ankara+ 3°C
İstanbul+ 15°C
Canlı Yayın
    Özlem Zengin

    'Cumhurbaşkanlığı kurumu millete bir fren'

    © Fotoğraf: akpartikadinistanbul.com
    Röportajlar
    URL'yi kısaltın
    Süheyla Demir
    Türkiye'de genel seçime doğru (88)
    0 49741

    AK Parti 3. Bölge Milletvekili adayı Özlem Zengin, Sputnik'e yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanlığı kurumunun mevcut haliyle meclise ve millete bir fren gibi düşünüldüğünü ifade ederek, "Güçlü bir parlamento ile birlikte başkanlık modelinin Türkiye için çok iyi olacağını düşünüyorum" dedi.

    AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanlığı görevini 3 yıl yürüten, serbest avukat Özlem Zengin, AK Parti'nin 3. Bölge Milletvekili adayları arasında en güçlü isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Genel seçimlere sayılı günler kala Sputnik'e röportaj veren Özlem Zengin, AK Parti döneminde kadın hakları mücadelesinde gelinen noktadan, Türkiye siyasetinde kadınların yarattığı etkiye ve başkanlık sistemi modeline kadar birçok konuda önemli değerlendirmeler yaptı.

    Başörtüsü yasağının kaldırılması ile kadınlara özgürleşme alanı yaratıldığını belirten avukat Özlem Zengin, bu gelişme ile devletle vatandaşın barıştığını söyledi. Kadına şiddet konusunda ise artan bir eğilim olmadığını, sorunun görünür hale geldiğini ifade eden Zengin, "Kadına karşı şiddet sadece görünür, konuşulur oldu. 2009 yılına kadar Türkiye'de UYAP kapsamında kayıt tutma sistemi yok. 2009'da bu veriler girilmeye başlandığı için sanki o tarihle beraber bir patlama olmuş gibi düşünülüyor" diye konuştu.

    Kadına şiddetin AK Parti hükümetine karşı olarak kullanıldığını dile getiren Zengin, "Şu denmek isteniyor; AK Parti hükümeti muhafazakar olduğu için kadınların haklarını yeteri kadar savunamıyor, o yüzden de kadına karşı şiddet artıyor. Bu külliyen yalan. Tam tersine AK Parti, bu ülkede hiç kimsenin dönüştüremeyeceği bir hayat tarzını dönüştürdü" ifadelerini kullandı.

    Özlem Zengin, AK Parti'nin başarısını kadın kitlesini mobilize etmeye borçlu olduğunu vurgulayarak "Şu an Türkiye'de bütün siyasi partiler AK Parti'nin hitap ettiği kadınların oyuna talip. Çünkü iktidar olmak için Türkiye'nin muhafazakar kadınlarının oyunu almak zorundasınız. Sadece laikçi teyzelerin oyunu alarak iktidar olamazsınız" dedi.
    AK Parti 3. Bölge 2. Sıra Milletvekili adayı Özlem Zengin'in Sputnik'e yaptığı açıklamalar şöyle:

     

    'BAŞÖRTÜSÜ İLE ÖZGÜRLEŞME ALANI YARATILDI'

    AK Parti Kadın Kolları Başkanlığı yapmış bir isim olarak, Türkiye'de son 12 yılda kadın hakları mücadelesinde gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne tür kazanımlar elde edildi?

    AK Parti'de 2002 yılından itibaren çalışıyorum. Son üç yıldır kadın kolları başkanıydım, bütün süreçlere bilfiil tanıklık etme imkanım oldu. Türkiye'de kadınlarla ilgili çok şey değişti, bir özgürleşme alanı oldu. Başörtüsü çok büyük bir sıkıntıydı. Başörtüsü ile eğitim almak, işinizi yapmak çok büyük problemdi, kamuda çalışmak ise imkansızdı. Mesela ben serbest avukatım, ama 20 yıl hiç duruşmaya giremedim. Sürekli ortak arkadaşlarımla çalışarak bu işi devam ettirdim. Bugün eğitim alanıyla ilgili hiçbir sıkıntı yok, kamuda başörtüsü serbest. Başörtülüler için seçme seçilme hakkı konusunda aslında hukuki engel yoktu ama fiilen bir problem vardı. Geçtiğimiz yerel seçimlerde bunu da aştık. Bu yıl Türkiye'de ilk defa benim gibi başörtülü kadınlar milletvekilliği için adaylık başvurusunda bulundu ve partiler aday gösterdiler. Bu da çok önemli. Çünkü Türkiye'de kadınların yüzde 67'ye yakını başını örtüyor. Türkiye'nin gerçek profili meclise yansırsa, meselenin çözümünün de daha kolay olacağını düşünüyorum.

    'DİNİ NİKAH RESMİ NİKAH STATÜSÜNDE OLMALI'

    Ben evlenme, boşanma, nişanlanma gibi hayatın çok temel meseleleriyle ilgili başka modellerin de olabileceğini düşünüyorum. Anayasa mahkemesinin resmi nikahtan önce dini nikaha cezanın iptali konusunda açıkladığı yeni bir karar var. Türkiye'de bir kadın ve erkek evlenmeden birlikte yaşayabilir, Bu çok normal. hatta bunun zina suçu olmasını AK Parti kaldırdı. Ama bir çiftin evlenmeden önce dini nikah yapması suç. Yani hiçbir şey yapmadan beraber yaşarsanız problem yok, ama evlenmeden önce kendi dini inancınız gereği nikah yaparsanız hem yapana hem size ceza veriliyor. Böyle tuhaf bir durum var. Anayasa mahkemesi bunun suç olamayacağına karar verdi. Fakat şimdi kamuoyunda müthiş bir tartışma var; ‘Vay efendim AK Parti dini nikahı meşru hale getirdi, meşru nikah istemiyor.' Oysa bu öyle bir şey değil. Burada adalet lazım. Sen arada hiçbir bağ olmadan birlikte yaşayana bir şey söylemiyorsan, kendi iç dünyası için önemli olan dini nikahı yapan kişiye de bir şey dememen lazım.

    Nasıl Amerika'da dini nikahla evlenmek ile resmi nikahla evlenmek arasında hiçbir fark yoksa, her ikisi de hukuken geçerliyse, Türkiye'de de böyle olmalı. Yani dini nikah da aynen resmi nikâh statüsünde olmalı ki bu problem ortadan kalksın. Nikah, karşılıklı söz vermektir. İster dini dürtülerle yaparsınız, ister resmi bir yerde yaparsınız hiçbir fark yok arada.

    'KADINA ŞİDDET ARTMADI GÖRÜNÜR OLDU'

    Bunun dışında Türkiye'de tartışılan meselelerden bir tanesi "kadına şiddet" başlığıdır. Bir avukat olduğum için biliyorum, kadına karşı şiddet konusunda artan bir ivme yok aslında. Sayılar dehşet şekilde artmadı; sadece görünür, konuşulur oldu.

    Ama medyaya yansıyan istatistikler, kadına yönelik şiddetin, kadın cinayetlerinin kat kat arttığını söylüyor…

    Medyadaki problemli yapı şununla alakalı. Bütün yargı sisteminin kullandığı bir Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) var. Bu ulusal yargı ağıyla beraber her şey kayıt altına alındı. 2009 yılına kadar Türkiye'de böyle bir kayıt tutma sistemi yok. 2009'da bu veriler girilmeye başlandığı için sanki o tarihle beraber bir patlama olmuş gibi düşünülüyor. Eğer verilere bu mantıkla bakarsak, Türkiye'de erkek ölüm artışı yüzde 7500. O yüzden bence bu meseleyi ‘şiddet artıyor' üzerinden konuşmak, hem doğru değil hem de bize hiçbir faydası yok.

    Asıl mesele; neden şiddet var ve nasıl bunu ortadan kaldırabiliriz? Bununla ilgili olarak 2012 yılında çok önemli bir hukuki düzenleme yapıldı. Kadınlar mağduriyetlerini ispat etmek zorunda kalmaksızın hızla tedbir alınmasını sağlayacak bir hukuki düzenleme yoluna gitti hükümetimiz.

    'KADINA ŞİDDET, AK PARTİ'YE KARŞI KULLANILIYOR'

    Kadına şiddet, AK Parti hükümetine karşı bir şey olarak kullanılıyor. Şu denmek isteniyor; AK Parti hükümeti muhafazakar olduğu için kadınların haklarını yeteri kadar savunamıyor, o yüzden de kadına karşı şiddet artıyor. Bu külliyen yalan. Tam tersine AK Parti, bu ülkede hiç kimsenin dönüştüremeyeceği bir hayat tarzını dönüştürdü. Yani kadınları evden çıkardı, siyasete, çalışma hayatına dahil etti, birey yaptı, kendi tercihini ifade etme imkanı sağladı. Bunu diğer siyasi partiler yapamazlardı. AK Parti toplumla aynı hayatı sürdüğü için bunu çok tabii bir şekilde yaptı. Ben kadına karşı şiddet meselesini hep negatif kısmından konuşmayı da çok yorucu buluyorum. Çünkü çok olumlu adımlar var.

    'ABD'NİN ORANLARI BİZDEN DAHA KÖTÜ'

    Türkiye'de evvelde şu vardı; ‘Aman kocasıdır, bir tane vurur…' Şimdi bir tek erkek bunu söyleyemiyor. Çünkü toplumsal baskı burada var. Artık erkeğin kadına şiddet uygulayabileceğini hiç kimse savunmuyor. Ama ona rağmen tüm dünyada olduğu kadar cinayete, öldürmeye kadar giden bir şiddet var. Yani İspanya'nın oranları bizden daha iyi değil, Amerika'nın oranları bizden daha kötü. Bunun önüne geçmek uzun vadeli bir şey. Aynı anda iki tane yol olması lazım; biri eğitim diğeri hukuki süreç. Hukuki sürecin de argümanları var. Birisi kanun. Ama kanun tek başına asla yeterli değil. Kanunun uygulanışıyla alakalı kişilerin iyi eğitilmesi lazım.

    'BAŞÖRTÜSÜ KONUSUNDA ASIL BARIŞAN DEVLETLE TOPLUM OLDU'

    Başörtülü kadınların eğitim ve iş haklarına kavuşması ile toplumun da başörtüsüyle barıştığını söyleyebilir miyiz?

    Ben bunu toplumsal barış diye çizmiyorum. Toplumda bir sorun yoktu. Benim annem öğretmendir ve başörtülü değil. Benim gibi bir sürü insan var; yani kendi başörtülü annesi değil veya anne başörtülü kızı değil. Böyle baktığımız zaman gündelik hayatın içerisinde kadınların aslında bir sosyal barışa ihtiyacı yoktu. Türkiye'de problem devletle… Devletle vatandaş barıştı aslında. Ceberut bir devlet algısı vardı: ‘Bunu yapacaksan, başını açacaksın' diyordu ve bu gerçekten çok gayri insani şekilde yapılıyordu. Mesela hastasınız, bazı hastane sizi almıyor. Ben okurken üniversitede sorun yaşamadım, başımı örttüm. Ama mesela bir transcript alacaksınız, kapıdan girip bir evrak alamıyorsunuz. Böyle akıl tutulması diyeceğimiz çok garip haller yaşanıyordu. Yani burada aslında barışan devletle toplumdur. Toplumda sosyal sorun olsa patlardı bence.

    'İNSANLAR NASIL İSTİYORLARSA ÖYLE YAŞIYOR'

    Toplumda farklı hayat tarzlarından kaynaklanan bir mağduriyet olduğu dile getiriliyor. AK Parti döneminde mahalle baskısından şikayet eden, yaşam tarzlarının kısıtlandığını söyleyen bir kesim de var. Buna bakış açınız nedir?

    Çok gayriciddi buluyorum. Ben gerçek baskıyı yaşamış birisiyim. Baskı nasıl oluyor, tehdit nasıl oluyor çok iyi bilen birisiyim. Şimdi tabloya baktığım zaman ortada ne bir tehdit var, ne de bir hayatı daraltılan bir kadın var. Bu kadar yıllık AK Parti hükümeti dönemi içerisinde Türkiye'de bir tane kadının çıkıp ‘Ben başım açık olduğum için bir yere alınmadım, kıyafetimden dolayı tahkir edildim, fikrimden dolayı bu apartmanda yaşayamıyorum'  gibi şeyler dediğini hiç duymadım. Birkaç gün evvel Büyükşehir Belediye Başkanımız Kadir topbaş ile birlikte Adalar ilçesinde gittik. Ana caddede Belediye Başkanımız ‘Merhaba' diyor, insanlar ellerindeki rakı bardağını kaldırıp ‘Şerefe' diyor. Kadir Bey de ‘Merhaba arkadaşlar' diyor. Türkiye böyle bir ülke… İnsanlar giyim, kuşam, yeme, içme nasıl istiyorlarsa öyle yaşıyor. Zaten biz bunun için uğraşıyoruz. Ben kendi adıma da bunun için uğraşıyorum. Çünkü ben böyle bir sıkıntı yaşamışken, bir başka insanın hayat tarzını yaşayamamasından rahatsızlık duyarım. Hakikaten bir avukat olarak da açığım, ‘şunu yaşadım' diyen gelsin, ben savunurum onu.

    Türkiye'de yaşam tarzlarının kısıtlandığını söyleyenler, kendi düşüncesindeki insanları bir yerde tutmak için bunu söylüyorlar. Yani bunun fiili bir karşılığı yok. Öyle olsaydı AK Parti bu kadar uzun süre hükümette kalamazdı. Hep yüzde elliden fazla oy aldık. Bu oy, sadece aynı hayat tarzından insanlardan gelmiyor. Bizim bir il hariç her yerde milletvekilimiz var. Bu, Türkiye partisi olmakla alakalı bir şey. Aksi takdirde zaten bu süreci yönetemezsiniz.

    'AVRUPA BİZİ MODEL ALSIN'

    Avrupa'da bazı ülkelerde son dönemde başörtülü kadınlara yönelik ayrımcılık uygulandığını, İslamofobinin yükseldiğini görüyoruz. Türkiye bu konularda ne gibi çalışmalar yürütüyor? Sizce Avrupa'daki İslamofobi nasıl aşılır?

    Dünya 11 Eylül'den sonra İslam dünyasına karşı bir savaş açtı. Bilinçli olarak kendine bir İslam karşıtlığı oluşturdu. Fakat bundan en büyük zararı Batı dünyası görüyor. Çünkü siz var olan bir gerçeği kendi haliyle kabul etmezseniz başka marjinal yapılar ortaya çıkar. IŞİD'in doğması da biraz bununla alakalı. Bir olaya hacminin ötesinde reaksiyon gösterirseniz, doğal olarak bu aşırı reaksiyona tepki görürsünüz. Türkiye bu konuda problemlerini aştı. Biz aslında aynı modellemenin Almanya ve Fransa'da da mücadelesini veriyoruz. İngiltere'de durum biraz daha iyi. Her zaman bizim Avrupa'yı model alacak halimiz yok, ara ara Avrupa da bizi model alabilir. Türkiye'deki model, seküler ama aynı zamanda İslami hassasiyetlere riayet edenlere saygı duyan bir devlet modeli.  Bizim modellememizin diğer bütün ülkeler için de iyi bir örnek teşkil ettiğini düşünüyoruz.

    'BÜTÜN İMAM HATİPLERİ KALDIRSANIZ DA BAŞÖRTÜLÜ KADINLARI YOK EDEMEZSİNİZ'

    CHP'nin, ‘AK Parti iktidarında imam hatip liselerinin bilinçli olarak artırılması suretiyle seküler eğitimden uzaklaşıldığı' yönünde bir eleştirisi var. Bu eleştiriye yanıtınız nedir? Türkiye seküler eğitimden vazgeçebilir mi?

    Vazgeçmedi zaten. Laiklik, Türkiye'de anayasal bir tanımdır, Türkiye'yi tanımlayan kavramlardan bir tanesidir. Ama Türkiye'de laiklik, din karşıtlığı olarak algılanıyordu. Bizim yaşadığımız en büyük sıkıntı bununla alakalıydı. İmam hatip lisesini bitiren bir çocuğa hiçbir yere girmesin diye en düşük katsayı veriliyordu. Ben imam hatip lisesine gitmedim, hiçbir dini eğitim almadım. İnsanlar sadece çocukluklarında dini eğitim alarak muhafazakar hayatı seçmiyorlar. Bazen tamamen fıtri de olabilir bu. Yani bütün imam hatipleri kaldırsanız başörtülü kadınları yok edemezsiniz. O sebeple bunu, maalesef eski Türkiye'yi özleyen insanların, etraflarında kendi görüntüleri dışında insan görmeye tahammül edemeyenlerin tekrar ettiği bir tekerleme olarak görüyorum. Ben kendi çocuklarımı da imam hatip lisesine göndermedim. Onlar tercih etmediler ama benim üç tane oğlumun dindar bir hayatı var. En küçüğü 9 yaşından beri namaz kılıyor, evlenseler büyük bir ihtimalle başörtülü eş seçerler diye düşünüyorum. Yani bu mesele Türkiye'de bir grup insan için ‘fobi' olmaktan çıkmalı artık. Bırakalım kişi, kendisi karar versin çocuğuna ne okutacağına. Aileler, çocuklar tercih etmezse bu okullar boş kalır. Ama öyle olmuyor, imam hatip liselerine talep var.

    'SADECE LAİKÇİ TEYZELERİN OYUYLA İKTİDAR OLAMAZSINIZ'

    Bir röportajınızda ‘AK Parti'yi iktidara kadınlar getirdi' demiştiniz. AK Parti tabanında ve siyasi kadrosunda kadınların ağırlığı, önemi nedir?

    Ben AK Parti kelimesini dişi bir kelime olarak görüyorum. AK Parti'nin kurulmasında kadınların yaşadığı mağduriyetin çok büyük bir itici gücü var. Hiç kimsenin görmediği, adını anmadığı dışarıdan bakınca başörtülü diye küçümseyip eğitimsiz zannettiği bir grup kadın, Türkiye'yi dönüştürdü. AK Partili kadınlar içerisinde çok eğitimli kadınlar da var, ama hayatın içerisinde sağduyu ile kendini yetiştirmiş çok yetenekli kadınlar da var. AK Parti başarısını, bu hiç kimsenin görmediği kadın kitlesini mobilize etmeye borçlu. Sonuçta bu kadınlar hem oylarıyla hem de çalışarak partiyi bir yere taşıdılar. Normal şartlarda evinden çıkmayacak kadın, gece saat 10'da toplantıya katılır hale geldi. İnanılmaz bir şey oluştu. Hem kadınların hayatı değişti, hem de müthiş bir güç oluştu. Şu anda AK Parti'nin her seçimde aldığı oyların yüzde 50'den fazlasını kadınlar veriyor.

    Türkiye'de şu an bütün siyasi partiler AK Parti'nin hitap ettiği kadınların oyuna talip. Onu almadan iktidar olamazsınız. Bugün CHP, eski söylemlerini söyleyemiyor. Çünkü iktidar olmak için Türkiye'nin muhafazakar kadınlarının oyunu almak zorundasınız, bunun başka yolu yok. Sadece laikçi teyzelerin oyunu alarak iktidar olamazsınız. O yüzden ben diyorum ki, Türkiye'de kim iktidar olacaksa, buna kadınlar karar veriyor.

    'AK PARTİ GELENEKSEL KADIN MODELİNİ DEĞİŞTİRDİ'

    Mecliste kadın milletvekili sayısı giderek artıyor ama hala istenilen düzeyde değil. Bunu değiştirmek için ne yapılmalı?

    Kadın milletvekili sayısı çok arttı. Mesela 2002'de 13 kadın vekilimiz vardı, bu mecliste en az 55 vekilimiz olacak. Ama şunu söylemek lazım, AK Parti'nin kişi sayısında bu kadar ısrarcı olması ve kadın milletvekili sayısını artırması diğer partileri de harekete geçirdi. 25. dönem meclisi, Türkiye tarihinin en yüksek kadın vekil sayısına sahip meclisi olacak. Eski halimizi düşünürsek, çok yol aldık. Bunda AK Parti'nin rolü çok önemli. Çünkü Türkiye'nin geleneksel kadın modelinin alışkanlıklarını, taleplerini değiştirdi. Şimdi genel ve yerel seçimlerde bir sürü kadın aday olmak istiyor. Eskiden ‘gel, aday ol' deniyordu, şimdi kadınlar kendiliğinden geliyor.

    'CUMHURBAŞKANLIĞI KURUMU, MİLLETE BİR FREN GİBİ'

    Başkanlık sistemi Türkiye'ye sizce daha iyi bir model mi sunacak? Şu anki sistemde işlemeyen noktalar neler?

    Türkiye'de parlamenter sistem, sürekli darbelerle bölünmüş bir sistem. Darbe anayasasıyla yönetiliyoruz ve bu anayasasının içinde kurumlar olması gereken yerde durmuyor. Mesela cumhurbaşkanlığı Türkiye'de çok güçlü bir yapı, vatana ihanet hariç yargı denetimine tabi tutamazsınız. Cumhurbaşkanlığı kurumu, meclise ve millete bir fren gibi düşünülmüştür. Özellikle üst yargı haddinden fazla güçlendirilmiştir. Şu anda parlamentodaki vekillerin olması gerektiği kadar gücü yok, çünkü sistem buna müsaade etmiyor. Mevcut parlamenter sistemimizin maalesef böyle marazları var. Türkiye'nin anayasal kurumlarının gerçekten demokratik bir ülkeye uygun hale gelmesi lazım. Üstelik cumhurbaşkanını halkın seçtiği modele geçince, çok kafası karışık bir yapı ortaya çıktı. Bu yüzden ben güçlü bir parlamento ve onunla birlikte bir başkanlık modelinin Türkiye için çok iyi olacağını düşünüyorum. Bunları hep beraber özgürce tartışalım. Neyi istiyorsak ona karar verelim. Zaten millet karar verecek.

    'AK PARTİ ANLAŞILMAK İSTİYOR'

    Bir avukatsınız. Siyasi hayatınızda AKP'yi koruma-savunma ihtiyacıyla sıkça karşılaşıyor musunuz? AKP'yi savunmanız gereken durumlar oldu mu?

    Aslında ben hayatımı savunma üzerine kurmuyorum. Haksız bir saldırı varsa savunmak içimden gelmiyor. Çünkü eleştiriler çok havada kalıyor. Muhatapların, gerçek bir kaygısı varsa, bunu gidermek bizim vazifemiz. Böyle bakıldığı zaman AK Parti'nin öyle iyi yaptığı şeyler var ki, hiçbir savunmaya gerek yok ve hiç ihtiyaç duymuyorum. AK Parti'de geçirdiğim süre savunarak mı geçti derseniz, öyle değil. Daha ziyade, anlatarak, dinleyerek geçti. Ben dinlemenin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. AK Parti'nin en büyük başarısı, anlatmak kadar toplumu dinlemesidir. Dinler, muhakeme eder, tekrar dinler, karar verir ve topluma der ki ‘Siz ne düşünüyorsunuz?' O sebeple bence AK Parti'nin kelimesi savunmadan ziyade anlama, anlatma ve anlaşılmadır. Aslında AK Parti anlaşılmak istiyor.

    Konu:
    Türkiye'de genel seçime doğru (88)

    İlgili konular:

    AK Parti Genel Başkan Danışmanı: Köklü işbirliğimiz devam edecek
    7 Haziran öncesi CHP'den AK Parti'ye karne: Enkazdan farksız
    CHP-AK Parti koalisyonu mümkün mü? Kılıçdaroğlu yanıtladı
    Bahçeli: AK Parti kurulduğu Afyon'da yıkılacak
    Rus uzman: AK Parti, başkanlık sistemi için gereken çoğunluğa ulaşır
    Çözüm süreci AK Parti'nin seçim beyannamesine eklendi
    AK Parti'li Sertçelik: Avrupa’da Haçlı ruhu yeniden hortladı
    Başkanlık sistemi AK Parti'nin seçim beyannamesinde
    Etiketler:
    AK Parti, Özlem Zengin
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın