10:40 19 Eylül 2019
Canlı Yayın
    Sezai Temelli

    CHP ile görüşen, İYİ Parti'den randevu talep eden HDP Eş Başkanı Temelli: MHP iktidar, AKP bürokrasi olmuş durumda

    © AA / Mehmet Ali Özcan
    Türkiye
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 914
    Abone ol

    HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile 'demokrasi ittifakı stratejileri' çerçevesinde görüştüklerini, İYİ Parti'den randevu talep ettiklerini söyledi. Kayyum atamalarını ve AK Parti-MHP ittifakın eleştiren Temelli, "Deyim yerindeyse MHP iktidar, AKP bürokrasi olmuş durumda” dedi. Temelli, HDP’nin kapatılması çağrılarını da "Bu ülke Destici'nin, Perinçek’in aklı ile yönetilecek bir yere sıkışmışsa vay halimize" sözleriyle değerlendirdi.

    HDP Eş Genel Başkanı Temelli, Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine kayyum atanması sonrasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile gerçekleştirdikleri görüşmeyi, bundan sonra izleyecekleri yol haritasını aralarında Sputnik'in de bulunduğu bir grup gazeteciye anlattı.

    Temelli'nin sorulara verdikleri yanıtlar şöyle:

    CHP’yi ziyaret ettiğiniz, diğer muhalefet partilerini de ziyaret ediyorsunuz. Görüşme amacınız nedir, kayyum atamalarına karşı işbirliği mi talep ediyorsunuz?

    - Aslında bizim 31 Mart seçimlerinden sonra demokrasi ittifakı stratejimizi ortaya koyduk ve bu çerçevede çalışmalarımız vardı. Bu çalışmaların bir ayağı anayasaya yönelik, bir ayağı yargı reformuna yönelik, bir ayağı da tabi özellikle toplumun demokrasi barış konusunda savaş karşıtlığı konusunda, taleplerinin açığa çıkmasını sağlayacak görüşme müzakere süreçleri yaratmak bizim için önemliydi. Böyle bir program çerçevesinde hazırlıklarımız vardı. Bu hazırlıklar çerçevesinde siyasi partileri de ziyaret edecektik zaten. Fakat bu ziyaretimizi biz ekim ayı içinde planlıyorduk. Fakat bu olağanüstü gelişmeyle birlikte kayyum meselesiyle birlikte, Türkiye'deki siyasi konjonktürü yeniden ele aldık, değerlendirdik ve programlarımızı buna göre bir daha düzenledik.

    'HEM MUHALETEFETİN HEM TOPLUMUN TEPKİ VERMESİNİ TALEP EDİYORUZ'

    - Bu çerçevede CHP'den başlamak üzere bütün siyasi partileri ziyaret etmeyi amaçlıyoruz. Hem diğer programı yürüterek hem de bu kayyum konusunda özellikle hem muhalefetin hem de toplumun tepki vermesini talep ediyoruz. Çünkü bu kabul edilebilir Bir şey değil. Hani bugüne kadar yapılan bu iktidarın son 4 yılda yaptığı ne kabul edilebilir, bu bir tarafıyla duruyor ama iktidar bütün bu gelişmelerden hiçbir ders çıkartmayıp hala Türkiye'nin sorunlarının çözümsüz kalması adına bu türden icraatlarını sergilemeye devam ediyor. Bu konuda muhalefetin yapması gerekenler var, bu konuda muhalefetin ortaklaşması gerekenler var, bu konuda toplumun bu yönlü beklentileri var, dolayısıyla biz bu vesileyle CHP'yi ziyaret ettik ve hem kayyum konusunu hem de diğer konuları konuştu.

    'YARIN SAADET İLE GÖRÜŞECEĞİZ, İYİ PARTİ’YLE DE GÖRÜŞMEK İSTİYORUZ'

    Hangi partilerinden randevu talep ettiniz, AK Parti-MHP yani iktidar cephesi var mı bunların içinde?

    - Bütün partiler aslında ajandamızda var. Fakat şu anda iktidar bloğu dediğimiz, AKP ve MHP'nin bu konudaki kamuoyuna yansıyan açıklamaları, kayyımı, kayyumu kayyumcu anlayışı destekler nitelikte ve bu ön dönemde aldığımız program içinde AKP, MHP yok. Diğer partilerden randevu almaya devam ediyoruz. Yarın mesela Saadet Partisi ile görüşeceğiz, bugün ÖDP var, gelecek hafta İstanbul'da parlamento dışındaki birçok partiyle görüşeceğiz. İYİ Parti’yi soruyorsanız, İYİ Parti’den de randevu almak, görüşmek istiyoruz.

    İYİ Parti’ye görüşme talebini ilettiniz mi?

    - Arkadaşlarımız taleplerimizi iletiyor, şu anda iktidar bloğu dışında bütün partilere ulaşmak istiyoruz.

    İYİ Parti’den dönüş yok galiba…

    - Henüz randevu kesinleşmedi. Henüz dönüş yok.

    'SAYIN KILIÇDAROĞLU İLE AYNI ŞEYİ DÜŞÜNÜYORUZ DİYEBİLİRİM'

    Muhalefet partilerine hangi taleplerle gidiyorsunuz? Sizin CHP’nin tavrına ilişkin eleştirileriniz de olmuştu. CHP ile görüşmenizde nasıl bir işbirliği konuşuldu?

    - Aslında CHP ile görüşmemizde Sayın Kılıçdaroğlu ile aynı şeyi düşünüyoruz diyebilirim. Nedir onlar? Bir, kayyum kabul edilemez, bu bir darbedir, demokrasinin içinde kalarak çözümler mutlaka üretilmelidir. Bu konuda tüm muhalefet, tüm toplum üzerine düşeni yapmalıdır. Bu konuda aynı şeyleri düşünüyoruz. Bu konuda aynı düşünüyor olmamızda bir gariplik yok, çünkü doğal olanı bu, siyasetin doğası böyle olmak zorunda. Böyle düşünmeyen zaten olağanüstü bir durumu kabul ediyor anlamına geliyor ki, bugünkü kayyum uygulaması OHAL uygulamasıdır aslında. OHAL’ci bir zihniyet kendisini bir kez daha teşhir etmiştir. Bunların altında birçok neden vardır, bu nedenler konusunda da aynı şeyleri düşündüğümüzü gördür. Bir tanesi her şeyden önce bu iktidarın uyguladığı ekonomi politikaları, bu iktidarın uyguladığı yolsuzluk politikaları ki kayyumda bu çok net ortaya çıkmıştır, talan meselesi. Mesela Mardin belediyesi özelinde Van ve Amed belediyesi özelinde kayyum döneminde, yolsuzluklar ortaya saçılmıştır.

    'BU KAYYUMA KARŞI ÇIKMAK ASLINDA BİR DEMOKRASİ ARAYIŞIDIR'

    Diğer önemli bir konu, Türkiye bir yanıyla aslında demokrasisini arıyor. Bu kayyuma karşı çıkmak aslında bir demokrasi arayışıdır. Bu demokrasi meselesinde herkes üzerine düşeni yapmak zorundadır. Evet siyasi partilerin farklılıkları vardır, farklı çizgileri vardır ama bütün siyasi partiler bir demokrasi zeminine ihtiyaç duyar. Bu konuda da aynı şeyleri düşündüğümüzü söyleyebilirim. Yani Türkiye'nin bir anayasaya ihtiyacı vardır, bu anayasa bir demokrasi zemini sunmaktadır. Eğer bizim, iyi bir anayasamız, 12 Eylül anayasasından kurtulup toplumun kendini içinde bulabileceği bir anayasası olmuş olsaydı, bugün zaten bir kayyum rezaletiyle karşı karşıya kalmayacaktık. Genelde bu konular üzerinde konuştuk.

    'HER PARTİNİN KENDİNE HAS BİR EYLEM PROGRAMI VAR'

    CHP lideri, kayyum atamaları sonrasında yaptığı açıklamada protestolara sıcak bakmadığını ifade etmişti, siz de bu sözleri eleştirmiştiniz. Bu konu görüşmede gündeme geldi mi?

    - Evet onu ben de eleştirdim, kamuoyu da eleştirdi, görüşmede o konu gündeme gelmedi. Fakat şunu da söylemek istiyorum, her partinin kendine has siyasi çizgisi var, kendine has bir eylem programı var. Benim eleştirim bu palet fabrikası üzerineydi. Gerçekten ülke yangın yeri, herkesin yangına müdahale etmesi lazım, yangını söndürmesi lazım. Yangın metaforunu da özellikle kullandım, Türkiye'de orman kalmadı. Artı şu anda toplu iş sözleşmeleri sürüyor, yoksulluk göstergelerine baktığımızda bütün ocaklar yanıyor ve bir de tabii bu kayyumlarla birlikte vicdanlar yanıyor. Yani insanlar artık adalet duygusunu yitirmeye başladılar. Bu çağırımız bu yöndeydi, yani bir adalet meselesi üzerindendi. Bu konu gündeme gelmedi (görüşmede) ama bir şey yapmalı konusunda şunu söyleyebilirim, herkes bunu hissediyor. Evet, bir şey yapmalıyız, özellikle Türkiye'nin demokrasi konusunda barış konusunda toplumsal barış konusunda çözmesi gereken acil sorunları var ve bu acil sorunları konusunda bir mutabakat var. Zaten görüşmemizden sonra MYK'ları vardı, sonra da sözcülerinin açıklamalarına bakıldığında bu minvalde açıklama da kendileri tarafından geldi.

    'KENDİ PARTİ FARKLILIKLARIMIZI KORUYARAK ORTAK ZEMİNDE ÜRETEBİLİRİZ'

    Nasıl bir işbirliği olabilir CHP ile görüşmede bir yol yöntem önerdiniz mi?

    - Bizim aslında dile getirdiğimiz şey şuydu, kendilerine şunu ilettim. 31 Mart'a da 23 Haziran'a da alışılagelmiş ittifaklarla gitmedik. Yani siyaseten ortaya koyduğumuz meselede toplumun bir kabulü oldu. Özellikle demokratik kamuoyu dediğimiz geniş halk kesimleri tarafından da desteklenen bir kabul oldu. Bu kabulün kıymetli olduğuna vurgu yaptım. Dolayısıyla hem CHP tabanında hem de HDP tabanında ama her ikisinin dışında olan tabanda da toplumda da aslında bir beklenti var, bu beklentiye yanıt üretmemiz gerekiyor. Bu beklentiye yanıt üretirken, kendi özgürlüklerimizi koruyarak, kendi siyasi parti farklılıklarımızı koruyarak, ama bir ortak zeminde bunları üretebiliriz. Bunlar için illa bir pazarlığa işbirliğine gerek yok. Siyaseten ortaya koyacağımız atacağımız adımlar toplumun beklentilerini karşıladığı sürece mesele hallolmaya başlar.

    'BİR ŞEY YAPMAZSAK SADECE KÜRT İLLERİYLE SINIRLI KALMAYACAĞINI DİLE GETİRDİM'

    Bir gerçeklik var ki şu anda bir seçim atmosferinde değiliz. Seçim zamanı sürdürülen seçim stratejileri,seçim taktikleri ya da o dönemde ortaya çıkmış ittifaklar ötesinde bir toplumsal ittifaka ihtiyacımız var, bunu yaparken de bu hassasiyeti gözeten bir yerden adım atmalıyız. Toplumun gerçekten de beklentileri bu yönde. Kayyum atanan illerde değil, sadece Kürt halkında değil, Batı da aynı şeyi görüyorsunuz. Eğer bu konuda bir şey yapmazsak, bu gidişat sadece Kürt illeri ile sınırlı kalmayacağını dile getirdim. Çünkü bu bir zihniyet, bu demokrasiden kaçan hukuktan kaçan ve ülkeyi kayyumcu anlayışla yönetmeyi arzulayan bir zihniyet. Şimdi buna karşı çıkmazsak, bu yayılacak. Yani Kürt illeri ile başlamalarının nedeni çünkü topluma bir şeyi dayatıyorlar, Kürt düşmanlığı savaş politikaları ve buradan bir yoz milliyetçilik konsolidasyonu üzerinden bunu topluma dayatabiliyorlar. Böyle bir hafızaları var, böyle bir bagajları var.

    'CHP GÖRÜŞLERİMİZİ KISMEN PAYLAŞIYOR, NE YAPILMALI KONUSUNDA FARKLILIKLAR SÖZ KONUSU'

    CHP bu görüşünüzü paylaşıyor mu?

    - Evet kısmen paylaşıyor. Yani bir kayyum riskinin devam ettiği, bu otoriter anlayışın burada durmayacağı konusunda farklı bir şey dile getirmediler. Ama buna karşı ne yapmalı konusunda tabii ki farklılıklar söz konusu. Ama en temelde özellikle demokrasi mücadelesi dediğimiz meselede anayasa konusu bu görüşmede ön plana çıktı diyebilirim.

    Yani CHP'nin de çalıştığı anayasa ve yargı paketlerine siz destek mi vereceksiniz?

    - Şöyle bir şey dile getirdik. Bir dosya sunduk kendilerine, gittiğimiz her yere de bu dosyayı sunacağız. Bu dosyamızda, demokrasi ittifakından ne anladığımızı ifade eden bir çalışmamız var. Bir de anayasa ve yargı reformu çalışmamız var. Orada kendilerine de ifade ettik, oturup bir anayasa yazmak, ‘ben anayasamı yazdım, reçeten budur’ üzerinden değil. Bir anayasa strateji belgesi biz yazdık. Yargı reformu konusunda yol temizliği diyoruz biz buna, özellikle çok büyük mağduriyetler var, bu mağduriyetleri nasıl kaldırabilir üzerinden bir tartışma metni yazdık. Bu strateji tartışma metni özellikle bir çalışmaya davet. Bunu Meclis’te yapacağız. Bunun asgari koşullarını belirleyip hareket geçmek büyük önem taşıyor. Kaldı ki Adalet Bakanı da bu konuda bir çalışma yaptı. Fakat bu çalışma Meclis'e gelmedi. Ekim ayında da gelecek mi gelmeyecek mi bir muallak durum da söz konusu. Ama özellikle bizim bu konuda adım atmamız lazım. Hem yargı reformu, hem anayasa meseleleri, hem de bu icraatları durduracak bir inisiyatife ihtiyaç var ki, öncelikli inisiyatif alanı da Meclis görünüyor. Meclis'te muhalefet partileri başta olmak üzere bu adım atılabilir.

    'MHP İKTİDAR, AKP BÜROKRASİ OLMUŞ DURUMDA'

    Kaldı ki ben AKP'nin de içinde bu gidişattan önemli rahatsızlıkların olduğunu düşünüyorum. Çünkü artık siyaset yapamaz hale gelmiş bir siyasi partiden bahsediyoruz. Yani kendi varlık nedeninin artık sorgulandığı bir şeyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla düşünsenize bir partinin politikalarına seçimlerde ittifak yaptığınız bir blok oluşturduğunuz bir parti karar veriyor. Kamuoyuna çıkıp Devlet Bahçeli ne açıklarsa AKP onun uygulayıcısı haline geliyor. Yani deyim yerindeyse MHP iktidar, AKP bürokrasi olmuş durumda. Böyle bir yapı AKP’nin de içine sindirebileceği, AKP’de birçok siyasetçinin içine sindirebileceği bir şey değil. Zaten sinmediği için çeşitli açıklamalar geldi, işte MR çekecekler, rehabilite edecekler gibi. Böyle bir blok siyasetiyle hareket etmenin sıkıntıları var.

    'MECLİS İNİSİYATİF ALMALI, MUHALEFETİN BİRLİKTE HAREKET ETMESİ YOL AÇICI OLABİLİR'

    Diğer taraftan yine baktığınızda AKP içinde geçmişin bakanlar başbakanları yeni parti çalışmaları yapıyorlar. Şimdi her şey güllük gülistanlık olsa, AKP siyaset üretebilen bir mekanizma olsa, bu çalışmalar böyle karşımıza gelmez. Dolayısıyla Meclis inisiyatif almalıdır. Meclis, özellikle iktidarın vesayetinden kendini kurtarmalı. Bu konuda muhalefetin birlikte hareket etmesi yol açıcı olabilir. Bizim bu görüşmelerdeki en temel meramımız da bu. Muhalefet birlikte demokrasi barış adına ortak adımlar, güçlü kararlı adımlar atabilirse Türkiye'deki bu gidişatı değiştirebilir.

    'GÜL VE DAVUTOĞLU’NUN REFLEKS GÖSTERMELERİ ÖNEMLİDİR, KIYMETLİDİR'

    11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kayyum ile ilgili eleştiren açıklamaları oldu. Bu açıklamaları nasıl değerlendirdiniz?

    - Gül ve Davutoğlu anında bir refleks gösterdi. Yeterlidir, değildir bu ayrı bir tartışma ama refleks göstermeleri önemlidir, kıymetlidir, çünkü bu kabul edilebilir olmadığı çok açık şekilde ortada. Demokrasi dediğiniz meselenin birinci adımı sandıkla başlıyor. Bir seçme-seçilme hakkıyla başlıyor. Ondan sonra temsiliyet, katılım mekanizmalarını, sürekliliği geliştiriyorsunuz. Bu olmadan başlamıyor. Bu başlangıç. Buna tepki vermek çok önemli. Bu kayyım atamaları siyasetçilere bir turnusol kağıdı sundu. Demokrat mıyım, değil miyim? Bunu sunmuş oldu. Tepkiler veya tepkisizlikler bir yerde bunu gösteriyor. Kayyıma rıza gösteriyorum meselesi aslında bir turnusol kağıdı, test durumuna gelmiş durumda.

    Gül ve Davutoğlu ile bu temaslar kapsamında bir görüşme talebiniz oldu mu?

    - Şu an için yok.

    'DAVUTOĞLU TANIK OLDUĞU, İÇİNDE BULUNDUĞU ŞEYLERİ AÇIKLAMALI'

    Davutoğlu’nun 7 Haziran-1 Kasım arasına işaret ettiği, “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz” sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    - Bu açıklamaya özellikle o dönemin mağdurları olmak üzere kamuoyundan tepkiler geldi. Bizden de tepkiler geldi, çünkü o dönemin en büyük mağdurlarından biri HDP’ydi. Önemli. 7 Haziran öncesi de var. 5 Nisan mutlak tecridin başladığı süreç ile 7 Haziran arasında ciddi provokasyonlar, saldırılar yaşadı bu ülke. Erzurum’da aracımız yakıldı. Mersin il binamıza bomba konuldu. Diyarbakır mitinginde katliam oldu. 7 Haziran sonrası, adeta 23 Haziran sonrası yaşanan bir akıl devreye girdi. Ceylanpınar’da 2 polis katledildi. Bunların katilleri diye gözaltına alınıp, tutuklananların hepsi beraat etti ve olay açıklığa kavuşmadı. Sonrasında Suruç, Ankara katliamı, Cizre, Sur... O tarihten bu yana yaşadıklarımızın temel nedeni 7 Haziran seçim sonuçlarının kabul edilmemesi. Yine sandığa karşı çıkan bir iradenin ortaya koyduğu bir mesele. Bunun içinde Davutoğlu da var. Davutoğlu dışarıdan konuşuyor, sanki o dönemin muhalefet partisi lideriymiş gibi konuşuyor. Evet konuşulmalı ama o dönemin Başbakanı konuşuyor. Bu istikşafi görüşmelerin müsebbibi. Bütün bu dönemin birinci elden sorumlularındandır. Evet açıklama yapmalı ama bizim gibi açıklama bekleyen bir yerden açıklama yapılamaz, bizatihi tanık olduğu içinde bulunduğu şeyleri açıklamalı. O dönemin mağdurları, mağdur aileleri, herkes bunu bekliyor. Meselenin kapısı aralanmıştır. O dönemin kirli sırları saklı kalamayacaktır. Davutoğlu’nun sözleri bu kapıyı aralamaktır. Ama biz kendisinden açıklama bekliyoruz.

    'BU GELİŞMELER SEÇİMİ HIZLA ÖNE ÇEKİYOR'

    Bu gelişmeler erken seçim olasılığını arttırdı mı yoksa tersine 2023’te olma ihtimalini güçlendirdi mi?

    - Daha önce bir röportajda seçimin tarihini siyaset belirlerdemiştim. Bu gelişmeler aslında seçimi hızla öne çekiyor. Seçimlerin 2023’te olmasını sağlayacak yegane şey demokrasi konusunda atılacak adımlar olurdu. Türkiye demokratikleştikçe, demokratikleşmeye dönük adımlar atıldıkça mevcut siyaset kabul edilebilir bir yol alabilirdi. Bunun için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gerçek anlamda masaya yatırılmalıydı. Cumhurbaşkanının partili olması konusu, Parlamentonun yetki ve inisiyatiflerinin arttırılması, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile yönetilen bir ülke değil, yasalarla yönetilen bir ülke olması, yargı bağımsızlığı gibi konular önümüze geldikçe seçimler 2023’e doğru gidebilirdi. Tam tersi tüm bu konularda bırakın çözüm üretmeyi sorun üreten bir mekanizma çalışıyorsa, seçilmişlere 4 ay sonra kayyım atıyorsa, bu seçim tarihini hızla öne doğru çekiyor anlamına gelir. Seçimler şimdi bize yaklaşıyor.

    'BU ÜLKE DESTİCİ’NİN PERİNCEK’İN AKLI İLE YÖNETİLECEKSE BİR YERE SIKIŞMIŞSA VAY HALİMİZE'

    Son dönemde HDP’nin kapatılması yönündeki çağrılar görüyoruz. Batusuna örneği verildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, kapanma olasılığına karşı bir hazırlığınız var mı?

    - Bu ülke Vatan Partisi’nin, Destici’nin Perinçek’in aklı ile yönetilecek bir yere sıkışmışsa vay halimize. Parti kapatma meselesi zaman zaman önümüze geliyor. Batasuna örneği bir kere çok anlamlı bir örnek değil. AİHM’e ya da o döneme baktığınızda alıp değerlendireceğiniz bir örnek değil. Böyle bir şey bulmuşlar bunun üzerinden gündem yaratmaya çalışıyorlar. HDP’nin kapatılması mevzusunu bu dönem gündeme getirmeleri ne kadar acze düştüklerini, çaresizliklerini gösteriyor. HDP, demokrasi, barış konusunda konuşuyor. Siz iktidar olarak toplumsal barışı dinamitliyorsanız, savaştan başka bir politika elinizde kalmamışsa, siz demokrasiden kaçar bir hale gelmiş, bütün demokratik kurumları tasfiye etmekten başka elinizde bir şey kalmamışsa evet parti kapatmak da gündeminize gelebilir. Bu ne denli acze düştüğünüzü gösteriyor. Türkiye’de parti kapatma koşulları zorlaştı ama bütün bu konuştuğumuz meseleler hukuki değil siyasi mesele. İktidar ile HDP bugün karşı karşıya gelmiş durumda. İktidar bir darbe aklı, HDP ise bir demokrasi aklı ile hareket ediyor. Şimdi bu iki mesele karşı karşıya. Türkiye bu iki meseleyi değerlendirecek. Tüm bu gelişmelere siyaset karar verecek.

    Etiketler:
    Türkiye, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, 12 Eylül askeri darbesi, ÖDP, Vatan Partisi, Doğu Perinçek, Mustafa Destici, Mardin, Van, Diyarbakır, Kayyum, İYİ Parti, MHP, AK Parti, HDP, CHP, Kemal Kılıçdaroğlu, Sezai Temelli
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın