06:16 21 Eylül 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'AB takkesini önüne koydu, kara kara düşünüyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 38

    Gazeteci Cengiz Aktar, Avrupa'nın siyasi kültüründe köprüleri atma gibi tutumlar olmasa da Türkiye'deki son gelişmelerin Brüksel açısından dayanılmaz olduğu görüşünde. Üye ülkelerden müzakere sürecinin bitirilmesi gerektiğine dair seslerin yükseldiğine dikkat çeken Aktar, AB'nin mevcut sorunlarına bir de Türkiye'yi eklemek istemeyeceğini söyledi.

    Avrupa Birliği ile Türkiye arasında 15 Temmuz darbe girişiminin ardından iyice gerilen ilişkiler, HDP'li vekillerin tutuklanması, basın özgürlüğü eleştirileri ve devlet kurumlarındaki tasfiyelere yönelik tepkilerle kopma noktasında. AB Komisyonu'nun dün açıkladığı İlerleme Raporu'nun 'bugüne kadar yayımlananların en serti' olduğu belirtilirken, Brüksel'de pazartesi günü yapılacak AB Dışişleri Bakanları zirvesinde de Türkiye'nin üyelik müzakere sürecinin masaya yatırılması bekleniyor.

    AB'den yükselen 'Türkiye ile müzakereler dondurulsun' seslerini, Brüksel-Ankara ilişkilerindeki gerilimi ve Avrupa Birliği'ndeki olası senaryoları gazeteci Cengiz Aktar ile konuştuk.

    'AB AÇISINDAN DAYANILMAZ BİR HAL ALDI'

    Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkinin çok kritik bir noktaya geldiğini belirten Aktar, "1998'den bu yana ilerleme raporu yayımlanıyor. Biz o dönem o raporla yatar o raporla kalkardık. AKP hükümetleri 2005 sonrası müzakereler başladıktan sonra bu işin ucunu bıraktı. Ondan sonra kör topal bir yerlere geldik. Kıbrıs meselesi biraz önünü kesti meselenin. Tam imama kızıp oruç bozmak oldu AKP açısından. Şimdi bu son dönemde, özellikle 2013 sonrasında diye belirtmek lazım, Gezi ve 17-25 Aralık sonrasında işler iyice tavsamaya başladı. Şu son dönem 15 Temmuz'dan sonra artık AB açısından da dayanılmaz bir hal aldı" diye konuştu. 

    'KAĞIT ÜZERİNDE YÜRÜYEN BİR MÜZAKERE SÜRECİ'

    Brüksel ile Ankara arasında bir karşılıklı gönülsüzlük durumunun söz konusu olduğuna değinen Aktar, Türkiye'nin çok uzun süredir AB serüveninin sürdüğüne dikkat çekerek "16 tane fasıl açılabildi bu güne kadar. Genişleme politikasının tarihinde böylesine berbat bir aday ülke yok. Bu sadece Türkiye'nin suçu değil bunun da altını çizmek lazım. Bir kere hiç bu kadar uzun süren bir müzakere olmadı diğer adaylarla. Ve birşey de olmuyor. 16 fasıl açıldı bir tanesi açıldı kapandı, 15 faslın içeriği, yani müktesebat dediğimiz AB mevzuatı, sözüm ona Türkiyelilirin hayatına yansıma durumunda. İki örnek vereyim herkes anlayacak. Bir tanesi çevre politikası, diğeri bölgesel politika. Bölgesel politika Kürt siyasi hareketinin en temel talepleri ile örtüşen aslında Türkiye'de uygulanabilse pek çok şeyi olumlu yönde değiştirebilecek bir politika. Çevre politikası keza öyle. Türkiye çevre konusunda dünyada nal toplayan bir ülke. Yani sadece kağıt üzerinde yürüyen bir müzakere süreci var bu artık dayanılmaz bir hal aldı" değerlendirmesi yaptı.

    'AVRUPA SİYASİ KÜLTÜRÜNDE KÖPRÜLERİ ATMAK YOK'

    Türkiye'nin dış politikada köprüleri atma eğilimine rağmen, Avrupa Birliği'nin siyasi kültüründe böyle bir kültürün var olmadığını ve son dakikaya kadar sürecin müzakere edilerek götürüldüğünün altını çizen Aktar, "Müzakerelere başlayabilmek için 2004 Aralık ayında alındı karar ve şöyle bir hüsnü kabul vardı AB ülkeleri açısından: Türkiye Kopenhag kriterlerini yeterince yerine getiriyor. Dolayısıyla son etap olan müzakere sürecine girebiliriz denmişti. Nitekim ekim 2005'te bu müzakere süreci fiilen başladı. Şimdi Kopenhag siyasi kriterine uyum meselesi, artık tamamen anlamsız bir hal aldı. Çünkü Türkiye epeydir Kopenhag siyasi kriteriyle uyumlu bir ülke değil, 3-4 senedir değil. Burada bir açmaz var. AB de bunu biliyor. AB kurumları olsun, AB üye ülkelerinin sorumluları olsun herkes herşeyin farkında. Yani Avrupa'nın siyasi kültüründe son dakikaya kadar müzakere edilir ya da müzakere etmeye çalışılır. İpler koparılmaz, köprüler atılmaz. Yani tam Türkiye'deki politikaların aksine. Yani Türkiye'de ben yaptım oldu, köprü atmak, kesmek, dayılanmak, üstten almak gibi bir müzakere kültürünün ne kadar zayıf olduğunu biliyor. Dolayısıyla burada iki farklı paradigma çarpışıyor" diye konuştu.

    'ARTIK BIÇAK KEMİĞE DAYANDI'

    Tüm bu siyasi kültüre rağmen AB üyesi ülkelerden doğrudan Türkiye'nin müzakere sürecinin artık bitirilmesi gerektiğine dair seslerin yükseldiğine dikkat çeken Aktar, "Pazartesi günü özellikle vize ve mülteci meselesi üzerinden bir dolu atışma oldu biliyorsunuz. Ama artık bıçak kemiğe dayandı. Bazı üye ülkeler, mesela Avusturya, hem dışişleri bakanı hem başbakan ağzından artık bu işin bitirilmesi gerektiğini dile getirdiler. Daha marjinal partiler, merkezin dışında kalan, sol ya da komünist partiler bunu dile getirirdi geçmişte bunu. Son bir yıldır artık ana akım partiler AB üye ülkelerinde, 'Türkiye ile süren müzakerelerin artık bitirilmesinin zamanının geldiğini' söylüyorlar. Avusturya ile başladı bu iş malum. Ama sadece Avusturya değil, Avusturya dışında pek çok üye ülke var. Sadece Batı Avrupa değil, buna Çekleri, Slovakları dahil etmek gerekiyor. Onlar da kapalı kapılar ardında bu işin hiçbir yere gitmediğini ve gitmeyeceğini dile getiriyor" tespitini yaptı.

    'BRÜKSEL'DEKİ TOPLANTIDA MÜZAKERELERİ ASKIYA ALMA KARARI ÇIKMAZ'

    Brüksel'de pazartesi günü toplanacak Avrupa Birliği'nin dışişleri bakanları toplantısında bir numaralı gündem maddesinin Türkiye olduğuna değinen Aktar, AB ülkeleri açısından sürecin artık neredeyse anlamsız bir boyuta eriştiğine işaret etti:

    "Müzakere çerçeve belgesi diye bir belge var. Müzakerelerin askıya alınması ile ilgili gerçek ilke orada yazıyor. Kısaca şöyle: 'Birliğin temelini oluşturan özgürlük demokrasi insan hakları ve temel özgürlüklere tam saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin Türkiye'de ciddi ve ısrarlı bir şekilde ihlal edilmesi durumunda komisyon kendi inisiyatifi ile veya üye devletlerin üçte birinin talebi üzerine müzakerelerin askıya alınmasını önerebilir'. Bu aşamadayız. Pazartesi günü ayın 14'ünde 27 ülkenin dışişleri bakanlarının toplantısının bir numaralı gündem maddesi bu olacak. Aralarında bir takım istişarelerde bulunacaklar. Ben oradan bu üçte bir çoğunluğun veya komisyonun tepkisiyle bir askıya alma kararının çıkabileceğini şimdilik düşünmüyorum. Bu sürdürülebilir bir politika yaklaşımı değil. Çünkü müzakere filan yok. Türkiye bırakın Kopenhag siyasi kriterlerine uyumu, artık tamamen bambaşka bir mecraya girmiş durumda. Bunun artık ne kadar anlamsız bir şey olduğunun herkes farkında.Yalnız Türkiye önemli bir ülke, NATO ülkesi. Tüm bu civardaki sorunlara bir de Türkiye sorunu eklenirse ne olur diye takkeleri herkes önüne koydu ve kara kara düşünüyor."

    'BÖYLE BİR ÜLKENİN AB ÜYESİ OLMASI ABESLE İŞTİGAL'

    Avrupa Birliği'nin son ilerleme raporunun tüm bu gelişmelere bağlı olarak okumak gerektiğine vurgu yapan Aktar, "Rapor son dakikada değişti. Öncesinde 'ne şiş yansın ne kebap' denilebilecek bir rapordu. Fakat son dakikada değişti. HDP'li 10 vekilin tutuklanması ve diğer ihlaller de rapora girdi ve hakikatten zehir zemberek bir rapor oldu. İlerleme yok ibaresi 32 kere geçiyor. İhlal hükmü 26 kere geçiyor. Böyle bir ülkenin müstakbel AB üyesi olması abesle iştigal" dedi.

    'TOPLUMLAR BÖYLE İNTİHAR EDİYOR'

    Hükümetin AB ile müzakerelerin devam etmesine ilişkin bir irade koymadığına dikkat çeken Aktar, iktidar kanadında aşırı bir özgüven olduğunu söyledi. Ekonomi dahil birçok politikada Ankara'nın bu eğilimde olduğunu belirten Aktar şu tespitleri yaptı:

    "Aşırı özgüven, şişik bir ego, küçük dünyaları yaratmış olan bir Ankara hükümeti var. Her konudaki tavrı bununla belirleniyor artık. Bu hakikatten şaka değil. Zaten ekonominin durumu ortada. Diplomasinin, dış politikanın durumu ortada. Türkiye bütün afra tafraya rağmen nal toplayan bir ülke. Çok büyük sorunları var. AB ile müzakerelerin dondurulması ki bu kırmızı çizgiyi idam cezası olarak belirlediler, benim kanaatimde idam geri gelecek. Ama artık ona bile gerek kalmadı. Demin okuduğum gibi Türkiye'nin ciddi ve ısrarlı bir şekilde AB ilkelerini ihlal etmesinin iler tutar yanı yok. İş oraya gelirse, askıya alma, dondurma durdurma gibi bir formüle gelirse, ki bir kere oldu mu da bir daha başlamaz, bu hükümetin bütün özgüvenine rağmen bu zaten iyi gitmeyen işleri hakikatten berbat ve çok kötü bir yere doğru sokar. Zaten AB'yi küçümsemek için hükümet elinden geleni yapıyor. Herkesin de hoşuna gidiyor. Son bir kamuoyu araştırmasında AB önemli midir sorusuna katılımcıların yüzde 80'i 'Hayır' diyor mesela. Ama kimseye ülkenin 1 numaralı iktisadi ortağının AB olduğu, AB sayesinde Türkiye'nin dış ticaret yapabildiği, Türkiye'ye gelen 3 kuruş paranın neredeyse yüzde 60-70'inin AB'den geldiği (kalıcı sermayeden bahsediyorum) konusunda bir şey söylediği yok. Ama böyle bir özgüven var. Toplumlar böyle intihar ediyor."

    'AB İLE İLİŞKİLERDE 31 ARALIK'TAN SONRA DANANIN KUYRUĞU KOPACAK'

    Meselenin aslında 'AB'nin Türkiye'yi gözden çıkarıp çıkaramayacağında' kilitlendiğine dikkat çeken Aktar, iktidarın AB'nin kendisini bir kenara koyamayacağına dair bir tavır geliştirdiğini savundu. Vize serbestisi gibi Ankara açısından 'kilit' olarak belirtilen meselelerin çözüme kavuşmayacağı görüşünde olan Aktar, "Eski müsteşar Feridun Sinirlioğlu'nun dediği gibi had bilmiyor. AB hep alttan aldı. Bu sadece mülteci kriziyle de alakalı değil. Bu müzakereci gelenekle alakalı. Kopma ve köprüleri atma gibi şeyler AB'nin siyasi kültüründe yok. Ama iş oraya geldi artık. En alttan alan hakikatten, mümkün olduğu kadar ılımlı mesajlar veren Johannes Hahn, yani genişlemeden sorumlu komisyon üyesi dahi özellikle 15 Temmuz'dan bu yana çok sert, hiç alışkın olmadığımız ifadelerle konuşuyor. AP de ne söylediğini biliyorsunuz. Raportör Kati Piri dahi, ki görevi gereği o ülkeyle sıkı fıkı olması gerekir, durduralım artık bunu bir yere gideceği yok dedi. Bütün bunlar eskiden olsaydı 1998 sonrası Orta ve Doğu Avrupa ile ilgili süreçlerde olsaydı çoktan dondurmuşlardı. Şimdi müsamahanın nedeni Ortadoğu ile alakalı. Vize meselesi de hayati. Ankara'nın üstünde durduğu tek konu o. Bu yüzden de 'Vermezseniz kapıları açarız Suriyelileri yollarız' diyorlar. Ama olmayacak vize meselesi. Nisan ayında Fransa'daki seçim ve Almanya'daki seçimleri ile de alakası var bunun. Böyle bir ortamda hele hele Almanya'nın Türkiye'den gelen iltica taleplerine olumlu cevap vermek durumundayız dediği bir dönemde, Türkiyelilere vizenin kaldırılması tahmin edebileceğiniz gibi söz konusu değil. Herhalde bunu Aralık ayında bir şekilde söyleyecekler Türkiye tarafına. Son tarih de 31 zaten Ankara'nın koyduğu. Herhalde ondan sonra dananın kuyruğu bir şekilde kopacak. Ama dediğim gibi müzakerelerin dondurulması çok kötü giden genel gidişata bir de tüy diker" dedi.

    İlgili konular:

    Renzi: Gazetecileri ve milletvekillerini tutuklayan bir Türkiye AB’ye giremez
    AB'den Türkiye'ye demokrasi çağrısı
    Ankara'da toplanan AB büyükelçileri zirvesinden Türkiye kararı
    Alman siyasetçi: AB, en azından Türkiye’yle üyelik görüşmelerini askıya almalı
    Almanyalı Kürtlerden AB’ye: Türkiye ile işbirliğini sonlandırın
    Etiketler:
    15 Temmuz, AP, AB, HDP, AK Parti, NATO, Cengiz Aktar, Kopenhag, Avusturya, Brüksel, Fransa, Avrupa, Suriye, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın