13:34 24 Eylül 2017
Ankara+ 25°C
İstanbul+ 22°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye artık Almanya'nın iç meselesi oldu'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 374 0 0

    Sezin Öney’e göre Ankara, Almanların tutumunu 24 Eylül seçimiyle bağlantılı görerek yanılıyor. Türkiye’nin Alevi-Sünni, Türk-Kürt ayrışmalarıyla Almanya’nın iç meselesi haline geldiğini belirten Öney’e göre, Ankara çok ciddi dönüş yapmadığı sürece Berlin tutum değiştirmeyecek.

    Türkiye ile Avrupa arasındaki kriz her geçen gün tırmanıyor. En net görüntüsü Avrupa Birliği'nin en önemli ülkesi Almanya ile yaşansa da aynı şekilde Avusturya, Hollanda gibi ülkelerle gerilimler de bitmiyor. Almanya'nın tüm AB'nin Türkiye'ye karşı ekonomi sopasını sallaması krizde yeni bir boyut olarak öne çıkarken, diğer yandan da köprülerin tümden atılmaması dikkat çekiyor. Ancak Türkiye ile genel olarak Avrupa ilişkilerinin geleceği ciddi soru işaretleri barındırır hale geldi. Gelişmeleri Macaristan'da yaşayan gazeteci ve akademisyen Sezin Öney ile konuştuk.

    ‘AVRUPA KENDİ İÇİNDE DE KRİZ VE DİZAYN ÇABASINDA'

    Sezin Öney'e göre, Türkiye ile son dönemdeki olumsuzluklarla yüklü bir döneme giren Avrupa kendi içinde de krizler yaşıyor. Gelişmelerin bu yüzden de bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerinde en fazla Almanya'nın görünür olmasının, Berlin'in AB içinde lokomatif güç olması sebebiyle normal olduğunu belirten Öney, öncelikle yaşlı kıtanın kendi iç sürecindeki gelişmelere dikkat çekti:

    "Bir yandan AB'nin kendi içinde bulunduğu bir kriz var. Britanya'nın AB'den ayrılması olan ve ‘Brexit' olarak adlandırılan süreç devam ediyor ve bu kolay bir ayrılık olmuyor. Mali konular, bütün Britanya vatandaşlarının durumu, Avrupa genelinde yaşayanların sorunları gibi iç içe geçmiş birçok konu var. Brexit süreci devam ederken ve AB'nin sadece bundan kaynaklanmasa da, yaşadığı kendi iç krizleri var. Bunların da ötesinde işin Türkiye ile ilgili olan tarafı var. Bunları hep birlikte okumak lazım ve bu yüzden de karşımızda çok boyutlu bir tablo var. Almanya son dönemlerde ön plana çıkmaya başlamıştı ve Britanya'nın ayrılmasıyla bu öne çıkma durumu daha da artacak. Diğer yandan, Fransa'da genç ve anti-popülist ama kendisi de bir popülist olan Macron'un seçilmesi gerçekleşti. Fransız politikasının parametrelerine aykırı bir şekilde Macron taraftarları ile müthiş bir bağ kurabilen bir lider ve böyle bir gerçek var ve Fransa'nın Almanya ile yeni bir ortaklığı söz konusu. AB'nin kendi içinde küllerinden yeniden doğmasına yönelik birtakım projeler var ve bunun ne kadar gerçekleşeceğini önümüzdeki dönemlerde göreceğiz. Tüm bunlardan dolayı bir yandan AB bu krizleri yaşarken, AB'nin lokomotifi olan Almanya durumu var. Bu durumu daha önce Yunanistan'ın yaşadığı krizde de gördük ve pozitif, negatif bütün görüşmelerde Almanya politikası ön plana çıkıyor."

    ‘ALMANYA POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ HAZIRLIYORDU, HIZLANDIRMAK ZORUNDA KALDI'

    Öney, Almanya'nın başlangıçta Türkiye'ye yönelik bir politika çerçevesi oluşturmaya hazırlandığını ancak içinde bulunduğu seçim dönemi sebebiyle tansiyonu düşük tutmaya çalıştığını aktırdı. Ancak Öney, Büyükada'daki insan hakları savunucularının içlerindeki Alman vatandaşı dâhil olmak üzere tutuklanmasının bardağı taşırdığını belirtti. Öney'e göre Berlin'i asıl tetikleyen konu da aslında insan hakları değil, Alman vatandaşlarının tutuklanması:

    "Almanya'da Dışişleri Bakanlığı'ndan isimlerle görüşüldüğünde, çok büyük bir huzursuzluk ve rahatsızlık olduğu görülüyordu. Genel olarak Türkiye'ye yönelik bir politika çerçevesi oluşturulacağı o zaman da söyleniyordu fakat tahmin edemeyeceğimiz düzeyde çok detaylara inilerek hazırlanmış bir politika var. Bu politikaları tahminimce 24 Eylül'deki Almanya seçimlerinden sonra uygulamaya koyacaklardı. Almanya'nın tarafında Hollanda ile yaşadığımız referandum öncesi gerginliklerin benzerlerinin yaşanmaması ve huzurlu, sakin bir seçim dönemi geçirebilmek adına, seçimi atlatana kadar düşük tansiyonlu bir politika izleme çabası vardı ama Büyükada'daki toplantıda aralarında Alman vatandaşı da olan insan hakları savunucularının tutuklanması büyük bir kırılma noktası oldu. Bu tutum Almanya'nın insan haklarına verdiği büyük önemden kaynaklanmıyor, insan hakları konusunun yolunda gitmediğinin mayıs ayında da farkındaydılar. Mayıs ayında Yeşiller Partisi'nden bir milletvekili Bundestag'a soru önergesi vermişti ve dört Alman vatandaşının Türkiye'de tutuklu olduğu cevabını almıştı. Bunlara ek olarak, bizim çok bildiğimiz ve üzerine çok fazla konuştuğumuz Alman vatandaşları Deniz Yücel'in, Meşale Tolu'nun ve diğer gazetecilerin tutuklu olması durumu var. Alman vatandaşı Hıristiyan misyoner David Britsch Erzurum'da dört aydır gözaltında ve Alman makamları kendisiyle ilgili doğru düzgün bilgi alamıyor. İşin ironik yanı, Britsch AB'nin fonlarıyla yapılan bir geri kabul merkezinde tutuluyor. Almanya bütün bunları kaldıramadı ve ciddi bir politika değişikliğiyle, hazırladığı özellikle ekonomik konulara odaklanan planı raftan indirdi. Buna ek olarak Almanya, bu yönde aynı politikaları benimsemeleri için diğer Avrupa ülkelerini de teşvik ediyor."

    ‘ALMANYA'NIN EGEMENLİK ALANINA MÜDAHALE'

    Almanya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin çok eskiye dayandığını anımsatan Öney, yaşanan gerginliğin artık bu ülkenin doğrudan iç meselesi haline geldiğini vurguladı. Almanların başka ülkelerle de demokrasi ve insan haklarını göz önüne almadan ilişkiler yürüttüğünü anımsatan Öney, ancak meselenin artık Türkiye asıllılar üzerinden içişlerine müdahale olarak algılandığını belirtti:

    "Bugüne kadar Türkiye'den göç eden ve Alman vatandaşı olan çok fazla insan var ve seçimlerde oy kullanmaları ile ilgili bir çağrı oldu. Bütün bu tabloya baktığımızda, Türkiye, Almanya'nın iç işleri haline gelmiş vaziyette. Daha önceki yıllarda, bir takım başka ülkelerle de insan hakları göz önüne alınmadan ilişkiler sürdürülüyordu ve Almanya'nın da bugüne gelinceye kadar, bu durumları takmadığını biliyoruz. Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in 25 Temmuz'da AB toplantısı öncesi yazdığı bir mektup vardı ve orada Türkiye'nin Avrupa değerler bütününden uzaklaştığını söylüyordu. Büyük resme bakarsak, Avrupa kendisini yeniden yaratıyor ve dolayısıyla orada değerler bütünü daha fazla vurgulanıyor. Bu sebeple bir yerinden bu değerler bütününe sarılmak lazım ve Türkiye de bu anlamda, bu değerleri konuşmak için iyi bir örnek veriyor. Öte yandan, asıl sebep Türkiye'nin Almanya'nın iç meselesi haline gelmesidir. Almanya'da Türkiye kökenli seçmenler var ve Türkiye kökenli ve Alman seçmenler olan bu kitlenin Alevi-Sünni, Türk-Kürt gibi ayrışmaları ve kavgaları Almanya'da da yaşanıyor. Bunun ötesinde, Gabriel ciddi anlamda inisiyatif almaya başladıktan sonra, kendi eşinin tehdit edildiğini biliyoruz çünkü bunu kendisi açıkladı. Türkiye hükümetine bağlı birtakım grupların yürüttüğü söylenen casusluk faaliyetleri, istihbarat toplama gibi konular da Almanya'nın gündeme getirdiği konulardı. Almanya'nın temelde rahatsız olduğu kendi egemenlik alanına müdahale hamleleriydi."

    ‘ALMANLAR MERKEL'i YETERSİZ BULUYOR'

    Almanya'nın AB'ye bir bakıma liderlik etmesinin Türkiye'ye karşı takındığı tutumda da farklılık yarattığına dikkat çeken Öney, Almanya halkında da Türkiye ile ilgili olumsuz bir algı olduğunu hatta Merkel'in tutumunun halk tarafından yetersiz bulunduğunu aktardı:

    "Avrupa'da Türkiye kökenlilerin örgütlenmesi vesaire bakımından Almanya ve diğer ülkeler arasında farklar var ama ideolojik bir fark yok. Aslen arada ne tür farklar olduğunun araştırılması gerekiyor, daha derin bakmak lazım ama şöyle bir fikir yürütülebilir; Hollanda ve Almanya'nın kendisine biçtiği roller farklı. Almanya aynı zamanda ekonomik ve politik olarak Avrupa'nın lokomotifi rolünü üstlendiği için, Hollanda'dan farklı olarak sadece ekonomik çıkarlar diyip de, sırtını dönemez. Almanya'nın bu tavrını Yunanistan konusunda da gördük. Öte yandan Almanya'da çok ciddi bir kamuoyu oluştu ve vatandaşlarının çoğu Türkiye politikası konusunda çok bilgili. Avrupa'nın hiçbir yerinde olmadığı kadar Türkiye'nin iç işleriyle, meselelerle ve yaşananlarla ilgili gündemi takip ediyorlar. Dolayısıyla Almanya'da Türkiye'ye karşı ciddi bir negatif algı oluştu ve Merkel'in Türkiye politikası kendi partisine mensup kesimler de dâhil olmak üzere bir kesim tarafından yetersiz bulundu. Merkel şu ana kadar olan bitene göz yummakla ve sistemi devam ettirmekle itham ediliyor. Dolayısıyla çeşitli araştırmalara göre eleştiri oranları yüzde 90'lara kadar varıyor. Keza güçlü bir lider beklentisi Almanya'da o kadar güçlü ki, Merkel'in Trump'a karşı dik duramadığı gibi ithamlar da olmuştu. Almanlar güçlü bir liderlik beklentisi içindeler ve yeni bir soluk, güçlü liderlik arayışları var."

    ‘TÜRKİYE MACARİSTAN GİBİ ÜLKELERİ SIÇRAMA TAHTASI YAPABİLİR'

    Öney'e göre, Türkiye olan bitenlerden ve mevcut politikasından çok ciddi bir dönüş yapmadığı sürece, Almanya'nın politikasını değiştirmesi zor. Berlin'in Türkiye'ye yönelik ekonomik yaptırımlar konusunda ciddiyetine dikkat çeken Öney, bunun yanı sıra vize başvurularında hükümete yakın insanlara yönelik tutumun değişebileceğini vurguladı. Öney'e göre, Türkiye ise Almanların tavrını seçim yatırımı olarak görüyor ancak bu hiç kolay değil:

    "Tutuklu Alman vatandaşlarının serbest bırakılması gibi adımlar atılırsa, yavaş yavaş bir yumuşama dönemi yaşabilir ama Türkiye'de böyle bir eğilim gözükmüyor. Türkiye bunu seçim yatırımı olarak okuyor ve ‘Seçimden sonra Almanya tavrını değiştirmek zorunda' diyorlar. Hollanda'da bu kumar oynandı, gayet güzel bir geri dönüş oldu ve Almanya'dan da bu bekleniyor. Fakat Almanya'dan bu yönde bir tavır gelmeyecek gibi. Rusya ile ilgili Almanya politikasına baktığımızda, Almanya çok ciddi ekonomik kaybı olacak olmasına rağmen şimdiye kadar Rusya'ya karşı bütün ekonomik yaptırımları destekledi ve geri adım atmadı. Belli ki Türkiye'den kaybedeceği daha az şey var ve bunun ince ince hesaplarının yapıldığı da çok açık ama bu iş sadece ekonomik olarak kalmayacak. Almanya belediyelerin Avrupa Kalkınma Bankası'ndan kredi kullanması, 4.5 milyon euro'yu bulan fonların kesilmesi gibi kozlarla bir yandan AB üzerinden, diğer yandan kendi uygulayacağı ekonomik yaptırımlar üzerinden Türkiye'yi kuşatmaya çalışacak gibi gözüküyor. Öte yandan burada çok daha önemli noktalar var. Almanya'nın bundan sonra vize başvurularında hükümete yakın olan insanlara bir ambargo uygulaması gibi bir durum söz konusu olursa hiç şaşırmam ve böyle durumların yaşanması olası. Buna karşı Türkiye ve özellikle hükümete yakın isimler AB'de Truva atı misali Macaristan gibi ülkeleri sıçrama tahtası olarak kullanabilir. Türkiye'nin hem Almanya ile bir yandan çekişmesi hem de alternatif olarak AB üye ülkeleri ile yeni ilişkiler kuruyor olması önümüzdeki dönemlerde değişik siyasi durumlara sebep olacaktır."

    Etiketler:
    Brexit, Avrupa Birliği, Sigmar Gabriel, Angela Merkel, Recep Tayyip Erdoğan, Almanya, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın