10:37 24 Kasım 2017
Ankara+ 8°C
İstanbul+ 12°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Irak'taki federal kontrol Suriye'ye örnek olabilir'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 711 0 0

    Serhat Erkmen, Türkiye için Suriye’de YPG ve İdlib gündemleri kaldığını belirtirken, Ankara’nın söylemlerine rağmen Afrin operasyonunun Astana’da Rusya ile varılan mutabakata bağlı olduğunu söyledi. IKBY’deki referandumun federal kontrolle sonuçlanmasını ‘egemenlik’ mefhumunun yeniden yükselişine yoran Erkmen’e göre, Irak Suriye’ye örnek olabilir.

    IŞİD Suriye ve Irak'ta yavaş yavaş silinirken Irak'ta ise 25 Eylül'de yapılan referandumun yankıları sürüyor. Bunun Suriye'deki duruma nasıl etki edeceği de tartışılıyor.
 Diğer yandan Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki Kürt yapılanmasına karşı operasyona girişmek niyetini açık açık vurgulaması ve İdlib'deki sürecin nasıl işletileceği merak konusu.

    Suriye ve Irak özelinde bölgedeki gelişmelerin nereye evrilebileceğini, uluslararası aktörlerin ve bölgesel güçlerin pozisyonlarının nasıl gelişeceği ve bölgede oluşan yeni dengeleri Ahi Evran Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Masası Başkanı Serhat Erkmen ile konuştuk.

    'TÜRKİYE İÇİN SURİYE'DE İKİ TEMEL GÜNDEM KALDI'

    Serhat Erkmen'e göre Suriye'de Türkiye açısından iki temel mesele kaldı. Bunlar, Suriye'nin kuzeyinde Kürtlerin yaratmış olduğu de facto durum ve Astana sürecinden en az risk ile çıkıp bunu Türkiye açısından çıkar aracına dönüştürebilmek:

    "Türkiye elbette Suriye'deki birçok meseleyle yakından ilgileniyor ama Türkiye'nin burada temel olarak iki gündemi kaldı. Birinci gündemi, YPG ile ABD arasındaki ilişkinin yaratmış olduğu yeni de facto durumun nasıl geriye çevrileceği, ikincisi de Astana sürecinde Rusya ve İran ile uzlaşıyla ortaya çıkan yeni hamleden nasıl mümkün olduğunca en az riskli biçimde çıkılıp Türkiye için çıkar ve güvenlik aracına dönüştürülebileceğidir. Daha basit ifadeyle, bir tanesi Suriye'nin kuzeydoğusundaki geniş alanda, öbürü de kuzeybatısındaki denklemde. İdlib'e baktığımızda Türkiye'nin Astana çerçevesinde sürece dahil olduğunu ve bu nedenle aslında Şam'ın Türkiye'nin Suriye'deki varlığının gayrimeşru olduğu dile getirilse de, somut bir şey de yapılmadığını görüyoruz. Şam'ın Fırat Kalkanı'ndaki yaklaşımıyla şimdiki arasında çok büyük farklılıklar var. Fakat İdlib'deki operasyonun henüz tamamlanmadığı için çok soru işareti barındırdığını söylemek gerekiyor. Çünkü İdlib'de aslında Türkiye'nin konuşlanması Suriye rejimi ile muhalifler arasında çatışmaların engellenebilmesi ve ateşkesin gözlemlenebilmesi çerçevesinde planlanmıştı ve bu doğrultuda gelişmesi bekleniyordu ancak süreç sadece bu doğrultuda gelişmedi. Türkiye kendi güvenlik çıkarları perspektifinde en azından şu ana kadarki askeri konuşlanmasının önemli bir kısmını YPG'nin güneyden kuşatılması üzerine yaptı, bunu da açıkca söyledi yani sakladığı bir durum da yok."

    'ASIL MESELE TÜRKİYE İLE RUSYA ARASINDA MUTABAKAT BİLİNMEZLİĞİ'

    Türkiye'nin Afrin'e askeri harekat niyetini açıkça ortaya koyduğunun altını çizen Erkmen'e göre, asıl meselenin özellikle Rusya başta olmak üzere diğer devletlerle bu konuda mutabakata varılıp varılmadığının tam olarak bilinmemesi:

    "Türkiye Afrin'e yönelik niyetlerini en başından söylemleriyle belli etti. İlk baştan itibaren 'evet, biz buraya çatışmasızlık bölgesinde gözlemci olarak giriyoruz ama bizim ulusal çıkarlarımız da var, ulusal güvenliğimize ilişkin tehditler var, bu bizim en az diğer hamle kadar önceliğimizdir' denildi. Hem bunu kamuoyuna deklare etti hem de sahadaki uygulamalara baktığımızda zaten görebilirsiniz. Ama en hassas nokta şu: Türkiye ile Rusya arasındaki mutabakat ne? Hala hiçbirimizin tam olarak yanıtlayamadığı soru bu. Hepimiz bir şekilde yanıt getiriyoruz ama ertesi gün bir gelişme, askeri konuşlanma ya da yapılan açıklama yorumları boşa çıkarıyor. Bundan dolayı hiçbirimiz tam olarak Türkiye ve Rusya arasında Afrin mutabakatı olup olmadığını kesin olarak bilmiyoruz. Rusya'yla görüş birliğine vararak bu operasyonu başlatabilir mi diye soruyoruz. Çünkü böyle bir operasyon olursa işin sadece Astana sürecindeki boyutu bir tarafa konulmuş olur. Türkiye Astana sürecindeki yükümlülüğünü yerine getirir ama oradaki varlığının asıl önemli boyutu YPG ile mücadele boyutuna dönüşür. Türkiye askeri kuvvet açısından bunu tek başına yapabilecek durumda olmasına rağmen, bunun tek başına verilen bir kararla olmayacağı aşikardır."

    'DEVLETLER BÖLGEDE KENDİ BAŞLARINA HAREKET ETTİKLERİNDE DUVARA TOSLUYORLAR'

    ABD'nin Irak İşgalinde koalisyon kurduğunu iddia etmesine rağmen tek başına olduğunu ve bu yüzden başarısızlığa uğradığı yorumunu yapan Erkmen'e göre devletler bölgede tek başlarına hareket ettiklerinde karşılarında geniş bir karşıt koalisyon buluyorlar:

    "Şunu gördük ki, hiçbir ülke, ne bölge ülkeleri ne bölge dışından gelen ülkeler Suriye ve Irak krizinde tek taraflı, kendi başlarına adım attıklarında başarıya ulaşamıyorlar ve sonunda duvara tosluyorlar. Bunu biz aslında ABD'nin 2003'teki Irak işgal sürecinden beri yaşıyoruz. Yani orada da tek taraflı bir karar vardı. ABD çok alakasız devletlerden 5-10 kişilik gruplar alıp 40 kişilik koalisyona ulaştığını ve çok uluslu bir koalisyon kurduğunu iddia ediyordu ama aslına bakarsak sonunda büyük bir başarısızlığa uğradı. Irak'ta inşa ettiği bir sürü şey çökmüş oldu. O zamandan bu zamana bütün devletler için geçerli bir şey şu: Tek taraflı hareket ettiğinde karşındaki geniş koalisyona karşı koyamıyorsun. Uluslararası uzlaşı ya da bölgenin kritik aktörleri arasındaki uzlaşı çok önemli. Bunun başka bir açıdan örneği olarak Irak'a baktığımız zaman referandum konusunda Tahran, Bağdat ve Ankara arasında bir uzlaşı ortaya çıktıktan sonra Kerkük ve diğer sorunlu bölgelerde nasıl sonuçlandığını gördük. Burada birbirleriyle rekabet eder halde olsalardı ya da biri diğerinin ayağına basmaya çalışsaydı çok farklı sonuçlar ortaya çıkabilirdi. Dolayısıyla ben Afrin meselenin sadece askeri güç dengesi gibi teknik hususlar perspektifinden değil, bu konuya müdahil olabilecek uluslararası aktörlerin arasında pazarlık ve anlaşma kapasiteleri perspektifinden de değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum."

    '2003'TEN BU YANA BÖLGEDE MERKEZİ HÜKÜMETLERİN GÜCÜNDE AZALMA OLDU'

    Erkmen bu noktada Türkiye'nin tek başına hareket etmesini ise hayırlı bulmuyor. ABD'nin 2003'teki Irak İşgaliyle başlayan ve ‘Arap Baharı'yla devam eden süreçte bölgede merkezi hükümetlerin zayıfladığına dikkat çeken Erkmen, bu süreçte merkez-kaç güçlerin ortaya çıkıp kendilerine alan açmaya çalıştıklarına şu sözlerle vurgu yaptı:

    "Türkiye'nin uluslararası dengeleri dikkate alarak hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. Tekrarlayalım, bölgesel denklemler göz önüne alınmadan, diğer aktörlerle uzlaşı olmadan hiç bir hamle hedefine ulaşamaz. Suriye'nin kuzeyinde Kürtler YPG ile çok önemli kazanımlar elde ettiler. Bu kazanımları elde ederlerken bazı bölgelerde tutabileceklerinin daha da ötesine de genişlediler. Fakat aynı şeyi Kuzey Irak'ta Iraklı Kürtler de yaptılar. Bölge ülkelerinin anlaşması halinde bunun sonucunun nereye ulaşabileceğini geçen hafta gördük. Çatışmasızlık sonrası düşünülen düzenin hala tam olarak yerine oturmadığını, aktörlerin kazanımlarını ya da kayıplarını telafi edebilecek durumda olduklarını ve bunun da karşılıklı uzlaşı ve işbirliği ile olacağını düşünüyorum. Burada bir parantez açmak istiyorum. Aslında bütün teknik, saha detaylarını bir tarafa koyacak olursak, çok temel bir olgu var. Ben bu süreci sadece ‘Arap Baharı'yla değil 2003 Irak işgali ile başlatıyorum. O tarihten bu yana çok temel bir eğilim var. Bu eğilim şu, Ortadoğu'da bildiğimiz sınırlarla, eski merkezi hükümetlerin güçlerinde çok önemli bir azalma meydana geldi. Onların yerine devlet dışı aktörler kendilerine alanlar açmaya ve açtıkları alanlarda yeni siyasal gerçeklikler üretmeye çalıştılar. Şimdi içinde bulunduğumuz süreçte bunların yaşayıp yaşayamayacağını göreceğiz. Yani daha basit bir ifadeyle söyleyecek olursak, eski rejimlerin kendilerini yeniden ispat edilebileceğini düşünecek olursak bu bizi başka bir yere götürecek. Ya da o iş tamamen bitti artık sahada yeni gerçeklikler var diyorsak ayrı bir yere götürecek."

    'LAMBANIN İÇİNDEN ÇIKAN CİNLER TEKRAR İÇERİ TIKILABİLECEK Mİ?'

    Erkmen'e göre, merkezi devletlerin zayıflaması ve yeni aktörlere dair süreci test etmek için Irak'ta, Suriye'ye bakmak gerekiyor:

    "Sahadaki yeni gerçeklikler açısından herşey bence daha bitmedi. Bakın, Irak'ta, Yemen'de, Libya'da, Suriye'de ve hatta Lübnan'da devleti temsil eden merkezi otoriteler belli bir süre için ciddi anlamda güç kaybettiler. Bir kısmında hala merkezi otoriteler gücünü sağlayabilmiş değil. Bu süre içerisinde her birinde farklı bir takım aktörler ortaya çıktı. Kendilerine hem topraksal anlamda hem de siyasal iktidar anlamında bir güç atfetmeye başladılar. Soru şu; bu lambadan çıkan küçük küçük cinler tekrar lambanın içerisine tıkılabilecek mi? Yani Irak'taki, Kuzey Irak'taki Bölgesel Yönetim tekrar eski sınırlarına geri çevrilebilecek mi, çevrilemeyecek mi? Suriye'de merkezi iktidar, yönetim otoritesini ülkenin tamamı üzerinde tekrardan kabul ettirebilecek mi, ettiremeyecek mi? Lübnan'da 1989'dan sonra oluşturulan belli bir hassasiyete bağlı dengeye geri dönülebilecek mi, dönülemeyecek mi? Geri dönülemeyeceği noktasına gelirsek işte o zaman ondan sonra belki yeni ortaya çıkan aktörlerin kalıcı ve önümüzdeki on yıllarda kendilerine ait toprağı olan kendilerine ait otoriteleri olan yapılara dönüşebileceğini söyleyebiliriz."

    PUTİN'İN SURİYE'DE HALKLAR KONGRESİ YAPILMASI ÖNERİSİ

    Erkmen, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye için ortaya attığı ‘halklar kongresi'ni değerlendirirken, bölgesel aktörlerin çıkar ve arzularının bu süreçte etkili olacağını ve bu teklifin nereye varacağının belirleyici olduğuna şu sözlerle vurgu yaptı:

    "Bence bu konuda henüz ne Rusya ne Türkiye ne de İran tam olarak uzlaşabilmiş değiller. Çünkü her birinin çıkarları, beklentileri farklı. Putin'in Suriye Halklar Kongresi önerisi biraz gündemden kaçtı ama bu açıklamaları bu çerçevede düşünmek gerekiyor. Oradaki amaç acaba merkezkaç güçlerin Suriye'de yeniden güçlenmesini sağlamak mı, yoksa bahsedildiği gibi çatışma sonrasında zayıflamış olan merkezi hükümetin bir şekilde Suriye'nin tamamında müzakere veyahut askeri güç kullanımıyla otoritesini tekrar yaymaya yönelik bir plan mı? Bunu o yüzden sadece Suriye'ye bakarak değil diğer ülkelere de bakarak anlamaya çalışıyorum. Mesela Irak özelinde çok farklı bir perspektiften bakılıyor, Irak'ta 2014 yılının gerisine dönüş var deniliyor. Ama bence onun ötesinde bir şey gelişiyor, orada merkezi hükümetin federal bölge üzerindeki etkisini ve otoritesini yeniden kurma mücadelesi yaşanılıyor. Başarılı olur ya da olamaz o ayrı mesele ama yaşanılan durum budur. Aynı süreci Suriye'de görecek miyiz? Şam ülkenin tamamında 2011'den önce olduğu gibi tekrar otoritesini kurabilecek mi?''

    ‘TÜRKİYE'NİN KARAR VERMESİ GEREKEN NOKTA'

    Erkmen, Türkiye'nin Suriye meselesindeki tavrı konusunda da şunları ekledi:

    "Türkiye'nin de karar vermesi gereken nokta bu. Eğer Suriye'nin toprak bütünlüğü yönünde ve Suriye'de gerçekten işlevsel demokratik bir hükümet kurulması arzusu varsa Türkiye'nin bu noktada vereceği karar aslında Suriye'nin içerisinde bu meselenin nasıl çözümlenebileceğine dair olmalıdır. Aslında geldiğimiz noktada Türkiye buna da bir katkıda bulunabilir. Fırat Kalkanı gibi birtakım gelişmeler yaşanıyor ama onların bir kısmı pratikten kaynaklanan gelişmeler. Yani yıkılan bir kamu nizamı var Fırat Kalkanı bölgesinde onu Türkiye bir şekilde onarmaya da çalışıyor ve maliyetini de karşılıyor şu anda. Oradaki yapının uzun vadede Suriye'de yeni dönemde ortaya çıkacak olan siyasal formasyona da eklenmesi planlanılıyor benim anladığım kadarıyla."

    'ANLAŞMA SAĞLANMAZSA YENİ ÇATIŞMA DİNAMİĞİ YAŞANIR'

    Erkmen, Şam dışındaki aktörlerin anlaşma sağlayamaması halinde, bölgede başka çatışma dinamiklerinin de ortaya çıkacağını belirtti. Şam'ın otoritesini kabullenmeyen silahlı grupların varlığına dikkat çeken Erkmen, bu durumda çatışmanın uzayacağı öngörüsünde bulundu:

    "İlk olarak İdlib'de hala bir sürü silahlı grup var. Bunların büyük bir kısmı mevcut hükümetin otoritesini kabul etmiyorlar, bunların sisteme yeniden nasıl entegre edileceği önemli bir sorun olarak duruyor. Afrin'de de aynı durum söz konusu. Orada da başka bir silahlı yapı var. O silahlı yapının da tekrar Suriye'deki hükümetin otoritesini ne kadar kabul edebileceği gibi bir sorunla da karşı karşıyayız. Bu konuda Şam'ın dışındaki taraflar arasında Türkiye, Rusya, İran ve ABD arasında bir anlaşma olursa göreli olarak kolay geçiş mümkün olabilir eğer anlaşma olmazsa yeni bir çatışma dinamiğini bu sefer Suriye'nin kuzey batısında yaşayacağız ve en az Rakka ve Deyr Ez Zor kadar uzun sürecektir bu iş."

    'IRAK'TA GEÇMİŞTE DE BENZER ÖRNEKLER YAŞANDI'

    Suriye çatıması sürerken Kürtlerin bağımsızlık emelleri nedeniyle Irak'ta yeni çatışma dinamiğine atıf yapan Erkmen, görüş farklılıklarına karşın bölge ülkelerinin meseleyi varoluşsal tehdit olarak algıladıklarına dikkat çekti. Erkmen bu sayede geçmişte de örnekleri yaşanmış duruma gerçekten beklenmedik bir hızla dönüldüğünü şu sözlerle vurguladı:

    "1990'lı yıllarda baktığımız zaman Türkiye'nin İran hükümeti ve Suriye hükümetiyle en sorunlu olduğu dönemlerde, Saddam Hüseyin'in ambargo altında olduğu ve Türkiye'yle ilişkilerinin çok gergin olduğu özellikle 92-93 yıllarında bile nasıl bölge ülkeleri bir araya gelip ABD'nin Kuzey Irak'ta Çekiç Güç'le kurmaya çalıştığı embriyonik devlete karşı ortak tavır aldılarsa bence şu an bunun benzerini yaşıyoruz. Ama gerçekten çok hızlı bir biçimde oldu bu. Çünkü hem İran hem Türkiye hem Bağdat bunu varoluşsal bir tehdit olarak algıladılar. Bu devletlerin aralarında bir çok sorunun bulunmasına ve bunların devam etmesine, İran ile Türkiye'nin Suriye'de ve Körfeze ilişkin görüş farklılıklarının bulunmasına rağmen gerçekleşti bunlar."

    'IRAK VE SURİYE'DEKİ KÜRT YAPILARI ARASINDAKİ BAĞLANTININ KESİLMESİ'

    Bölgede Rakka'nın, Musul ve Tel Afer'in IŞİD'den geri alınmasının yanında Irak Kürtleriyle Suriye Kürtleri arasındaki fiziksel bağın kesilmesinin stratejik açıdan dengeleri değiştirecek bir hamle olduğuna dikkat çeken Erkmen'e göre ABD'nin YPG'ye gönderdiği yardımın büyük çoğunluğunun geçtiği KDP kontrolündeki bu bölgenin Irak Hükümeti tarafından alınmasıyla birlikte bu durumun nereye varacağı hayati bir soru durumunda:

    "Bu örneğe baktığımız zaman açık bir işbirliği görüyoruz. Belki de Bağdat'ın hamlelerini kolaylaştıran bu oldu. O kadar çok gelişme yaşıyoruz ki bazen bazılarının önemini kaçıyoruz. Son 3 ayda Mezopotamya'nın kuzeyinde Lübnan, Irak, Suriye bütün bu alanları düşündüğümüz zaman 3 tane çok kritik şey oldu. Birinci olarak Rakka IŞİD'den alındı. İkinci olarak Musul Tel Afer'le beraber IŞİD'den temizlendi. Üçüncü olarak ise Irak ordusu tarafından Suriye Kürtleriyle IKBY'yi fiziksel açıdan ayırabilecek bir hamlenin yapılması. Bu nedir Musul'un kuzey batısından yola çıkarak Türkiye ile Irak merkezi hükümeti arasında doğrudan sınır oluşturularak iki Kürt yapısını ayırabilecek fiziksel bir bariyer konulmasıdır. Eğer bu yapılabilirse bildiğimiz birçok şeyi değiştirecektir.
Şunu sorabileceğiz mesela ABD geçmişte de olmak üzere ama son zamanlarda daha yoğun bir şekilde YPG'ye silah aktarıyordu. Bunu da büyük ölçüde KDP'nin kontrol ettiği bölgeden yapıyordu. Şimdi Irak Hükümeti buraya girdikten sonra ABD bunu yapmaya devam edebilecek mi? Bu çok hayati bir soru bence. Bu Türkiye'yi de İran'ı da Rusya'yı da Irak'ı da etkileyebilecek bir şey. Eğer yapabilirlerse bu son zamanlarda yaşadığımız en stratejik hamlelerden olacak ve diğer iki hamle kadar önemli olacak."

    'IRAK'TA FEDERAL YAPIYA GERİ DÖNÜŞ'

    Irak özelinde yaşananların toprak ve petrol alanlarının hakimiyeti meselesinden öte bir anlamı olduğu görüşündeki Erkmen'e göre gelişmeler merkezi hükümetle federal yapı arasındaki ilişkinin eski haline dönmesi süreci yaşandığına işaret ediyor:

    "Şu an çok keskin virajlardan dönüyoruz. Ama Kerkük operasyonundan sonra olup bitenin sadece petrol meselesiyle sadece IKBY'nin gayrı meşru olarak genişlediği yerlerin tekrar onlardan alınmasıyla sınırlı bir şey olduğunu düşünmüyorum. Burada daha kavramsal bir nokta var. Irak'ta merkezi hükümet var ve ona bağlı olan bir federal yapı var. Merkezi hükümetle federal yapı arasındaki ilişki Irak Anayasasına göre eski haline döndürülecek olursa bu bahsetmiş olduğumuz şey toprağın kontrolünden, IKBY'nin genişlemesinin durdurulmasından, petrolden daha büyük bir duruma işaret edecek."

    Erkmen ayrıca Irak'ta yaşananların ‘gelecekte Ortadoğu'da zayıflamış merkezi hükümetlerle güçlenen merkez-kaç güçler arasındaki ilişkilerin nasıl geri döndürülebileceğine ilişkin önemli bir örnek olacağını' da sözlerine ekledi.

    ‘IRAK'TA EGEMENLİK GERİ DÖNDÜRÜLÜRSE SURİYE'YE MODEL OLUR'

    Egemenlik ve toprak bütünlüğü meselelerinin ehemmiyetinin son dönemde hep gözden kaçırıldığını da vurgulayan Erkmen, şöyle konuştu:

    "Erbil'den gelen çatışmaların durmasına yönelik gelen 3 maddelik öneri (Referandumun askıya alınması,çatışmaların durdurulması ve Irak anayasası çerçevesinde görüşmelere başlatılması) Irak hükümeti tarafından kabul edilmeyecek. Çünkü öneri referandumun dondurulması üzerine. Merkezi hükümet bunu kabul ederse bunca şeyi boşuna yapmış olur. Irak hükümeti bu referandumu illegal görüp ortadan kaldırılmasını talep ediyordu. Burada bir egemenlik sorunu var yani genelde çatışmalara odaklanılıyor, gruplara-devletlere yoğunlaşıyoruz ama asıl sorun egemenlik sorunudur. Bunun gibi aslında Ortadoğu'da veya dünyada sıkışık denklemlerin asıl belirleyicisi olan egemenlik meselesini gözden kaçırmış oluyoruz. Yani Suriye'de ve Irak'ta egemen otorite kim? Bunların egemenliği yeniden tesis edilebilecek mi, yoksa şu andaki fiili durum gelecekte meşru ve legal duruma mı dönüşecek? Asıl tartıştığımız mesele budur. Irak'ta bunun geri döndürülebileceğine dair bir sinyal görüyoruz. Bu eğer başarılı olunabilinirse Suriye'ye de yansıtılabilir. O yüzden Irak ordusunun, güçlerinin yapmış olduğu şeye dair benim okumam bu egemenlik tesisinin başarılıp başarılmayacağı üzerine. Eğer Bağdat burada başarılı olursa bence bir müddet sonra Suriye'de de aynı şeyleri oturtmak mümkün olmayacaktır."

    'ABD IRAK'TAN DERS ALMIŞSA DSG İLERLEYİŞİ PAZARLIK İÇİNDİR'

    Sınırın Suriye tarafında ise ABD destekli Kürt güçleri kuzeydoğu hattında Suriye ordusu ile petrol bölgelerinin kontrolü için adeta yarışa girişmişken, Serhat Erkmen, "ABD eğer Irak'tan ders çıkarmışsa, SDG'nin ilerleyişini pazarlık unsuru olarak kullanmak için gerçekleştiriyordur" yorumunu yaptı. Erkmen şöyle konuştu:

    "Eğer ABD Irak'lı Kürtlerle ilişkilerinden birtakım dersler çıkarmışsa ve bunları PYD'yle ilişkilerinde uyarlıyorsa bence son dönemde gerek Rakka'ya gerek Deyr Ez Zor'un petrol bölgelerine doğru ilerlemesi PYD ve ABD açısından bir pazarlık unsuru. Yani buralardan çekilmek kaydıyla özerk yönetim ya da federal bölgeye ilişkin birtakım müzakerelere başlanmak isteyeceklerdir. Geçmişte bunu Irak'ta yaptılar."

    'ABD IRAKLI KÜRTLERİ TAMAMEN TERK ETMEDİ'

    Diğer yandan Erkmen ABD'nin Iraklı Kürtlere desteğini kestiği iddiaları için "Ben ABD'nin Iraklı Kürtleri tamamıyla terk ettiklerini düşünmüyorum" derken, destekte sadece azalma olduğu değerlendirmesini yaptı. Süleymaniye'nin her zaman İran ile yakınlığı bulunduğunu anımsatan bu yüzden bölgedeki Kürtlerin hepsinin ABD ekseninde olmadığı görüşünü de vurguladı:

    "Iraklı Kürtler sadece ABD'nin eksenine girmediler. Barzani'ye baktığımız zaman ABD eksenini sürekli gördük evet ama öbür taraftan KYB ve Süleymaniye tarafına baktığımız zaman onların Irak Hükümeti ve İran'la olan ilişkileri hep vardı ve biz sadece görmek istemiyorduk. Görmek istemediğimiz için bakmıyorduk. Oysa oradaki ilişki hiç kopmadı. Dolayısıyla bütün Kürtleri aynı kefeye koyamıyoruz."

    'ABD'NİN BIRAKIP ÇEKİLDİĞİ BİR ÜLKE ÖRNEĞİ YOK'

    ABD'nin bölgede gücünün azalmasına paralel olarak çekilmeyi gündemine alıp almayacağı sorulduğunda Amerikan tarihinde kendiliğinden bir ülkeyi bırakıp gitmenin görülmediğini anımsatan Erkmen'e göre hala ABD ile işbirliği yapmak isteyen bir sürü yerel grup mevcut ve ABD bunları hem varlığını korumak için hem de pazarlık unsuru olarak kullanmaya devam ediyor:

    "ABD'nin bölgeden çekilmesini gerektirecek bir durum yok. Çünkü hala kendisiyle işbirliği yapmaya hazır birçok lokal ve devlet dışı aktör bulunuyor. Bunların da ABD ile gönüllü işbirliği devam ettiği sürece ABD düşük maliyetlerle bu varlığını sürdürüp etkin olmaya devam edecektir Bu noktada ABD bunları hem bir pazarlık aracı hem de varlığını koruma aracı olarak koruyacaktır. Tabii burada çekilmesi gerektirecek bir durum yok derken kastımız ABD eskisi kadar büyük bir varlık bulundurur mu? Hayır. Peki tamamen çekip giderler mi? Dünyada ABD'nin bırakıp da gittiği bir devlet örneği görmüyorum. En azından Ortadoğu özelinde baktığımız zaman durum böyle. Yani ABD her yerde bir şekilde bağlantısını korumaya devam ediyor. Çünkü aslında lokal aktörler de ABD'nin bırakıp gitmesini istemiyorlar. Şöyle bir örnek verilebilir: 2003 yılında ABD'nin Irak işgaline Iraklı bir sürü grup karşı çıkıyordu. Bunların başında Sunni Araplar geliyordu. 2011'de ABD Irak'tan fiziksel çekilmesini tamamladığı dönemde ABD'nin çekilmesine en çok karşı çıkanlar Sunni Araplar oldular. Bu çekilmenin onları zor durumda bırakacağını düşünüyorlardı. Irak Hükümeti de ABD'lileri o zaman büyük sevinçle uğurladı. Sonra 2014'te IŞİD gelince nasıl geri getireceklerini bilemediler. Yani açıkcası yerel aktörler ve bölge ülkeleri açısından bakıldığı zaman ABD'nin varlığını hiçbiri istemiyor görünüyor ama yokluğuyla karşılaşınca kendisini çağırmaya başlıyorlar. Böyle bir durumda bu ülkeyi çıkaramazsınız."

    ‘ABD KARŞITLIĞI BÖLGEDE SÖYLEMDEN İBARET KALIYOR'

    Erkmen ABD karşıtlığının sadece söylemde kaldığını söyleyerek, gerçekten bölge dışı aktörlerin etkisinden uzak kalmayı isteyen bir siyasi irade olup olmadığı sorusunun belirsiz olduğuna şu sözlerle dikkat çekti:

    "Gerçekten niyeti ABD ve diğer bölge dışı aktörlerin etkisinden uzakta kalmayı niyetleyen bir siyasi irade var mı, bilmiyoruz. Yani tek başına kendi egemenliğini ispat edecek, bu egemenliği ispat ettikten sonra kamu düzenini kurup koruyabilecek, ülkesine istikrar ve refah getirebilecek siyasal iktidarlar varsa onlar belki emperyalist politikalarla daha rahat başa çıkabilirler ve ona karşı bir duruş sergileyebilirler. Yoksa geri kalanının anti-emperyalistliklerinin söylemde olduğunu düşünüyorum sadece."

    'ARTIK ERBİL-SÜLEYMANİYE DİYE KONUŞMAK GEREKİYOR'

    Erkmen'in değerlendirmesine göre eferandumdan sonra Kürtler kendi aralarında bölündüğü için artık salt Erbil odaklı değil, Süleymaniye'yi de hesaba katarak konuşmak gerekiyor:

    "Eskiden Erbil dediğimizde anlaşılan şey Federal bölgenin başkentiydi. Şimdi Kerkük olayları yaşandıktan ve Irak'lı Kürtler kendi aralarında ciddi manada bölündükten sonra artık Erbil-Süleymaniye diye konuşmak gerekiyor. Bu konuda daha dikkatli olmak gerekiyor."

    'TÜRKİYE BAĞIMSIZLIK MESELESİNİ CİDDİ BİR TEHDİT OLARAK ALGILADI'

    Türkiye'nin bütün ilişkilerine rağmen Kuzey Irak'taki referandumu yaşamsal bir tehdit olarak gördüğünü söyleyen Erkmen'e göre, Türkiye'nin Iraklı Kürtlerle ilişkisini tamamen kesmesini gerektirecek bir durum ise yok:

    "Elbette Türkiye'nin Iraklı Kürtlerle ilişkisini kesmesini gerektirecek bir durum yok. Sonuçta Iraklı Kürtlerin bölgesel bir reel perspektiften bakıldığında da bölgede önemli bir güç olduklarını unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla her şeyi kesip atıp bu işten sıyrılmak mantıklı değil tabii ki. Ama öte yandan Türkiye Irak'tan algılayabileceği tehdidin en büyüğü algıladı. Bu da neydi 'on yıllarca bir parçalanma olur, burada da bir Kürt devleti kurulur ve bu Türkiye'nin stratejik çıkarlarını olumsuz etkiler ve Türkiye'ye yeni güvenlik sorunları yaşatır' şeklinde algılandı bu tehdit. Bunun en yakına geldiği dönemi yaşadık. Yani bundan daha yakını yaşanmamıştı. Geldiğinde ise Türkiye'nin nasıl tepki verdiğini gördük. Devlet elbette çıkarları ya da tehdit algılamalarında bir sıralama yaparlar. Hepsini aynı kefeye koymazlar. Iraklı Kürtler açısından baktığımızda ticari avantajlar, ekonomik ilişkiler, akrabalık ilişkileri, çeşitli siyasi birlikler ya da toplumsal dinamikler elbette çok önemli hem dış politikasının hem iç politikasının belirlenmesi açısından. Ama iş bağımsızlık meselesine gelince Türkiye çok büyük bir tehdit algıladı. Bence son yaşadığımız şeyin en önemli tarafı budur. Türkiye Irak'ta parçalanmanın neticesinde bunun kendisine yansıyacağına inandığını için bu kadar net ve açık tavır aldı. Bu tavır devam edecek gibi de görünüyor."

    'BARZANİ ALDIĞI RİSKİN ALTINDA KALDI'

    Barzani'nin tüm uyarılara rağmen referandumda ısrar edip aldığı riskin altında kaldığını anımsatan Erkmen'e göre sonucu ABD'nin Kürtlerin arkasında durmaması etkiledi:

    "Petrol çıktıktan sonra zaten birileri vermeye devam edecekti. Burada önemli olan şey bu parçalanmanın altında herkesin kalacağı düşüncesiydi. Burada şu noktayı unutmamak gerekiyor Mesud Barzani bu hamlesiyle çok büyük bir risk aldı. Eğer başarılı olsaydı bütün bölge jeopolitiğini etkileyecek bir kazanım elde etmiş olacaktı. Şu anda o riskin altında kaldı ve attığı geri adımlar kendi siyasal gerçekliği açısından yenilir yutulur şeyler değil. Şöyle düşünün bölgede birtakım muhalif partiler vardı bunlar referandumun yapılması halinde çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalınacağı hatta çatışmaya sürükleneceğini söylüyorlardı. Bunlar umursanmadı. Bir milliyetçi hava yaratılarak onları da bu yöne eklemlenmek zorunda bıraktılar. Referandum gerçekleştikten 20 gün sonra bunun altında kalındı. Bu açıdan baktığımızda azımsanacak bir süreç değil. Burada İran'ın Türkiye'nin rolü önemli ama bir şeyi de atlamamak gerekiyor. ABD de Kürtlerin arkasında durmadı.'

    'ABD KÜRTLERE IRAK HÜKÜMETİNİ KARŞIMA ALMAM DEMİŞ OLDU'

    Erkmen son olarak ABD'nin Iraklı Kürtlere net bir şekilde 'yaptıklarının sonuçlarına katlanacaksınız' diyerek bu konuda Irak hükümetini karşısına almayacağı mesajını verdiğini belirtti. Erkmen'e göre savaş riski hala devam etse de Barzani'nin böyle bir savaşa gücü yetmez:

    "Bölgede savaş riski elbette hala var. Ama Barzani bölgeden veya uluslararası güçlerden destek alamayacağı bir savaşı ne yapmaya ne de neticelendirmeye gücünün yetmediğini anlayınca geri adım atmak zorunda kaldı. Yani bu önemli bir faktör ABD birçok konuda çok farklı duruşlar sergiledi. Ama nihayetinde Irak hükümeti operasyonları başlattıktan sonra ABD'nin kullandığı tanımlamalara kavramlara bakacak olursak net bir şekilde Barzani'ye söylediğin şeye katlanırsın, biz sana bunu böyle yapma dedik bu konuda uyardık ama sen yaptın, sonucuna da kendin katlanacaksın, ben bunu üstlenmem ve Irak Hükümetini karşıma almam denildi. Bu da aslında Ortadoğu'da kimlik temelli girişilen politikaları nasıl bütün devletlerin reel bir perspektiften ele aldığının ciddi bir göstergesi oldu.''

    Etiketler:
    IŞİD, Beşar Esad, Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin, Irak, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın