12:25 21 Nisan 2018
Ankara+ 14°C
İstanbul+ 12°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'ABD ve İsrail'in söyleminin aksine, İranlılar ülkenin dış politikasına destek veriyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    “Ulusal güvenlik kaygıları ön plana çıktığında asıl mesele olan yoksulluk, yolsuzluk, hırsızlık, ekonomik sıkıntılar ve bunu dile getiren halkın feryadı duyulmaz oluyor” diyen araştırmacı yazar Alptekin Dursunoğlu, ABD ve İsrail’in söyleminin aksine İranlıların ülkenin dış politikasına destek verdiğini belirtti.

    İran’da ABD’nin yaptırım rejimiyle birleşen Hasan Ruhani hükümetinin neoliberal ekonomi politikalarının yarattığı yoksulluk, işsizlik, enflasyon ve ekonomik sıkıntılara karşı başlayan protestolar yeni yılın ilk en sıcak gündemi. Muhafazakar ağırlıklı Meşhed kentinde başlayan protestolara kimi bölgelerde rejim karşıtı sloganlar da işitilirken, Tahran’ın 2009 seçimi sonrasından farklı olarak ‘yumuşak’ tepkisi dikkat çekiyor. ABD ve İsrail yönetimlerinin ise hemen açıklama yaparak ‘rejim değişikliği’ çağrıları eksik olmaması, toplumsal huzursuzluğun farklı biçimlere evrilme olasılığını gündeme taşıdı.

    İran’daki gelişmeleri Fars kaynaklarını yakından takip eden Yakın Doğu Haber sitesinin editörü ve Suriye üzerine kitaplarıyla tanınan araştırmacı yazar Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

    ‘EKONOMİK PROTESTOLARA İTİRAZ YOKTU, MUHAFAZAKARLAR DEVREDE’

    Alptekin Dursunoğlu, İran’daki gösterilerin ekonomik sıkıntılara karşı protestolarla başladığını ve bunlara hükümet de dahil kimsenin itirazının olmadığını belirtti. Dursunoğlu, Meşhed’de başlayan protestolarda muhafazakarların da payı olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu:

    “İran’daki gösterilerin başlangıç yeri Meşhed kentiydi. Meşhed’den sonra diğer kentlere yayıldı. Meşhed’de gösteriler başlamadan önce de zaten bazı finans kurumlarına paralarını kaptırmış olan insanların zaman zaman toplanıp yaptıkları küçük çaplı gösteriler vardı. Fakat şimdikiler biraz daha geniş çaplı. Gösterilerin buraya kadar olan kısmı için hükümet de dahil olmak üzere kimsenin itirazı yok. Protestoların tamamen haklı olduğu, ekonomik baskıların çok yoğun olduğunu söylüyorlar ve hükümet de bunu kabul ediyor. Gerçi hükümet hem Cumhurbaşkanı yardımcısı İshak Cihangiri hem de Cumhurbaşkanının kendisi Ruhani, ekonomik göstergelerin iyi olduğunu söyleyip, ekonomik büyümeden, İran’ın büyümesinin dünya ortalamasından yüksek olduğundan bahsettiler. Yani hükümet burada ekonomi politikalarını bir anlamda savundu ama hayat pahalılığının olduğunu, enflasyonun olduğunu, halk üzerinde bazı sıkıntıların var olduğunu ve bazı kalemlerde fiyat artışlarının olduğunu kabul ettiler. Bunlar konusunda da gerekli adımların atılabileceğini belirttiler. Bu söylediklerimiz gösterilerin ekonomik boyutuyla ilgili kısmıydı. Fakat burada özellikle Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri, hükümet karşıtı çevreleri de ima etti. Gösterilerin başladığı kent olan Meşhed, şu anki Cumhurbaşkanı Ruhani’nin seçimlerdeki rakibi İbrahim Reisi’nin doğduğu kentti. Olayların buradan başlaması, onların siyasi görüşüne yakın medyanın gösterilere destek vermesiyle birlikte Cihangiri’nin tezini biraz doğrulayan gelişmeler oldu.”

    ‘ARAP BAHARI GÖRÜNTÜLERİ OLAYIN ŞEKLİNİ DEĞİŞTİRDİ’

    Dursunoğlu, ılımlı ve muhafazakar kanadın arasındaki bilek güreşine de işaret eden protestoların şeklinin değişmesi ve meselenin doğrudan dini lider Ayetullah Hamaney’i hedef alır hale gelmesinin ise olayın çehresini değiştirdiğini vurguladı:

    “Hem hükümeti hem de hükümet karşıtı güçleri ve İran dışındaki insanları da kaygılandıran, kimilerini de umutlandıran şey şu oldu: Yıkıp, yakmalar ve ‘Arap baharı’ görüntülerinin olması. Bu durum olayın şeklini değiştirdi. Üçüncü günden sonra ekonomiyle alakalı sloganlar gitti yerine doğrudan İslam Devrimi lideri Hamaney’in kendisini hedef alan, General Kasım Süleymani’nin posterlerini hedef alan saldırılar oldu. Hatta İran bayrağı bile yakıldı. Şimdi bunlar olayın çehresini değiştirdi. Bazı yerlere dini mekanlara, camilere saldırılar oldu.”

    ‘OLAY ULUSAL GÜVENLİK NOKTASINA GİDİYOR’

    İran’daki eylemlere güvenlik güçlerinin soğukkanlı ve olabildiğince hoşgörülü müdahale ettiği ve yetkililerin açıklamalarıyla bu tavrın sürdürüleceğinin işaretinin verildiğini belirten Dursunoğlu, ülke dışındaki odakların gelişmelerle heyecanlanmasına da şu sözlerle dikkat çekti:

    “Şimdi bunlar doğal olarak tabii ülke dışındaki çevrelerde mesela ABD Başkanı Trump gibi, İsrail Başbakanı Netanyahu gibi İran ile sorunu olan çevreleri oldukça umutlandırdı. Bir ‘Arap baharı’ umudu doğdu. Öbür taraftan da İran’daki olayları endişeyle takip eden, bütün bölgede bu tür huzursuzluklardan dolayı büyük acılar yaşanmışken bir de bunlara İran mı ekleniyor diyen, bölgede yeni bir istikrarsızlık mı kaos mu doğacak kaygısıyla gelişmeleri izleyenler de var. Benim kişisel olarak gözlemim pahalılıkla ve ekonomik sıkıntılarla alakalı taleplerin üstünü örtecek şeylerin olduğudur. Çünkü olay ulusal güvenlik noktasına gidiyor. Yani şimdiye kadar ülkenin güvenlik kurumları bu olayın üzerine sert bir şekilde gitmek istemediler. Bunu halkın taleplerini de dikkate alarak yapmadılar. Olabildiğince hoşgörülü ve soğukkanlı davrandılar. Yetkililerin açıklamalarına baktığımızda bu tavır sürecek gibi gözüküyor. Hem Ruhani’nin açıklamaları hem Ayetullah Hamaney’in bir toplantı sırasında olaylara hitaben söyledikleri bazı şeyler var. Hamaney, ‘Biz zirveye giderken orada taş, diken olacaktır. Bunlar zorluklardır, normaldir’ dedi ve sakin olma çağrısı yaptı. Ama bu dışarıdan kışkırtma mevzusu, ülkenin değerlerini ve kutsallarını hedef alan saldırılar, doğal olarak protestolardan halkın geri çekilmesine sebep oluyor. Ulusal güvenlik kaygıları ön plana çıktığında asıl mesele olan yoksulluk, yolsuzluk, hırsızlık, ekonomik sıkıntılar ve bunu dile getiren halkın feryadı duyulmaz oluyor.”

    ‘RUHANİ’NİN DİNİ LİDER SEÇİLMESİ SÖYLEMLERİ GERÇEKÇİ DEĞİL’

    Dursunoğlu, İran’da süren protestoların Cumhurbaşkanı Ruhani’nin dini liderlik makamına seçilmesini engellemek gibi bir durumdan kaynaklandığı söylemlerini ise gerçekçi bulmadığını belirterek Şiilik açısından durumu şöyle izah etti:

    “Cumhurbaşkanı Ruhani’nin dini liderliğe oynadığı yolundaki iddialar bence doğruyu yansıtmıyor. Önceden de Hasan Ruhani hakkında cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında Devrim liderliğine seçileceği gibi şeyler çok söylendi. Fakat oradaki seçimler, seçim dinamikleri ve kriterler farklı. Bu durum İran’daki dini ilimler hiyerarşisiyle doğrudan ilgili ve bu doğrudan siyasi liderlik değil. Çünkü Velayet-i Fakih makamı sadece siyasi liderlik değil. Yani cumhurbaşkanı seçilmiyor dolayısıyla sıradan icrai bir şey değil. Orada onun kurumsal niteliğinden kaynaklanan bir takım karmaşık süreçler var. Zaten Ruhani de bu konuda aday olabilecek birisi değil. O açıdan bu ihtimali çok gerçekçi görmüyorum. Yani olayın Ruhani’nin dini liderliğe seçilmesinin önünü kesmek gibi bir durumdan kaynaklandığı söylemi bana hiç gerçekçi gözükmüyor. Bu seçimler bizim bu ülkede siyasi gibi de algılanıyor. Oradaki Hüccetül İslamlık ve Ayetullah gibi ifadeler bir bakıma bizim üniversitelerdeki akademik camiada doçent, profesör gibi ama bir bakıma da onlardan farklı. Bu kavramlar bir ilmi seviyeyi gösteriyor. Şimdi Hasan Ruhani’nin Havza-i İlmiye içerisindeki ilmi yeterliliği Velayet-i Fakih seçilmek için yeterliliği düzeyde değil. Olayın siyasi anlamda yeterliliği farklı bir konu bir de tüm Havza-i İlmiyelerin, hem uzmanlar meclisinin hem de cami müderrisliğinin Hasan Ruhani’de o yeterliliği görmesi lazım. Ruhani’de şu an öyle bir yeterlilik yok. Dolayısıyla bu bir üniversitede bir araştırma görevlisinin rektör olarak veya dekan olarak tayin edilmesi gibi olur. Ben yaptım olur anlamında olabilir belki ama yine de gerçekleşmez. Neden olmaz? Çünkü teamüllere aykırıdır ve bu açıdan bu söylemler gerçekçi değil. Oradaki sistemin yapısına aykırı bir görüntü oluyor.”

    ‘GEZİ’DEKİNİN BENZERİ MEŞRU SEBEPLER’

    İran’daki olayların Türkiye’deki Gezi olayları benzeri meşru sebeplerle başlayıp, ulusal güvenlik kaygılarına sebep olacak durumlara yol açacak düzeye geldiğini dile getiren Dursunoğlu, şu değerlendirmede bululundu:

    “İran’da 2009’daki gösteriler siyasal bir sürecin devamında bir patlama olarak gerçekleşti. Yani bir seçim atmosferi vardı ve insanlar zaten politize olmuştu. Seçim yapılmış, seçimden cumhurbaşkanı seçileceğini umdukları kişi seçimi kaybetmiş. Dolayısıyla da o zaman seçim atmosferinin hazır kıldığı, potansiyel bir kitle var. O kitlenin öfkesi var. Oyumuz çalındı öfkesi var. Dolayısıyla 2009’daki şey kitleseldi ve belirgin bir şekilde siyasi hedefleri, vizyonu, talepleri vardı. İran’daki bugünkü eylemlere geldiğimizde bu eylemlerin de tıpkı 2013 yılında Türkiye’de Gezi olaylarında olduğu gibi çok meşru, mantıklı, makul sebeplerle başladığını görüyoruz. Yani insanların ekonomik talepleri, şikayetleri var ve bunlar ortaya dökülüp, ifade ediliyor. Gezide de meşru bir talep söz konusuydu. Kent bilinci, çevre bilinci bu gösterilerin başlamasına sebep olmuştu. Fakat buna daha sonradan takılan bir takım marjinal ve militan unsurların o gösterileri biraz zehirlemesi söz konusu olmuştu. Gezide de bu böyle oldu. Mesela belediye otobüslerinin yakılması, kamu mallarına zarar verilmesi gibi olaylar gerçekleşti. Böyle olunca o geniş, o siyasi görüşü her ne olursa olsun göstericilerin olduğu protestolar biraz yalnızlaşmaya başladı. Görüntüde daha militan unsurlar belirgin olmaya başladı. Şimdi burada da benzer bir durum var. Yani halkın makul, mantıklı ekonomik talepleri, ulusal güvenlik kaygılarına sebep olacak sloganlara, eylemlere birileri tarafından dönüştürülüyor. Dolayısıyla halk buradan çekiliyor ve bu tip unsurlar gösterilere rengini vermeye başlıyor. Bu şey o halkın taleplerinin artık duyulmaması açısından tehlikeli bir durum. Çünkü ulusal güvenlik söz konusu olduğunda hatta gösteriye ekonomik sebeplerle katılıp, hükümeti protesto etmek için katılanlar kendi ulusal bayraklarının yakılmasından dolayı ya da dini değerlerine hakaret edilmesinden dolayı tersine karşı bir şey için sokağa çıkabilir. Dolayısıyla da Geziye bu yönüyle de biraz benziyor. 2009’da gösterilerden bu yönüyle ayrılıyor.”

    ‘GEZİDE HÜKÜMETİN TAVRI İRAN’DA 2009’DA GÜVENLİKÇİ POLİTİKALARLA BENZERDİ’

    İran’da 2009 yılındaki olaylarda hâkim olan güvenlikçi politikaların 2013 yılındaki Gezi olaylarında hükümetin tavrına benzediğini belirten Dursunoğlu, şimdiki gösterileri İran güvenlik güçlerinin soğukkanlı bir şekilde izlediğini belirtti:

    “Bir de şöyle şimdi Gezi olayları Türkiye’de hemen darbe gibi şeylerle nitelendirildi fakat İran’da öyle bir şey söyleyen yok. Hatta tam tersine Cumhurbaşkanı Ruhani ‘sokağa çıkanların hepsi dışarıdan tahriklerle bunu yapmıyor, bunları yapanlar azınlık’ dedi. Bu gösterilerin doğrudan hedefi kendisi aslında. Onu savundu ve şimdiye kadar da bir güvenlikçi politika ortaya çıkmadı. Toplumsal olaylara müdahale eden polis ekipleri çok sınırlı şekilde müdahale ettiler. Mesela hatırlasanız 2009’daki durum çok çok farklıydı. 2009’da Devrim muhafızları da sahnedeydi, istihbarat bakanlığı da sahnedeydi yani bütün güvenlik kurumları sahnedeydi. Yani tam da bizim Gezideki hükümetin tavrı 2009’da orada hakimdi. Çok olağanüstü teyakkuz halinde bir güvenlikçi bir politika vardı. Şu an öyle bir şey yok. Çok soğukkanlı bir şekilde izliyor hükümet. Biraz halk nezdinde bu işin bitmesini istiyor. Halk bu tür gösterilerden rahatsız olsun ve bizde sahayı süpürelim diye bekliyor benim anladığım kadarıyla.”

    ‘ABD VE İSRAİL VERİLERİ PROPAGANDA YAPMAK İÇİN KULLANIYOR’

    Dursunoğlu ABD, İsrail ve resmi açıklama olmasa da Suudi Arabistan basınının olaylara dair verileri propaganda yapmak için kullandığını ve bunların o devletler açısından bakıldığında anlaşılır olduğunu söyledi:

    “Trump’a ile İsraillilere göre ve tabii resmi olarak açıklama yapmasa da basın düzeyinde Suudi basınına göre İran kendi halkına harcaması gereken parayı bölgeyi karıştırmak için kullanıyor. Ne yapıyor? Mesela Suriye’ye, Lübnan’a, Filistin’e, Yemen’e harcıyor. Dolayısıyla da halk açlıktan ölüyor. Netanyahu ve Trump’ın tabiriyle, İran halka harcaması gereken parayı terörizme harcıyor. Dolayısıyla da İran halkının ekonomik talepleri, şikayetleri aslında onların dış politikadan duyduğu rahatsızlığın bir ifadesi. Buradan da İran halkı aslında rejim değişikliği istediğini sonucunu çıkarıyorlar. Bu rejim değişikliği ile İran kendisi için kullanması gereken parayı kendisine ayıracak ve onların ifadesiyle teröre örneğin Gazze’ye Filistin’e ya da Hizbullah’a bu paralar aktarılmayacak. Şimdi ABD, Suudi Arabistan ve İsrail açısından bakarsanız bir propaganda yapabilmek için verileri bu şekilde kullanmaları gayet anlaşılabilir bir şey.”

    ‘İRAN HALKININ DIŞ POLİTİKAYA ÇOK BÜYÜK DESTEĞİ VAR’

    Alptekin Dursunoğlu son olarak İran halkının bölgede yaşanan gelişmelerde asıl hedefin kendisi olduğunu düşündüğünü ve Suriye, Irak ve Lübnan gibi ülkelere yardımlar yapan politikaları desteklediğini belirtti:

    “Ama bir de meselenin gerçekliği var. O gerçeklik de şu: Evet insanların gerçekten çok ciddi ekonomik problemleri var ama bu insanlar yani İran halkı bölgesinde Suriye’de, Irak’ta veya diğer bölgelerde yaşanan gelişmelerin asıl hedefinin kendisi olduğunu düşünüyor. ‘Eğer biz Suriye’ye, Irak’a müdahil olmamış olsaydık biz bugün oralarda değil de kendi sınırlarımızda hatta ülkemizin içinde bu savaşı veriyor olacaktık’ şeklinde dile getirilen çok yaygın bir kanaat var. ‘Bu savaşın bizim içimize taşınmaması için General Kasım Süleymani gitti Suriye’de ve Irak’ta o yangını söndürdü’ deniliyor. Dolayısıyla General Kasım Süleymani’ye karşı ve ülkenin bölgesel nüfuzunu, gücünü arttıran bu politikaya karşı İran’da halkın çok büyük bir kısmının —zannedilenin aksine- desteği var. Ya da hem bir ulusal onur olarak görüyorlar bunu hem de bir taraftan da ulusal güvenlik olarak görüyorlar. ‘Yani ben eğer İsrail’in hem sınır dibindeysem bunu bu politikaya borçluyum. Eğer bunu yapmasaydım Lübnan’da Hizbullah ile olmasaydım, Suriye’de olmasaydım İsrail benim sınırımın dibinde olacaktı. Halbuki şu an ben onun sınırının dibindeyim’ diyorlar. Dolayısıyla bu politikalar Trump’ın ya da Netanyahu’nun söylediğinin aksine İran halkı tarafından çok büyük destek görüyor.”

    İlgili konular:

    Netanyahu: İran istihbaratına çalışan bir terör şebekesi çökertildi
    İran'daki protestoları değerlendiren Karamollaoğlu: Bu sefer tersten bir hareket var
    Çavuşoğlu: İran'daki gösterilere iki kişi destek veriyor
    Etiketler:
    Yakın Doğu Haber, Alptekin Dursunoğlu, İran, İsrail, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın