21:04 22 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘İdlib için yapılan anlaşma ile İdlib operasyonu tamamen rafa kalkmadı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    Rusya ile Türkiye arasında dün yapılan anlaşmayla İdlib operasyonunun rafa kalkmadığını sadece ertelendiğini belirten Barış Doster'e göre bu anlaşma çerçevesinde en fazla Türkiye taşın altına elini koyacak. Doster, Doğu blokuna yönelmiş görünen Erdoğan hükümetinin Batı ezberlerinden hiçbir zaman kopmadığına dikkat çekti.

    Türkiye ile Rusya arasında İdlib'de silahlardan arındırılmış bir bölge oluşturulmasına ilişkin alınan karar, operasyonun daha ne kadar erteleneceği sorusunu akıllara getirirken Suriye krizinin çözümü konusunda bundan sonra Türkiye'yi, İdlib mutabakatı çerçevesinde ne gibi riskler bekliyor?

    Gelişmeleri Marmara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Barış Doster ile konuştuk.

    ‘İDLİB ANLAŞMASI, TÜRKİYE'NİN RUSYA'YA DAHA ÇOK YAKINLAŞTIĞINI ORTAYA KOYDU'

    Barış Doster'e göre İdlib anlaşması, Türkiye ile Rusya'nın birbirine daha çok yakınlaştığını gösterdi. İdlib mutabakatının Türkiye'nin sorumluluklarını artıracağını söyleyen Doster, Türkiye'nin bundan sonraki adımlarını daha özenli atması gerektiğini belirtti. Doster, Türkiye'nin YPG-PYD'nin varlığını sonlandırma konusunda ABD ile müzakere edilmesi gerektiğinin altını çizdi:

    "İki liderin bu yıl içinde 4. kez buluşması. Dünkü görüşmenin sadece kabaca 1.5 saat sürmesi ve mutabakat zaptının çıkması, Astana sürecinin ortakları Rusya ve İran ile bir türlü görüş birliğine varamamış olan Türkiye'nin en azından dün itibariyle pozisyonunun Rusya'ya daha da yakınlaştığını ortaya koyuyor. İdlib'te 12 gözlem noktası olan Türkiye bunları daha da tahkim etmeyi, Rusya ile beraber güvenlikte eşgüdümü üstlenmeyi vadediyor. Keza Türkiye oradaki radikal unsurları, cihatçı unsurları, selefi unsurları temizlemeyi etkisiz hale getirmeyi ve eğer mümkün olursa Putin'in de dikkat çektiği üzere silahlarıyla bölgeden uzaklaştırmayı vadediyor. Bu unsurların hem de ağır silahlarıyla beraber etkisiz hale getirilmesi ya da bölgeden dışarı atılmasında belli ki en fazla Türkiye taşın altına elini sokacak. Bu da Türkiye'nin o bağlamda hem yükümlülüklerini artırıyor hem de bundan sonra daha dikkatli daha özenli bir askeri siyasi hat izlemesini zorunlu kılıyor. İşin bir boyutu da şu: Putin ve Erdoğan'ın da dikkat çektikleri üzere iki ülke arasındaki ticaret hacmi son 7 ayda yüzde 34 artmış. Türkiye'ye gelen Rus turist sayısında ciddi bir artış var ki bu rakamın 6 milyonu bulacağı söyleniyor. Yine Putin iki ülke arasındaki enerji işbirliğine dikkat çekmiş; Akkuyu gibi, Türk Akımı gibi, Ruslardan ithal edilen doğalgaz gibi… Bunları bir paket olarak ele aldığımızda dünkü Soçi Zirvesi'nde umduğunu daha fazla bulan tarafın ve masadan eli daha kuvvetli olarak kalkan tarafın Rus tarafı oluğu görülüyor. Türk tarafının Fırat'ın doğusu konusunda haklı endişeleri, PKK-YPG-PYD terör örgütünün varlığını sonlandırma konusundaki endişeleri ve taleplerinde ise Rusya kadar hatta Rusya'dan çok daha fazla ABD ile müzakere edilmesi gerekiyor. Bizim ABD-Rusya arasında kurmaya çalıştığımız dengede ‘Münbiç'te bir tarafta olalım, İdlib'te öbür tarafta olalım, Fırat'ın doğusunda berisiyle müzakere edelim' şeklindeki taktiğin çok da işe yaramadığı görülüyor."

    ‘İDLİB'TEKİ ILIMLI KİM, RADİKAL KİM?'

    Doster, bölgede ılımlı ve radikal ayrımı yapılmasının gerçekçi bir yaklaşım olmadığını belirtti. Doster, Türkiye'nin müdahale edeceği radikallerin, süreç bittiğinde Türkiye'ye karşı herhangi bir saldırıda bulunma riskine değindi:

    "Öncelikle şunu sormak lazım: Oradaki ılımlı kim, radikal kim? Ilımlıların sakallarını biraz daha fazla uzatarak radikal olduğu ya da radikallerin sakal boylarını biraz kısaltıp ılımlılaştığı şeklindeki tezlere kayılmıyorum. Ilımlı ve radikal ayrımı yapmak çok gerçekçi gelmiyor bana. Bizim ılımlı muhalif dediğimize ve yer yer işbirliği yaptığımıza Suriye rejimi nasıl bakıyor? Rejim onlara ne kadar güveniyor, bu bir diğer soru. Üçüncüsü, Türkiye'nin o cihatçı terörist unsurları etkisiz hale getirme konusunda daha büyük yükümlülüğü sırtında daha fazla ağırlık var. Peki o radikallerin yarın öbür gün Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları ile çatışmama garantisi var mı ya da o radikallerin yarın Türkiye içinde terörist eylemlere kalkışmama garantisi var mı? Sürecin sonunda eğer bu radikaller umulan sürede ve umulan ölçüde etkisiz hale getirilemez ise, silahlarıyla beraber başka bir yere atılamazsa ki o başka bir yer neresi? Suriye toprakları yoksa Türkiye mi? O başka yeri de sormak lazım. Tamam, İdlib'i terk etsinler deniyor ama nereye gidecekler bunlar? Oklahoma'ya gidecek değiller herhalde. Bütün bunlar sürecin sonunda gerçekleşmezse Rusya er ya da geç ertelediği o büyük süpürme harekâtını, o acımasız taarruzu gerçekleştirecektir Suriye rejim güçleriyle beraber. Acaba o zaman Türkiye'nin tavrı ne olacak?"

    ‘RUSYA'NIN SURİYE'DEKİ ASKERİ ÜSTÜNLÜĞÜ ABD'DEN DAHA FAZLA'

    Rusya'nın Suriye'deki askeri üstünlüğünün ABD'den daha fazla olduğuna dikkat çeken Doster'e göre Rusya, bölgede birçok açıdan ABD'den daha çok inisiyatife sahip. Doster, İdlib operasyonunun sadece ertelendiğinin altını çizdi, İdlib anlaşmasının yerine getirilmesi halinde sürecin yönünün değişebileceğini ekledi:

    "İdlib'te silahlardan arındırılmış bir bölge konusunda mutabakata varılması en azından Rusya ve Türkiye'yi memnun eden bir karar. Ama Rusya bu karar sonrasında eğer umduğu gerçekleşmez ise ne kadar sabredecektir? ABD açısından en azından Astana sürecinden bu yana Rusya ve İran hattına yaklaşmakta olan Türkiye'yi, o hatta daha fazla yaklaşmaktan alıkoymak, bir miktar tarafsızlaştırmak. Hatta mümkün ise biraz gerisin geri ABD hattına çekmek şüphesiz ABD açısından tercih edilen ve ‘belki bir başarı olarak görülen bir hamle' olabilir. Ama unutmayalım ki Rusya'nın bu coğrafyadaki inisiyatif üstünlüğü ABD'den daha fazla. Rusya'nın bu coğrafyadaki askeri üstünlüğü ABD'den daha fazla ve Rusya'nın bu coğrafyada İran, Suriye rejimi ve sahada örgütlü bir kuvvet olan Hizbullah gibi bir müttefikle de cephe gerisinde de Çin gibi bir müttefiki var. O bağlamda ben ABD'nin dün itibariyle ortaya çıkan tablodan dolayı işi bir başarı olarak göstermesini, Türkiye ile işbirliğini bir ‘zafer' olarak kutlamasını biraz fazla erken bulanlardanım. Sürecin sonunda eğer bu İdlib'teki silahlardan arındırılmış bölge bağlamında umulan gerçekleşmez ise er ya da geç bu Rusya ve Suriye rejiminin dün itibarıyla bir miktar erteledikleri ama tamamen rafa kaldırmadıkları saldırıyla sonlanır. Süpürme harekâtı dedikleri, Suriye rejiminin karadan, Rus ordusunun havadan taarruzu ile gerçekleşecek olan ve Türkiye'nin de hiç mi hiç istemediği, haklı olarak çok fazla insani kayıp olur diye endişe ettiği o taarruz belki bir miktar ertelendi. Ama bu erteleme tamamen rafa kalkmamıştır. Tamamen rafa kalkıp kalkmayacağı da Türkiye ve Rusya'nın bu radikal unsurları ne sürede ve ne ölçüde etkisiz hale getirebileceklerinin yanıtı ile alakalıdır."

    ‘İSRAİL BUNU ABD'YE DANIŞMADAN YAPAMAZ'

    İsrail'in Rus uçağını düşürmesini de değerlendiren Doster, İsrail'in bu eylemi ABD'nin ya da NATO'nun onay olmadan gerçekleştiremeyeceğini ifade etti. Doster, bu eylemi İsrail'in tek başına gerçekleştirmiş olmasının inandırıcı olmadığını vurguladı:

    "Suriye'deki mevzu Baas rejimin memnun olması son derece anlaşılabilir bir durum. Çünkü Suriye Silahlı Kuvvetleri'nin yapması gereken işi en azından şu an için Rusya ve Türkiye yapıyorlar. Şam'ın etkisiz hale getirmek için göstereceği çabayı şu an Rusya ve Türkiye ortaya koyuyorlar. Bu bağlamda Şam'ın düşmanını Rusya ve Türkiye'nin etkisiz kılması şüphesi Şam'ı mutlu eder. Gelelim Rus uçağının düşürülmesine. Türkiye bu konuda kendi olumsuz deneyimini anımsasın. Rus uçağını düşürdükten sonra dönemin başbakanı ve cumhurbaşkanı arasında Rus uçağını düşürmek için kimin daha önce emir verdiği konusunda adeta bir yarış yaşanmıştı. Büyük memnuniyet duyulmuştu. Türkiye'nin sabrının sınanmaması, tekrar bu emrin verilmesi gerekirse kimsenin bu emri vermekten imtina etmeyeceği dillendirilmişti. Ama günün sonunda hiç de öyle olmadı. Türkiye özür diledi. Rusya'nın sadece Türkiye'nin ekonomisi üzerinde değil, bütün diğer ülkelerle olan diplomatik hamlelerin üzerindeki etkisi de arttı. Türkiye'nin Suriye'deki pozisyon değişiminde de bunun çok etkili olduğunu gözlemliyoruz. İsrail'in Rus uçağını vurmasına gelince… Bu sadece İsrail'den mi ibaretti, yoksa İsrail artı NATO artı ABD artı ABD'nin bölgedeki müttefikleri İngiltere, Fransa'nın toplu komplosu mudur diye sorarsanız, bence bu ikinci şıkka işaret eder. İsrail istediği kadar bir haydut devlet, dilediğini yapan ve mahalledeki bütün camları kıran yaramaz çocuk görüntüsü vermeye çalışsın, bu belki Filistin söz konusu olduğunda, Suriye'ye ilişkin kimi taciz atışları söz konusu olduğunda, bu belki bir Lübnan gerilimi söz konusu olduğunda olabilir. Ama söz konusu olan bir Rus uçağının düşürülmesiyse, İsrail bunu ABD'ye danışmadan yapamaz. ABD ve NATO'nun bilgisi olmaksızın İsrail'in yalnız başına bir Rus uçağını düşürmesi bence pek akla yatkın değil."

    ‘AK PARTİ İKTİDARI HİÇBİR ZAMAN BATI EZBERLERİNDEN KOPMADI'

    Doster, Doğu blokuna yönelmiş gibi görünen Erdoğan hükümetinin Batı ezberlerinden hiçbir zaman kopmadığını belirtti. Doster'e göre Türkiye'nin Doğu blokuna yakınlaşır görüntüsü sahici değil:

    "Mevcut iktidar blokunun her ne kadar Avrasya, Şanghay İşbirliği Örgütü, Rusya ile stratejik ortaklık dese de hiçbir zaman Batı ezberlerinden, NATO bağımlılıklarından kopmadığına inananlardanım. NATO ve ABD emperyalizmi başta olmak üzere Batılı müttefiklerin, Türkiye'nin siyasi, iktisadi, askeri, entelektüel, akademik hayatı üzerinde çok ciddi nüfuzları vardır. Türkiye ne zaman biraz Batı ile didişse, ABD ile amiyane tabirle papaz olsa, Şanghay İşbirliği Örgütü‘ne gider. Ama bunun çok bir yüksek samimiyeti ve sahiciliği yok. Doğu ile ilgili sadece iktisadi ve enerji boyutlarından ibarettir. Batı emperyalizmine hem diplomatik hem ekonomik hem de kapitalizme olan aşk anlamında, üretim, mülkiyet, bölüşüm işleri anlamında bağımlılıklarımız çok daha yüksek ve çok daha yoğun, çok daha derin ve çok daha yapısaldır. Bu kimyasal silah yalanlarını Irak'tan anımsıyoruz. ABD'nin ilk esmer tenli bakanı Colin Powell'ın sesi titreyerek, gözü yaşararak ‘Bana yalan söylettiler' dediğini BM Genel Kurulu'ndan anımsıyoruz. Dolayısıyla kimi yorumcuların ‘Suriye rejimin avantajlı olduğu bir aşamada böylesi bir kimyasal silaha başvurmasını, maçı 4-0 galip götürüyorken 90. dakikada gidip hakeme tokat atmaya' benzettiklerini de anımsıyoruz. Bu da işin diğer bir tarafı."

    ‘ALMANYA, SURİYE'DE ABD İLE HAREKET ETMEZ'

    Türkiye'nin Almanya ile ilişkilerine de değinen Doster, Almanya'nın ABD ile aynı karede görünmemeye dikkat ettiğini söyledi, bir Suriye saldırısında Fransa ya da İngiltere gibi ABD ile hareket etmeyeceğini ekledi. Doster'e göre, Almanya'nın ABD ile hareket etmeyecek olmasının nedenlerinden biri Rusya ve İran ile artan diplomatik ilişkiler:

    "İngiltere ve Fransa, ABD'nin en azından Suriye meselesindeki daha aktif ortakları olarak görülüyorlar. Ama Almanya, Suriye meselesinde olduğu gibi İran, Irak, Irak ve Afganistan'da da, NATO bütçesine ayrılması gereken pay konusunda da, Ukrayna-Kırım meselesinde de ABD ile çok fazla yan yana fotoğraf vermiyor. Almanya, ABD'nin ticaret savaşı ilan ettiği ülkelerden bir tanesi. Bu Almanya, ABD'nin bütün uyarılarına rağmen İran, Rusya, Çin ile ilişkilerini geliştirmekte olan bir ülke. Dolayısıyla ben Suriye konusunda Angela Merkel'in çıkışının çok daha samimi bir çıkış olduğunu düşünmüyorum. Dostlar alışverişte görsün misali, biraz iç kamuoyuna yönelik olarak, biraz dünya kamuoyuna mesaj vermek için ‘Canım, kimyasal silahlar bizim kırmızı çizgimizdir. Kimyasal silahlar kullanılırsa Almanya buna sessiz kalmayacaktır' şeklinde demeç vermiş olabilir. Ama ben Almanya'nın bir İngiltere gibi bir Fransa gibi ABD ile çok yakın ve doğrudan şekilde bir Suriye saldırısına büyük bir iştahla katılacağına pek ihtimal vermiyorum. Katılsa da daha isteksiz ve daha düşük düzeyde bir kuvvetle, daha geri planda katılacaktır. Meselenin sadece Suriye'den ibaret olmadığını, meselenin Rusya ve İran boyutu olduğunu bilecek diplomatik hafızaya sahiptir Almanya. İkincisi İngiltere ve Fransa'nın Suriye meselesinde kendisinden daha fazla inisiyatif sahibi olukları ortamda tamamen alanı onlara açmaz, pastayı siz toplayın demez. Daha da büyük bir devlet olmaya, bir küresel güç olmaya çabalamaktan dolayı biraz daha iddialı bir fotoğraf vermek isteyebilir. Ama bu sınırlı bir karede daha küçük bir rolden ibaret olur. Almanya'nın çok daha iştahlı, çok daha saldırgan tutum alma ihtimali, Angela Merkel'in bu demecine rağmen düşük bir ihtimaldir."

    Etiketler:
    YPG-PYD, Suriye Ordusu (SAA), Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Barış Doster, NATO, İdlib, Lübnan, İran, İsrail, İngiltere, Çin, Fransa, Suriye, Türkiye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın