00:20 22 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Kaşıkçı cinayeti, Türkiye’yi girdaba daha fazla çekecek bir sürece doğru götürüyor’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 51

    Aydın Sezer’e göre Erdoğan’ın Kaşıkçı cinayetiyle ilgili fazla bir şey söylememesi ‘sürecin devam ettiği’ anlamına geliyor. Bu tutumda ekonomik kaygıların rol oynadığını belirten Sezer, 'Yürütülen müzakere ABD'yle' derken, hamle üstünlüğünün çok sayıda sorunu çözme imkanı vermediğini, aksine Türkiye’yi ‘daha fazla batağa çekebileceğini’ söyledi.

    Suudi Arabistan vatandaşı Cemal Kaşıkçı'nın İstanbul'daki başkonsolosluktaki gizemli ölümünün yarattığı tartışmalar sürerken, dikkatler Ankara'ya çevrildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin grup toplantısında Suudi Arabistan'ın haftasonunda ‘cinayet olduğunu' kabullendiği olayla ilgili medyaya yansımış öne çıkan bilgileri aktarırken, önemli mesajlar da verdi. Cinayetin ‘planlı olduğunu' vurgulayan Erdoğan'ın özellikle "Meselenin birkaç güvenlik mensubuna yıkılamayacağı' sözleri dikkat çekti. Erdoğan cinayetin Türkiye ayağındaki yerli işbirlikçilerinin kimliklerini sorarken, başka ülkelerdeki işbirlikçilere vurgu yaptı ve Riyad'ın görevden aldığı ve gözaltına aldığını duyurduğu faillerin yargılanmak üzere Türkiye'ye verilmesini teklif etti.

    Erdoğan'ın dünyada dikkatle izlenen konuşması ve verdiği mesajları siyaset bilimci Aydın Sezer ile konuştuk.

    ‘CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN YENİ BİR ŞEY DUYMADIK'

    Aydın Sezer'e göre, Erdoğan'ın grup konuşmasında cinayetle ilgili yeni bir bilgi yer almadı. Eşzamanlı olarak CIA Başkanı'nın Türkiye'ye gönderildiği açıklamasına dikkat çeken Sezer, Erdoğan'ın verdiği siyasi mesajların ise arka planda sürecin devam ettiği anlamına geldiğinin altını çizdi:

    "Yeni bir şey duymadık. Bilinen özellikle de medyada daha fazla detayın yer aldığı bir olaydan geçmişe yönelik somut bilgiler vererek izah etmeye çalıştı. CIA başkanının Türkiye'ye geleceğinin duyulması ve Trump'ın yaptığı açıklamalar. Trump'ın hem Prens Selman ile hem Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşme gösteriyor ki Türkiye, bugün konsoloslukta cinayet işlendiği hatta nasıl işlendiği konusunda hemen artık hiç kimsenin bir şüphesi kalmamışken cinayetin arkasındaki emri verenlerle ilgili soru işaretlerini acaba elindeki başka delillerle başka kaynaklarla giderebilecek mi sorusuna odaklanmıştı. Bu olmadı. Bugün de aynı şey tekrarlandı. Evet cinayet planlı, cinayetine karışan kişilerin Türkiye'ye nasıl geldiği detaylı bir şekilde izah ediliyor. Burada bir sorun yok. Ancak cinayetin arka planıyla ilgili bağlantılar konusunda yabancı kamuoyunun Türkiye'den beklediği ve Türkiye'nin elinde olduğunu sandığı ipuçlarına yönelik herhangi bir açıklama yapılmadı, arka planda sürecin devam ettiği anlamına geliyor."

    ‘KANIMCA BURADA YÜRÜTÜLEN MÜZAKERE ABD İLE'

    Erdoğan yönetiminin Kaşıkçı olayını siyasi ve iktisadi anlamda fırsata çevirmeye çalıştığının gözden kaçmadığına değinen Sezer, Batı kamuoyunda Türkiye'nin bu gayretinin yadırganmadığını ekledi. Sezer'e göre Ankara'nın Riyad'dan talep ettiği şeyin temelinde ekonomi olduğu aşikar:

    "Arka planda gerçekleştiğini ifade ettiğimiz pazarlık sürecinin ya da görüşmelerle ilgili boyutta ortada sadece Suudi Arabistan değil Amerika Birleşik Devletleri de var. Cumhurbaşkanı'nın açıklamaları arasında olayın diğer ülkelerdeki işbirlikçileri varsa gibi bir cümle de sarf edildi, bu dikkat çekici bir husus. Ben burada ABD olduğu düşüncesindeyim. Ya da Kaşıkçı cinayetinin evveliyatına yönelik birtakım gelişmeler ya da yaşanan birtakım olaylardan zımni olarak bahsedildiğini ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin Suudi Arabistan ile ilişkilerinde uzun süreden beri yaşanan rekabet ya da soğukluk özellikle Suudi Arabistan'ın salt İslam dünyasındaki liderlik mücadelesine yönelik hareketlerinin ötesinde PYD-PKK'ya yönelik maddi yardımlarının da artık bu cinayetle birlikte bir yandan şekillendiği, su yüzüne çıktığı bir ortamda bu konuda Suudi Arabistan'dan Türkiye'nin elde etmek istediği şeylerin temelinde ekonomik nedenler olduğunu tahmin etmek için çok fazla kafa yormaya gerek yok. Bunu aşağı yukarı her gün konsolosluk önünden canlı yayın yapan Al Jazeera muhabiri dahi krizle bu konuyu birleştirerek veriyor. Burada bir tereddüt yok. Cumhurbaşkanımızın doğrudan kral ile muhatap oluyor olması da işin başka bir boyutu. Kanımca burada yürütülen müzakere ABD ile yürütülen müzakere. Çünkü ABD'nin bu işin ne şekilde aydınlatılacağına yönelik çabaları da ABD medyası ve kamuoyunda da aynen Türkiye'deki gibi ciddi bir şekilde tartışılan bir konu. Dolayısıyla Fırat'ın doğusundan İran ambargosuna, Türkiye-Amerikan ilişkilerindeki genel çok başlıklı sorunlara yönelik bir sürece bakıldığı zaman Türkiye bütün bu süreci hem siyasi hem de iktisadi anlamda maksimum fırsata dönüştürme gayreti ve çabası içerisinde. Bu da aslında Batı medyasında ya da kamuoyunda yadırganmıyor. Hatta cinayetin üzerinden geçen ilk haftaki performans ya da konuyu ele alış biçimimizde o dönemde birtakım adımların atıldığı biliniyor. Dolayısıyla Türkiye böyle bir konuda cinayetin aydınlatılması ile ilgili süreçte her ne kadar dünya kamuoyunun takdirini kazanan bir ciddiyetle bir başarı sergiliyor olsa da cinayetin arka planının aydınlatılmasına yönelik konularda kanımca bir müddet daha sessiz kalmayı tercih ediyor."

    ‘AKP İKTİDARI, ORTADOĞU'DA LİDERLİĞE SOYUNUYOR AMA REALİTE DAHA FARKLI'

    AK Parti iktidarının Ortadoğu'da liderliğe soyunmaya çalışan bir çaba ve faaliyet içerisinde olduğuna dikkat çeken Sezer, ancak dış politika ile ilgili realitenin daha farklı işlediğine vurgu yaptı:

    "Davutoğlu'nun danışmanlığı döneminden beri gelen AKP kadrolarındaki özellikle İslam dünyasına hatta eski Osmanlı coğrafyasına bakış ile ilgili bir boyut. Bu bir düş, bir rüya. Ama rüya kelimesini arzu anlamında kullanıyorum. Özellikle dış politika ile ilgili realite biraz farklı. Mısır'daki Sisi darbesi olayları süresince takıldığımız tavrın bugüne kadar gelen süreçteki yansımalarına bakıldığı zaman biz hala çok farklı yerlerde İhvan ile ya da Müslüman Kardeşler ile ideolojik boyuttaki yakınlığımızı hiçbir şekilde gizleme gereği dahi duymayan ve bunun üzerinden Ortadoğu'da liderliğe soyunmaya çalışan, attığımız çeşitli adımlarla da bu rolü yerine getirmeye çalışan bir çaba ve faaliyet içerisindeyiz. Fakat Suudi Arabistan etrafında kenetlenen Filistin dahil Arap ülkelerinin arka planında ABD olduğunu veya ABD'nin bugün artık klasik Amerikan politikalarının da ötesinde kendine özgü bir Trump dönemi yaşadığımız ve Trump döneminde Ortadoğu ile ilgili en belirgin hassasiyetinin İsrail olduğunu, ki bunu çok açık şekilde söylüyor Trump, İran'ın da dışlandığını bildiğimiz için bu yapılanmaya karşı ya da bu organizasyona karşı başkaldırmak hele de ekonomisiyle, ordusuyla, bölgesel güç kapasitesiyle Türkiye ölçeğindeki bir ülke için bu çok kolay değil."

    ‘ERDOĞAN, PRENS SELMAN'I ‘BİTİRMEYE' YÖNELİK ADIM ATABİLİRDİ AMA…'

    Sezer'e göre, Türkiye'de ekonomik kriz olmasaydı Cumhurbaşkanı Erdoğan, Veliaht Prens Muhammed Bin Selman'ı ‘bitirmeye' yönelik bir adım atmış olurdu. Sezer, Kaşıkçı olayının Türkiye'nin elini söylendiği kadar güçlendirmediğini vurguladı:

    "Türkiye'nin özellikle Suriye ve Ortadoğu politikalarıyla ilgili Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşadığı süreçle ilgili, yaşanan ekonomik krizle ilgili birtakım sorunları gündemde olmasaydı, Erdoğan'ın Prens Selman'ı köşeye sıkıştırıp hatta bitirmeye yönelik bir adım atması çok beklenecek bir şey olurdu. Zira prensin kral olması durumunda bölgede nereden baksanız 30 yıllık bir yönetim sürecine sahip olacağı için Türkiye'nin önümüzdeki dönemde de her zaman başını ağrıtacak potansiyelde politikaları ortaya çıkartacak bir şahsiyet olarak gözüküyor. Kanımca bu olay Erdoğan'ın ve Erdoğan gibi düşünen AKP yöneticilerinin Prens Selman ile hesaplaşma konusunda çok önemli bir olayı altın tepside sunan bir fırsat ile karşı karşıya getirdi. Burada bir beis yok. Asıl Erdoğan'ın bence istediği de bu yönde. Ancak işin içine ABD, ekonomik kriz, bölgesel diğer hassasiyetler, PKK, Fırat'ın doğusu, Suriye'nin geleceği gibi konular girdiği zaman Türkiye'nin elini bu kadar kolay hareket ettirebilecek pozisyonda olmadığını görüyorum. Bir yandan bu olayın emrini verenler ortaya çıksın diye bir serzeniş var. Hatta verin onları biz yargılayalım diyorlar. Türkiye mahkemelerinde bu kişilerin yargılandığı esnada emri kimden aldıklarını ifade etmeleri ya da itiraf etmeleri mi bekleniyor bilmiyorum. Ama bu bırakılmıyor. Bu bırakıldığı takdirde bu sefer Türkiye'nin son 10 gündür dünya kamuoyunda edindiği ‘olumlu imaj'a yönelik de bir hareket sergilenmiş olacak. Hem Suudi Arabistan ile ilişkiler boyutundaki önceliklerimiz var hem de Türkiye-ABD ilişkileri söz konusu."

    ‘KAŞIKÇI CİNAYETİ, TÜRKİYE'Yİ GİRDABA DAHA FAZLA ÇEKECEK BİR SÜRECE DOĞRU GÖTÜRÜYOR'

    Fonda ‘Kaşıkçı vakası' bulunsa da masada Türkiye'yi ilgilendiren birçok başlık olduğunu anımsatan Sezer, Kaşıkçı cinayetinin Türkiye'nin elini rahatlatmak yerine onu daha da girdaba çekecek bir süreç olduğunu belirtti:

    "Masada o kadar çok başlık var ki bunların aşağı yukarı hepsi Türkiye için çok önem arz eden konular. Burada F-35'lerden tutunuz, Halkbank olayına, İran ambargosundan tutunuz Suriye'nin geleceğine yönelik çabalara kadar… Dolayısıyla Kaşıkçı olayıyla elde edilen hamle üstünlüğü bu soruların herhangi bir tanesini çözecek, ortadan kaldıracak mahiyette bir ağırlık taşımıyor. Kaşıkçı konusu Amerika yönetimiyle tek vücut olup belli bir noktada durduğu bir konu da değil. Özellikle Fırat'ın doğusu ve Menbiç ile ilgili gelişmeler, PYD-PKK'ya yardım konusu, bir de üstüne Suudi Arabistan'ın nakit yardımı konusu Türkiye'nin eğer bu konuyu baz alarak Kaşıkçı müzakere ediyorsa kuşkusuz ABD'nin bunun karşılığında talep edeceği başka şartlar da gündeme gelecek. Batı medyasında yer alan haberlere göre Jeffrey'nin Ankara ziyaretlerinde Türkiye'deki bir barış süreciyle ilgili durum analizi yapıldığı ya da buna yönelik bir zemin oluşturma konusunda da birtakım dedikodular var. Dolayısıyla Suriye ve Türkiye, Fırat'ın doğusunda bu kadar sıkışmışken Kaşıkçı cinayeti bizim bu bataklıktan çıkmamıza olanak sağlayacak bir fırsat olmanın ötesinde bizi bu batağa, girdaba daha fazla çekecek bir sürece doğru götürüyor."

    ‘KAŞIKÇI OLAYI EL ÜSTÜNLÜĞÜNDEN ZİYADE YENİ BİR KAMBUR OLABİLİR'

    Kaşıkçı olayıyla ilgili pek çok yorumcu Türkiye'nin ‘el üstünlüğü' elde ettiği değerlendirmesi yaparken Sezer aksi görüştü. Olayın Ankara için ‘yeni bir kambur' olabileceğine atıf yapan Sezer, orta ve uzun vadeli çıkarlar açısından en hayırlısının cinayetin arka planında kimlerin yer aldığına dair bilgilerin açıklanması olduğunu vurguladı:

    "Türkiye'nin uzun vadeli dış politika çıkarları açısından Kaşıkçı cinayetinin arka planında kimlerin olduğuna dair bilgilerin açıklanması Türkiye'nin orta ve uzun vadeli çıkarlarına en çok hizmet edecek en iyi seçenek olarak karşımızda duruyor. Bunu söylerken de Kemal Kılıçdaroğlu'nun Meclis konuşmasını izlerken onun gündeme getirdiği bizim de zaten aklımızda olan soruları yöneltti. Neden bir hafta 10 gün beklendi, Yasin Aktay üzerinden emniyet ve MİT'in haberdar olmasına rağmen uçaklar neden kalktı, konsolos neden gitti, üstelik Viyana Sözleşmesi'nin bu konudaki açık hükümlerine rağmen gibi birtakım sporu işaretleri de zaten Türkiye'nin bu pazarlık sürecinde çok önceden yer aldığını ve belli bir mesafe kaydettiğini de gösteriyor. Dolayısıyla ben Kaşıkçı olayıyla birlikte üstünlüğünden ziyade özellikle bu andan itibaren Kaşıkçı olayının da yeni bir kambur olacağı kanaatini taşıyorum. İşin garip tarafı Kaşıkçı kaybolduğu andan itibaren bunun cinayet olduğu konusu o kadar net konuşuluyordu ki bizim ortaya çıkarttıklarımız sadece konuşulanların teyidine yönelik birtakım gelişmeler oldu. Biz hiç kimsenin bilmediği bir sırrı ifşa etmedik bugüne kadar. Zaten özellikle Batı medyasına servis edilen bilgilerin veriliş sürelerine bakıldığı zaman da bu çok açıkça ortaya çıkıyordu. Erdoğan bugün yaptığı konuşmayla her şeyi açıklayacağız derken tüm dünyayı çok büyük bir beklenti içerisine soktu. Bunu biraz önce izlediğim Al Jazeera'den BBC'ye kadar hemen her yerde her yorumcu her sunucu gündeme getiriyordu. Bugün hiçbir şey açıklanmadı."

    ‘YAPTIRIMLARDA DOĞALGAZ YANINDA PETROLDE DE KOLAYLIKLAR ELDE EDİLEBİLİR'

    Diğer yandan Sezer, sıra ABD'nin kasımda İran'a karşı yürürlüğe sokacağı ve doğalgazı hariç tutan yaptırımlarına geldiğinde Türkiye'nin petrolde de muafiyet kazanabileceğini söyledi:

    "İran ambargosu ile ilgili hususlarda önümüzdeki günlerde belki birtakım gelişmeler meydana gelebilir. Doğalgaz bu kapsamda değil diye söylemiştim. Muhtemelen bu süreçte petrolün de Türkiye için kapsam dışına alınabileceğine yönelik bir kolaylık sağlanabileceğini düşünüyorum. Çünkü İran ambargosu konusu da maddi anlamda Türkiye'ye vereceği zarar açısından hesaplanabilir, büyüklüğü tahmin edilebilir bir hasar bırakacak. Bunda bir tereddüt yok. Ancak bunun getireceği siyasi bir fatura ya da bir siyasi fırsat olacak. Dolayısıyla Türkiye'nin o cephede de nasıl bir süreç yürüteceği ya da ne alacağı ya da ne aldığı merak konusu."

    Etiketler:
    Avrupa Birliği (AB), CIA, Cemal Kaşıkçı, Gina Haspel, ABD Başkanı Donald Trump, Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan, İran, Avrupa, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın