02:46 20 Ekim 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye'nin S-400 alımı, kendini nasıl konumlandıracağıyla alakalı bir mesele haline geldi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 10
    Abone ol

    Dr. Mehmet Ali Tuğtan’a göre Rusya’dan S-400 sistemlerinin alımı Türkiye’nin kendini nasıl konumlandıracağıyla alakalı bir meseleye dönüştü. Ankara’nın büyük güçler arasında manevra alanının sınırlarına ulaştığını belirten Tuğtan, Ankara’nın Rusya’yla stratejik ilişkilerde beklentilerini elde edemezse Patriot görüşmelerini açabileceği görüşünde.

    Türkiye 31 Mart yerel seçimlerine giden süreçte dış politikada öne çıkan konularda ‘sıkışmışlık' görünümü hakim. Rusya Federasyonu'ndan alınan S-400'ler ABD'den ‘ağır sonuçları olacağı' yönünde tehditlere varan mesajlara vesile olurken, Ankara ısrarlı tutumunu tekrarlıyor. Suriye sahasında ise İdlib'de Soçi mutabakatına rağmen aşılamayan sorunlar ve Suriye ordusuna yönelen cihatçı saldırılarının yanı sıra Fırat'ın doğusuna dair Ankara'nın ‘güvenli bölge' tesisi hedefleri tutturulabilmiş görünmüyor. AB ile ilişkilerde ‘dondurulmuşluk' eşliğinde müzakere süreci tamamen tıkanmışken, Doğu Akdeniz hattı dahil bölgesel ilişkilerde tıkanmışlık manzarası var.

    Türkiye dış politikasının ana başlıklarını İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden Dr. Mehmet Ali Tuğtan ile konuştuk.

    ‘AMERİKA, TÜRKİYE'NİN S-400 ALMAMASI İÇİN HER YOLU DENİYOR'

    Dr. Mehmet Ali Tuğtan'a göre, S-400 savunma sistemleri Türkiye'nin ‘orta ölçekli' bir ülke olarak büyük güçler arasında bulduğu manevra alanının sınırlarından birisini oluşturuyor, diğeri ise Suriye. Tuğtan, ABD'nin Ortadoğu politikasına uzun süre büyük ölçüde paralel tutum sergileyip, Suriye'de büyük sorumluluk alan Türk dış politikasının artık S-400 alımıyla birlikte Washington ile müttefiklik ilişkisinde önemli bir dönemece geldiği görüşünü dile getirdi:

    "S-400'ler Türkiye'nin bir orta boy devlet olarak Suriye sahası başta olmak üzere dünya siyasetinde kendisini çevreleyen büyük güçler arasında bulduğu manevra alanının sınırlarından biri. Bu sınırlardan bir diğeri Suriye'deki son gelişmeler, Fırat'ın doğusu, Menbiç, İdlib. Bir başka sınırı da Amerika ile giderek gerginleşen tercihli ticaret sisteminden Türkiye'nin çıkartılması. Melania Trump'ın bir FETÖ okulunu ziyaret etmesi gibi birtakım sembolik hareketlerle de kendini belli eden Amerika ile Türkiye arasında artık bir eskisi gibi ittifak ilişkisi olmadığını karşı tarafın özellikle ifade eden davranışları. Bunun en önemli nedenlerinden biri Türkiye, Arap Baharı ile başlayan süreçte Amerika'nın Ortadoğu politikasına ilk başta büyük ölçüde paralel bir siyaset izledi. Özellikle Suriye'de büyük sorumluluk da aldı. Fakat 2013'ten sonra iki taraf giderek ayrışmaya başladı. Amerikan tarafına sorarsanız sorumlu Türkiye. Türkiye yapacağım dediği bazı şeyleri yapamadı ya da yapmadı. Türkiye'ye sorarsanız sorumlu Amerika, yapacağım dediği bazı şeyleri yapamadı ya da yapmadı. Sonuçta geldiğimiz nokta Türkiye özellikle 2016'dan itibaren 15 Temmuz'un da etkisiyle Rusya ile ilişkilerini daha da sıkılaştırmaya başladı. Bunun bir yansıması da Türkiye'nin hava savunma ihtiyacı için Amerika'dan daha önce Patriot bataryalarını isteyerek karşılamaya çalıştı. S-400 tedarik etmeye karar vermiş ve bunun anlaşmasını yapmış oldu. Bu noktaya gelindiğinde artık iş şaka olmaktan çıkıyor. Türkiye, S-400 aldığı dakika bu belli küçük alanlarda olmakla beraber ciddi bir hava sahası kapatma yeteneği Türkiye için, Ruslara karşı değil Amerikalılara karşı. Amerikalılar da bunun farkında. Bunun için de bastırıyorlar ki Türkiye bu sistemi tedarik etmesin. Ellerinde de birtakım araçlar var, karşılık olarak F35'i teklif ediyorlar. Ekonomik yaptırım uygularız diyorlar, müttefiklik ilişkisine sığıyor mu, diyorlar. Her yöntemi deniyorlar. Nedeni, bu sistem Türkiye tarafından tedarik edilmesin."

    ‘S-400'LER TÜRKİYE'NİN KENDİNİ NASIL KONUMLANDIRACAĞIYLA ALAKALI BİR MESELEYE DÖNÜŞTÜ'

    Gelişmelerin aynı şekilde NATO tarafında da olumlu etki yaratmadığını belirten Tuğtan, sadece S-400'ler değil Suriye sahasındaki durum ve Astana sürecinden enerji koridoruna uzanan girişimlerin Batı bloğunda Ankara'nın Transatlantik ekseninden Avrasya eksenine doğru hareketlendiği intibaı yarattığının altını çizdi. S-400 füzelerinin etkili olma kapasitelerini içeren tanıtımlarında NATO sistemlerine işaret edildiğini de anımsatan Tuğtan "Karşı tarafın bunu çok da olumlu anlaması bu anlamda mümkün değil" vurgusu yaptı. Tuğtan, geçmişte Yunanistan'ın da geleneksel Ortodoks ortak olarak Rusya'dan S-300 alımı gerçekleştirdiğini ve Türkiye'nin bu sistemleri alan ilk ülke olmadığını belirtse de bu alımın Türkiye'nin kendini nasıl konumlandıracağıyla alakalı bir meseleye dönüştüğünü vurguladı:

    "NATO tarafında bu durumun yarattığı etki hiç olumlu değil. Çünkü Türkiye'nin Rusya ile stratejik işbirliği sadece S-400'lerle sınırlı kalmıyor. Suriye sahasında, Astana sürecinde, enerji koridorunda bir sürü konuda Türkiye, Rusya ile ve Rusya üzerinden doğrudan Çin ile işbirliği içerisinde. Bu Türkiye'nin Transatlantik ekseninden Avrasya eksenine doğru hareketlenmesi intiba yaratıyor karşı tarafta. Bu da S-400'lerin edinilmesini bir güvenlik tehdidi olarak NATO tarafından görülmesine yol açıyor. S-400'lerin tanıtımları var medyada. Bu anlaşma ilk yapıldığı zaman bu tanıtımlar basında, internette çıktı. S-400'ün düşürebileceği uçaklar diye birtakım şeyler listelenmiş. Bunların hepsi NATO sistemleri. Siz bir silah alıyorsunuz, o silahın en önemli özelliği nedir diye araştırdığınız zaman silah sizi müttefiklerinizin uçaklarını ve füzelerini düşürebilir, reklamı bu. Karşı tarafın bunu çok da olumlu anlaması bu bağlamda mümkün değil. Ama 1990'ların sonunda bir S-300 krizi yaşanmıştı. Kıbrıs Rum kesiminin tedarik etmek istediği S-300'ler Türkiye'nin baskılarıyla Yunanistan'a gösterilmiş ve Girit'te de konuşlanmıştı. Bu açıdan bakarsanız Türkiye, gelişmiş Rus hava sistemleri tedarik eden ilk ülke de değil. Bu artık bir silah sisteminin tedariki bağlamında teknik özellikleriyle ilişki bir şey olmaktan çıktı. Bu Türk-Amerikan-Rusya ilişkileri ve Türkiye'nin Rusya-Amerika ekseni üzerinde kendini nasıl konumlandıracağı ile ilgili bir konuya dönüştü."

    ‘TÜRKİYE, RUSYA İLE İLİŞKİLERİNDE BEKLEDİĞİNİ ELDE EDEMEZSE, PATRIOT GÖRÜŞMELERİ BİR ANDA AÇILABİLİR'

    Tuğtan'a göre Ankara, Rusya'dan Suriye sahası başta olmak üzere uluslararası alanda beklediği desteği görürse, ABD'den somut karşılık görmezse S-400 süreci nihayete erer. Ancak Tuğtan aksi durumda Patriot alımı için görüşmelerin bir anda açılabileceğini de vurguladı:

    Recep Tayyip Erdoğan, Ardahan
    © AA / Cumhurbaşkanlığı / Kayhan Özer
    "Dolayısıyla Türkiye, Rusya'dan Suriye sahası başta olmak üzere uluslararası alanda beklediği desteği görür, ancak Amerika'dan somut bir karşılık göremezse, büyük ihtimalle S-400'ler alınır ve bir şekilde kullanılır. Bu da NATO ile ilişkilerin soğumasına, Amerika'nın F-35 teslimatını ertelemesine ya da tamamen NATO'nun Türkiye'yi F-35 programından çıkartmasına yol açabilir. Bu durumda da Türkiye'nin Rusya-Avrasya eksenine daha fazla kayması sonucu doğar. Öte yandan eğer Türkiye, Rusya ile ilişkilerinde beklediği sonuçları elde edemezse, yine Suriye başta olmak üzere stratejik ilişkilerin çeşitli alanlarında beklediği desteği göremezse, o zaman konumunu yeniden gözden geçirmek isteyebilir. Bu durumda şu anda kapandığı söylenen Patriot görüşmeleri bir anda açılabilir. Bunlar siyasi kararlar olduğu için artık silah sisteminin özelliğinden ya da maliyetinden bağımsız olarak konuşmanız gerekir bunları. Öyle bir durumda da Türkiye, tekrar Transatlantik yönünde bir dengelenme siyaseti izleyecek. Bu durumda da Patriotlar, F-35'ler ve buna bağlı olarak Türkiye'nin NATO üyeliğinde bir hareketlenmesi söz konusu olacaktır."

    ‘ARTIK TÜRKİYE MANEVRA ALANININ SINIRLARINI GÖRÜYOR'

    Türkiye-ABD-Rusya denkleminin sembolü haline gelen S-400 meselesinin Ankara'nın ‘sıkışmışlığına' yoranlar çokken, Tuğtan, Türk hükümetinin ‘sıkışmışlık değil ama manevra alanının sınırlarını görmeye başladığı' görüşünde. ABD'nin 2000'lerin başından bu yana girdiği hegemonya krizinin oluşan çok kutupluluk içerisinde manevra alanı sağladığını belirten Tuğtan, Ankara açısından artık bunun limitlerine varıldığını dile getirdi. Tuğtan, Türkiye'nin bir taraftan S-400 alırken diğer taraftan Suriye'de herkesin kendi pozisyonunu desteklemesi yönündeki beklentisinin karşılanmasının mümkün olamayacağının da altını çizdi. İdlib sahasının Ankara'nın arzu etmediği şekilde hareketlenebileceğini belirten Tuğtan, ABD'nin ise öngörülebilir gelecekte Türkiye'nin istediği şekilde geri çekilmesinin gerçekleşmeyeceği öngörüsünde bulundu:

    "Sıkışıklık değil ama artık Türkiye manevra alanının sınırlarını görüyor. Bir odanın içerisinde hareket ettiğinizde, belli bir yöne doğru gidersiniz, bir noktada duvara çarparsınız. Ters yöne de gidebilirsiniz ama orada da bir duvar çıkar karşınıza. Bizim şu anda bulunduğumuz durumda tam olarak 2000'li yılların başından beri Amerikan hegemonyasının krizi ve ardından oluşmakta olan çok kutupluluk içerisinde genişleyen bir manevra alanı oluşturuyor. Bu alanda biz nereye kadar gidebileceğimizi Suriye gibi somut örneklerle test ediyoruz. Şu anda sıkışmışlık ile kastedilen bunun limitlerine varmış vaziyetteyiz. İdlib'te ateşkes ve silahsızlandırma bölgesi dursun, Fırat Kalkanı bölgesini ÖSO ile birlikte TSK kontrol etsin, Fırat'ın doğusundan da SDG çekilsin, onun yerini TSK ve onun desteklediği unsurlar alsın gibi bir siyasetin hayata geçmesi ya da kalıcı olmasının mümkün olmadığını yavaş yavaş görüyoruz. Çünkü iki büyük gücün ve onların yerel müttefiklerini, bölgesel aktörleri aynı anda ikna etmemiz gerekiyor böyle bir şeyin olabilmesi için. İkisi birden size karşı tavır alırsa, o zaman zaten bunu yapamıyorsunuz. Şu anda görülen o. İdlib'te bir süre sonra belli ki bir hareketlenme olacak. Fırat'ın doğusunda da görülebilir gelecekte bizim istediğimiz tipte bir Amerikan geri çekilmesi çok gerçekleşmeyecek. 30-40 km derinliğinde bir tampon bölge oluşturmamız söz konusu, olabilir."

    ‘TÜRK DIŞ POLİTİKASI TARAFSIZLIK KONUMUNU YİTİRDİĞİ İÇİN BÖLGE NEZDİNDE DÜRÜST ARABULUCU GÖRÜLMÜYOR'

    Türkiye'nin dış politik duruşunda 1990'ların sonu, 2000'lerin başlarında sahip olduğu tarafsızlık konumunun artık yitirildiğini de vurgulayan Tuğtan, bunun sebebinin özellikle bölgesel meselelerde tarafgirlik olduğunun altını çizdi. Tuğtan, Ankara'nın artık bölge ülkeleriyle ilişkilerinde eskisi gibi ‘dürüst arabulucu' kimliği ile öneriler getirmesinin de mümkün olmadığını vurguladı.

    "Türkiye, 90'ların sonu, 2000'lerin başında sahip olduğu optimum tarafsızlık mesafe konumunu bölgesel meselelerde büyük ölçüde yitirdi. 2000'lerin ortalarına kadar sürdü bu. Herkes gelip Türkiye ile ve Türkiye üzerinden birbiri ile konuşabiliyordu. Arap-İsrail sorunu için de bu böyleydi, Ruslar için de böyleydi, Amerikalılar içinde böyleydi, İranlılar için de böyleydi. Ancak biz ne zaman ki 2008-2009'dan itibaren giderek artan ölçüde bölge meselelerinde taraf olmaya başladık o zaman bu etkinliğimizi kaybettik. Her şeyin bir bedeli var. Taraf olunca, taraf olduğunuz konu hakkında daha etkili sonuç almak için ağırlık koyabiliyorsunuz, bu avantajı. Bir de taraf olduğunuz dakika karşı taraf üzerindeki etkinliğinizi yitiriyorsunuz. Eskisi gibi ona karşı bir dürüst arabulucu kimliği ile birtakım öneriler getirmeniz artık mümkün olmuyor. Bölge ülkeleriyle şu anki durumumuz bu.

    ‘AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİ ÇIKMAZ SOKAĞA GİRMİŞ VAZİYETTE'

    Tuğtan, Türkiye'nin AB macerasının ise ‘kötü yönetilmiş bir sürecin sonucunda gelinen çıkmaz' olduğunu kaydetti. Bunda Türkiye kadar AB tarafının da rolünün bulunduğunu belirten Tuğtan, ilişkilerde ileriye doğru hamle yapılamamasında AB'nin adeta ‘çatısı olmayan bir evde' kendi iç tartışmalarına dalması ve dünya sahnesinde bir aktör sorumluluğu edinilememesi bulunduğunun da altını çizdi:

    "Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri kötü yönetilmiş bir sürecin sonunda bir çıkmaz sokağa girmiş vaziyette. Bu çıkmaz sokaktan ancak taraflardan birinin ya da her ikisinin iradesi ile bu gündemi baştan ele alacak stratejik bir hamle ile çıkılabilir. Ama şu anda ne Avrupa Birliği ne Türkiye bu konuyu bu şekilde el almayı çok da istemiyor. Çünkü alternatifler her iki tarafı da ayrı ayrı sebeplerden mutsuz ediyor. Bunun sonucunda da geldiğimiz nokta bir atalet Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerinde. Avrupa Birliği'nin kendi içindeki dönüşümü de göz önüne almak lazım. Anayasa projesinin reddinden beri 15 senedir Avrupa Birliği'nin konusu aynı. Çatısı olmayan bir evin içinde oturuluyor. Çatıyı kim yapacak, bunun bedelini kim ödeyecek, bunun için evin sakinleri kendi aralarında tartışıp duruyorlar. Onun hakkında da Türkiye'nin yapabileceği bir şey yok. Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci kötü yönetildi ama Avrupa Birliği'nin kendisi bu süreci çok mükemmel mi ele aldı, hayır. Dünya siyasetinde muhatap kabul edebileceğimiz büyük güç olarak Rusya var, Çin var, Amerika var. Başka da açıkçası şu anda pek kimse yok. Avrupa Birliği böyle bir aktör sorumluluğu, konumu edinemiyor. Edinemediği için de ona dayanarak ya da ona karşı onu muhatap alarak siyaset geliştirmek çok güç."

    Etiketler:
    Avrupa Birliği, YPG, IŞİD, NATO, Mehmet Ali Tuğtan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ceyda Karan, Doğu Akdeniz, İdlib, Soçi, Avrupa, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın