06:04 25 Mayıs 2020
Canlı Yayın

    'Çin koronavirüse karşı zaferini ilan etti, ikinci dalgaya karşı küresel birlik öneriyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 23
    Abone ol

    Gökhun Göçmen'e göre Çin, 'İki Toplantı' ile pandemiye karşı zaferini tanıtırken ikinci dalgaya karşı 'dayanışmanın Çin Seddi'ni oluşturma' vurgusuyla küresel birlik mesajı verdi. Çin ile AB aynı resimde görünürken ABD'nin dışarıda durduğu görüşündeki Göçmen, Pekin'in Uluslararası Sağlık Toplumu, Sağlık İpek Yolu gibi öneriler getireceğini aktardı.

    Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisinin ortaya çıktığı yer olan Çin, virüs karşısında 'normalleşmenin' de başını çekerken, ABD'nin başını çektiği ülkelerin de hedefinde.

    ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, ülkede başkanlık seçimi senesinde Çin karşıtı söylemlerini yükseltirken Dünya Sağlık Örgütü'nde (DSÖ) 'Çin'in kayırıldığı' söylemi üzerinden soruşturma başlatılmasını sağladı. Birleşmiş Milletler'e (BM) bağlı örgütün 73'üncü Dünya Asamblesi'nde bağımsız soruşturma kararı kabul edilirken Trump yönetimi de Çin'e yönelik adımlarına her gün yenisini ekliyor.

    Çin lideri Şi Cinping DSÖ Asamblesi'ne hitabında ise dünya çapında pandemi yardımından bulunacak aşının 'kamu malı' olmasına uzanan vaadlerde bulundu.

    Pekin yönetimi bir yandan da Trump yönetimiyle kapışmaya hazırlanıyor. Çin'in siyasi takviminde her yıl mart ayında düzenlenen 'İki Toplantı' Kovid-19 salgını nedeniyle ertelenmişti. Ülkenin en üst düzey yasama organı Çin Ulusal Halk Kongresi (ÇUHK) ve istişare organı Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı (ÇHSDK) bu koşullarda yıllık toplantılarına başladı. Toplantı kararlarına hem ülke içerisinde koronavirüs ve normalleşme gündemi hem de Çin dış politikası açısından önem atfediliyor.

    Gelişmeleri Çin'i yakından izleyen gazeteci-yazar Gökhun Göçmen ile konuştuk.

    'İki Toplantı ile dünyaya zafer tanıtılırken, ikinci dalgaya karşı dayanışmanın Çin Seddi oluşturma vurgusu yapıldı'

    Gökhun Göçmen'a göre, Çin ertelemeli olarak 'İki Toplantı' diye anılan Çin Ulusal Halk Kongresi ve Halk Siyasi Danışma Konferansı'nı düzenleyerek üretime dönülmesi, okulların açılması ve maske yasağına son vermek başta olmak üzere olmak üzere 'normalleşmenin tamamlandığını' dünyaya göstermek istiyor. Ancak diğer yandan Çinli yöneticilerin elde edilen zaferin 'kırılganlığından' hareketle ikinci dalgayı dikkate aldıklarını söyleyen Göçmen, 'İki Toplantı'da da temkinli yaklaşımın "Pandemiye karşı dayanışmanın Çin Seddi’ni oluşturacağız" söylemiyle oluşturulduğunu aktardı:

    "'İki Toplantı' olarak biliniyor Çin kamuoyunda. Çin Ulusal Halk Kongresi ve Halk Siyasi Danışma Konferansı’nın yaptığı toplantılar. Tarihsel olarak Çin için önemli. Her yıl mart ayında düzenleniyor ve Çin’in en büyük siyasi danışma toplantısı. Bu anlamda Çin’in önümüzdeki yılın yol haritasını belirleyeceği siyasi toplantı olarak biliniyor. Yeni tip koronavirüs dolayısıyla ertelenmişti, iki kat önemli oldu böylece. Çünkü Çin’in salgın sonrasındaki normalleşmenin artık tamamlandığını gösteriyor. Alınan önlemler artık normal haline geldi. Çin bunu genellikle büyük ölçüde büyük zafer olarak tanıtıyor. Her zaman ikinci dalga olasılığı olduğunu söylüyor. Yani Çin yönetimi kırılgan bir zaferin farkında. Her zaman orada bir uyarı belirtiyor. Normalleşmenin 3 temel parametresi var Çin için. Bunlardan en önemlisi ekonomik açılma, yani üretimin tekrar yeniden başlaması. Bu anlamda Çin üretime yeniden döndü. Okulların yeniden açılması ve sosyal hayatın normale dönmesi de önemli bir konuydu. Okullar açıldı, sosyal hayat yavaş yavaş normale dönüyor. Öyle ki artık başkent Pekin'de Çin, 'maske takma yasağı sona erdi' dedi. İnsanlar sosyal mesafesini korumak kaydıyla maske takmadan da günlük yaşamlarına devam edebiliyorlar. Son olarak da Çin’de artık siyasi yaşamın, toplantı ve zirvelerin de normale döndüğü, yani siyasal bir normalleşmeden bahsediyoruz. Çin, bu İki Toplantı sayesinde bu üç temel parametrenin yanına artı koymuş oldu. Bunu dünyaya anlatmak niyetinde. Çünkü Çin’de aslında normalleşmenin kağıt üzerinde olduğu, ekonominin devam etmediği ya da sosyal hayattaki faaliyetlerinin çok daha kısıtlı olduğu yönünde birçok haber vardı. Çin şu anda aldığı kararlarla birlikte normalleşmenin aslında hayatın içinde olduğunu yani maddi bir karşılığı da olduğunu bu İki Toplantı aracılığıyla anlatmak istiyor. Ama elbette yeni tip koronavirüs salgını tam anlamıyla zafere ulaşmış değil, kökü kazınmış değil. Bu uluslararası anlamda da zaten mümkün değil. Bu İki Toplantı’da bir cümle kuruldu. Salgına karşı şundan bahsedildi. Ödememiz gereken acı bir bedel vardı ve bunu ödedik. Hala salgının devam etmesi ya da geri gelmesi gibi noktalara vurgu yaparak şundan bahsediyor: 'Pandemiye karşı dayanışmanın Çin Seddi’ni oluşturacağız.' Bu anlamda da aslında bütün önlemlerin tamamen gevşetildiğini söylemek mümkün değil. Dayanışmanın Çin Seddi vurgusu da İki Toplantı’nın karakterize olmuş şekli diyebiliriz."

    'DSÖ'de Şi küresel birliktelik mesajı verdi, Çin ve Avrupa aynı safta görünürken, ABD dışında kaldı'

    Göçmen, Dünya Sağlık Asamblesi'nde bir bölünmüşlük görüntüsü oluştuğunu söylerken, Avrupa ülkelerinin açıklamalarının Çin'i onaylar ve destekler nitelikte olmasına karşı ABD'nin işin dışında kaldığını belirtti. ABD'nin DSÖ'ye sağladığı fonların önemli bir enstrüman olduğunu vurgulayan Göçmen, buna karşılık Şi'nin de küresel birliktelik mesajı verdiğini kaydetti:

    "Dünya Sağlık Asamblesi toplantısı bir ikiye bölünmüşlük söz konusuydu. Bir tarafta Çin ama artı diğer Avrupa ülkelerinden gelen açıklamalarda Şi Cinping’in açıklamalarını onaylar ve destekler nitelikteydi. Hem aşı ve aşıya ulaşma konusunda hem pandemiye karşı küresel ekonominin yeniden ayağa kaldırılması bağlamında. Dolayısıyla aslında fikirsel bir birlik olduğu söylenebilir Dünya Sağlık Asamblesi’nde, ABD’nin dışında. ABD ise bu zirvede bir mektup yayınladı, dikte ettiği şeyleri DSÖ’nün kabul etmemesi durumunda fonları kalıcı olarak askıya almayı ve gerekirse de DSÖ’den çekilebileceğinin sinyalini verdi. ABD’nin elindeki en önemli enstrüman tabii ki sağladığı fon. Dünya Sağlık Örgütü, 3’te birine yakın oranda fonu ABD’den alıyor. Şi Cinping konuşmasında küresel birliktelik mesajı verdi."

    'Uluslararası Sağlık Toplumu ve Sağlık İpek Yolu uluslararası gündeme taşınacak'

    ABD’de içe kapanma görüşünün hakim olduğunu anımsatan Göçmen, Çin’in ise özellikle gelişmekte olan ülkelere verdiği destekle salgına karşı küresel liderlik rolü üstlenebileceği mesajını verdiği görüşünde. Şi'nin bulunacak aşının 'kamu malı olacağı' söyleminin önemine dikkat çeken Göçmen, bunun patent hakkı olmayacağı anlamına geldiğini ve AB'den de bu meselede destek mesajlarının eksik olmadığını anımsattı. Göçmen, Çin'in dış politikasını 'insanlığın ortak geleceği' olarak kurguladığını söylerken, sağlık meselesinin de bu işe dahil olmasıyla 'Uluslararası Sağlık Toplumu' ve 'Sağlık İpek Yolu' gibi kimi önerilerin ilerleyen dönemlerde uluslararası toplantılarda gündeme taşınacağını dile getirdi:

    "İçe kapanma, ABD’nin genelde söylediği şey. ABD, salgın sonrası kurulacak yeni dünya düzeninde ticaretin de tedarik zincirlerinin de daha ulusal sınırlara ya da çevre ülkelere yayılabileceği konusunda bir dünya öngörüsünde bulunuyor. Ülkelere tek tek bu salgınla baş etmesi gerektiğini ima eden bir cümleler var, böyle bir bakış açısı mevcut. Çin ise bunun tam tersini uluslararası kurumların güçlendirilmesi gerektiğini ve salgına karşı küresel bir liderlik rolü yapabileceklerinin mesajını veriyor. Nereden anlıyoruz? 2 milyar dolarlık yardım bütçesi, özellikle gelişmekte olan ülkelere ve Afrika’ya özel bir yer ayırıyor. G20 ülkeleriyle Afrika ülkelerinin borçlarının askıya alınması noktasında bir inisiyatif tesis edilmesi ve bu borçların belirli bir süre ötelenmesi. Örneğin Çin, Sri Lanka’da iki yıllık bir borç ertelemesi yaptı. Aynı zamanda maddi yardımda da bulundu. Afrika ülkelerinde sadece maddi değil aynı zamanda 73 hastane kurulması için bir işbirliği mekanizması tesis edecekler. Afrika’da salgın önleme ve kontrol merkezinin kurulmasında da Çin aktif olarak rol alacağını söyledi. Bu anlamda gelişmekte olan ve yoksul ülkelere karşı özel bir ilgisinin olduğunu söyleyebiliriz. Aşının kamu malı olacağını vurgulaması son derece önemli. Çünkü ABD, diğer taraftan sadece kendisi için tahminde bulunuyor. Dozu dahi yıl sonuna kadar sadece ABD’lilere yetecek ölçüde üretebilecekleri mesajını veriyor. Çin ise tam tersine geliştirecekleri aşıda patent hakkının olmayacağını, yani özellikle gelişmekte olan ülkeler aşıyı verebileceklerini söylüyor. Bu noktada yalnız da değil. Avrupa Komisyonu Başkanı Leyen de benzer şekilde söyledi. ABD demeden üstü kapalı bir biçimde aşıya erişmek bir lüks olmamalı diye bahsetti. Benzer şekilde uluslararası kurumların rolüne sadece Çin değil diğer ülkeler de vurgu yaptı, Merkel ve Macron gibi. Çin ve ABD kapışmasından ziyade ortaya çıkan genel tablo; uluslararası kurumları korumak ve pandeminin yarattığı ekonomik ve sosyal yıkıma da küresel bir yanıt üretmek temelinde bir tablo oluştu. Çin bu noktada gerek verdiği sözlerle gerekse ülkesinin siyasi ağırlığıyla bir liderliğe soyunmuş gözüküyor. İnsanlığın ortak sağlık toplumunu yaratmaktan bahsetti Şi Cinping. Bu Çin için oldukça önemli bir kavram. Bir süredir Çin medyasında bu vurguyu görüyoruz. Çin dış politikasını insanlığın ortak geleceği olarak kurgulamıştı. Bunu sağlık alanına indirdiğimizde de 'Uluslararası bir sağlık toplumu kuralım.' Dünya Sağlık Örgütü'nün de liderlik edeceği olarak uluslararası kurumların genişliğini daha da tepeye taşıyacak bir inisiyatif kurmaktan bahsediyor. Kendi projesi de bu anlamda Kuşak ve Yol’un içerisine dahil edilmiş ‘Sağlık İpek Yolu’ gibi kimi önerileri de ilerleyen dönemlerde uluslararası toplantılarda dile getirecektir diye düşünüyorum."

    'Pekin Trump ile Biden'ın Çin düşmanlığında yarıştığını, hangisinin kazanacağının fark etmeyeceğini düşünüyor'

    Göçmen'e göre, Pekin yönetimi, Amerika'da başkanlık seçimini hangi taraf kazanırsa kazansın Çin'e yönelik düşmanca politikanın devam edeceğine kanaat getirdi. Çin'i 'şeytanlaştırma', DSÖ ile birlikte getirilen ithamların Trump'ın yeniden kazanması halinde ilişkilerde geri dönülemez biçimde kopmaya yol açacağı senaryoları bulunduğunu belirten Göçmen, Trump'ın iddia ettiği gibi rakibi Biden'ın da desteklenmediği zira iki Amerikalı liderin de Çin düşmanlığında yarıştığı görüşünün bulunduğunu söyledi:

    "Çin içerisinde Amerika’ya karşı bakışın iki ayağı var. Birincisi, genel anlamda değerlendirme. Yani büyük güçler arasındaki rekabet. Bu Çin için seçimlerden bağımsız bir değerlendirme. Çin nezdinde ABD’de bir konsensüs oluşmuş durumda Çin düşmanlığına dair. ABD’de seçimin sonucu her ne olursa olsun Çin’e karşı düşmanca politikanın devam edeceği konusunda bir konsensüs var. Ancak Kasım seçimlerin bağlamının özü olarak değerlendirecek olursa Çin’i şeytanlaştırma projeleri, özellikle DSÖ’ye ve Çin’e karşı yapılan ithamlar bu noktada Kasım seçimleri bağlamında değerlendiriliyor. Trump’ın bir kez daha Beyaz Saray’da 4 yıllık koltuğu devraldığı takdirde geri dönülemez biçimde ilişkilerin kopabileceği noktasında senaryolar var. Çin’in ikincil okuması bunun bir siyasi malzeme haline dönüştürüldüğünü düşünüyor kendi konusunun. Bütün bunların üzerine Biden ya da Trump olsun onların üzerine bir uzlaşı ve çatı kurulduğunu ve Çin düşmanlığının, olumsuz negatif bakış açsının değişmeyeceğini düşünüyor. Biden’ı desteklemek şöyle dursun, geçtiğimiz günlerde China Daily’de yayımlanan bir yazıda da birbiriyle Çin düşmanlığı konusunda yarıştıklarından bahsediyor. Trump bu şekilde suçluyor ama Biden’ın da seçim videosunda Çinlilerin ülkeye başka yollarla girişine Trump’ın izin verdiği yönünde iddiası var. ‘Kim Çin’e karşı daha şahin bir tutum alacak?’, ABD seçimlerinin belirleyici ekseni de bu olmuş durumda. Çünkü ABD toplumu içinde Çin karşıtlığı hiç olmadığı kadar yüksek seviyeye ulaşmış durumda. Bunun da sorumlusu sadece Trump değil, aynı zamanda Demokratlar. Yani ABD devlet aklı da Çin düşmanlığını bir ilke olarak benimsemiş durumda. Çin içerisinde iki adaydan hangisi kazanırsa kazansın, zorlu bir mücadelenin her halükarda gerçekleşeceği yönünde kararlar.”

    'Çin ve ABD arasındaki büyük güç rekabetindeki belirleyici ittifaklar'

    Çin ile ABD arasında önümüzdeki dönemde rekabetin belirleyicisinin ittifaklar olduğunu belirten Göçmen, Çin’in Rusya'nın yanı sıra Japonya ve Hindistan gibi bölgesel rakip ülkeleriyle bile masaya oturmak hedefini koyduğu görüşünü dile getirdi:

    "Nixon döneminde uygulanan politikaları tersinden uygulayalım bu kez diye özellikle Demokratlar arasında bir tutum var. Trump nezdinde de bu böyle. Son dönemlerde Rusya’ya bakış açısını anlayabileceğimiz açıklamalarına bakarsak, çok fazla Rusya’ya doğrudan meydan okumayan bir yaklaşım görüyoruz. Hatta bu durum sadece Trump değil New York Times, Washington Post gibi gazetelere baktığımızda da Rusya’yı hedefe koyan çok yayıma rastlamıyoruz. Bunun nedeni şu; Economist dergisinin kapağı da bu olmuştu, bir pandanın kucağında oturan bir ayı. Orada aslında Çin o kadar büyük ve hegemonya arzusu taşıyan bir devlet ki Rusya’yı da kontrol altına almak istiyor. Bu mücadelede tıpkı Nixon döneminde yaptığımız gibi bir farkla Rusya’yı yanımıza çekerek Çin’i yalnızlaştırabiliriz. Aslında önümüzdeki dönem Çin ve ABD arasındaki büyük güç rekabetinde belirleyici olan ittifaklar. Hem Çin hem ABD çeşitli ittifaklar kurmaya çalışıyor. Çin’in ilk stratejik ortak olarak belirlediği Rusya. Rusya bu noktada Nixon dönemindeki politikaların kendisine tatbik edilebileceğini düşünmüyor. Politik tuzağa düşme eğilimi Moskova’da yok şu anda. Dolayısıyla iki ülkenin birbirine ziyaret düzenlemesi oldukça önemli. Putin’in tekrar gidecek olması da önemli. Ama ABD’de de diğer taraftan stratejik yaklaşım belgesinde yine ittifaklardan bahsediyor. Rusya’nın adı yok ama Avrupa Birliği, Japonya, Hindistan, Kore Cumhuriyeti gibi ülkelerin adını doğrudan sayıyor. Amerika’nın nüfuzunu arttırması gerektiğini söylüyor bu ülkelerle ittifak yaparak. Buradan İki Toplantı’ya bağlarsak, burada da çevre ülkelerle anlaşmaktan ve diğer ülkelerle ilişki kurmaktan bahsediyor. Dolayısıyla özellikle Japonya, Hindistan gibi Çin’in bölgesel rakiplerinin nasıl bir siyaset uygulanacağı bu noktada önem kazanıyor. Çin medyasında şöyle bir görüş var. ‘Rusya ile ilişkilerimizi geliştiriyoruz. Ama aynı zamanda bizim için önemli olan diğer nokta da bölgesel rakiplerimizle ilişkilerimizi nasıl tesis edeceğiz? Bunlar ABD müttefiki olmasına rağmen hegemonya arayışında olmayan ve saldırgan olmayan devletler. Bu ülkelerle bir şekilde anlaşabiliriz’ umudu Çin’de hala var. Özellikle bölgesel kapsamlı ekonomik ortaklık denilen bir model var. Çin buraya Hindistan’ı dahil etmeye çalışıyor. Bir şekilde bölgesel rakiplerini ittifaklara dahil etmek, gerekirse onları tolere edebileceğinin de sinyallerini veriyor bu noktada."

    'ABD Tayvan'ı kaşırsa Çin'in durumu askeri çatışmaya vardırabileceğinin sinyalleri veriliyor'

    Göçmen, resmi politikasını 'tek ülke iki sistem' yaklaşımı üzerine oturtmuş olan Çin açısından Hong Kong ve Sincan'la birlikte Tayvan'ın çok önemli olduğunu belirtirken, ABD'nin bu konudaki çalışmalarının Pekin'de yarattığı rahatsızlığa atıf yaptı. ABD'nin resmi çizgisinin de 'tek Çin' politikası olduğunu anımsatırken, Tayvan meselesini kaşımasının yaratacağı sıkıntılara dikkat çeken Göçmen, daha şimdiden Çin’in durumu askeri çatışmaya vardırabileceğinin sinyallerini verildiğini ifade etti:

    "Tayvan meselesi, Çin için oldukça önemli. Çin’in önümüzdeki dönem ulusal güvenlik alanında belirlediği üç temel alan var. Bunun elbette alt kümeleri vardır, ama üç temel başlıktan birincisi Hong Kong meselesi, ikincisi Sincan Uygur Özerk Bölgesi, üçüncüsü de Tayvan meselesi. Bu üç alana dair ABD’nin de çalışmaları var, üçüne dair de yasalar çıkarttı. Hong Kong bölgesi örneğin Çin anakarası tarafından yönetiliyor, yönetim oradan atanıyor. İki Toplantı’da da bu sistemi derinleştirmek için bir ya da çıkarılacağı söylendi. Bu Hong Kong’da ne gibi bir karşılık bulacak, eylemlere yansıyacak mı ilerleyen günlerde göreceğiz. Yasal statüdeki derinleşme şu anda Hong Kong’da şöyle yorumlanıyor. Büyük ihtimalle bu tek ülke sistemi, Çin anakarasıyla olan ilişkileri daha da kuvvetlendirecek bir yasal adım atılabileceği söyleniyor Hong Kong’da göstericiler tarafından. Dolayısıyla ABD’nin kaygısı da bu yönde. İlerleyen günlerde yasal adımların neleri içereceğini göreceğiz. Uygur meselesine dair iki toplantıda da herhangi bir noktaya değinilmedi. 3. nokta ise Tayvan adası meselesi, en önemlisi bu bence. Çünkü diğer saydığım iki bölgeden farklı olarak burada ABD ile çalışmaya can atan bir yönetim var, Demokratik İlerleme Partisi. Bunlar askeri ilişkilerini de geliştiriyorlar. Amerika’nın çıkardığı yasa da salgın gündemiyle birleşince bir şekilde garip bir atmosfer oluşturdu. Tayvan yönetimi de yeni tip koronavirüsle başarıyla mücadele eden bölgeler arasında. Ama Çin bilgi alışverişinin Çin üzerinden sağlanmasını istiyor. Fakat elektronik yazışmalara katılmıyor. Amerika çıkardığı yasada ‘Tayvan adası uluslararası platformlara katılmalı, davet edilmeli’ dedi. ABD’nin de kabul ettiği tek Çin politikasına da aykırı bir durum. ABD bir mektup yazdı ve Dünya Sağlık Asamblesi’ne Tayvan’ın gözlemci statüsünde katılmasını istedi. Bu kabul edilmedi. Ama elbette salgın nedeniyle oluşturulacak uluslararası platformlarla ABD sürekli zorlayacaktır. Siyaseten elinde böyle bir koz var. Askeri olarak Tayvan adasına çok fazla yardım ediyor. Bugünkü iki toplantıda gerçekleşen Tayvan vurguları da bu noktada önemli. Tayvan’da Çin anakarasıyla birleşmek isteyen kişiler, örgüt ve kurumlar seslerini daha fazla yükseltmeli. Aslında Tayvan’a dair de burada bir çağrı var. Ayrılıkçılığa kesinlikle izin vermeyeceklerini söyledi. Çin medyasında sıklıkla güç kullanılabileceği de söylüyor. Barışçıl birleşme de isteniyor Tayvan’da. Ama Amerika’nın bu durumu kaşıması dahilinde askeri çatışmanın da olasılıklar arasında olduğu söyleniyor. Çin’e askeri harcamaları arttırması özellikle nükleer kapasiteyi arttırması gibi birtakım özellikle nükleer meselede radikal çözüm önerileri de sunuyor Çin medyası.”

    'Amerikalı şirketlerin Çin'i terk edip Türkiye'ye gelmeleri zayıf ihtimal'

    Göçmen, Çin ile Türkiye arasında salgın sonrası ilişkilerde sıkıntı çıkabileceği iddialarını gerçekçi bulmazken, durumu ABD ve AB gibi büyük güçler bağlamında oluşacak ittifak sisteminin belirleyeceği görüşünde. Türkiye’nin Çin’in yerini alacağı söylemini abartılı bulan Göçmen, birçok Amerikalı firmanın Çin’i terk etmek istemediğini, bu firmaların Türkiye’ye gelme ihtimalinin bu yüzden zayıf bulduğunu belirtti:

    "Özellikle Çin için üç tane güvenlik alanı Hong Kong, Uygur Özerk Bölgesi ve Tayvan adası meselesi. Uygur meselesinde şu ana kadar Türkiye’de siyasiler çok fazla adım atmadılar. Bunun ABD’nin bir siyasi hesap doğrultusunda kullandığı başlık olduğunun farkındaymışçasına açıklamalar yapıldı. Çok fazla bir kampanyaya dahil olunmadı. Bu Çin nezdinde de değerlendiriliyordur. Yeni tip koronavirüs salgını sonrasında Çin’in yerini Türkiye alacak iddiası şu biçimde değerlendiriliyor; ABD’nin hatta Japonya gibi ülkelerin istediği şey tedarik zincirlerini kendi çevresine çekmek. Bu anlamda Türkiye de bir üretim üssüne dönüşmesi noktasında olabilir. Ama bu AB ile Çin arasındaki kurulacak ilişkilerin de ABD-Çin ticaret anlaşmalarının da nasıl olacağıyla ilgili bir durum. Çin’de faaliyet gösteren Amerikalı firmaların birçoğu hala Çin’i terk etmek istemiyor. Çünkü yüksek oranda fırsatlara sahipler orada. Dolayısıyla Türkiye’ye gelirler mi, şu anda zayıf bir ihtimal olarak duruyor. İlerleyen dönemlerde Çin ile Washington arasındaki ilişkilerin nereye gideceğine bağlı olarak Türkiye’nin konumu netleşecek. Türkiye Çin ile SWAP anlaşması ve yatırım fırsatları arıyor. Çin ve Türkiye’nin ilişkilerinin salgın sonrasında bir köprüleri atma dönemine geleceği ya da dibi göreceği iddiaları gerçekçi gelmiyor. Bu noktada gelecekte aslında mücadele için ve ABD ile arasındaki mücadeleyi belirleyecek nokta ittifaklar kurma meselesi. Mutlaka Washington’da Türkiye’yi de bu ittifaka nasıl ve hangi başlık altında dahil edebilecekleri konusunda hesaplamalar yapılıyor. Pekin'de de bu konular ele alınıyordur."

    Etiketler:
    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Normalleşme, pandemi, Donald Trump, Avrupa Birliği, Şi Cinping, Kovid-19, Koronavirüs, ABD, Çin
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın