11:35 05 Mart 2021
Canlı Yayın

    'Kıbrıs'ta iki devletlilik vurgusu abartılıyor, Kıbrıs denilince temkinli olmak lazım'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 13
    Abone ol

    Prof. Hasgüler’e göre, Türkiye 'iki devletlilik' vurgusu yapsa da 'Kıbrıs denildiğinde temkinli olunmalı'. Değişen dengelere atıfla, 'garantör ülke' Birleşik Krallık'ın tavrına dikkat çeken Hasgüler, Güney Kıbrıs'a 'Kuzey'i tümden yitirme ihtimalinin' anlatılması gerektiğini belirtti. Hasgüler, en büyük eksiğin kamu diplomasisi olduğu görüşünde.

    Kıbrıs'ta hakim olan çözümsüzlük süreci için mart ayında gayrı resmi konferans planlanırken, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, giderek adada bütün çözümlerin tüketildiği tezinden hareketle 'egemen eşitliğe dayalı iki devleti' vurgulamaya başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ocaktaki söylemlerinin ardından bu hafta KKTC'yi ziyaret eden Yardımcısı Fuat Oktay, benzeri vurgular yaparken yeni KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Ankara ile yüzde 100 aynı pozisyonda durduklarını belirtti.

    Ankara'nın mesajları Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in Güney Kıbrıs'ı ziyaret ederek stratejik hedeflerini 'Türkiye'nin işgalinin sona erdirilmesi' olarak koymasının ardından geldi.

    BM öncülüğünde mart başında planlanın konferans öncesinde sürecin önemli aktörü Birleşik Krallık'ın Dışişleri Bakanı Dominic Raab da adayı ziyaret etti. Raab, Tatar ile de görüştü.

    Kıbrıs sorunu ve çözüm sürecindeki durumu Kıbrıs gazetesi yazarı Prof. Mehmet Hasgüler ile konuştuk.

    'Kıbrıs deyince her zaman temkinli olmak lazım'

    Prof. Mehmet Hasgüler, Ankara'nın giderek altını çizdiği 'iki devletli çözüm' konusunda "Kıbrıs denilince her zaman temkinli olmak lazım" diyerek  adadaki sürecin tarihi geçmişine atıfta bulundu. 2004'ten itibaren Kıbrıslı Türklerin Ankara ile birlikte çözüm iradesi ortaya koyduklarını belirten Hasgüler, bu süreçte Ankara'nın AB'ye aday üyeliği elde ettiğini, Rumların ise çözümsüzlük yönünde tavırlarına karşılık AB'ye üye yapıldığını anımsattı:

    “Kıbrıs denilince her zaman temkinli olmak lazım. Bizim 1968’den beri müzakereler var, 74’e kadar devam etti. 1974’te bambaşka bir durum oluştu, sonra tekrar müzakereler başladı. 2004’ten itibaren bakıldığında Kıbrıslı Türkler, Türkiye birlikte bir çözüm iradesi ortaya koydular. BM planını kabul ettiler. Bu çerçevede de hem BM Güvenlik Konseyi’nin raporları yazıldı hem AB, ABD, İngiltere hepsi Kıbrıs’a artık çözüm baskı yapılmaması, bir de izolasyonlar altında bulunmamaları tavsiye edildi. Bunları ne kadar kamu diplomasisine yedirdik? Türkiye müzakere aldı 2004’ten hemen sonra. Bunları BM Güvenlik Kurullarındaki Türkiye, Güvenlik Konseyi geçici üyeliği aldı. BM Güvenlik Kurulu’nda dönem başkanı Volkan Bozkır. Makarios’u düşündüğümüzde 1960’lı yıllarda Genel Kurul’da büyük olay oluyordu konuşmaları, Güvenlik Konseyi’ne etkileri. Biz bunlarla ilgili kanaatimce zeminle ilgili haklı olsak bile, meşru taleplerimiz doğru olsa bile uluslararası toplumla ilgili yapmamız gereken bazı işlerimiz olduğunu düşünüyorum. Parametre şu. Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla BM’ye üye olan devletin diğer devletlerden onu ayıran egemenliğiyle ilgili sınırlamalara sahip bir devlet. İki yanlış var, birinci yanlış bu. AB’ye de üye oldu."

    'İki devletlilik ve federasyon meselesi abartılıyor'

    Prof. Hasgüler, Kıbrıs'ta yaşananların aldığı uluslararası boyutların Türk tarafının kamu diplomasisi yürütmekteki yetersizliğiyle ilgili olduğu görüşünde. Adada asimetrik bir durum olduğunu söyleyen Hasgüler, BM Genel Sekreteriyle 'toplum lideri' olarak görüşen Rum Cumhuriyeti liderinin görüşmeden çıktığında 'Güney Kıbrıs lideri' görüldüğünü anımsattı. Rum tarafının 'mızıkçılıklarının' hoşgörülür olduğunu, aslında federasyon istemeyen tarafın Rumlar olduğunu belirten Hasgüler, gelinen noktada iki devletlilik ve federasyon meselelerinin ise 'abartıldığı' görüşünde:

    "İki, 1974’ten sonra Yunanistan’ın darbesi Türkiye’nin de askeri müdahalesiyle ortaya çıkan bir uyuşmazlık gibi gösteriliyor, bu da doğru değil. 64 ile 74 arası Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortağı olan Kıbrıslı Türklerin etnik temizliğe götürüldüğü çok açık. Bunlarla ilgili de ciddi bir çaba sarf edilmedi. Bu iki konu Kıbrıs meselesinde müzakerelerin asimetrik olarak tarafları olan ve iki tarafı da BM Genel Sekreteri masasında toplum lideri olarak kabul etmesine rağmen, BM Genel Sekreteri’nin patronu masadan çıktıktan sonra yine Güney Kıbrıs’ın lideri oluyor. Bu da asimetrik bir meseledir. 186 sayılı Güvenlik Konseyi kararı var. Burada bir ay kadar önce çok tartışmalı bir şekilde tekrar barış gücü askerlerinin görev süresi uzatıldı. Bu bakıldığında bizlerin ne kadar ciddi bir kamu diplomasisi yapmamız gerektiğini gösteren bir olgudur. Bütün pozitif tavrımıza rağmen buradan baktığımızda iki devletlilik ve federasyon, bizim son ekim ayındaki cumhurbaşkanlığı seçiminde de gündeme geldi. Burada iki zorluk vardır. İki devletliliği basın da birazcık sanırım provoke ediyor. Aslında Türk Dışişleri Bakanı, siyasi eşitlikten egemen eşitliğe geldik dedi, çok net söyledi. Orada bir ton farkı vardır. Çavuşoğlu’nun vurgusu önemsenmeli. Oradan itibaren bakıldığında mart ayı sonunda federasyon dediğimiz şey Güney Kıbrıs ister istemez, federasyon istemediği halde federasyon istiyormuş gibi parametrelerde hazır olduğunu bildiriyor. Ama Crans-Montana’da olsun, 24 Nisan 2004’teki Annan planında olsun mızıkçılık yaptı ve aslında federasyon istemediklerini gösterdiler. Fakat biz bunu BM Genel Kurullarına taşıyıp oralardan bir tavsiye kararı mücadelesi de vermedik, kayıtlara geçirmedik. Bu gerçeği değiştirmez. Ama buralarda bizim zorluğumuz bence Güney Kıbrıs ile olmayan bir askeri müşterek varmış muamelesi görüyor BM parametreleri.”

    ‘Birleşik Krallığın da Brexit sonrası Cebelitarık meselesi var'

    Hasgüler, Kıbrıs'taki süreçte pozisyonları değişen aktörler bulunduğu görüşünde. Birleşik Krallık'ın BMGK üyesi ve garantör devlet olarak artık Kıbrıs'ta federasyon yahut konfederasyon istemeyen taraf haline geldiğini söyleyen Hasgüler, adada bu ülkenin egemenliği altında tuttuğu askeri üslerine dikkat çekti. Hasgüler, Birleşik Krallık'ın Brexit ile AB'den ayrılması sonrası Cebelitarık meselesi bulunduğunu da vurguladı. Yine ABD'nin Güney Kıbrıs'a ambargoları kaldırıp üs anlaşması yaptığını anımsatan Hasgüler, Ankara'nın Washington ile ilişkilerinin nasıl olacağının adadaki sorunu da ilgilendirdiğini belirtti.

    “BM konferansı öncesinde pozisyonu değişen aktörler kimler diye bakalım. 2004’ten bugüne pozisyon değişikliği yapan bir Birleşik Krallık var. Bence Birleşik Krallık bugün Kıbrıs’ta federasyon, konfederasyon istemiyor. Bence Birleşik Krallık’a her zaman dikkat çekerdik ama bundan sonra daha da dikkat çekmemiz gereken bir aktör. Hem Güvenlik Konseyi üyesi hem Kıbrıs’ta garantör hem de Kıbrıs’ta egemen askeri üsleri var. Egemen eşitlikten bahsediyoruz, Birleşik Krallık’ın bizim topraklarımızda egemenliğe sahip askeri üsleri var. Bu arada ABD bir anlaşmayla hem ambargoyu kaldırdı hem bir tür üs anlaşması yaptı Güney Kıbrıs ile. Buradan bakıldığında Türkiye’nin Rusya ile S-400 anlaşması ve öbür taraftan ABD ile olan ilişkilerine baktığımızda bunun nereye evrileceğinin Kıbrıs’ta etkisi muhakkak olacak. Birleşik Krallık’ın zaten AB’ye attığı en büyük kazık, Kıbrıs uyuşmazlığı çözülmeden AB üyesi yapmasıydı. Bunun üzerinden Birleşik Krallık’ın Cebeli Tarık’ta olduğu gibi ‘Burası AB toprağıdır, burada duramazsınız’ tartışmaları başlayabilir Güney Kıbrıs’ta. Acaba o zaman Geçitkale'ye mi alacağız Birleşik Krallık’ı? Bunlar bence masada olmayan ama kesik kesik birtakım mevzular var ki bir sorun başladığı yerden çok farklı bir yere gelmiş olabilir. Dolayısıyla bu önermeler, birazcık bu Kıbrıs’ın doğal aktörlerindeki pozisyon değişikliğine de denk gelmektedir."

    'Güney Kıbrıs'a Kuzey'i tümüyle kaybetme ihtimalinin anlatılması lazım'

    Ankara'nın 'egemen eşitlik masadadır' tavrına Londra'nın pozitif baktığını söyleyen Hasgüler, Maraş açılımı ve Doğu Akdeniz'de geliştirilecek işbirliklerinin olumlu yürütülmesi ve ortak gördüğü ülkeler nezdinde etkili kamu diplomasisi yapılması halinde sonuç alınabileceği görüşünde. Hasgüler, bu kamu diplomasisinde Güney Kıbrıs'ın Kuzey'i tümüyle kaybetmesi ihtimalini anlaması işleri değiştirebilir:

    "Türkiye’nin egemen eşitlik masadadır tavrına Birleşik Krallık’ın pozitif baktığını tasarlayabilirim. Bu noktadan itibaren de gerek doğalgazın paylaşımı gerekse Maraş’ın açılımının bize işaret edilecek. Maraş üzerinden test edildiği takdirde Kıbrıs’ta adım adım çözüm eğer parametreler ortaklaştırılıp ortak yarar çerçevesinde işbirliği genişletilebilirse belki bir beraberlik söz konusu olabilir. Ama ortak çıkarlar farklılaşıyorsa ki Doğu Akdeniz’de görüyoruz buranın doğal kaynakları Kıbrıslı Rumların hakkı olduğu kadar Kıbrıslı Türklerin de hakkı olduğu halde, Kıbrıs Rumları kendilerine başka başka bölge dışı daha yakın olan ve Kıbrıslı Türklerle yapması gereken şeyleri başkalarıyla yapmaya başlıyor. Bu da ilerisi için bir iş birliğini ve iş birliği ihtimalini ortadan kaldırıyor. Bunlara bence bakmak lazım. Bugünler belki bir beş artı bir zirvesinden sonra daha rahat konuşabileceğimizi düşünüyorum. Ama şu anda Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin karar vericilerinin egemen eşitlik vurgusu var. Bu toplumsal meşruiyet açısından epeyce kamu diplomasisine de hem Kıbrıs’ın kuzeyinde içerde hem de dışarıda çok fazla anlatılması gereken bir şeydir. Türkiye-KKTC ilişkilerinde bu kadar yakınlık, iş birliği, beraberlik, kader birliği edilmiş bunun bir özellikle Karabağ sonrası gelişmeler Azerbaycan, Kafkasya ve başka bazı ülkelerle münasebetlerini Kuzey Kıbrıs ile ilgili belli bir noktaya taşıyabilirlerse, bu belki Güney Kıbrıs’ın Kıbrıslı Türkleri, Kuzey Kıbrıs’ı kaybetme ihtimalini güçlendirir.”

    ‘DSÖ'ye üyelik için çabalarımıza cevap bile verilmedi'

    Kuzey Kıbrıs’ı tanıtmak için yoğunlaşılmadığını ifade eden Hasgüler, egemenlik olgusunu güçlendirmenin yolunun uluslararası toplumda anlatılması gerektiğini söyledi. Pandemi koşullarında seferber olarak Kıbrıs Türkleri için DSÖ'de talep edilen üyeliğin bile toplanan 60 bin imzaya rağmen duyurulamadığını belirten Hasgüler, Kıbrıs konusunda sadece Güney Kıbrıs’ın anlattığının duyulduğunu ifade etti:

    “Yoğunlaşılmıyor. Böyle bir çaba olmamıştır. Bu eksikliktir. Egemen eşitlik vurgusunu güçlendirmenin yolu da Kuzey Kıbrıs’ı, Kıbrıslı Türkleri hem BM Genel Kurullarında diplomatik jargona dikkat ederek, toplum lideri, uzun yıllardır 30 yıla yakındır buralarda konuşma yapılmadı. Volkan Bozkır eğer bugün Türkiye’nin bir büyükelçisi olarak genel kurula başkan seçilebiliyorsa oralarda demek ki Türkiye’nin etkisi var. Dolayısıyla bu meseleyi değişen koşullarla dikkate alarak artık Güney Kıbrıs batının içerisinde, Kuzey Kıbrıs da çaresiz, izolasyonlar altında, buna çözüme, barışa yakın durmasına rağmen dünyanın anlamadığı, bizim anlatamadığımız, Rumların anlattığıyla yetinen bir dünya ile karşı karşıyayız. Bunlarla ilgili ciddi bir değerlendirmenin eşiğindeyiz. Bu kavramlar ortada geziyor. Bu kavramların içinin dolmasının yolu Birleşmiş Milletler platformunda genel kurul olmak üzere ülkelere ciddi bir şekilde, özellikle 63’ten sonra iyi niyet heyetleri vardı Türkiye’den milletvekilleri Afrika’ya gidiyorlardı, Kıbrıs’la ilgiliydi. Böyle bir şeyi KKTC için bugüne kadar yapmadılar, yapılmadı. Bence eğer egemen eşitlik söylemi vurgusu varsa o zaman bunun gereğini hayata geçirmek gerekiyor. Ama şunu atlamadan. 1960 anlaşmasında Kıbrıslı Türklerin halklarına halel getirmeyecek, 2004’teki Annan planı pozisyonunu ortaya koyacak. Bizler beraber pandemi döneminde Dünya Sağlık Örgütü’ne 60 bin imza topladık. Birleşmiş Milletler’in uzmanlık kuruluşu Cenevre’ye taşıdık imzalarımızı. Cevap bile verilmedi. Bizim bunları ölçüp biçip neden bunlarla ilgili bir karar alınmıyor sorusunu önce kendimize sonra da dostlarımıza sormamız ve bu çemberi geliştirerek ciddi bir kamu diplomasisine hazırlanmamız gerekiyor. Yoksa birtakım kavramlar havada uçuşur. Bakarsınız yarın beş artı bir başka bir şekle dönüşür. Ama biz kendi aslolan işimizi Kıbrıslı Türklere yapılan haksızlıkları, mağduriyetleri dünyanın gözüne sokmuyoruz, bunu gösteremiyoruz. Bu konudaki eksikliğimizi kabul ettiğimiz anda işin yüzde 70’i çözülmüş olacak.”

    Etiketler:
    Dominic Raab, Güney Kıbrıs, Doğu Akdeniz, ABD, Kıbrıs, Türkiye, Mehmet Hasgüler
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın