Kayıt işlemi başarıyla tamamlanmıştır!
Lütfen 'a gönderilen e-postadaki bağlantıya tıklayın
Eksen - Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

'2021'de Türk dış politikası normalleşme değil daha ziyade geri çekilme ile ifade edilebilir'

Eksen
Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 28.12.2021
Abone ol
Engin Solakoğlu'na göre; AB artık Türkiye'yi 'göçmen barajı ve Avrupa sermayesi için ucuz üretim üssü' olarak konumlandırdı. ABD'nin Yunanistan'ı öne çıkarması Ankara'da kaygı yarattı. Ankara kimi çıkışlar yapsa da Rusya'yı tümüyle karşısına alamaz. BAE ile 'toptancıya borçlu esnafa' dönüldü. Olumlu tek gelişme Ermenistan'la, orada da kilit Rusya.
Türk dış politikasında 2021'de ABD ve Avrupa Birliği'nin (AB) oluşturduğu Batı bloğuyla ilişkilerde kritik başlıklarda gerilimin 'dindirildiği', göreceli olarak 'sakin' bir dönemden geçildi.
ABD'de Başkan Joe Biden yönetimiyle birlikte Ankara özellikle Afganistan'dan çekilme sonrasında yeni roller üstlenmek isterken, Doğu Avrupa ve Ukrayna ile öne çıkan yakınlaşması dikkat çekti.
Doğu Akdeniz-Ortadoğu hattında ise 'normalleşme' başlığı kullanılır oldu. Mısır'ın ardından Birleşik Arap Emirlikleri'yle (BAE) hasmane ilişkilerde adımlar atıldı. Ancak bunların daha ziyade Türkiye'deki ekonomik krizin zorlamasının ürünü olduğu eleştirileri öne çıktı. Yıl sonunda ise 'normalleşme' başlığı bu kez Ermenistan için anılır oldu.
Gelişmeleri emekli diplomat ve TKP Danışma Kurulu üyesi Engin Solakoğlu ile konuştuk.

'Dış politikada normalleşme değil daha ziyade geri çekilme söz konusu'

Engin Solakoğlu'na göre, 2021'de Türk dış politikasının yönelimini 'normalleşme' değil ama bir tür 'geri çekilme' olarak ifade etmek mümkün. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminin Donald Trump dönemi ABD'sini de fırsat bilerek bazı ileri hamleler yaptığını ancak bunların yeterli mali güç ve akılla beslenmediğini belirten Solakoğlu, yavaş yavaş ‘Biz bu işleri çok bozmuşuz, bunları düzeltelim’ anlayışının geldiğini dile getirdi:
“Normalleştirme terimini kullanmak biraz zor. Çünkü Türkiye’de normal bir şey görmek zor. Normalin kökünde ilkeler var. İlkeler ve kurallar içinde hareket eden bir ülke yönetiminden bahsedersek, o zaman Türkiye’nin yönetici kadrolarının herhangi bir şeyi çok normal yapmalarını bekleyemeyiz. O yüzden bunu daha ziyade dış politikada bir tür geri çekilme olarak nitelemek daha doğru. Esasen geçtiğimiz yıllarda AKP yönetimi arkası beslenmemiş birtakım ileri hamleler yapmıştı. O hamlelerin özünde bana göre şu vardı. Trump döneminde ABD’nin dışarıya yönelik ilgisinin oldukça azaldığı ve çok belirli alanlara kaydığı için belirli bir serbest hareket olduğu düşüncesiyle AKP yönetimi Libya, Suriye, Rusya ile yakınlaşma gibi konularda bir ileri hareket yaptı. Fakat bunların hepsini aynı anda yaptı. Doğu Akdeniz de bunlardan biri. Bir süre sonra ortaya çıktı ki cephane yok. Türkiye’yi yöneten kadronun, bunun daha fazla bırakın ileri götürülmesini, o çizgide kalmasını mümkün kılabilecek ne akla ne de mali imkana sahip olmadığı anlaşıldı. Bundan sonra yavaş yavaş ‘Biz bu işleri çok bozmuşuz, bunları düzeltelim’ anlayışı geldi."

'Hepsini birden düzeltmeye çalıştığınızda karşınızdakiler kan kokusu alıyor'

Solakoğlu'na göre, Türk dış politikasında aynı anda işleri 'düzeltme' girişimleri ise karşıt cephede 'kan kokusu' aldırarak daha fazla taviz koparma çabalarını getirdi. Ankara'nın 'düzeltme' hamlesinde Biden ile birlikte ABD'nin Avrupa'nın Karadeniz'e artan ilgisi ve daha önce Türkiye'nin oynadığı rollerde Yunanistan'a ağırlık verilmesinin etkili olduğunu belirten Solakoğlu, bu durumun Ankara'da kaygı yarattığını vurguladı:
"Fakat düzeltmede de şöyle bir sıkıntı var. Aynı anda hepsini birden düzeltmeye çalıştığınızda bu sefer karşınızdakiler adeta kan kokusu almış gibi Türkiye’den olabilecek en fazla tavizleri koparmaya yönelik hareketler yaptılar. Bulunduğumuz bölgede hiç kimse pamuk prenses değil, herkes kendi çıkarını maksimize etmeye çalışıyor. Amerika’da yönetimin değişerek Biden’ın yeniden NATO başta olmak üzere Avrupa, Karadeniz gibi bölgelere ilgi göstermesinin bu düzeltme iradesinde payı oldu. Daha da ciddi bir gelişme oldu. O da Yunanistan’ın adeta Türkiye’nin daha önce oynadığı rolleri üstlenmeye yönelik bir hazırlığa girişmesi, bunun birtakım somut adımlarının atılması. Bu da bana göre Türkiye güvenlik aygıtı yani ordunun kurmayları bakımından kaygı verici bir gelişme. Onların da 'bizim özellikle Batı ile ilişkileri düzeltmemiz lazım. Aksi takdirde bir rol kaybı yaşayacağız' telkinleri de rol oynadı. Bu da Türkiye’deki süregelen düzen bakımından çok zayıflatıcı bir şey anlamına geliyor. Yani o rol olmadığı zaman bu düzenin Türkiye’de sürdürülmesi güçleşir.”

‘AB, Türkiye’yi istediği raya oturtmuştur, göçmenlere baraj ve Avrupa sermayesi için ucuz üretim üssü olunması’

Ankara yeniden AB üyeliğinde kararlılık ifade ederken Solakoğlu, artık bunun muhatabının olmadığı görüşünde. Avrupa için Türkiye'nin 'istediği raya oturduğunu' belirten Solakoğlu, bunun 'göçenlere baraj olunması ve Avrupa sermayesine ucuz üretim üssü olarak hizmete devam edilmesi' olduğunu vurguladı. AB'nin artık müzakerelerle uğraşmayacağını söylerken, Avrupa içindeki sıkıntılara işaret eden Solakoğlu, "Şu anda AB'yi dağıtmak istiyorsak en iyi yapacağımız şey Türkiye’nin 6 ay sonra üye olacağını açıklamaktır" dedi:
“AB üyeliğine dair kararlılık ifadeleri söylem düzeyinde güzel şeyler. Ama bu söylemleri artık ciddiye alabilecek karşıda bir muhatap bulursanız bir anlamı var. Dışişleri Bakanı’nın AB’yi yeniden keşfetmesi olumlu politik sinyaller denilebilir. Ama sinyaller bir noktaya kadar iş görür, herkes somut olgulara bakar. AB, Türkiye’yi istediği raya oturtmuştur. Bundan sonra üyelikti, müzakereydi bunlarla uğraşmaya ihtiyacı yok. AB bakımından önemli olan Türkiye’deki düzenin belirli bir istikrarla sürmesidir. Bunun da iki ana başlığı var. Birincisi, göçmenlere baraj olmaya devam etmek, ikincisi de Avrupa sermayesine ucuz üretim üssü olarak hizmet veren bir ülke olmaya devam etmesi. Gümrük Birliği içindeki bir Türkiye’den bahsediyoruz. Bu ikisini aldıktan sonra Türkiye isterse Gökçeada ve Bozcaada’yı da Yunanistan’a versin, isterse Kıbrıs’tan vazgeçsin, AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı yok. Kaldı ki AB’nin bu tarz bir genişlemeye başvuracak bir mecali de yok. AB kendi içerisinde ciddi bir homojenite sıkıntısı yaşıyor. Macaristan’ı ayrı tarafa, Polonya’sı ayrı tarafa gidiyor. Almanya’yı bir kenara bırakalım, AB içindeki başat ülke Fransa’nın AB’den çıkmasını tartışan aşırı sağcılar ekranları dolduruyorlar. Şu anda Avrupa Birliği’ni dağıtmak istiyorsak en iyi yapacağımız şey Türkiye’nin AB’ye altı ay sonra üye olacağını açıklamaktır, bu dağıtır. Orada hiçbir siyasetçi bunu kendi halkına pazarlayamaz. Bu açıklamaları çok ihtiyatlı karşılamak lazım. Türkiye’nin şu andaki gidişatı, gerek ekonominin istikrarsızlığı gerek siyasi yönetimin istikrarsızlığı, yarın kimsenin ne yapacağını bilmemesi AB’ye üyelik açısından hiçbir zaman başlamayacak bir sürece işaret ediyor. Bana göre bunlar çok anlamlı değil.”
‘Türkiye'nin Rusya’yı karşısına alabilecek bir politika benimseme ihtimali gerçekçi değil’
Solakoğlu, Türkiye'nin NATO'nun güneydoğu kanadının 'sarsılmaz bekçiliği' konumu açısından ciddi güven krizi çıktığını, ancak Erdoğan yönetiminin ağır ithamlarını unutup 'Biz NATO'yuz' demeye başladığını anımsattı. Ankara'nın AK Parti öncesinde de Rusya'yı sürekli rahatsız eden bir yaklaşıma karşı çıktığını belirten Solakoğlu, Türkiye'de artık 'freni pek tutmayan' bir yönetim olduğu için zaman zaman çok 'anti-Rus' görünümler çıktığını dile getirdi. Ancak Solakoğlu her seferinde durumun toparlandığını belirtirken, Ankara için önemli olanın 'kümenin içinde ama geride kalma' tutumu olduğunun altını çizdi:
“Türkiye’nin geleneksel Batı bakımından eskiden Sovyetler Birliği, şimdi Rusya’ya karşı üstlendiği rol, NATO’nun güneydoğu kanadının sarsılmaz bekçiliği. Bunda çok ciddi oynamalar oldu, taraflar arasında ciddi bir güven krizi yaşandı. Daha önce darbeyle, terör faaliyetlerini desteklemekle suçladıkları NATO için ‘Biz NATO’yuz’ diye birdenbire ittifakın ayrılmaz parçası olduklarını kendi yandaş basınlarında sürekli söyleyen bir iktidarla karşılaştık. Orada şöyle bir nokta var. Elbette Türkiye bütün altyapısıyla NATO’nun vazgeçilmez üyesidir. Türkiye’nin NATO’dan atılması gibi şeyler anlam taşımayan şeylerdir. NATO yapısının içerisinde belirli bir değer taşır. Türkiye’nin normal koşullarda dikkat ettiği şey özellikle Rusya’ya karşı olan hareketlerde kümenin içinde kalmak ve öne doğru çıkmamaktır. Örneğin bir Baltık ülkesi veya Polonya gibi sürekli Rusya’nın üzerine oynayan ve Rusya’yı sürekli rahatsız eden bir NATO yaklaşımına Türkiye, NATO öncesinde de karşı çıkardı. Türkiye’deki yönetim freni pek tutmayan bir yönetim olduğu için ve kimin ne söyleyeceği önceden kararlaştırmadığı ve herkes ağzına geleni söylediği için zaman zaman bakıyoruz Türkiye çok anti-Rus bir tavır almış görünüyor, fakat ondan sonra tekrar hizaya geliyorlar. Türkiye’nin genel dış politika çizgisi -AKP de buna dahil-, özellikle Rusya’nın çok fazla üzerine gidilmesi taraftarı olmayan Almanya ve Fransa çizgisi içinde kalmaktır. Karadeniz’de zaman zaman birtakım hareketler yapar ama netice itibariyle AKP Türkiyesi'nin Rusya’yı tam gövdeden karşı karşıya alabilecek bir politika benimseme ihtimalini gerçekçi görmüyorum. ABD’de dahil birçok siyasi aktör bunu Türkiye’den çok da beklemez. Önemli olan oyunbozanlık yapmamasıdır. Kümenin içinde, bir adım geride kalmasıdır. Yoksa komşu olarak ileri bir adım atmasını çok fazla beklemezler.”

'Toptancıya borçlu esnaf durumuna düşmüş oluyorsunuz'

Solakoğlu, BAE ve Körfez'le normalleşme hamlelerini yorumlarken, "İlişkilerde normalleşme adına al-ver egzersizine girdiğinizde sadece verirsiniz" görüşünü dile getirdi. Ankara'nın 'toptancıya borçlu esnaf' durumuna düştüğünü dile getiren Solakoğlu, buradan Türkiye için olumlu sonuç çıkmayacağının altını çizdi. Solakoğlu, BAE ile başlatılanların aslında Filistin davasının satılması sürecine AK Parti'nin katılması olduğunu söylerken, siyasal İslamcılığın parayı öncelemesine atıf yapan Solakoğlu, Türkiye'nin değil AK Parti'nin çaresizliğini yansıtan bu süreci başka bir iktidarın çok daha dengeli yürütebileceği görüşünde:

“Diplomatik olmayan bir şekilde söyleyelim. AKP’ye fayda getirecek bir şeyin Türkiye’ye fayda getirmesi ihtimali yoktur. Sadece diplomasi tekniği açısından bile baksanız, karşınızdaki ülkelerle ilişkilerle ‘normalleştirme’ adına birtakım al-ver egzersizine girdiğinizde sadece verirsiniz. Çünkü zaten mali temelli bir konu var. ‘Benim param bitti, onun için bana bir kolaylık gösterin’ diyen toptancıya borçlu esnaf durumuna düşmüş oluyorsunuz. Şimdi para versem de ben sonra ödeme yapsam. Böyle bir diplomasi zaten ülke çıkarına yönelik olumlu bir şey sağlamaz. Buradan AKP’nin attığı adımların Türkiye’ye çok olumlu getirileri olabileceğini zannetmiyorum. BAE ile başlayan bir süreç, aslında Filistin davasının satılması sürecidir. Filistin davasını satan İbrahim Anlaşmalarıyla başlayan sürece AKP’nin de bilerek ve isteyerek katılması sürecidir. Çünkü deniz bitti, Kudüs diye bağırmak, para getirmediği için... Netice itibariyle siyasal İslamcılık öncelikle parayı önceleyen bir siyasi akımdır. Para bitince ve yeniden seçimleri kazanma imkanı doğmayacak bir ekonomik konjonktür tehlikesi ortaya çıkınca bunu geriye çevirebilmenin ilk yollarından bir tanesi Filistin davasını satmaktı, bunu kesinlikle yaptılar. Çünkü İbrahim Anlaşması’nı imzalayan BAE, Ortadoğu’da İsrail’den bile daha fazla ABD ve İngiltere’nin uzantısı olarak onlar sayesinde varlığını sürdüren bir devlet, bu kadar ‘sövmüşken’ iyi ilişkileri sanki matah bir şeymiş gibi anlatmak zaten AKP’nin içinde bulunduğu çaresizliği gösteriyor. Bu çaresizlik AKP’nin çaresizliğidir, Türkiye’nin çaresizliği değildir. Türkiye’de yeni bir iktidar bu ilişkileri çok daha dengeli şekilde götürerek Türkiye’nin ağırlığına uygun bir politika sürdürebilir. BAE’ye verildiğini düşündüğümüz tavizleri vermeyeceği gibi Filistin halkının da davasına rahatlıkla sahip çıkabilir.”

‘Suriye’deki Kürt oluşumu tehdidini ortadan kaldıran bir düzenlemeyle Türkiye’nin hiçbir argümanı kalmaz’

Solakoğlu, Suriye etrafındaki gelişmeleri de değerlendirdi. Şam'ın Arap Birliği'ne dönüşünün şeriatçı güçleri destekleyen büyük finansörlerin sahneden çekilmesi anlamına geleceğini belirten Solakoğlu, bunların Türkiye'yi zorlayacağı görüşünde. Solakoğlu, Suriye'de ulusal bütünlüğün sağlanarak Kürt oluşumu temelli tehdidin ortadan kaldırılmasının Ankara'yı argümansız bırakacağı görüşünde:
“Bu artık Türkiye’nin belirleyebileceği bir süreç olmaktan çıktı. Dolayısıyla Suriye’nin Arap Birliği’ne 2022’de katılması ve esas itibariyle rejimi devirmeye yönelik şeriatçı güçleri destekleyen büyük finansörlerin sahneden çekilmesi ve Esad'lı bir Suriye’ye onay vermesi, Türkiye’nin ister istemez elini zorlayacaktır. Türkiye ve AKP’nin elinde bir tane güvenlik gerekçesi kalacaktır. O da Suriye’deki Kürt oluşumu. Toplumun yüzde 75’ine satılabilecek hala bir malzeme. Buradan bize bir tehdit geliyor. Şayet Suriye’nin Arap dünyasına dönmesi ve ulusal bütünlüğünü sağlaması, burada Rusya’nın rolü de önemli, o tehdidi bertaraf edecek birtakım düzenlemeler de içerirse Türkiye’nin orada işgalci bir güç olarak bulunmaya hiçbir argümanı kalmayacaktır. Bu elini daha da sıkıştıracaktır. Geçen sene biz hemen hemen her Cuma-Cumartesi, ‘Suriye’ye giriyoruz, yeni operasyon’ gibi palavralarla büyük ölçüde maruz kaldık. Az çok konuyu bilen insanlar ‘Nereye gireceksiniz? Ya Rusya’ya ya ABD’ye çarpacaksınız ya da ikisine birden çarpacaksınız. Bu mümkün değil’ dediler. O arada şöyle bir hissiyatımız da vardı. Türkiye’nin güvenlik aygıtı da siyasi iktidarın bu kadar saçmalaya da gerek yok diye ikna etmiş gözüküyor ki Türkiye’nin çocuklarını boşu boşuna öldürecek bir maceraya girilmedi. 2022’de de umalım ki böyle bir şey olmasın. Uluslararası gelişmeler eğer Suriye’nin toprak bütünlüğünü tesis edecek bir yöne doğru giderse Türkiye’nin kendi başına o denklemi değiştirme ihtimali yoktur."

'Olumlu tek gelişme Ermenistan'la'

Solakoğlu'a göre, 2021'de olumlu tek gelişme Ermenistan'la normalleşme kararı, ancak Ankara'nın süreci ne kadar başarabileceği meçhul. Azerbaycan'ın zaten savaşta Karabağ meselesini büyük ölçüde çözmesinin süreçte etkili olduğunu dile getiren Solakoğlu, Türkiye ile Ermenistan normalleşmesi için ABD ve AB'nin teşviklerine işaret edilse de asıl aktörün Rusya olduğunu anımsattı:
"Bu sene içinde olumlu bulduğum tek gelişme diyebilirim, çünkü netice olarak Türkiye gibi büyük bir ülkenin 3 milyonluk küçücük bir komşusuyla sürekli kafa kafaya gelmesi ve yokmuş gibi davranması anlamlı değildi. Onun için bu ilişkilerin bir gün normalleştirileceğine zaten inanıyordum. Ama bunu AKP ne kadar başarabilir, bundan emin değilim. Bana göre seçilen temsilcisini niteliği de uygun değil ama burada siyasi irade rol oynayacaktır. Belki ABD ve AB’nin de süreci desteklediğine dair çok şey okuduk. Ama eğer Rusya bu süreci desteklemeseydi bu süreç başlamazdı. Bunun da bana göre en somut işaret ilk toplantının Moskova’da yapılacak olması. Bunun hep altını çiziyoruz. Moskova’ya birazcık ilgisi olan insanlar bilir, o bölgede herhangi bir diplomatik adımın Moskova’nın bilgisi olmadan yapılma ihtimali yok. Azerbaycan’ın itirazını geri çekmesi çok doğal. Çünkü Karabağ sorununu büyük ölçüde çözdü. Şimdi Ermenistan’ın en uzlaşmaya açık olacağı nokta bana göre bu ilişkilerin normalleşerek diplomatik tanıma ilişkilerinin daha da ileri gitmesi Ermenistan ve Türkiye halkının yararına olan bir gelişmedir.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала