12:00 21 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘İran gibi kültüre sahip bir ülkede rejim değişikliği basit iş değil, ulusal çıkar tanımı değişmez'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Doç. Dr. Ahmet Kasım Han'a göre ABD'nin İran'la yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesi 'hukuki değil siyasi'. Trump'ın yaptırımlar için AB'yi iknasının zor olacağını belirten Kasım Han, İran gibi bir kültüre sahip ülkede rejim değişikliğinin ise basit bir iş olmadığını ve bu ülkenin 'ulusal çıkar' tanımını değiştirmeyeceğini vurguladı.

    Suriye savaşı hükümetin adım adım kazanımlarına rağmen hala devam ederken, Ortadoğu, ABD'nin AB'deki müttefiklerinin arzusu hilafına İran'la nükleer anlaşmadan çekilmesi, büyükelçiliğini Kudüs'e taşıması eşliğinde yeni kriz tetikleniyor.

    İsrail, Suriye sahasında doğrudan İran ile kapışma yönünde hamleler yaparken, Lübnan'da Hizbullah'ı güçlendiren seçimlerin ardından Irak seçimleri kapıda.

    Ortadoğu'daki karmaşık gidişatı Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Kasım Han'a sorduk.

    'ORTADOĞU UZUNCA BİR ZAMANDIR PROBLEMLİ GÜNLERE DOĞRU İLERLİYORDU'

    Doç. Dr. Ahmet Kasım Han'a göre ABD'nin İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesi kararı sürpriz değilken, bölge zaten uzunca bir zamandır problemli günlere doğru ilerliyordu:

    "Ortadoğu zaten bir türlü dönemeçten çıkamıyor. Sürekli olarak sert bir virajın içerisinde dönüyor çok uzun bir zamandan beri. Son gelişmeler virajın açısını biraz daha keskin hale getiriyor mu diye sorarsak bunun cevabı, evet olur. Korkarım bir süredir aslında şunu görmek lazım; bölge zaten uygun adım daha problemli günlere doğru ilerliyordu uzunca bir zamandır.

     Yani şu sebeple veya bu sebeple zaten işlerin daha vahim bir noktaya geldiği bir süreci de yaşayacağız gibi duruyordu. Onunla ilgili olarak bölgeyi yakından izleyen değişik ülkelerden, değişik kamplardan, değişik gündemleri destekleyen uzmanlar da bu şekilde yorumda bulunuyorlardı. Onun için bu olay çok da sürpriz değil. Bu tabii yaşananları küçültmek manasına gelmez, bu nükleer anlaşma meselesi yani 'JCPOA' diye tabir edilen 2015 tarihli nükleer anlaşma BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi ve Almanya ile İran arasında akdedilmiş ve ardından Güvenlik Konseyi'nde ABD dahil 15'te 15 onaylanarak uluslararası hukuka bir anlamda konulmuş olan bu anlaşmanın feshi önemsiz bir olay değildir. Önemli bir olaydır, ama bu olaya kısmet oldu diyelim, bu olmasaydı başka bir şey olacaktı, o olmasa bir diğeri olacaktı, bizim viraj yani gittikçe daha keskin bir dönüşe dönecekti.''

    'ABD'NİN KARARININ HUKUKİ OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİNE İMKAN YOK'

    Kasım Han'a göre ABD'nin İran ile anlaşmadan çekilme kararının hukuki olarak değerlendirilmesine imkan yok:

    "ABD'nin BMGK onaylı bu anlaşmayı nasıl deldiği aşikar. Gözümüzün önünde cereyan ettiği biçimiyle yapıyor bunu.

     Yani aslında bunun hukuki olduğunu söylemenin imkanı yok. Çünkü Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı —ki bu anlaşmanın hükümlerine İran'ın uyup uymadığını denetlemekle yükümlü ve yetki sahibi olan kuruluştur- İran tarafında bu anlaşmanın ihlal edildiğine dair bir şey bulmadı, ne ABD istihbaratı ne de başka bir kaynak buna ilişkin inandırıcı kanıt sunamadı. 30 Nisan'da her ne kadar İsrail Başbakanı Netanyahu çıkıp 'İran bizi aldatıyor, başka bir program yürütmekte' dese bile ortaya koyduğu kanıtların çoğunun da 2015 Temmuz öncesi yani anlaşma tarihinden önceki olaylara da referans verdiği ortaya çıktı. Onun için bu meselenin hukuki olarak değerlendirilmesine imkan yok. Bu bir siyasi karar."

    'İRAN GİBİ BİR KÜLTÜRÜN REJİMİNİ DEĞİŞTİRMEK BASİT DEĞİL'

    Kasım Han'a göre İran gibi bir kültüre sahip ülkenin rejimini değiştirmek basit bir iş değil ve böyle bir rejim değişikliği halinde bile ulusal çıkar dönüşümü olmaz:

    "Bu siyasi kararın temelinde rejim değişikliği yoluyla İran'ı ehlileştirmek kaygısıyla alınmış olduğuna dair ikna edici bir boyutu yok, böyle düşünenlerdenim. Neden? Çünkü bu kararla İran'da rejim değiştirmeye kalkıyorsak, rejimi değişmiş bir İran'ın ulusal çıkarlarının ve bu çıkarlara ilişkin anlayışın da bütünüyle dönüşeceğini varsayıyoruz demektir.

     Ben İran'da böyle bir ulusal çıkar dönüşümü olacağını zannetmiyorum. Çünkü İran açısından mesele sadece İsrail değil ki. Diyelim ki o ideolojik bir mevzuydu, işte Şah döneminde İran-İsrail ilişkileri iyiydi, vesaire. Ama İran açısından şu anda daha da önemli bir boyutu var meselenin, o da Suudi Arabistan'la olan çekişmesi. Suudi Arabistan'la İran arasındaki ilişki öyle bir duruma gelmiş vaziyette ki ben onun öyle rejim değişikliğiyle —böyle bir değişimin mümkün olduğunu varsaysak bile- bir noktaya taşınabileceğini düşünmüyorum. Ben uzunca bir zamandır Ayetullah Ali Hamaney'in görevini bırakmasından sonra İran'da bir rejim içi tartışma bekliyorum. Bu tartışmadan kimin galip çıkacağını bugünden kestirmek güç, ama muhtemeldir ki; İran biraz karıştıktan sonra daha liberalize bir noktaya gidecek diye düşünüyorum ama bu ülkenin ulusal çıkarlarını dönüştürmeyecek. Yani İran Suriye'de, çünkü İslam Devrimi'ni 'yaymak istiyor' değil. İran, Suriye'de çünkü etkisini yaymak istiyor ve bununla kendisine sağladığı bir ulusal çıkarla bütünleştirilmiş bir algı var. İran'da 'Tahran'ın savunması Şam'da başlıyor' diyenler İslamcı fanatikler değiller, bunların içerisinde daha 'milliyetçi' diyebileceğimiz, İran ulusal çıkarlarına ilişkin daha süreklilik üzerinden yapılan yani İran tarihi üzerinden yapılan analizlere sahip insanlar var. Onun için 'rejimi değiştiririz, bütün sorunlar biter' derseniz, hayır, bitmez. Bu bir. İkincisi İran gibi bir kültürün rejimini değiştirmek basit bir iş değil yani evet, bu sonucu verebilir yaptırımlar giderek ağırlaşabilir. Senelerdir İran'da bu yaptırımların etkilerinin çok olumsuz olduğunu biliyoruz. Türkiye'nin 30 yıl gerisine düşmüş bir ülkeden bahsediyoruz. İslam Devrimi'nden bu yana İran'da gerçekleşen bütün dönüşümleri bir araya koyarsak en azından ekonomik parametrelerde geriye doğru gittiğini görüyoruz. Geriye doğru gidiyorsa bu ülke, demek ki daha da fazla geriye gitmesine neden olacak yaptırımlar etkili olurlar ama bu etkili olan yaptırımların sonunda ortaya çıkaracağı kaos acaba İslam Cumhuriyeti'nin bölgede yarattığı etkisi nasıl olacak, daha mı ağır olacak, onu da görmek lazım. Yani Irak'ta neler olup bittiği ve sonrasının nasıl geldiği ortada. İran, Irak değil, Irak nihayetinde 'icat' bir devlet, İran'ın öyle olmadığını söyleyebiliriz.''

    'ABD'NİN YAPTIRIMLARI UYGULAYABİLMESİ İÇİN AB'YE İHTİYACI VAR'

    ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetimindeki kişiliklerin İran karşıtlığıyla bilindiğine vurgu yapan Kasım Han, Trump'ın yaptırımları uygulayabilmesi için ise Avrupalı ülkelere ihtiyacı olduğunu, bu yüzden de o ülkelerin ‘kolunu bükmesinin' gerekli olduğu söyledi:

    "Avrupa Birliği'yle ilgili şunu söyleyebiliriz; Avrupalılar böyle konularda daha ortada bir reaksiyon vermeye çalışırlar, normal koşullarda da ABD ve dünya siyaseti bu ortada reaksiyonları yani mülayim, ortacı reaksiyonların göstermesine izin verir. Ama bugünkü koşullar öyle değil, bir kere ABD'nin başındaki 'zat-ı muhterem' öyle bir adam değil.

    İran nükleer müzakereleri
    © REUTERS / LEONHARD FOEGER
     Şimdi bir laf söyledi, o söylediği lafın takip edilmesini isteyecektir, çünkü Trump için birçok mesele kişisel. İkincisi, kendi yönetimin içerisinde bile belli bir oydaşmanın olmadığını biliyoruz. Şahinlerin şahini denilen, 'çılgın köpek' lakabıyla bilinen Savunma Bakanı Mattis bile bu anlaşmada birtakım elzem durumların olduğunu düşünüyordu. Fakat Trump bir tanesi son derece dekredite olan, iki adamı dahil etti yönetimine. Bunlar malum, yeni Dışişleri Bakanı Pompeo ile Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton. Bolton, herhalde rezil olabileceği kadar rezil olmuş bir kariyere sahip. Yani daha berbat bir şey düşünülemezdi. Irak savaşının yalanının mimarı Bolton, Birleşmiş Milletler'de 192 ülkenin temsilcisinin gözünün içine bakarak yalan söylemiş ve muhtemeldir ki yalan söylediğini bilen bir adam ve nedamet getirmekle ilgili hiçbir refleksi olmayan bir isim. Bu adam İran anlaşmasına karşıydı, Pompeo da ha keza karşıydı. Bunların yarattığı destek platformunun üstünde de Trump anlaşmayı iptal etti. Şimdi herkese bunu dinletmesi lazım, öyle kolay değil, çünkü bir karar tartışılır, iki, karşı taraf anlaşmaya uymuyor diye bir veri yok, bir üçüncüsü Çinliler ve Ruslar bu işi takip etmeyi ne kadar isteyecekler? Ayrıca ABD her ne kadar dünya ekonomisinin dörtte birine sahipse de, kontrol ediyorsa da, bir Çin'in ve bir Rusya'nın kendisini takip etmediği bir yaptırımlar dizisini nasıl sürdürebilir? Bunu sürdürebilir kılabilmek için de Avrupa Birliği'ni yanına almak zorunda, burda da onların kolunu bükmesi gerekecek. Bunun Avrupa'da ne çeşit rahatsızlıklar yaratacağı bir soru işareti. Bunu göreceğiz. Avrupa Birliği ülkeleri için o kadar kolay değil bu. Brexit İngiltere'si için de kolay değil aynı zamanda. Ama en sonunda Trump, yapması muhtemel olduğu biçimde buradaki baskıyı arttırmayı sürdürür, tırmandırırsa, Avrupalıların sonunda bunu takip etmeyi düşünmeye başlayacaklarını söyleyebilirim, bu onların alamayacağı bir risk. Ama Çinliler mesela aynı tepkiyi verirler mi, bilmiyorum."

    'GERÇEKTEN KİTLE İMHA SİLAHI OLAN BU İŞTEN KURTULUYOR'

    Anlaşmalar konusunda uluslararası hukuktaki ikircikli duruma işaret eden Kasım Han, ABD'nin nükleer silaha sahip olduğu söylenen Kuzey Kore ile anlaşırken İran ile anlaşmadan çekilmesine atıf yaparak ‘gerçekten kitle imha silahı olan bu işten kurtulduğu' anımsatmasını da yaptı:

    "ABD'deki Rusyacılık ve Çincilik tartışmalarından daha beter bir şey var bence. Yani o tartışmalar daha teorik tartışmalar, pratikte ise başka bir gerçeklik var.

     Geçenlerde bir internet sitesinde bir hikayeye rastladım ve şöyle diyor: ‘Irak'a müdahale edelim çünkü kitle imha silahları var, ondan sonra İran'a müdahale edelim çünkü kitle imha silahları geliştiriyor. Bir de Kuzey Kore'ye müdahale edelim. Deli misiniz, müdahale edilir mi? Onlarda gerçekten kitle imha silahları var' diye bir hikaye. Yani gerçekten kitle imha silahı olan demek ki bu işten kurtuluyor, canının istediğini yapabilir bir vaziyete giriyor. Bu şimdi doğru bir mesaj da değil. Ama bu tabii NPT (Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması) imzacılığıyla alakalı değil, uluslararası hukukun yapısı nedeniyle bu iç hukuk gibi değil. İran NPT imzaladığı anda ona uyma yükümlülüğünü de üstleniyor. Hiç imzalamamış devletler açısından böyle bir durum yok. Peki İsrail'in farkı ne diye de soruluyor. Nükleer silahlara karşıyız, ben de elbette hoşlanmıyorum nükleer silahlardan ama, iki ülke arasında legal bir farklılık var. Hiç imzalamamış olan bir şeye uymak zorunda değil. Türkiye de mesela Birleşmiş Milletler Deniz Hukuk Sözleşmesi'nin ikinci kısmına taraf değildir, o yüzden Yunanistan'ın bu sözleşmede verilen hak doğrultusunda kara sularını 12 mile çıkarmasını savaş sebebi sayar ve kendisininkini de Ege'de çıkarmaz. Haklı olarak yapmaz bunu, çünkü neden? O sözleşmeyi tanımıyor, öbürü de tanımıyor. İran'ın sorunu sözleşmeyi bir noktada tanımış olmasından kaynaklanıyor."

    'KORE MESELESİNDE ÇİN'İN ELİ DAHA KUVVETLİ, TRUMP ÇİN İLE DİDİŞMEYE ÇOK NİYETLİ DEĞİL'

    Kasım Han, Trump'ın, Kore meselesinde eli kuvvetli olan Çin ile didişmeye niyeti olmadığını ancak Çin ile ilişkinin ABD'nin kurumsal ruh hali çerçevesinde düşünülmesi gerektiğine vurgu yaptı:

    "Trump'ın Çin'le çok didişmek arzusunda olmadığını anlıyorum. Ama Kuzey Kore ile anlaşma konusunda bu kadar çok şey de ‘okumam'. Çünkü Kore meselesinde Çin'in eli daha kuvvetli ve daha ağır. Yani Trump uzunca bir zaman Çin'in yeterince iş birliği yapmamasından şikayet etti.

     Çinliler de anlaşılan bu son ticaret savaşlarıyla beraber ABD'yi susturmak için Kore'nin fazlaca gülmeyi seven liderine git biraz da Güney Kore'ye blöf yap dedi. Şimdi o bir genel yumuşama değil, bir ara da Trump'ın da Rusya'yla çok yakın olduğu söyleniyordu, hâlâ da söyleniyor. Amerikan seçimlerine doğrudan bir Rus müdahalesinin olduğu da aşikar. Bunun Trump'ın bir kısım bilgisi dahilinde olduğu da muhakkak. Ama bu sonunda işte o ulusal çıkar denilen şeyin kurumsal biçimlenmesini, bir ülkenin kurumsal ruh halini dönüştürmeye yetmiyor. Bütün bunlara rağmen ABD'de gittikçe daha Rusya aleyhtarı bir havaya zorlanıyor Trump. Çin'le ilişkisini de böyle değerlendirmek lazım Trump'ın."

    'İRAN İLE TİCARET ÖNEMLİ, TÜRKİYE, İRAN'A KARŞI YAPTIRIMLARA GİTMEZ'

    Türkiye'nin İran ile olan ticaretinin, ulusal çıkarlar açısından kritik olduğunu söyleyen Kasım Han'a göre Türkiye, İran'a karşı sert bir yaptırım rejimine girmeye evet demez:

    "Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump'ın aldığı kadarı doğru bulmadığını söyledi. 

    Türkiye'nin hakikaten o noktada olduğunu düşünüyorum doğrusu. Zira Türkiye'nin İran'la ticarete devam etme zorunluluğu var, yani gaz meselesi bir kere önemli bir mesele, 10 milyar metreküpün biraz altında gaz alıyor Türkiye İran'dan. Soğuk kışların geçtiği senelerde 7 milyar metreküpe düşüyor ama bu önemli ve şu anda offset edilebilir bir miktar değil. Dolayısıyla o ticaret devam edecektir. Buradaki sorun bir önceki turda Türkiye'ye tanınmış olan ciddi birtakım istisnalar vardı. Bugün artık bu İran'la ticaretteki istisnalar bütün bu Hakan Atilla, Reza Zarrab vakası etrafında olup bitenler nedeniyle zor. İkincisi de Fransa ile İngiltere'nin, Almanya'nın kolunu bükmek zorunda olan bir ABD yönetimi, Türkiye de şunları, bunları yapsın demez. Burada başka bir şey olabilir tabii, bir önceki davaların ortadan kalkması yönünde bir inisiyatif karşılığında hızla ve çok sert bir biçimde bu yaptırım rejimine geri dönülmesi istenebilir Türkiye'den ama ben Türkiye'nin burada evet diyeceğini hiç zannetmiyorum, cayabileceğini de hiç zannetmiyorum, çünkü İran'la olan ticareti Türkiye için önemlidir ve ulusal çıkarları açısından da kritik bir ülkedir."

    'ABD'NİN BİZE SIRA GELENE GELENE KADAR MERKEL'İ VE MACRON'U İKNA ETMESİ LAZIM'

    Kasım Han'a göre ABD, İran'a karşı yaptırım konusunda Türkiye'yi zorlamadan önce Almanya Başbakanı Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile uğraşmak zorunda:

    "ABD, İran'a karşı yaptırım uygulatma konusunda bize sıra gelene kadar herhalde başkaları ile uğraşmak zorunda kalacak. Orada çünkü Angela Merkel'i ikna etmesi lazım, Macron'un çok uğraştığını biliyoruz anlaşma iptal edilmesin diye. Yani Trump ile el ele tutuştular ama o kadar rahat geçmediğini biliyoruz o görüşmelerin. Zaten bütün bu olup biten de Trump'ın temelde siyasi kaygılarıyla şekilleniyor. Yani sonunda, aslında bütün siyaset yerel siyasettir sözü ortaya çıkıyor."

    'NÜKLEER ANLAŞMA KARARI, TRUMP İLE, ABD İÇ SİYASETİYLE DE ALAKALI'

    Eski ABD Başkanı Barack Obama'nın bütün baskılara rağmen nükleer anlaşmayı imzaladığını söyleyen Kasım Han'a göre Trump'ın bu kararı ABD iç siyasetiyle alakalı:

    "Bu meselesin arkasında İsrail de var, Suudi Arabistan da var, var oğlu var tabii. Herkesin bir önceliği var da, bizde genelde insanlar bu analizleri yaparken şunu kaçırıyorlar, tamam, ama bu biraz Nasreddin Hoca fıkrası gibi, yani iyi de hırsızın hiç mi suçu yok? 

    Yani burada biraz tersine işleyen bir şeyden bahsediyorum, İsrailliler, Suudiler, ABD'lileri bu şeye zorladılar. Bunu istediler. Obama'dan da istiyorlardı, neden işlemiyordu? Neden İsrail bloke edemedi bu şeyi? Trump'la alakalı, Trump yönetimiyle alakalı, ABD'nin iç siyasetiyle alakalı ve nihayetinde 6 Kasım 2018'de gerçekleşecek olan ABD ara dönem seçimleri ki Kongre'nin temsilciler meclisi kanadının tamamı, Senato'nun üçte biri ve 39 tane de vali yenilenecek. Dolayısıyla Trump kiminle iş birliği yapacağına karar vermek durumunda. Burada son derece ironik hikayelerle, birbiriyle örtüşen iki tane grup var; bir tanesi 'müesses nizam şahinleri' diyeceğim, öbürü de evanjelist sağ. Bu ikisinin üzerinde mutabık olduğu tek mesele İran karşıtlığı ve İsrail yanlılığı. O yüzden işliyor bu, bir de tabii Suudi parası ve onun değerlendirilmesi var. Yani bunlara bugün cevap veren bir Başkan olduğu için oluyor bunlar yoksa Obama'nın tepesinde havan dövdüler ama JCPOA'yı imzalattı."

    'İRAN'A KAPIYI GÖSTERMEK O KADAR BASİT BİR KARAR DEĞİL'

    Ahmet Kasım Han son olarak nükleer anlaşmadan çekilme meselesi üzerinden Suriye'de Türkiye ile alakalı bir sorun çıkmasının kolay olmadığını ve şu anki dengelerde İran'a kapıyı göstermenin basit bir karar olmadığını söyledi:

    "Suriye'de Türkiye'nin muhatabı Rusya. Zaten İran'la anlaşmamak üzerine anlaştık, aramızı da Rusya buluyor. Bu noktadan kolay kolay bir şey çıkmaz, Türkiye için çok varoluşsal bir mesele ayrıca, hem iç siyaseti hem dış siyaseti bakımından, üstelik bir de şimdi seçime gidiyoruz, kolay değil. Ama zaten daha bu hikaye çok su kaldıracaktır yani sen kaldırdın oldu ama ya birisi şimdi bunu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na götürürse? Kudüs kararı gibi, yani her şey mümkün. Bu konu Türkiye'deki iktidarla alakalı değil, en azından benim gördüğüm perspektiften değil. Seçimlerden sonra iktidar değişirse birtakım noktalarda daha sert, daha yumuşak davranma imkanı olabilir ama Türkiye'de kim iktidarda olursa olsun şu anki dengelerde İran'a kapıyı göstermek o kadar basit bir karar değil."

    İlgili konular:

    Fitch: ABD'nin İran hamlesi Ortadoğu risklerini artırdı
    Lavrov: ABD'nin İran kararı BMGK kararıyla tezat oluşturuyor
    Rusya: ABD’nin İran ile yapılan ‘nükleer anlaşmadan’ çekilme kararı hatalı
    Etiketler:
    JCPOA, Nükleer anlaşma, Ahmet Kasım Han, Emmanuel Macron, Donald Trump, Ayetullah Ali Hamaney, Angela Merkel, AB, Kuzey Kore, İran, Çin, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın